Antik Dünyada LGBTQ+

Joshua J. Mark
Yazan , Çeviren: Aslı Teyyar
tarihinde yayınlandı
Translations 8
bookmark_addbookmark_addedMakaleyi Kaydet headphonesSesli Sürüm printYazdır picture_as_pdfPDF

Antik dünya kültüründe LGBTQ+ gibi tanımlara ihtiyaç duyulmazdı. Çünkü günümüzde homoseksüel ve heteroseksüel olarak tanımlanan bu ilişkilerin arasındaki fark antik dünyada yer almazdı. Nitekim antik dünyada "biz" ve "onlar" şeklinde insanları kutuplara ayıran tanımlar bulunamazdı. Bunun yerine sadece "biz" vardı ve kişinin kimi sevmeyi seçeceği yalnızca kendisini ilgilendirirdi.

Red-Figure Toilette Scene
İki Hetaera Tuvalette (Kırmızı Figürlü Tuvalet Sahnesi) Sailko (CC BY-SA)

Erkekler arası romantik ilişkilerde etiketleme bir tek kişinin kendisi ve partnerinin statüsü üzerinden yapılırdı. Yunanistan, Roma ve diğer kültürlerde, bir ilişkide "kadın rolünü üstlenen" erkeğin (özgür bir erkeğin), erkekliğinden ödün verdiği düşünülürdü fakat yine de ilişkinin kendisine dair herhangi bir düşünce atfedilmezdi. Nitekim antik dönem yazarları da bireyin cinsel yönelimi incelenen olayla doğrudan bağ taşımadığı sürece kişinin cinsel kimliğine genellikle yer vermezlerdi. Çünkü cinsel kimlik hiçbir şekilde bir sorun teşkil etmezdi. "Medeniyetin beşiği" olarak anılan Mezopotamya'da ise hem sanat hem de edebiyat eserlerinden elde edilen kanıtlara dayanarak söylemek gerekirse aynı cinsiyet arasındaki ilişkiler o kadar yaygındı ki karşı cinsler arasında kurulan ilişkiler ile eşit şekilde betimlenirdi. Araştırmacı Bruce L. Gerig ise şöyle bir yorum yapmaktadır:

"Onlara göre cinsel birliktelik hor görülmemesi gereken son derece doğal bir eylemdi ve üçüncü şahıslar zarar görmediği ya da bazı yasaklar (belirli günlerde yaşanması yasak olan cinsel birliktelikler ve bazı kadınların tanrılara ayrılmış olması gibi) çiğnenmediği müddetçe istendiği gibi yaşanabilirdi. Hatta araştırmacı William Naphy antik Yakın Doğu'nun çarpıcı bir özelliğine dikkat çekmektedir: "Aynı cinsler arasında yaşanacak faaliyetlere dair kayda değer bir 'ahlaki' endişe taşıyan kültürlerin sayısı oldukça az görünüyor… Çoğu kültür, erkeklerin diğer erkeklerle cinsel ilişkide bulunabileceğini kabul ediyor gibi görünmekte."(8)

Cinsel kimliğe dair ayrımlar ve hemcinsler arası ilişkilere yönelik yasaklar, ancak Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. Zira Hristiyanlık, daha önceki dinsel inançlarla ilişkili uygulamaları reddediyordu. Dolayısıyla burada kınanan şey hemcinsler arasındaki ilişki değil, pagan tanrılara kurban sunmak veya Hristiyan dışı dinî festivallere katılmak gibi Hristiyan olmayanların katıldığı her türlü etkinlikti.

Hatta antik dillerde, günümüzde kullanılan "eşcinsel" ve "heteroseksüel" terimlerinin tam karşılığı olan sözcükler bile bulunmamaktadır. Zira bu terimler ancak 1869 yılında literatüre eklenmiştir. İncil tercümelerinde ilk kez MS 1946 yılında 'homoseksüel' şeklinde çevrilen Yunanca arsenokoites sözcüğü, Aziz Paul tarafından I. Timoteos 1:10 ve I. Korintoslular 6:9 mektuplarında ilk kez ortaya konulana kadar tarihte hiç var bile olmamıştır. Bu kelimenin asıl çevirisi ise "erkek yatakları" şeklindedir ve bu ifade, eşcinsel ilişkilerden ziyade, Hristiyanlık dışı geleneklerde erkeklerle cinsel birliktelikte bulunan erkeklere işaret ediyor gibi görünmektedir. Günümüzde cinsel kimlik temelinde yaşanan ayrışmaların ve toplumun bazı kesimlerinin "geleneksel değerlere dönüş" talebinin ironik yönü ise, hemcinsler arası ilişkilerin 2.000 yılı aşkın bir süre boyunca son derece bariz bir şekilde geleneksel olarak meşru görülmüş, saygı duyulmuş ve hatta yüceltilmiş olmasıdır.

Mezopotamya

Esas olan tarafların cinsiyetleri değil, statüsüydü.

Antik Mezopotamya'da, halk arasında İştar olarak tanınan popüler tanrıça İnanna'nın rahip ve rahibeleri biseksüel ve trans bireylerdi. Tanrıçanın en saygı uyandıran yönlerinden biri de erkekleri kadına, kadınları ise erkeğe dönüştürme kabiliyeti yani dönüşüm kudretiydi. Hem tanrısı hem babası olan Enki'nin ise İnanna'nın daha sonradan hizmetkarları ve ruhanî sınıfı haline gelecek "ne erkek ne de kadın" olan üçüncü bir cinsiyet yarattığı da rivayet edilir. Öyleyse bugünkü terminolojide 'non-binary' biçiminde ifade edilen kimlik, üç bin yıldan uzun zaman önce ilahi irade tarafından yaratılmış üçüncü bir cinsiyet olarak kabul edilmekteydi. Üstelik tanrılar aynı cinsiyet arasındaki ilişkileri de kutlamış ve kutsamıştır. Bu durum hem karşı cinsten hem de aynı cinsten çiftler için dualar barındıran 'Büyü Mealli Takvim' (The Almanac of Incantations) metninde açıkça gözler önüne serilmektedir. Bu bağlamda da bir erkeğin kendi sosyal statüsündeki bir erkekle cinsel ilişki kurmasının uğur ve refah getireceği inancı yaygındı ve böyle bir ilişki ancak alt veya üst tabakalar arasında gerçekleştiği zaman problem teşkil ederdi. Ve o zaman bile bu inanış karşı cinsler arasındaki ilişkiler için de geçerliydi. Söz konusu olan aynı paradigma, cinsiyetin değil tarafların sosyal statüsünün esas alındığı diğer antik kültürler için de geçerlidir.

Çin

Çinliler de bu paradigmayı benimsemişlerdir. Örneğin üst sınıfta yer alan erkekler ve hükümdarlar, kendilerine saray görevlileri arasından hemcins aşıklar edinirlerdi. Bu durum ise toplumda kabul görürdü çünkü üst tabakaya ait olan kişinin partnerini de aynı statüye yücelteceği kabul edilirdi. Bununla birlikte Çin'de erkekler arası eşcinsel ilişkilere atıfta bulunan kayıtlar ise en az MÖ 600 yılına kadar uzanmaktadır. Eşcinsel ilişkiler özellikle Han Hanedanlığı (MÖ 202 - MS 220) ile birlikte şiirlerde, fıkralarda ve tarihî kayıtlarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Öte yandan antik çağın erkek tarihçileri kadınları genelde nasıl yok saydıysa, Çin edebiyatında da kadınlar arası hemcins ilişkiler aynı şekilde göz ardı edilmiştir. Buna karşılık erkek çiftler hem aşığın hem de sevgilinin bu ilişki sayesinde yüceldiği ve daha iyi bir konuma geldiği aşkın o asil yönüyle bağdaştırılmıştır. Çin'deki hemcins erkek ilişkilerini tanımlayan hikâyeler üzerine araştırma yapan Louis Crompton şöyle yazmaktadır:

Açıkça görülmektedir ki bu normatif anlatılar -tabii onlara böyle diyebilirsek- hemcins ilişkilerinin hiçbir sakınca görülmeden olağan karşılandığını gözler önüne sermektedir. Üstelik bu kabul Çin'de yirmi dört asır boyunca da sürmüştür. Dolayısıyla söz konusu anlatılar, Batı Hristiyanlığının tasavvurunu esir alan mitosla, yani doğaüstü felaketleriyle tanınan Sodom anlatısıyla bariz bir zıtlık arz eder. Fakat bu gelenekler, Antik Yunan'ın geleneklerinden de oldukça farklı bir çizgide yer almaktadırlar. Nitekim savaşçı bir toplumdaki kahramanca fedakârlık efsaneleri yerine, burada bizi incelikli düşünce ve şefkate dair ilgi çekici hikâyeler karşılar. (215)

Bu anlatılardan birisi de 'Kesik Yen' (The Cut Sleeve) hikayesidir. Bu hikaye, Han Hanedanlığı İmparatoru (MÖ 7-1 arası hüküm sürmüş) Ai'nin cübbesinin kolu üzerinde uyuyakalmış olan sevgilisi Dong Xian ile nasıl dinlendiğini anlatır. Rivayete göre sevgilisi Dong Xian'ı uyandırmaya kıyamayan İmparator, üstündeki giysisinin kolunu kesip atmış ve o hali ile devlet işlerini yürütmeye devam etmiştir. "Kesik yen (kol)" deyimi ise böylelikle sevgiliye gösterilen özeni ve nazik düşünceyi simgeleyen ve diğer benzer hikâyelerle birlikte hemcins ilişkilerini anmak için kullanılan kalıplardan biri haline gelmiştir.

Woman Spying on Male Lovers
Erkek Aşıkları Gizlice İzleyen Kadın Unknown (Public Domain)

Japonya

Japonya'da da hemcins ilişkiler Meiji öncesi çağında (MS 800-1868) toplumu yücelten bir unsur olarak görülmüş ve büyük Budist bilgesi Kukai tarafından yalnızca desteklenmekle kalmayıp aynı zamanda teşvik edilmiştir. Bununla birlikte efsanelerin aksine MS 806 civarında Japonya'da Shingon Budizmini kuran ve günümüzde de saygıyla anılan Kukai (daha yaygın bilinen adıyla "Büyük Öğretmen" Kobo Daishi), bu ilişkileri Japonya'ya tanıtan ilk kişi de değildir. Zira bu tür birliktelikler çok daha eski tarihlerden beri Japonya'da kabul görmekteydi. Japonlar bu tür ilişkileri 'nanshoku ("erkek sevgisi" veya "erkek renkleri")' olarak adlandırmıştır. Bu ilişkiler aynı zamanda Çin'deki hemcins ilişkilerden etkilenen aristokrasi ve entelektüel elitler tarafından da meşrulaştırılmıştır. Bu bağlamlarda denilebilir ki Japon toplumunda, arzu edilen kişinin cinsiyetinden bağımsız olarak, romantik birliktelikler ve cinsellik yaşamın olağan birer parçası olarak kabul edilmiştir. Örneğin Leydi Murasaki'nin milattan sonra 1020 tarihlerinde kaleme aldığı meşhur Genji'nin Hikâyesi romanında başkahraman, evlenmeye çalıştığı kadının erkek kardeşini baştan çıkarır. Ancak bu eyleminden ötürü başkahraman daha az değerli görülmez ya da gözden düşmez. Çünkü yazar için apaçıkça biseksüel olan karakterin cinsel yönelimi önemsiz bir detaydır. Bu yüzdendir ki yazar, bu konuya bir daha hiçbir şekilde değinmez.

Mısır

Mısır'da da tarih boyunca akışkan cinsiyet kimliği kabul görmüştür. Üst sınıf bir erkeğin cinsel birliktelikte 'kadın rolünü benimsemesi' hariç tutulacak olursa karşılaşırız ki tıpkı diğer kültürlerde olduğu gibi Mısır'da da cinsel kimlik ve cinsiyetler arası ilişki genellikle ne dikkat çekmiş ne de kınanmıştır. Araştırmacı Colin Spencer'ın belirttiğine göre: "Erkek biseksüelliği son derece doğal kabul edilmiş ve hiçbir zaman yadırganmamıştır. Fakat pasif eşcinsellik Mısırlıları rahatsız etmiştir. Peki ya bir kral böyle kadınsı bir tavır sergileseydi durum ne olurdu?" (34). Mısırlıların hemcins ilişkilerle ilgili sahip olduğu tek sorun, belirli bir statüye sahip bir erkekte görülen zayıflık belirtisi ve aşırı kadınsılıktı. Mısırlılar, pek çok güçlü dişi tanrıçalarının da kanıtladığı üzere kadınsal güce saygı duysalar da ölümlü kadınların gücü etkili bir şekilde kullanabileceğine inanmıyorlardı (gerçi aralarında Hatshepsut gibi daha tanınmış simaların da bulunduğu azımsanmayacak sayıda kadının bunu açıkça yaptığı da bir gerçektir). Bu bağlamlarda Mısır'da "eşcinsel" ilişki diye bir kavram yoktu, yalnızca ilişkiler vardı. Erkekler arası cinsel ilişkilerden olumsuz bir şekilde bahsedildiğinde, bu durum asla bir ilişki bağlamında değil fakat bir erkeğin cinsel birleşme sırasında erkeklik gücünden vazgeçip onu diğerine devretmesi ile alakalı olurdu. Örneğin, Horus ve Set'in Mücadelesi adlı meşhur hikâyede tanrıları rahatsız eden şey cinsel eylemin kendisi değil, Set'in Horus üzerinde hâkimiyet kurduğunu iddia etmesidir.

Mastaba of Niankhkhnum & Khnumhotep
Niankhknum ve Khnumhetop Mastabası kairoinfo4u (CC BY-NC-SA)

Yunanistan

Frigya tanrıçası Kibele ile partneri Attis kültü, MÖ 300 dolaylarında antik Yunan'da yaygınlaşmıştır. Bu kültün ayırt edici yönlerinden biri ise kendini açıkça kadın kimliği ile tanımlayan trans din adamları yani galli (veya gallae) olmuştur. Bu kültün Anadolu'ya yayılmadan evvel kökeninin Mezopotamya'ya dayandığı ve daha sonra Küçük Asya'ya yayıldığı düşünülmektedir. Galli'lerin ise başlangıçta İnanna kültünden ve onun rahiplerinden esinlenmiş olabileceği düşünülmektedir. Fakat MÖ 300'lü yıllardan çok önce de Yunan dünyasında hemcins ilişkiler olağan bir durumdu. Örneğin Platon (MÖ 428/427-348/347) pek çok diyalogunda hemcins birlikteliklere övgüler düzmüştür. Platon, sadece yaşlılık döneminde yazmış olduğu Kanunlar eserinde bu tutumundan geri adım atmıştır. Ancak Platon'un burada da -daha önce övdüğü- bu ilişkileri, uyandırabileceği güçlü tutkular ve ilişkinin taraflarına açabileceği sorunlar yönünden eleştirdiği düşünülmektedir.

Romalılar da Yunan geleneklerine benzer bir modeli izlemiş ve toplumda yerini almış kıdemli bir erkeğin, bu ilişkiden fayda sağlayacak genç bir erkekle ilişki kurmasını benimsemişlerdir.

Aristoteles (MÖ 384-322), yine aynı şekilde cinsel ilişkide pasif bir rol üstlenerek erkekliğinden ödün veren bir erkek durumu haricinde, aynı cinsiyet arasında kurulacak ilişkiler ile ilgilenmemiştir. Büyük Stoacı filozof Kitiyonlu Zenon (MÖ 336-265) ise sadece erkekler arası ilişkileri tercih ederdi. Bu ilişkilerin klasik modeli, toplumsal yerini almış kıdemli bir erkeğin (erastes, "aşık"), bu bağ sayesinde zihnen ve kültürel olarak gelişecek genç bir genci (eromenos, "sevilen") baştan çıkarıp sevgisini kazanmasına dayanıyordu. Spartalılar'ın ise aşıkların sevgililerini etkilemek ve onları korumak için savaşlarda çok daha etkin bir şekilde dövüşeceklerine dair inançları vardı. Bu yüzdendir ki Agoge adı verilen Sparta eğitim programında erkekler arası ilişkileri teşvik ediyorlardı. Bu paradigmanın en somut ve ünlü kanıtı ise aynı cinsiyetten sevgililerden oluşan bir birlik olan Teb'in Kutsal Ordusu'dur. Nitekim bu birlik, MÖ 371'den 338'e kadar olan savaşlarda yenilmezliğini sürdürmüştür. Ta ki Kaironeia Savaşı'nda hepsi şehit düşene kadar. Bu savaşın sonucunda Teb'in Kutsal Ordusu'ndan geriye tek bir kişi bile kalmamıştır.

Roma

Romalılar da Yunanlıların modelini takip ederek, toplumda yerini almış ve kıdemli bir erkeğin, bu ilişkiden fayda sağlayacak genç bir erkekle bağ kurmasını benimsemişlerdir. Tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi, bu birlikteliklerin cinsel boyutu ikincil plandaydı ve ilişkinin onurlu sayılabilmesi için tarafların paylaştığı sahici bir sevgi ve saygı şarttı. Nitekim evli Roman erkekleri düzenli olarak erkek aşıklarla ilişki yaşardı ve diğer kültürlerde de belirtildiği gibi, böyle bir ilişkiyle bağdaştırılan tek utanç veya damgalanma, belli bir statüye sahip bir erkeğin pasif rolü üstlenmesiydi. Bu durum öncelikle anal ilişkiyle ve kişinin penetrasyona izin vermesiyle ilgiliydi zira bunun dışında hiçbir cinsel eylem veya pozisyon eleştirilmezdi. Bilindiği üzere Jül Sezar (MÖ 100-44) da hemcins ilişkiler yaşamıştır ve cinsel birleşmede pasif rolü oynadığı iddiasıyla itibarsızlaştırılmaya da çalışılmıştır. Lakin Sezar, bu ithamları göğüsleyip siyasi ve askeri ağırlığını muhafaza edebilecek kadar güçlü bir liderdi. Bununla birlikte Roma tarihinde kaydedilmiş birçok ilişkinin yanı sıra hemcinsler arasında sadık bir şekilde yaşanan ilişkilerden en ünlüsü Roma imparatoru Hadrianus (MS 117-138) ile genç sevgilisi Antinous (MS 110-130) arasında olmuştur. Ne var ki hiçbir tarihçinin yazmaya değer bulmadığı sıradan insanlar arasında yaşanan nice benzer ilişkinin var olduğu da kuşkusuzdur.

Roman Erotic Oil Lamp
Roma Dönemi Erotik Yağ Lambası British Museum (CC BY-NC-SA)

Diğer Antik Kültürlerde Cinsiyet Kimliği

Bu aynı paradigmalar, antik dünyadaki neredeyse her diğer kültürde de var olmuştur. Tayland'da, Kathoey ('ladyboy'lar) olarak bilinen üçüncü bir cinsiyet MS 14. yüzyıldan beri (her ne kadar çok daha önceden var oldukları neredeyse kesin olsa da) kabul görmüştür. Hindistan'da ise MÖ 1250 dolaylarında kaleme alınan Manusmriti kanunnamesi hemcins birlikteliklerle karşı cinsten ilişkileri aynı şekilde değerlendirmiştir. Üstelik hem bu metin hem de meşhur Kama Sutra (MÖ 400 civarı) metni, Kinnar (ya da Hijra) olarak bilinen üçüncü bir cinsiyetten söz eder. Günümüzde her iki topluluk da (ladyboy'lar ve kinnar'lar) ötekileştirilmiş olsa da, dönemin yazılı kaynaklarında onları damgalayan bir unsur yer almaz. Üstelik diğer toplumlardan farklı olarak, bu iki toplumda üçüncü bir cinsiyetin pasif rol üstlenmesi herhangi bir itibar kaybına da neden olmamıştır.

Yerli Amerikan kabileleri, hem erkek hem de kadın özelliklerini barındıran ve günümüzde 'İki Ruh' (Two-Spirit) olarak bilinen üçüncü bir cinsiyeti benimsemişlerdir.

Yerli Amerikan kabileleri, hem erkek hem de kadın olan ve günümüzde 'İki Ruh' (Two-Spirit) olarak bilinen üçüncü bir cinsiyeti kabul ederlerdi. Amerika'nın Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmesi sürecinde Kızılderili dil ve kültürünün pek çok yönü yok olduğundan bu cinsiyetin antik terimi de kaybolmuştur. Dolayısıyla bu modern bir adlandırmadır. Fakat İki Ruh'lar topluluk tarafından çok değer görürdü ve İnanna ile Kibele inananlarında olduğu gibi, tanrılar tarafından erkekten kadına dönüştürüldüklerine inanılırdı. Erkekliğe geçiş ritüeli olan vizyon arayışı yolculuğuna çıkan bir oğlan çocuğuna bir tanrı görünür ve ona gerçekte kim olduğunu gösterirdi ve eğer İki Ruh olarak seçildiyse, topluluğuna geri döner ve kadın giysileri giyip kabilenin kadın üyeleriyle özdeşleştirilen işleri yapmaya başlardı.

Afrika genelinde ise üçüncü bir cinsiyet olarak tanınan ve kendini bu şekilde tanımlayan kişilere yönelik pek çok farklı unvan bulunmaktadır. Bunlar arasında, Amerika'nın İki Ruh'ları gibi kadın olarak kimliklenen ve kadınların geleneksel görevlerini yerine getiren erkekler olan Ashtimeler yer almaktadır. Bunların birçoğu erkeklerle evlidir ve günümüzde, tıpkı Kinnar ve Kathoey gibi ötekileştirilmiş olsalar da, antik geçmişte ilahi bir şekilde dönüştürülmüş varlıklar olarak kabul görürlerdi.

Sonuç

Bu paradigmadaki ilk değişim, Hristiyanlığın yükselişi ve diğer inançlar ile önceki pratiklere karşı gösterilen hoşgörüsüzlükle birlikte ortaya çıkmıştır. I. Konstantin'in Hristiyanlığı kabul etmesiyle Roma İmparatorluğu'nun resmi inancı haline gelen bu din, öğretilerini mutlak hakikat olarak dayattığı için farklı ve alternatif anlatılara asla yaşam hakkı tanımamıştır. Öte yandan İncil'in kendisi hemcins ilişkileri kınamamaktadır. Nitekim üçüncü cinsiyetler hakkında tek kelime bile etmemektedir. Günümüzde LGBTQ+ bireyleri suçlamak için en sık başvurulan Levililer 18:22 ayeti -"Bir erkekle, bir kadınla yatar gibi yatma; bu iğrençtir"- aslında antik toplulukların bir erkeğin cinsel ilişkide "kadın rolü üstlenmesine" karşı takındığı tavrın bir yansımasından ibarettir ve doğrudan eşcinsel bir ilişki biçimini hedef almamaktadır.

Tekvin'in (Yaratılış) bölümündeki Sodom ve Gomora anlatısı da eşcinsel topluluğu hedef almak için sıkça kullanılır. Fakat MS 397'de vefat eden Aziz Ambrosius gibi erken dönem Kilise Babaları dahi bu şehir halkının günahının cinsel kimlikle değil, konukseverlik kurallarının çiğnenmesiyle ilgili olduğunu bilir ve kabul ederlerdi. İncil'deki bir diğer yanlış anlaşılan kısımlardan olan Romalılara Mektup 1:24-27 ise pagan ayinlerine ve tapınak fuhşuna katılan kişilerin Tanrı tarafından kendi şehvetlerine bırakılacağını söyler. Yani yine cinsel kimlikle hiçbir alaka taşımaz. Kısacası, ilahî iradenin hemcins ilişkileri lanetlediği yönündeki anlayışı teşvik eden herhangi bir İncil çevirisi, sadece eserin hatalı bir yorumundan ibarettir.

Sodom and Gomorrah Afire
Sodom ve Gomora yanıyor Jacob de Wet II (Public Domain)

Bahsi geçen tüm bu toplumlarda hemcins birliktelikler, ilkin Hristiyanlık inancının ve misyonerlik faaliyetlerinin etkisiyle olumsuz yönde etkilenmiştir. Ardından benzer bir dinî tahammülsüzlük, İslam inancı ve vaktiyle bu tür ilişkileri desteklediği ifade edilen Budizm gibi inançlar aracılığıyla yayılmaya devam etmiştir. Bu tür bir hoşgörüsüzlük, "geleneksel değerler" olarak gördükleri şeyleri korumaya çalışan toplumların ve toplulukların, bu değerlerin en temelinde diğer insanlara duyulan sevgi ve saygının yattığını anlamadan, cehalet ve korkudan beslenip bunları sürdürmeleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Spencer şöyle bir yorum yapar:

Cinsellik, toplum onu kontrol etmeye veya yönlendirmeye ne kadar çalışırsa çalışsın, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile varlığını sürdürmeye devam eder. Kimileri bunun içimizdeki en büyük güç olduğunu söyler. Nitekim belki de bu sebepten ötürü ondan bu derece korkuyor ve çoğunlukla hiç gerek olmadığı hâlde onu baskı altına alıp dizginlemeye çalışıyoruz. "Kontrolsüz cinsellik" zihnimizde barbarlıkla, medeniyetin çöküşüyle ve belki de bizzat kendi evrimimizle ilişkilendirilir. Ve belki de bu yüzdendir ki toplumlar, yüzyıllar boyunca en ağır ahlaki kınamasını alışılmışın dışındaki cinsel davranışlara yöneltmiştir. Zira "ahlak" kavramı nasıl orgazm olduğumuzla değil, bir toplumun ne kadar insani ve hoşgörülü olduğuyla ilgilenseydi, tarihimiz ne kadar da farklı yazılabilirdi! (11)

LGBTQ+ topluluğu, 20. yüzyılın sonlarına dek yaklaşık 2.000 yıl boyunca ötekileştirilmiş bir hâlde kalmıştır. Ta ki bireyler, kendi cinsel kimlikleriyle tıpkı diğer herkes gibi özgürce yaşama haklarını savunmaya başlayana dek. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri'nde, New York'un Greenwich Village semtindeki Stonewall Inn'de 28 Haziran 1969 tarihinde gerçekleşen Stonewall Ayaklanması, LGBTQ+ topluluğunu gölgelerden çıkıp sivil haklarını talep etmeye cesaretlendiren dönüm noktası olmuştur. Kendilerini dışlayan haksız sisteme karşı direnen Stonewall Inn'deki özgürlük savaşçıları, antik çağlarda doğal bir biçimde kabul gören cinsiyet ve ilişki anlayışının modern dünyadan da talep edilmesi için dünyanın dört bir yanındaki insanlara ilham olmuştur.

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2026, Kasım 04). Antik Dünyada LGBTQ+. (A. Teyyar, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1790/antik-dunyada-lgbtq/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Antik Dünyada LGBTQ+." tarafından çevrildi Aslı Teyyar. World History Encyclopedia, Kasım 04, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1790/antik-dunyada-lgbtq/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Antik Dünyada LGBTQ+." tarafından çevrildi Aslı Teyyar. World History Encyclopedia, 04 Kas 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1790/antik-dunyada-lgbtq/.

Reklamları Kaldır