II. Mahmud

Osmanlı İmparatorluğu’nun Islahatçı Sultanı
Reha Mert
Yazan , Çeviren: Batuhan Aksu
tarihinde yayınlandı
Translations
bookmark_addbookmark_addedMakaleyi Kaydet headphonesSesli Versiyon printYazdır picture_as_pdfPDF
Portrait of Mahmud II (by Henry Guillaume Schlesinger, Public Domain)
II. Mahmud'un Portresi Henry Guillaume Schlesinger (Public Domain)

II. Mahmud, Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü sultanlarından biriydi. Radikal bir reformcu olarak, imparatorluğun çöküşüne mani olmak için askerî ve idarî reformlarını tatbik etmeye çalıştı. Yeniçeri birliklerinin kaldırılması, yeni hükümet müesseselerinin kurulması ve dış görünüşle ilgili yeni tedbirler, Osmanlı ordusu ve toplumunda radikal değişikliklere yol açtı ve buna binaen "Kâfir Sultan" olarak bilindi. Yalnızca askeri reformlarla değil, ilk nüfus sayımı, ilk resmî gazete (Takvîm-i Vekâyi), modern nezaretlerin (Dahiliye, Hariciye vs.) tesis edilmesi ve bürokrasinin modernizasyonu gibi adımlarla da modern devlet yapısının temellerini attı.

II. Mahmud'un (1785-1839) doğduğu devir, Osmanlı İmparatorluğu için bir kriz çağıydı. İktisadi mücadelenin yanı sıra, Osmanlılar askeri bir çöküş içindeydi ve eski ihtişamlı günlerinden hiçbir iz kalmamıştı. O devirde Batı orduları taktik ve teknoloji sahasında ilerlerken, Osmanlı askeri sistemi geride kalmıştı. Rus ve Avusturya imparatorluklarına karşı devamlı mağlubiyetler yüzünden geniş topraklar kaybedilmişti. Osmanlı Devleti bu çıkmazdan kurtulmak için çeşitli yollar denemişti; devletin daha tesirli işlediği geçmişe duyulan hasret, bazı devlet adamlarını eski idari usullere dönmenin lazım olduğunu müdafaa etmeye yöneltirken, çözümün geriye bakmakta değil, ileriye gitmekte olduğuna inananlar da vardı.

Erken Hayat

Mahmud'un amcası III. Selim (1789-1807 yılları arasında hüküm sürmüştür), Osmanlı İmparatorluğu'nun o zamana kadar gördüğü en reformist hükümdarlardan biriydi. İmparatorluğun gerilemesini tersine çevirmek ve böylece durdurmak için III. Selim, ıslahatlarını tatbik etmiş ve "yeni nizam" manasına gelen Nizam-ı Cedid olarak adlandırılan modern, Avrupai bir ordu kurmuştur. Mamafih bunu yapmakla, çıkarları zarar gören ve yerlerine yenilerinin getirildiği intibasına kapılan Yeniçerilerden (Osmanlı ordusunun seçkin birlikleri) şiddetli bir tepkiyle karşılaşmıştır. Bu eski nizamın müdafileri Kabakçı Mustafa'nın (1770-1808) arkasında toplanmış ve sonunda onu tutucu kuzeni IV. Mustafa (1779-1808) lehine tahttan feragat etmeye zorlamıştır. III. Selim sarayda tecrit altında yaşarken, Alemdar Mustafa Paşa (1765-1808) gibi taşra ileri gelenleri (ayanlar), Selim'i kurtarmak için İstanbul'a doğru yürüdü. Sıradan bir askerden yükselerek IV. Mustafa'yı tahta çıkaran Kabakçı, Alemdar'ın birliklerinin ani bir baskını esnasında yakalandı ve başı kesilerek idam edildi.

II. Mahmud'un saltanatı hiç de kolay olmayacaktı.

Alemdar, eski reformcu III. Selim'i Osmanlı tahtına geri getirmeyi hedefliyordu. Alemdar'ın birlikleri saray kapılarını aşmaya çalışırken, IV. Mustafa, III. Selim, 23 yaşındaki Mahmud'un katli halinde Osmanlı tahtının devamlılığını temin etmenin başka bir yolu kalmayacağını ve bu sebeple Alemdar'ın birliklerinin onu katletmeye ve Osmanlı soyunu sona erdirmeye cesaret edemeyeceğini düşündü. Alemdar'ın askerleri onları kurtarmak için saray kapılarını zorla açmaya çalışırken, Mahmud saray içinde ikisini de bulmak için bir arama başlattı. Zaman daralıyordu.

Alemdar'ın askerleri saraya baskın yaparken, IV. Mustafa'nın emriyle cellatlar çoktan III. Selim'i yakalayıp orada öldürmüşlerdi. Lakin Mahmud için vaziyet farklıydı. Saray cariyelerinden Cevri Kalfa, Mahmud'u öldürmeye gönderilen askerlerin yüzlerine kül serpti. Bu hareket, Mahmud'un kaçmak için ihtiyaç duyduğu kritik zamanı sağladı ve sarayın çatısına saklanmayı başardı. Böylece Mahmud, çok az bir farkla hayatta kaldı. Cevri Kalfa olmasaydı, tarihin seyri bugün nasıl olurdu, kim bilir?

Tahta Çıkış

Bu son derece tehlikeli iklimde hayatta kalmayı başaran II. Mahmud, hiç de kolay olmayan bir saltanat geçirecekti. Tahta cülusunda, Avrupa'daki Koalisyon Savaşları hâlâ devam ediyordu. Bâb-ı Âli (Osmanlı hükümeti olarak anılırdı) ananevi olarak Fransa'nın yanında yer almış ve buna binaen Rusya ve Büyük Britanya'yı düşmanlaştırmış, netice olarak onlarla savaşmaktaydı. Büyük Britanya ile harp 1809'da sona ererken, Çarlık Rusyası ile çatışma 1812'ye değin devam etti.

Map of Napoleonic Europe at its Greatest Extent
En Geniş Sınırlardında Napoleon Avrupası Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Mahmud tahta çıktığında, Bâb-ı Âli hâlâ geniş olan sınırları içinde neredeyse hiçbir sahayı idare edemiyordu. Her şey kontrolden çıkmıştı. Şimdi sadrazamlık vazifesini uhdesine alan Alemdar'ın imparatorluğu yeniden canlandırmak için bir planı vardı. En güçlü taşralı ayanları İstanbul'a davet etti ve sultanın selahiyetlerini sınırlayan bir antlaşma olan Sened-i İttifak (İttifak Anlaşması) 29 Eylül 1808'de imzalandı. Böylece taşranın ayanları sultanın mutlak otoritesini kabul etti ve sultan da mukabilinde onların otoritesini kabul etti. Bazı tarihçiler bu vesikayı İngiltere'nin 1215 tarihli Magna Carta'sına benzetmiştir.

Mahmud, kendisine tahtı veren ve gücünü sınırlayan adamı asla desteklemedi. Alemdar'a hiçbir şekilde borçlu olmak veya hakimiyetinin gücünü başkasıyla paylaşmak zorunda kalmak istemedi. Tahta çıkışının üzerinden çok geçmeden, 1808 henüz sona ermeden, Yeniçeriler de IV. Mustafa'yı tekrar tahta geçirmeyi hedefleyerek Alemdar'a karşı ayaklandı. Ancak Sultan, Yeniçeriler ve Alemdar arasındaki bu savaşa müdahale etmemeye karar verdi. Onlardan kaçmaya çalışırken kendini bir barut deposunda buldu. Yolun sonuna geldiğini anlayan Alemdar, barutu ateşe vererek hem kendini hem de yüzlerce yeniçeriyi havaya uçurdu. Mahmud, IV. Mustafa'nın idamını emretti; böylece tahtın hayatta kalan tek varisi oldu.

Sırp Ayaklanması

Mahmud'un saltanatı kolay olmayacaktı; zira ayaklanmalarla doluydu. Rakipleri yalnız İstanbul'da değil, imparatorluğun farklı bölgelerinde de vardı. Milliyetçi fikirler, Fransız Devrimi'nden sonra siyasi bir hüviyet kazanarak yayılmaya başladı ve Osmanlı İmparatorluğu, tıpkı Avusturya İmparatorluğu gibi, hudutları içinde farklı etnik gruplar ve milletler barındırıyordu. Osmanlı Devleti derin bir kriz içindeydi ve eyaletlerinin kontrolünü ekseriyetle kaybetmişti. Yeniçerilerin Sultan üzerindeki baskısı ve taşrada ayanların keyfi idaresi, Osmanlı Devleti'nin zayıflığını gösteriyordu.

First Serbian Uprising Assembly
İlk Sırp Ayaklanması Meclisi Konstantin N. Nenadović (Public Domain)

Sırbistan, Osmanlı İmparatorluğu'ndan istiklalini kazanmak üzere 1804'te ayaklandı. Osmanlı ordusu 1806'dan 1812'ye dek Rusya ile muharebe halinde olduğu için, aynı anda iki cephede harp etmek ve birliklerini cephe boyunca dağıtmak mecburiyetinde kaldı. 1812'de Napolyon'un Rusya'yı işgali başladığında, Osmanlılar ve Rusya arasında bir sulh antlaşması imzalandı. 1813'te Osmanlılar birliklerini yeniden mevzilendirebildi ve isyanın lideri Kara George'u (1762-1817) yenmeye muvaffak oldu. Kara George'un rakiplerinden biri olan Miloš Obrenović (1780-1860), mahalli halkın itaatini sağlama çabalarından dolayı, Orta Sırp bölgesi Şumadiya'nın Büyük Knez'i olarak tayinle mükâfatlandırıldı (Shaw, 14).

Birinci Sırp İsyanı (1804-1813) bir hayal kırıklığıydı ve birçok Sırp bu mağlubiyeti kabul etmedi. Şimdi, 1815'te Büyük Knez Miloš Obrenović, birçok Sırpın hâlâ direndiğini ve Osmanlı idaresini kabul etmediğini görünce, Osmanlılara karşı ayaklanma kararı aldı. 1817'ye gelindiğinde, Obrenović istiklalin o kadar kolay olmadığını fark etti ve Sırbistan'ı muhtar hale getirmek üzere Osmanlı hükümetiyle müzakerelere girişti. Ancak Sırbistan'ın muhtariyeti resmen 1829'da Edirne Antlaşması ile tanındı. İstiklal elde edilememişti ama ona giden adımlar atılmıştı.

Yunan Ayaklanması

Milliyetçilik, Yunan isyanının meydana gelmesinde mühim bir rol oynadı. 1814'te Odessa'da kurulan Filiki Eteria (Dostlar Cemiyeti) adlı bir topluluk, Fransız Devrimi'nin hürriyet ve millî devlet fikirlerini Yunanistan'a getirdi. Antik Yunan medeniyeti ve Bizans mirasını yeniden canlandırmayı, yani Konstantinopolis merkezli büyük bir Yunan devleti kurmayı hedefleyen "Megali Idea" (Büyük İdeal) hareketi, isyanın temel motivasyonu haline gelmişti ve isyancılar kendi başlarına idare edebilecekleri bir devlet talep ediyorlardı.

Mahmud, merkezileştirme yoluyla kaybedilen eyaletlerin kontrolünü ele geçirmeye çalışırken, Yunanistan'daki Yanya'nın güçlü valisi Ali Paşa (1740-1822), kendi ordusuyla devlet içinde bir devlet kurdu. Ali Paşa'nın Yunanistan'daki güçlü idaresini ortadan kaldırmayı gaye edinen Mahmud, onu ve oğullarını resmî vazifelerinden azletti. Bu vaziyet, Ali Paşa'nın 1820'de Mahmud'un emirlerine karşı gelmesiyle isyana sebep oldu. Böylece, bir Osmanlı valisi kendi devletine karşı ayaklandı.

Portrait of Ali Pasha of Yanina
Yanyalı Ali Paşa'nın Portresi Spyridon Ventouras (Public Domain)

Osmanlı ordusu Ali Paşa ile meşgulken, Filiki Eteria istiklal fırsatının sonunda geldiğine inanarak 1821'de Mora Yarımadası'nda kendi isyanını başlattı. Artık aynı anda iki ayaklanma yaşanıyordu. Osmanlılar 1822'de Ali Paşa'yı öldürmeyi başardıktan sonra, Osmanlı ordusu Mora Yarımadası'ndaki diğer isyanı da sona erdirmeye çalıştı; ancak vaziyet tamamen çıkmaza girdi. Sultan Mahmud, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan (1769-1849) yardım istedi; o da oğlu İbrahim Paşa'yı filosuyla Osmanlı ordularına yardım etmesi için gönderdi. Kavalalı, ayaklanmayı bastırması halinde Girit ve Mora Yarımadası valiliklerinin kendisine verileceğini şart koşmuştu. 25 gemiden oluşan bir filo ile Mart 1825'te Navarin'i hem karadan hem de deryadan kuşatarak ele geçirdi. Tarihçi Shaw'ın belirttiği gibi:

"Binaenaleyh, pratikte Yunan İhtilali sona ermişti ve Yanyalı Ali Paşa'nın gitmesi ve Sırpların sindirilmesiyle II. Mahmut, imparatorluğunun büyük bir kısmında merkezi kontrolü tekrar kurmayı başarmıştı."

(Shaw, 19)

Lakin Mahmud isyanı bastırmayı başarmış olsa da, Fransa, Büyük Britanya ve Rusya gibi Batı güçleri, Yunanistan'ın Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olarak kalması ve vasal bir prenslik olarak varlığını sürdürmesi gerektiğine karar verdiler. Bunun tahakkuk etmesi için, Navarin'deki Mısır/Osmanlı filosu, herhangi bir harp ilanı veya önceden uyarı olmaksızın imha edildi. 1828'de Rusya, Balkanlar ve Kafkaslar boyunca Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaş açtı ve Edirne'ye kadar ilerledi. 1829 Edirne Antlaşması Yunanistan'ın istiklal yolunu başlatmış olsa da, Yunanistan'ın tam bağımsız bir devlet olarak tanınması ancak 1830 Londra Protokolü ile gerçekleşti; sonrasında 1832'de krallık olarak kuruldu.

Hayırlı Vaka (Vaka-i Hayriye)

Osmanlı ordusunun ve devletinin bazı reformlardan geçmesi gerektiği aşikârdı. Lakin Yeniçeriler, Osmanlı Devleti'nin bu çok ihtiyaç duyulan reformları tatbik etme gayretlerine karşı en büyük engellerden biri olarak görülüyordu. Son derece tutucuydular ve mevcut sistemin herhangi bir değişikliğe uğramasını istemiyorlardı. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun görklü günlerinde kuvvetli ve kabiliyetli bir savaş gücü temsil etmiş olsalar da, Yeniçeriler bu zamana kadar yıpranmıştı ve devlet hazinesini boşa tüketiyorlardı.

Janissary Uniform, Early 19th Century
Yeniçeri Üniforması, 19. Yüzyıl Başları John Heaviside Clark (Public Domain)

Mahmud, Osmanlı Devleti'ni ıslah etmek istiyorsa onlardan kurtulmalıydı; ancak bunu yapmaya çalışan selef Osmanlı sultanları öldürülmüştü – III. Selim'in kaderi güçlü bir hatırlatmaydı. Mahmud, amcasının öldürücü hatalarını tekrarlamamaya kararlıydı. 1826'ya kadar, hem Yeniçeriler hem de ulema (eğitim ve yargı işlerinden mesul sınıf) ile mutabakat istikametini takip etmeye mecbur kaldı. Bu müesseselerde kilit pozisyonlara ya kendisine şahsen sadık olan yahut da tamamen kifayetsiz kişileri tayin etti, onları içten içe boşalttı ve fiilen güçsüz hale getirdi. Selim'in aksine, Mahmud planlarını açıkça değil, gizlice ve büyük bir sabırla tatbik etmeyi seçti. Hamlesini yapmak için 1826 yazına kadar beklemeye mecbur kaldı; zira başarmak için tek bir şansı olduğunu anlamıştı ve Selim'in kaderini paylaşmak istemiyordu.

III. Selim'in yaptığı gibi ayrı bir ordu kurmak yerine, Mahmud yeniçerilerin saflarından Eşkinci olarak bilinen yardımcı bir kuvvet oluşturmaya karar verdi. Mahmud hazırlıklarını tamamlamış ve ayaklanmalarını bekliyordu; nihayet 15 Haziran 1826'da, vaziyetten memnun olmayan Yeniçeri birlikleri isyana kalkıştı. Bu, Mahmud'un tam da beklediği şeydi; onları ayaklanmaya zorlamak ve sonunda onlarla başa çıkmak. Mahmud'un hamlesi şöyle anlatılmıştır: "Tıpkı son kesiği yapmadan hemen önce iltihaplı bir çıbanı merhemle olgunlaştıran usta bir cerrah gibi." (Beydilli)

İsyancılar, Et Meydanı'ndaki kışlalarında sadıkların topçu ateşiyle kanlı bir katliamda susturuldu. Kışlaları yakıldı veya yıkıldı. Birçok Yeniçeri'nin kale garnizonu olarak muvazzaf olduğu eyaletlerdeki mukavemet de süratle bastırıldı. (Kreiser, 325)

Tam ölçüde bir insan avı başlatılmıştı: Yeniçeriler nerede görülürlerse öldürülüyor, izleri de sistematik olarak yok ediliyordu. Karargâhları yıkıldı, üniformaları yakıldı; hatta Mehter bandosu (askeri yürüyüş topluluğu) dağıtıldı ve müzik eserleri küle dönüştürüldü. Böylece, yüzyıllardır ıslahatların tatbik edilmesinin önünde duran en büyük engellerden biri sonunda ortadan kalktı. Bu sebeple, bu vaka tarihe "Vaka-i Hayriye" olarak geçmiştir.

Islahatlar

Mahmud, kendisinden bir asır önce yaşamış olan Rus çarı Büyük Pyotr (Petro, 1682-1721 arasında hüküm sürmüştür) gibi, devletinde radikal değişiklikler tatbik etti. Rusya'da, Yeniçerilere benzeyen streltsiler kaldırılmış ve yerlerine yeni bir ordu getirilmişti. Aynı istikameti izleyen Mahmud, Yeniçeri birliklerini dağıttı ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ("Muhammed'in Muzaffer Askerleri") olarak bilinen Avrupa tarzında bir ordu kurdu (Shaw, 23). Mahmud ayrıca kıyafetlerle alakalı düzenlemeler getirdi; bilhassa bıyık ve sakalların uzunluğunun iki parmak genişliğinden fazla olmaması şart koşuldu (Beydilli). 1826'da Yeniçeri Birlikleri kaldırıldıktan sonra, birlikleri temsil eden türbanlar ve eski başlıklar tamamen yasaklandı; yerlerine fes getirildi. Orduda başlayan bu değişme, 1829'da çıkarılan bir nizamname ile memurları da içine alacak şekilde genişletildi. Ananevi elbiseler, bol pantolonlar (şalvar) ve sarıklar, Batı tarzı pantolonlar, ceketler (setre veya frak) ve siyah deri çizmelerle değiştirildi. Osmanlı toplumunun her sınıfı bu değişikliklere uymakla mükellefti. Mahmud, bu reformlarla bir ferdin dinini, mezhebini ve içtimai statüsünü gizleyerek tek bir "Osmanlı vatandaşı" yaratmayı hedefledi.

Portrait of Sultan Mahmud II
Sultan II. Mahmud'un Portresi Athanasios Karantz(ou)las (Public Domain)

Eş zamanlı olarak, idari reformlar da gerçekleştirildi; daha önce ferdi devlet memurlarının elinde bulunan selahiyetler nezaretlere devredildi ve böylece günümüze kadar varlığını sürdüren müesseselerin temelleri atıldı. Bunlar arasında İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Bakanlar Kurulu yer alıyordu. Ayrıca, bu reformları duyurmak için devletin resmî gazetesi olan Takvîm-i Vekâyi'yi kurdu. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk modern nüfus sayımı da bu dönemde yapıldı.

İmparatorluğun hayatta kalabilmesi için eğitim meselesinin de çözülmesi hayati ehemmiyet taşıyordu. 1824'te İstanbul'da kız ve erkek çocukları için ilköğretimi mecburi hale getirdi. Ananevi tedrisat usullerinin artık tesirli olmadığı ve yeni, daha seküler bir tedrisat sistemine ihtiyaç duyulduğu açıktı. Ananevi tarzda mekteplere dokunulmazken, aritmetik, fen bilimleri ve yabancı dillerden oluşan yeni bir mektep sistemi de tesis edildi. Mamafih başka bir mesele hasıl oldu. Bu yeni nesil gençleri yetiştirecek kâfi miktarda liyakatli hoca yoktu. Bu zorluğu çözmek üzere Mahmud kabiliyetli talebeleri yurt dışına gönderdi ve orada tedrisatını tamamlayan bu kişiler geri döndüler ve devlet içinde önemli vazifelere tayin edildiler.

Tarihçi N. Berkes şöyle hülasa ediyor:

Saray sakinlerinin hayatlarında ilk değişiklikleri başlatan da oydu. Çağdaşı Avrupalı ​​hükümdarlar gibi, o da başkentin dışına çıkan, yolculuk yapan, buharlı gemilere binen ve hatta yabancı diller öğrenmeye alaka duyan biriydi. Bu davranışları sebebiyle, halkın bir kısmınca "kafir gibi" olmuş bir sultan olarak görülüyordu. Mülke el koyma ve idam emri verme gibi, eski sultanların alışkanlıklarının mirası olarak devam eden keyfi idareden kaçınmaya çalışan da oydu.

(Berkes, 173).

Mısır Krizi

Mısır hidivi, 1824'te Yunan isyanını bastırmak üzere Osmanlı ordusuna destek olmak üzere kuvvetlerini göndermişti. Mamafih, sefer sonunda felaketle neticelenmiş; bütün filosu yok edilmiş ve binlerce askeri Navarin Muharebesi'nde Mısır'a dönmeden önce ölmüştü. 1831'de Mısır hidivi Mehmed Ali Paşa, kayıplarının mukabilinde Mahmud'dan Suriye, Girit ve Adana valiliklerini talep etti. Sultanın cevabı kesin bir ret oldu. Bu "hayır"ı nihai bir cevap olarak kabul etmek istemeyen Mehmed Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa'yı gönderdi. İbrahim Paşa hızla Filistin ve Suriye'nin kontrolünü ele geçirdi ve ardından 1832'de Anadolu'nun kalbinde yer alan Konya şehrinde Osmanlı ordusunu mağlup etti. Vaziyet Osmanlılar için kritikti. Mısır ordusu İstanbul'a doğru ilerliyordu. Çaresiz bir vaziyette kalan Sultan Mahmud, Mehmed Ali'nin taleplerine boyun eğmek ve Cidde'nin kontrolünü de ona bırakmak zorunda kaldı. Eyalet valisi Sultan'ı yenmeyi başarmıştı.

Portrait of Ibrahim Pasha of Egypt
Kavalalı İbrahim Paşa'nın Portresi Charles-Philippe Larivière (Public Domain)

Mamafih Mahmud bu mağlubiyeti kabullenemedi. Bir vali Sultan'ı nasıl yenebilirdi ki? 1839'da hesaplaşma zamanı gelmişti ve Mısır valisiyle yüzleşmek için bir sefer düzenlendi. 24 Haziran 1839'da iki ordu Nizip'de çatıştı ve netice Osmanlı güçleri için tam bir felaket oldu: askerlerin çoğu öldü ve yalnızca bir avuç asker kaçmayı başardı. Bu arada, Mısır güçlerine saldırmak için İstanbul'dan yola çıkan filo, Sultan'ın ölüm döşeğinde olduğu haberini alan Amiral Ahmed Fevzi Paşa tarafından Mısır'a teslim edildi. Mahmud, ordusunun yok edilmesinden yalnızca 6 gün sonra, 30 Haziran 1839'da öldü. Ordusunun veya donanmasının tamamen yok edildiğini asla bilemeden hayata veda etmişti.

Netice

II. Mahmud, Osmanlı Devleti'ni daha önce kimsenin başaramadığı bir şekilde dönüştüren radikal bir reformcuydu. Ancak onun reformları halk tarafından kabul görmedi; halk bu değişikliklerin ağırlığı altında ezildiğini hissetti. Bu reformların başarısının boyutu tartışmalı bir mevzu olsa da, kurduğu müesseselerin ve tatbik ettiği sistemin modern Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini attığına şüphe yoktur. Bu çerçevede, Osmanlı tarihinin en önde gelen sultanlarından biri olarak yer almaktadır.

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mert, R. (2026, Temmuz 21). II. Mahmud: Osmanlı İmparatorluğu’nun Islahatçı Sultanı. (B. Aksu, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26368/ii-mahmud/

Chicago Formatı

Mert, Reha. "II. Mahmud: Osmanlı İmparatorluğu’nun Islahatçı Sultanı." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, Temmuz 21, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26368/ii-mahmud/.

MLA Formatı

Mert, Reha. "II. Mahmud: Osmanlı İmparatorluğu’nun Islahatçı Sultanı." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, 21 Tem 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26368/ii-mahmud/.

Reklamları Kaldır