Filistin, Antik Dünya’da İsrail ve Yahuda krallıklarının yerleşik olduğu, Kenan olarak bilinen bölgenin bir parçasıydı. Filistin tanımlamasının kaynağı olan “Philistia” terimi, başlangıcında aslında Güney Kenan’da, Filistinler olarak bilinen halkın küçük bir bölümünün yaşamakta olduğu alana atıfta bulunuyordu.
Kenanlılar; Kenanlı-Fenikeli ve İsrailli, diğerler toplulukların yanı sıra, bölgeye çok daha önceden gelip yerleşmişlerdir. Filistinlilerin, MÖ yaklaşık 12.yüzyılda, Bronz Çağı’nın sonlarına doğru bölgeye geldikleri ve Akdeniz bölgesi güney kıyı düzlüğünde, daha sonra Philistia olarak bilinen bölgeye yerleşmiş oldukları düşünülüyor.
MÖ 18.yüzyılın ilk başları gibi erken bir döneme ilişkin Ebla ve Mari’de bulunan Mezopotamya metinleri ve de ticaret kayıtlarında bölgenin tamamı “Kenan” olarak anılırken, Antik Yunan tarihçi ve yazar Herodot’un MÖ 5.yüzyılda yazdığı Herodot Tarihi olarak bilinen kitabın okuyucuya sunulmasına kadar hiçbir yazılı kayıtta “Filistin” terimine rastlanılmamıştır. Herodot Tarihinin yayınlanmasından sonra eski adı Kenan olarak bilinen bölgenin tamamı için artık “Filistin” terimi kullanılmaya başlanmıştır.
Bölge, aynı zamanda, Bereketli Hilal olarak tanımlanan coğrafyanın bir parçası olup insan yerleşim izleri MÖ 10.000 yılı öncesine kadar uzanır. Bu topraklarda başlangıçta büyük olasılıkla Mezopotamya’dan göç eden, ancak Erken Bronz Çağında (MÖ 3300- 2000) yerleşik tarım toplumu haline gelen göçebe avcı-toplayıcı topluluklar yaşıyorlardı. Orta Bronz Çağında (MÖ yaklaşık 2100-1550) diğer uluslar ile ticari faaliyetler genişletilmiş ve Kenan bölgesi zenginleşmişti. Geç Bronz Çağında (MÖ yaklaşık 1550-1200) elde edilen bu zenginlik etkisi, bölge Mısır İmparatorluğu (MÖ yaklaşık 1570-1609) topraklarına dâhil edilinceye kadar devam etmiştir.
Mısır’ın bölge üzerinden nüfuzu ve gücü azalmaya başlayınca, buna karşılık, Asurlular gücü artmaya başlamış ve MÖ 1295 yılı gibi erken bir tarihte Asurlular başka topraklara akın düzenlemişlerdi. Bütün Yakın Doğu bölgesi yaklaşık olarak MÖ 1250 -1150 yılları arası dönemde Bronz Çağının Çöküş acısını çekmiş ve Kenan bölgesi de bu acıdan istisna değildi. Kutsal Kitap Tevrat; Yeşu Kitabına göre İsrail’li General Yeşu ülkeyi ele geçirmiş ve bölge topraklarını halkı arasında paylaştırmıştır. Yaşanan olaylara ilişkin geç tarih teorisi, söz konusu ülkeyi ele geçirme tarihini MÖ yaklaşık 1250 olarak göstermekte ve alınan arkeolojik bulgular bu dönem dolayında yaygın bir yıkımın yaşanmış olduğu işaretlerini vermekte. Ancak, Deniz Kavimleri (etnik kimlikleri hala da bilinmiyor) hemen hemen aynı dönemde bölgeye gelmiş ve bu kavimlerin, diğer milletlerde olduğu gibi, bölge şehir ve kasabaların belirgin yıkımından sorumlulukları vardır.
Asurlular, Babilliler, Persler ve Büyük İskender orduları ardarda bölgeyi ele geçirmiş ve en sonunda Roma orduları bölgeye hakin olmuşlardır. Roma güçleri, bu topraklarda hâkimiyet kurdukları zaman, bölge uzun süreden beri zaten Yahudiye toprakları olarak biliniyordu. Yahudiye terimi, Babil güçlerinin gelip yıktıkları eski Yahuda Krallığından kaynaklanıyor.
Bölge aynı zamanda Filistin olarak da alınıyordu ve MS 132-136 yıllarında meydana gelen Bar Kohba İsyanından sonra Roma İmparatoru Hadrianus, Yahudiye halkını, isyan etmelerinden dolayı cezalandırmak üzere bölgeyi Suriye-Filistin olarak yeniden tanımlamıştı (bölgeyi, geleneksel olarak iki düşman olan Suriye ve Filistin olarak tanımlayarak). Sonraları Philistia, Roma Yahudiyesi ve Filistin tanımlamaları kullanılmaya başlamıştır.
Batı Roma İmparatorluğu çöküşünü yaşadığı zaman Filistin toprakları, Doğu veya Bizans İmparatorluğu egemenliği altına alınmış ve daha sonra MS 634 yılında Arabistan’dan gelen işgalci Müslüman ordularının eline geçmiştir.
“Filistin” tanımlaması
“Filistin” tanımlaması; Mısır dilinde, Peleset (“Filistin toprakları” anlamında, göçebe halkları simgeleyen, göçmen kabileler tarafından taşınan yenilebilir bir karışım olan “kök palaş”) veya Philistia (Filistin toprakları) kelimesinden gelir. Yazar Tom Robbins, “Filistin” teriminin, antik dönemde Kenan bölgesinde tapınılan çift cinsiyetli (androgynous) tanrı Pales’ten kaynaklandığını iddia eder. Şayet yazarın bu iddiası doğru ise, “Filistin” kelimesi aslında “Pales Ülkesi” anlamına gelir.
Antik Roma’da, çobanların ve koyunların koruyucu tanrısı olarak bilinen, 21 Nisan ve 07 Temmuz günlerinde, Roma şehrinde, Palatine Tepesi bölgesinde (Adkins&Adkins, 269) festival düzenlenerek kutlaması yapılan Pales adında (metinlerde hem tanrı ve hem de tanrıça) çift cinsiyetli bir tanrının olduğu belirlenmiştir.
Ancak, Roma tanrısı Pales’i Filistin bölgesi adıyla ilişkilendiren nitelikte, eski çağlardan kalma başka hiçbir belge bulunmamıştır. Bu tanımlama, büyük bir olasılıkla Yunanca’da “Filistin Ülkesi” anlamına gelen bir tanımlamadır. Akademisyen J.Maxwell ve John H.Hayes aşağıya çıkarılan bir paragraflık yazıda bu iddiayı destekliyorlar:
Filistinler, Doğu Akdeniz sahilinin güney kıyı düzlüğüne (tahminen bügünkü Tel Aviv’in güneyi) yerleşmişlerdir. Bronz Çağı sonunda genel olarak “Deniz Kavimleri” göçlerinin bir parçası olarak bu bölgeye gelmiş; beş ana şehir kurup yerleşmişlerdir: Aşdod, Aşkelon, Ekron ve Gazze şehirleri.
Tarihsel olarak, Filistinler, her ne kadar özel olarak kıyı ovasıyla ilişkilendirilseler de, Klasik Çağlar’da “Philistia” (Filistin Ülkesi) tanımlaması daha genel olarak Doğu Akdeniz sahilinin bütün güney sınırını belirtmek için kullanılmıştır. Kısacası, İngilizce’deki “Palestine” tanımlaması, sonuç itibariyle “Philistia” teriminden türetilmiş olduğu anlaşılıyor (39-40).
Tarihçi yazar Herodot, MÖ 5.yüzyılda yazdığı eserinde Filistin terimini kullanmasının ardında diğer yazarlar da bu terimi benimsemiş ve bundan sonra bölgenin adı giderek artık “Kenan” yerine “Filistin” olmuştur.
Erken Dönem Tarihi
Filistin bölgesi, dünyada insan yerleşimin olduğu en eski alanları arasında yer alır. Arkeolojik veriler MÖ 10.000 yılından önceki bir dönemde bölgede göçebe tarzı bir yaşam süren avcı-toplayıcı bir topluluğun var olduğunu gösterir nitelikte. Erken Bronz Çağında bölgede kalıcı yerleşim alanları kurulmuş ve tarım toplulukları gelişme göstermiştir. Yakın Doğu diğer bölgeleriyle ticaret yapılmaya başlanmış, Filistin bölgesi, Mezopotamya şehirleri ile Arabistan ve Mısır şehirleri arasında yer alması nedeniyle önemli bir ticaret merkezi haline gelmişti. Filistin bölgesi, Akad İmparatorluğu topraklarına katmak isteyen Akad Kralı Büyük Sorgonun (MÖ 2334-2279) dikkatini çekmiştir.
Akad İmparatorluğu’nun bu dönemde zenginliği, bölge genelinde şehir merkezlerinin büyümesini teşvik etmiş ve Filistin Ülkesi de Akad İmparatorluğunun MÖ 2154 yılında yıkılarak toprakları Gutilerin eline geçene kadar gelişmesine devam etmiştir. Bu gelişmeden bir süre sonra şehir merkezleri terk edilmiş ve muhtemelen aşırı nüfus nedeniyle insanlar kırsal kesimlere, tarımsal yaşam tarzına dönmüşlerdir. Ancak, kırsal kesime dönme nedenleri daha net olarak açıklanmış değildir.
Orta Bronz Çağı
Orta Bronz Çağında insan toplulukları yeniden kentleşmeyi benimsemiş ve ticaret gelişmiştir. Uluslararası ticari faaliyet ilk olarak MÖ yaklaşık 4000 yılında liman kenti olan Byblos (Lübnan) ile Mısır arasında yapılmış ve MÖ 2000 yılına gelindiğinde Mısır bölgede yapılan ticaretin en etkin tarafında yer almıştır. Mısır’ın ticari faaliyetlerde bu etkisi, kazılarda bulunan mezar eşyaları türü açısında Mısır kültürünü yakından yansıtan bölgedeki cenaze ritüelleri örneklerinde açıkça görülebilir.
Mısırlıların ticarette etkinliği, Hiksoslar olarak bilinen Sami soyunda bir halkın MÖ 1725 yılında bölgeye gelmesine kadar hem Mısırlılara ve hem de Filistinlilere fayda sağlamıştır. Eski Mısır kitabelerinde sadece “yabancı krallar” olarak bilinen Hiksoslar, Mısır Orta Krallığı sonlarına doğru (MÖ 2040-1782) Aşağı Mısır Delta Bölgesinde yerleşim yeri edinmek üzere Filistin bölgesinden faydalanmış ve Avaris’te siyasi bir güç olarak varlık göstermişlerdir.
Hiksoslar, zamanla ticari faaliyetlere başlamış, ordu toplamış ve MÖ 1570 yılında, Antik Mısır kenti Thebes/ Teb’den gelen I.Ahmose onları bölgeden sürene kadar Delta ve Aşağı Mısır’ın büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirerek göçlenmişlerdir. Ahmose I, düzenlediği seferle Hiksosları kuzeyden Filistin ve Suriye’ye kadar kovalayarak, arkasında harap olmuş şehirler, dağıtılmış insan toplulukları bırakmıştır.
Geç Bronz Çağı
Hiksosların bölgeden kovulmaların ardından, Filistin şehirleri yeniden inşa edilmiş ve I.Ahmose, bölgeyi yeni kurulan Mısır İmparatorluğu (aynı zamanda Yeni Mısır Krallığı olarak anılır, MÖ yaklaşık 1570-1069) yönetimine dâhil etmiştir. I.Ahmose, yabancı başka hiçbir gücün Mısır sınırlarına yanaşmayacağı konusunda emin olmak istemiş ve böylece Mısır sınırları çevresinde, daha sonraki firavunlar tarafından kendi imparatorluklarını oluşturtmak üzere genişletilen bir tampon bölge oluşturmuştur.
En ünlü Mısır firavunlarından bazıları Yeni Krallık döneminde hüküm sürmüş, ticareti artırmış ve inşaat projeleri aracılığıyla Kenan ülkesini himaye etmişlerdir. Hatshepsut (MÖ 1479-1458), Thutmose III (1458-1425), Amenhotep III (MÖ 1386-1353) ve Büyük Rameses (MÖ 1279-1213) bölgede ticareti teşvik edip altyapıyı geliştirmişler.
Thutmose III hükümdarlığı sırasında Habiru olarak bilinen bir halk, diğer topluluklar üzerine baskın düzenleyerek bölge huzurunu bozmuştur. Bu toplulukların (Hiksoslar ve Deniz Kavimleri) asıl kimlikleri bilinmiyor ancak bölgenin yerlileri oldukları anlaşılıyor ve “Habiru” terimi toplum kurallarını ret edenleri tanımlamak üzere kullanılıyordu. Habiru’lar işgalci bir topluluk olmaktan daha ziyade kanun kaçakları olarak tanımlanıyor ve günümüzde araştırma yapan akademisyenler Habiru topluluğunu İbranilerle ilişkilendirmeye yönelik geçmişte yapılan girişimlere katılmıyorlar.
Deniz Kavimlerin Bölgeye Gelişi
Deniz Kavimleri, Mısır tarihinde ilk kez Büyük Ramses hükümdarlığı sırasında ortaya çıkmışlardır. Firavun Ramses MÖ 1278 yılında kıyı açıklarında yapılan deniz savaşında Deniz Kavimlerini yenmiş ve daha sonra MÖ 1274 yılında yapılan Kadeş Savaşında Hititlerin müttefiki olarak tekrar onlarla karşılaşmıştı. Kim oldukları ve nereden geldikleri günümüzde de hala tartışılan bir konudur, ancak Merenptah (MÖ1213-1203) ve daha sonra III. Ramses (1186-1155) döneminde Mısır’a savaş açmak üzere geri dönmüşlerdir.
Deniz Kavimleri, Mısır ülkesini taciz ederken aynı zamanda Hitit İmparatorluğu ve bütün Levant bölgesini de kasıp kavurmuşlardır. Yaklaşık olarak MÖ 1300 yılında başlayan Asur akınlarıyla birlikte Deniz Kavimleri faaliyetleri Yakın Doğu bölgesini kaosa sürüklemiştir.
İsrail’li General Yeşu’nun (Joshua) yaklaşık olarak MÖ 1250-1200 yılları arası dönemde Kenan topraklarının fethi, Kutsal Kitap Tevrat, Yeşü Kitabında ve biraz da Sayılar Kitabında anlatıldığı gibi gerçekleştiği düşünülüyor. Bu dönemde bölgede büyük bir ayaklanma olduğuna dair kesin kanıtlar olduğu iddia edilse de, arkeolojik bulgulardan elde edilen veriler Kutsal Kitaptaki anlatıya pek uymamakta ve bu toprakların daha önceden Deniz Kavimleri tarafından istila edilmiş olmaları da mümkündür.
İsrail’den ilk olarak, (Deniz Kavimlerinin müttefiki) Libyalılara karşı kazandığı zafer anlatılırken, “İsrail’in harap olduğunu” iddia eden Merenptah Dikili Taşında (Stel) söz edilmiştir. Dikili Taşta, İsrail’den bir krallık ya da şehir devleti olarak değil de bir topluluk/halk olarak bahsedildiği görülmektedir. Spekülatif bir iddia olsa da, İsraillilerin Mısır’a karşı düzenlenen bir baskında Deniz Kavimleri ve Libyalılarla ittifak yapmış olmaları mümkündür.
İsrailliler, General Yeşu’nun iddia edilen işgalinden sonraki bir aşamada, Kenan topraklarına kesin olarak yerleşmiş ve MÖ yaklaşık 1020 yılında, Kuzey Kenan’da İsrail Krallığını kurmuşlardır. İsrail, Kral Süleyman’ın (dönemi MÖ 970-931) ölümünden sonra, başkenti Kuzeyde Samiriye olan İsrail Krallığı ve başkenti Güneyde Kudüs olan Yahuda Krallığı olarak ikiye bölünene kadar birleşik bir krallık olarak varlığını sürdürüp gelişmeye devam etmiştir. Filistinliler; ilk İsrail kralları hükümdarlığında ve daha sonra, Mukaddes Kitapta sürekli olarak yeminli düşmanları olarak anılmışlardır.
Filistinliler ve Yabancı Fatihler
Filistinler (Girit ve büyük bir olasılıkla Ege bölgesinden oldukları düşünülüyor), Mısır’ı işgallerinden sonra (Deniz Kavimleriyle birlikte) III. Ramses güçleri tarafından MÖ 1175 yılında geri püskürtüldüktülerek MÖ 12.yüzyıl dolayında Kenan bölgesi Güney Akdeniz kıyısına çıkmış ve kıyı boyunca Philistia (Filistin) olarak bilinen bölgelere iyice yerleşmişlerdi. Ayrıca, Filistinliler bölgeye vardıklarında diğer eski yerleşim bölgeleri zaten gelişme gösteriyorlardı ve Filistinler hızla baskı kurmak üzere çalışmaya başlamışlardır.
Bölge, MÖ 722 yılında, Yeni-Asur İmparatorluğu istilasına uğramış ve bu dönemde İsrail Krallığı da yıkılmıştır. Aynı zamanda Filistinler üzerine de baskınlar düzenlenmiş ve özerkliklerini kaybetmişlerdir. Asur Kralı Sanherib (MÖ 705-681) döneminde Yeni Asur İmparatorluğu MÖ 703 yılında bölgeye başka bir sefer düzenlemiş, Kudüs şehrini almada başarılı olmasa da Yahuda Krallığını vasal bir devlet haline getirmiştir.
Kutsal Kitap anlatısına göre Filistinler, ilk İsrail kabile ve şehirlerine büyük sorun çıkaracak kadar organize olmuş ve etki yapmışlardı. Kral Saul yönetimi döneminde (MÖ yaklaşık 1050-1010) önemli bir tehdit oluşturmuş, halefi Kral Davut (dönemi MÖ yaklaşık 1010-970) güçleri tarafından mağlup edilmiş, Kral Süleyman döneminde de hala İsrail’in düşmanı olmaya ve İsraillilerin kazandığı zaferlere rağmen kıyı boyunca gelişme kaydetmeye ve komşularını taciz etmeye devam etmişlerdir.
Asurlular, imparatorluk toprakları MÖ 612 yılında Babil ve Medlerin liderlik ettikleri bir koalisyonun eline geçene kadar bölgeyi ellerinde tutmuşlardı. Kısa bir süre sonra, Babilliler MÖ 598 yılında Filistin topraklarını işgal etmiş, Kudüs şehrini yağmalamış ve Süleyman Tapınağını da yıkmışlardı. Kudüs’te yaşayan önde gelen Yahudiler de dâhil olmak üzere, Yahudileri beraberlerinde Babil’le götürmüşlerdir (Yahudi Tarihinde Babil Sürgünü olarak bilinen dönem). Asurlular, MÖ 589-582 yılları arası dönemde bölgeye geri gelmiş ve Yahuda’dan geriye kalanı yok etmiş, aynı zamanda, Filistinleri de dağıtmışlardı.
Babil toprakları, bölgeyi Ahameniş İmparatorluğuna katan ve Yahudilerin Babil’den anavatanlarına dönmelerine izin veren Büyük Kiros (ölümü MÖ 530) eline geçmişti. Pers İmparatorluğu toprakları, MÖ 330 yılında Büyük İskender güçleri eline geçmiş ve bu dömemden sonra Selevkoslar bölgeye egemenlik kurmuşlardır. Makabiler, MÖ 168 yılında, bölgede hâkimiyet kuran yabancı güçlere ve yabancı bir dinin kendilerine dayatılmasına karşı isyan edip son bağımsız Yahudiye Krallığı olan Haşmoni/Hasmon Hanedanlığını kurmuşlardı. Roma İmparatorluk güçleri, MÖ 63 yılında bölgedeki yönetim gelişmelerine müdahil olmuş ve Augustus’un imparator olmasının ardından bölge MÖ 31 yılında Roma Yahudiyesi olarak bilinen eyalet sınırlarına dâhil olmuştur.
Yahudi- Roma Savaşları
Romalılar, bölgeyi yönetmek üzere vekil kral olarak Büyük Herod’u görevlendirmiş, imparatorluğun diğer eyaletlerine uyguladıkları vergilerin aynısını Yahudiyede de yürürlüğe koymuşlardı. Ancak Yahudiye halkı, Roma yönetimi siyasi icraatları ve topraklarının işgal edilmesi nedeniyle öfkeliydi ve Yahudiye’nin Roma için özellikle sorunlu bir bölge olduğu ortaya çıkmıştı.
Roma İmparatoru Titus döneminde, MS 66-73/74 yıllarında, İkinci Tapınak da dâhil olmak üzere (sadece Doğu Duvarı/Ağlama Duvarı kalmıştır) Kudüs şehrinin yıkılmasıyla sonuçlanan ve Masada Savunucularının şehit olmasına yol açan Birinci Yahudi-Roma Savaşına tanıklık edilmiştir. Bölge insanları her ne kadar, makul sınırlar dâhilinde, kendi kültür ve dini inançlarına bağlı kalmakta özgür olsalar da Roma yönetimi altındaydılar ve bağımsızlıklarını istiyorlardı.
MS 115-117 yıllarında Kitos Savaşı olarak bilinen çatışma patlak vermişti (bu tanımlama, Roma lejyonlarına komuta eden Romalı General Lucius Quietus adının değişikliğe uğramasından kaynaklanıyor). Bu savaş, aynı zamanda, Roma’nın zaferiyle sonuçlanmış ve göreceli bir barış sağlamıştır. Ancak, MS 131 yılında Bar Kohba İsyanı (MS 132-136) patlak vermiş ve savaşan her iki taraf için maliyeti yüksek bir isyan olmuştur (diğer çatışma olaylarını saymazsak 500.000’den fazla savaşçı öldürülerek Yahudiyeliler daha fazla kayıp vermişler).
Bölge Roma Yönetimi Altında
İmparator Hadrianus, Yahudi direnişinden dolayı çokça öfkelenirken, eyaletin adını Suriye-Filistin olarak yeniden tanımlamış (Yahudilerin geleneksel iki düşmanı Suriye ve Filistinlerden gelen adlandırma) ve bütün Yahudileri bölgeden sürerek Kudüs şehri yıkıntılar üzerine kendi şehrini, Aelia Capitolina’yı kurmuştur. Bar Kohba İsyanı, Yahudi-Roma Savaşlarının en sonuncusu olmuş ve sonrasında Roma yönetimi başka ciddi hiçbir isyan olayı yaşamadan bölgeyi elinde turmuştur.
İmparator Diocletian (dönemi MS 284-305) Roma İmparatorluğunu idari açıdan iki bölgeye ayırmıştı: Avrupa coğrafyasını kontrol eden Batı Roma İmparatorluğu ve Yakın Doğuda idari faaliyetleri yürüten ve elbette Suriye-Filistin coğrafyasını da kapsayan Doğu Roma İmparatorluğu (sonra Bizans İmparatorluğu adını almış). Roma İmparatoru Büyük Konstantin (dönemi MS 306-337) Hıristiyanlığı meşrulaştırıp devlet dini haline getirmesinden sonra Suriye-Filistin Hıristiyan Vilayeti olup yeni inancın önemli bir merkezi haline gelmişti.
Batı Roma İmparatorluğu MS yaklaşık olarak 476 yılında yıkılmış, ancak, Bizans İmparatorluğu MS 7.yüzyılına, bölgede İslam’ın yükselişine kadar rakipsiz bir şekilde varlığını sürdürmüştür. MS 634 yılında Arabistan’dan gelen Müslüman orduları Suriye-Filistin topraklarını almış ve bu toprakları Jund Filastin (Filistin Askeri Bölgesi) olarak yeniden tanımlamışlardır. Müslümanlar, kendilerinden önce Yahudi ve Hıristiyanların olduğu kadar bölgede dini çıkarları olduğunu düşünmüş ve daha önceki tapınakların yerini kiliselere bıraktığı gibi bölgedeki kiliseleri de yeniden Camii’lere dönüştürmüşlerdir.
Sonuç
Avrupalı Hıristiyanlar Filistin topraklarını Kutsal Topraklar olarak kabul ederek bölgeyi Filistin olarak anmaya başlamış, Müslüman işgalinden geri almak amacıyla MS 1096 yılında Birinci Haçlı Seferini düzenlemişti. Bu politik çabalarından sonra, MS 1272 yılına kadar Bizans İmparatorluğu tarafından desteklenen daha başka seferler de düzenlenmiş, çok büyük sayıda can ve mal kaybına mal olmuş ancak sonucunda hiç birşey elde edilmemiştir.
Bizans İmparatorluğunun MS 1453 yılında yıkılmasından sonra bölgede Hıristiyan etkisi büyük ölçüde azalmış ve Filistin toprakları Osmanlı Türklerin eline geçmişti. Bölge üzerinde siyaset, sonraki birkaç yıl boyunca, Britantya’nın MS 1915 yılında I.Dünya savaşına dâhil olmasına kadar çekişmeli olmaya devam etmiştir. Batılı güçler, bu sıralarda, Orta Doğu coğrafyasını kendi amaçları doğrultusunda bölmeye yönelik ilk planları tasarlamışlardı.
Filistin toprakları, II. Dünya Savaşına kadar, savaştan dolayı yıpranmış ve çok tartışmalı bir bölge olmaya devam etmiştir. Sonrasında Birleşmiş Milletler desteğiyle bölgenin Yahudi halkı vatanı olduğu ve İsrail Devletinin kurulduğu ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletlerin yetkisini bu şekilde kullanması ve bu politikanın sonucunda kurulan İsrail Devleti hala da tartışmalı olup bölge, Antik Çağda olduğu gibi, günümüzde de sıkıntılı olmaya devam etmektedir.
