Babil

Tanrılar Kapısı
Joshua J. Mark
Yazan , Çeviren: Nizamettin Karaben
tarihinde yayınlandı
Translations 9
bookmark_addbookmark_addedMakaleyi Kaydet headphonesSesli Versiyon printYazdır picture_as_pdfPDF
Lion of Babylon, Ishtar Gate (by Jan van der Crabben, CC BY-NC-SA)
Babil Aslanı, İştar Kapısı Jan van der Crabben (CC BY-NC-SA)

Babil şehri, Antik Mezopotamya’nın en ünlü şehri olup kalıntıları günümüz Irak’ta merkezi bir konumunda, Fırat Nehri üzerinde kurulu El-Hille kasabasında, başkent Bağdat’ın 94 km güneybatısında yer alır. Şehrin adı; Akadca dilinde “Tanrı Kapısı” (veya “Tanrıların Kapısı”) anlamına gelen bav-il veya bav-ilim kavramından türetilmiş olup Yunanca’ya Babylon/Babil olarak geçmiştir. Bu şehir, kendi zamanında büyük bir kültürel merkez ve en parlak döneminde dünya’nın en büyük şehri olmuştur.

Antik Yunan yazarları Babil şehrini büyük bir hayranlıkla anmışlardır. Süre gelen anlatıya göre Antik Dünya’nın Yedi Harikası olarak kabul edilen eserlerden biri olan Babil Asma Bahçelerinin de bulunduğu şehirdir. Kutsal Kitap Eski Ahit, özellikle Yaratılış Kitabı 11:1-9 bölümü ve Babil Kulesi anlatısından başlayarak Etemenanki (“Gökyüzü ve Yeryüzünün Temeli ”) olarak bilinen Babil büyük Zigguratı ile ilişkilendirilen birçok olumsuz referans nedeniyle şehrin itibarı lekelenmiştir.

Babil şehri, Eski Ahit Kitabı; Danyel, Yeremya, İşaya kitap bölümleri ve en önemlisi Vahiy Kitabında da olumsuz olarak tasvir edilir. Tarihçi yazar Paul Kriwaczek, “Babil’in kötü şöhreti tamamen Kutsal Kitap Eski Ahit anlatılarına bağlanabileceğini” belirtir (167). Bu anlatıların hiçbirinde Babil şehri hakkında olumlu herhangi bir tanımlama olmasa da, Eski Ahit Kitabına konu olmasından dolayı modern çağa gelindiğinde şehir yeniden şöhret (veya olumsuz şöhret) kazanmasına yol açmış ve Alman Arkeolog Robert Koldewey’in 1899 yılında şehri yeniden keşfetmesine neden olmuştur.

Babil şehri, Akad Kralı Sargon (Büyük Sargon, dönemi MÖ 2334-2279) hükümdarlığı döneminden önceki bir zamanda kurulmuş ve Babil Kralı Hammurabi’nin (dönemi MÖ 1792-1750) yükselişine kadar Fırat Nehri üzerinde kurulu küçük bir liman kenti olarak varlığına devam etmiş ve Kral Hammurabi de şehri Babil İmparatorluğu başkenti yapmıştır. Hammurabi’nin ölümünden sonra Babil İmparatorluğu kısa sürede dağılmıştır. Şehir MÖ 1595 yılında Hitit güçlerinin yağmalanmasına maruz kalmış, daha sonra bir antik halkı olan Kassitlerin eline geçmiş ve şehri Karduniyaş olarak yeniden adlandırmışlardır.

ŞEHİR’DEN İLK OLARAK BAHSEDİLMESİ, AKAD KRALI SARGON DÖNEMİNE AİT BİR KİTABE KAYNAKLIDIR.

Kaldeler/Keldaniler de (MÖ 9.yüzyıl) kısa bir süre şehirde hâkimiyet kurmuşlardır. Kaldelerin (Chaldeans) adı daha sonraki Yunan yazarları (özellikle Heredot) ve Kutsal Eski Ahit Kitabı yazarları açısından Babilliler ile eş anlamlı olmuştur. Yeni Babil İmparatorluğu kurucusu Kral Nabopolassar (626-605) Babil’i ele geçirmeden önce şehir Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 912-612) egemenliğine bağlı kalmıştır. Pers İmparatoru II. Kiros (Büyük Kiros, dönemi MÖ yaklaşık 550-530) hükümdarlığı döneminde şehir Perslerin eline geçmiş ve MÖ 331 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender güçlerinin eline geçene kadar Ahameniş İmparatorluğu (MÖ 550-330) başkenti olarak kalmaya devam etmiştir.

Babil şehri, daha sonra gelen Selevkos İmparatorluğu (MÖ 312-63), Part İmparatorluğu (MÖ 247-MS 224) ve Sasani İmparartorluğu (224-651) döneminde önemli bir ticaret merkezi olarak varlığını sürdürmüş, ancak Kral Hammurabi veya Yeni Babil Kralı Nebukadnezar II (MÖ 605/604-562) döneminde ulaşmış olduğu zirveye bir daha hiç çıkamamıştır. Babil şehri, 7.yüzyılda gerçekleşen Müslüman Arapların fethinden sonra çöküş dönemine girmiş ve en sonunda terk edilip viran olmuştur.

Babil şehri, 19.yüzyılda yeniden keşfedilinceye kadar sadece Kutsal Kitap anlatısı ve klasik dönem yazarları aracılığıyla biliniyordu. Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin döneminde, 1980’li yıllarda, İştar Kapısı’nın da dahil olduğu antik dönem bazı yapılarının restorasyon girişimlerine bulunulmuştu (asıl İştar Kapısı şimdi Almanya’da, Berlin’de Pergamon Müzesindedir). Bu antik büyük kentin günümüze kadar gelebilen kalıntılar alanı, 2019 yılında, UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak ilan edilmiştir.

Map of Tthe Ancient Near East c. 1700 BCE
Antik Yakın Doğu Haritası, M.Ö. 1700 civarı Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Liman şehri ve Hammurabi

Bu antik kent, ilk olarak, Akad Kralı Sargon dönemine ait bir kitabede anılmıştır. Babil şehrinin, bu dönemde, nehir üzerinde kurulu küçük ama ticari faaliyetlerde kazançlı bir liman kenti olduğu anlaşılıyor. Daha sonra gelen Akad Kralı Şar-Kali-Şarri (2217-2193) döneminde Babil’de iki tapınağın inşa edildiği kaydedilmiş ve daha sonra Amoriler kabilesi Şefi Sumu-abum’un (dönemi MÖ yaklaşık 1895) şehri zapt etmesine kadar Orta Mezopotamya’da Antik bir şehir devleti olan Kazallu egemenliği altında kalmıştır. Sumu-abum’un halefi Sumu-la-ilu (aynı zamanda Suma-la-El olarak da geçer, dönemi MÖ 1880-1845) Babil’de krallar hanedanlığı kurucusudur. Babil şehri bu dönemde komşu şehir devletlerinin gölgesinde kalan küçük bir liman kenti konumundadır.

Amoriler Hanedanlığından Kral Sin-Mubalit (dönemi MÖ 1812-1793, Hammurabi’nin babası) şehirde gelişme ve güzelleştirme çalışmaları başlatmış ancak diğer şehirlerden daha üstün hale getirememiştir. En sonunda, komşu şehirlerin en güçlüsü olan Larsa’ya karşı bir askeri sefer düzenlemiş ancak yenilmiştir. Oğlu Hammurabi lehine krallık tahtından feragat etmek zorunda kalmıştır: Kral Hammurabi, sessiz kalarak bir dönem Larsa kralına boyun eğmiş, bir yandan Babil surlarını güçlendirme ve şehirde iyileştirme çalışmalarıyla meşgul olurken, diğer yandan da gizlice bir ordu kurup eğitim çalışmalarına da başlamıştır.

Larsa kralı, işgalci Elamlıları topraklarından geri püskürtmek amacıyla destek kuvvet gönderme çağrısındında bulunduğu zaman, Hammurabi bu çağrısına cevap verip asker göndermiş, ancak bölge kontrol altına alındıktan hemen sonra Larsa Krallığından Isin ve Uruk şehirlerini almıştır. Antik dönemde birer Sümer şehir devleti olan Lagash ve Nippur ile ittifak kurmuş ve ardından da Larsa’yı tamamen fethetmiştir. Daha sonra seferlerine devam ederken Kanun Kodlarını yayınlamış, Mezopotamya’yı fethetmiş ve imparatorluğunu kurmuştur.

Code of Hammurabi
Hammurabi Kanunları Dikilitaşı Larry Koester (CC BY)

Hammurabi Kanun Kodları iyi bilinirler, ancak bu kanunlar, bölgede barışı korumak ve halkın refah düzeyini artırmak üzere uygulanan politikaların sadece bir yanını teşkil ediyorlardı. Şehir surlarında genişleme yaparak daha da yükseltmiş, görkemli tapınaklar, kanallar da dâhil olmak üzere büyük kamu inşaat faaliyetlerini başlatmış ve diplomasi sanatını yötetim faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.

Kral Hammurabi hem diplomasi ve hem de savaş alanında o kadar başarı kaydetmiştir ki, MÖ 1755 yılına gelindiğinde, Mezopotamya bütün topraklarını Babil İmparatorluk yönetim çatısı altında birleştirmiştir. Bu dönemde Babil, bünyesinde barındırdığı 200.000’den fazla nüfusuyla dünyanın en büyük şehri olma sıfatına sahip bir şehir idi. Kral Hammurabi’nin fetihlerinden sonra şehir çok güçlenmiş ve Güney Mezopotamya topraklarının tamamı artık Babil olarak anılmaya başlanmıştır.

Asurlular ve Nebukadnezar II

Kral Hammurabi’nin ölümünden sonra kurmuş olduğu imparatorluğu dağılmış, Hititler, Babil şehrini kolayca yağmaladıkları MÖ 1595 yılına kadar şehirde boyut ve kapsam alanı olarak küçülme yaşanmıştır. Hititlerden sonra Kassitlerin Babil’e hüküm sürdükleri bir dönem gelmiş ve şehre Karduniyaş adını vermişlerdi. MÖ 14. ve 9.yüzyıllar arası bir dönemde, daha sonra Babil Kulesi ile ilişkilendirilecek Babil büyük Zigguratı inşatına başlanmıştır. Bu ilişkilendirmenin Akadca dilinde bav-il (Tanrı Kapısı) kelimesinden İbranice bavel (sosyal karışıklık) kelimesi türetilmiş olup yanlış bir şekilde yorumlanmasından kaynaklandığı düşünülüyor.

Recreation of the Etemenanki in Babylon
Babil’de Etemenanki’nin Yeniden Yaratılması Ancient History Magazine / Karwansaray Publishers (Copyright)

Babil Yaratılış Destanı anlatısına göre insanlar ölümden sonra hatırlanmak üzere kandilerine bir isim yapmak umuduyla göklere ulaşacak bir kule inşa etmeye başlarlar. Tanrı, insanların bu eylemlerinden dolayı kızmaya başlar, çünkü insanların hedeflerine ulaşmalarına izin vermesi halinde, daha başka hadefleri de belirleyecek ve böylece mevcut doğal düzeni bozacaklarından endişe duyar. Bu nedenle, insanların artık aynı dili konuşmamaları gerektiği kararını alır; dillerini karıştırır, aynı dili konuşamayıp birbirlerini anlayamadıkları için iletişim kuramazlar ve bunun sonunda hedeflenen kule inşası da tamamlanmadan yarım kalmış olur.

Asurbilimci, tarihçi yazar Samuel Noah Kramer, Babil Kulesi anlatısını, Babil şehri hikâyesi de dâhil olmak üzere, harebe haline gelmiş ve İbrani yazarlarının gözlemleri veya onlara anlatıldığı şekliyle birçok zigguratın (Sümerler, 293-294) nedenine açıklama getirme girişimi olarak ifade eder. Tarihçi yazar Kramer, bu görkemli yapıların harebe haline gelmesi, insanların göklere ulaşmak amacıyla anıtlar inşa etme girişimleri altında yatan kibirlerine karşı “öfkeli bir tanrının” onlara verdiği ilahi ceza olduğunu ileri sürer. Ancak diğer yandan da Sümerler açısından zigguratlar (Kramer’in de belirtiği gibi), ölümlü insanlar âlemi ile İlahi âlem arasında bir tür iletişim kurma mekânları olmuşlardı.

KRAL SANHERİB, MÖ 689 YILINDA, İBRET OLSUN DİYE BABİL ŞEHRİNİ YAĞMALATMIŞ, YERLE BİR ETMİŞ VE KALINTILARINI DA DAĞITMIŞTIR.

Kassitlerin ardından Asurlular bölgeye hâkim olmuş ve Yeni Asur Kralı Sanherib (MÖ 705-681) hükümdarlığı döneminde Babil şehri sürekli isyan halinde olmuştur. En sonunda Kral Sanherib’in sabrı kalmamış ve MÖ 689 yılında şehri yağmalayıp yerle bir etmiş, diğer şehirlere ibret olsun diye kalıntılarını da etrafa dağıtmak suretiyle yok etmiştir. Kral Sanherib’in aldığı aşırı önlemler halk tarafından genel olarak ve özellikle sarayında dinsizlik olarak görülmüş ve kısa bir süre sonra oğullarının düzenledikleri suikaste uğramıştır. Kral Sanherib’in oğulları, suikast eylemini Babil şehrinin yıkımına karşı bir intikam olarak gerekçelendirmişlerdir.

Kral Sanherib’in halefi ve oğlu Kral Esarhaddon (dönemi MÖ 681-669), Babil şehrini eski ihtişamına kavuşturmak üzere geliştirme çalışmalarına başlamış ve bizzat denetleme işlerini de yapmıştır. Şehir daha sonra Asur Kralı Asurbanipal (dönemi MÖ 668-627) yönetimine karşı ayaklanmış, Kral Asurbanipal isyanı bastırmış ve Babil şehrine büyük bir zarar vermeden, sorunlara yol açtığı döşünülen kötü ruhlardan arındırmaya çalışmıştır. Şehrin bir öğrenim ve kültür merkezi olarak ünü bu zaman kadar zaten yerleşmiştir.

Asur İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Kaldeler (Caldeans) Kralı Naboplassor Babil krallık tahtına geçmiş, gayet dikkatli ittifaklar kurmak suretiyle Yeni Babil İmparatorluğunu kurmuştur. Oğlu Nebukadnezar II, şehirde 900 hektarlık (2200 dönüm) bir alanı kapsayacak şekilde yenilenme çalışmaları başlatmış, Mezopotamya’nın en güzel ve etkileyici yapılarından bazılarına ev sahipliği yapmasını sağlamıştır.

Ruins of the North Palace of  Nebuchadnezzar II, Babylon
Nebukadnezar II’nin Kuzey Sarayı Kalıntılar Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Kutsal Kitap Eski Ahit yazarları dışında, Babil şehrinden bahseden herbir eski dönem yazarı Babil büyük Zigguratı/Etemenanki (“Gökyüzü ve Yeryüzünün Temeli), şehrin muazzam surları, İştar Kapısı ve Babil Asma Bahçlerini büyük bir hayranlıkla anlatır. Yunanlı tarihçi yazar Heredot, şehrin büyüklüğü konusunda şöyle bir yorum yapmıştır:

Şehir geniş ovada kurulmuş olup her bir yönde yüz yirmi stadyum uzunluğunda tam bir kare şeklinde ve bütün çevresi dört yüz seksen stadyum büyüklüğündedir. Bu büyüklükte olmasından dolayı, ihtişam bakımından ona yaklaşan başka bir şehir bulunmuyor. Her şeyden önce geniş ve derin, su dolu bir hendekle çevrilidir, arkasında elli kraliyet arşını (cubits) genişliğinde ve iki yüz arşın yüksekliğinde bir bir duvar yükselir. (1.178)

Tarihçi yazar Herodot’un, şehrin boyutlarını büyük ölçüde abarttığı (belki de şehri hiç ziyaret etmemiş) genel olarak kabul edilse de, Herodot’un yaptığı şehir tasviri, Babil ihtişamını ve özellikle de büyük surlarını antik Dünyanın harika eserlerinden biri olarak kaydeden dönemin diğer yazarların hayranlık duygusunu yansıtır.

Ishtar Gate (Artist's Impression)
İştar Kapısı (Sanatçının İzlenimi) Mohawk Games (Copyright)

Babil Asma Bahçeleri ve İştar Kapısı inşasının Babil Kralı Nebukadnezar II’nin hükümdarlığı döneminde (Yahudilerin Babil esaretinin başladığı dönem) yani Yeni Babil İmparatorluğu döneminde gerçekleştiği söylenir. Asma Bahçeleri, Antik Yunanda tarihçi yazar Diodorus Siculus’un (MÖ 90-30) Bibliotheca Historica adlı eseri, Book II.10’da yer alan bir pasajda en açık bir şekilde şöyle anlatılır:

Akropolis’ten esinlenerek yapılan Babil Asma Bahçleri, anlatıla geldiği gibi Asur Kraliçesi Semiramis tarafından değil de, daha sonraki bir Suriye kralı döneminde cariyelerinden birini memnun etmek üzere yapılan Asma Bahçe olarak adlandırılan bir yer de vardı. Rivayetlere göre bu cariye Pers asıllı olup geldiği memleketi dağlarının yemyeşil çayırlarına özlem duyduğu için kraldan, etkili bir bahçe aracılığıyla memleketi Pers ülkesinin kendine özgü manzarasını taklit etmesini istemiştir.

Park alanı, her bir tarafa dört plethra kadar uzanıyordu ve bahçeye giden yol adeta bir tepe eğiliminde olduğundan ve de yapının çeşitli bölümleri katlar şeklinde birbirlerinin üzerine yükseldiğinde, bütün olarak parkın görünümü bir tiyatroya benziyordu.

Yükselen terasların inşa edilmesi sırasında, her bir terasın altına dikili bahçenin ağırlığını taşıyan ve bahçeye yaklaşım boyunca aşamalı olarak birbirlerinin üzerine yükselen galeriler inşa edilmişti. Elli arşın yüksekliğinde bulunan en üst galeri, park alanının en yüksek yüzey kısmını taşıyordu ve bu yüzey, şehrin surları çevre duvarlarıyla aynı seviyede yapılmıştı.

Büyük masraflarla inşa edilen duvarların yirmi iki feet/fit kalınlığı vardı ve her iki duvar arasındaki geçit on fit genişliğindeydi. Galerilerin çatıları, üst üste binen kısımlar dâhil olmak üzere on altı fit uzunluğunda olup dört fit genişliğinde taş kirişlerle örülerek kapatılmışlardı.

Taş kirişlerin üzerindeki çatıda önce bol miktarda bitüm maddesiyle kaplanmış kamıştan bir tabaka vardı, bu tabaka üzerine çimento ile birbirlerine bağlanmış iki sıra pişmiş tuğla ve üçüncü bir katman olarak da kurşun kaplama yapılmıştı, böylece topraktan gelebilecek nem çatıya nüfuz edemezdi.

Bütün bunların üzerine, en büyük ağaçların kök salmasına yetecek derinlikte toprak yığılmış ve zeminde tesfiye çalışması yapılarak düzleştirilmişti, büyüklük veya insanı cezbedici başka yanıyla izleyenlere zevk verebilecek her türden ağaç sık aralıklarla dikilmişti.

Galerilerin herbiri diğerinin ötesine uzandığı ve gerekli ışığı aldığı için her türden açıklamaya göre birçok kraliyet konutu içeriyordu ve en üst yüzeyden bahçeye su sağlayan makinelerin yer aldığı bir galeri daha vardı. Bu makineler nehirden bol miktarda su çekiyorlardı, ancak bu donanımın böyle yapıldığını dışarıdan kimse göremiyordu. Bu park zaten sonradan yapılmıştı.

Tarihçi yazar Diodorus Siculus eserinin bu bölümü, yarı efsanevi Asur Kraliçesi Samiramis’i konu alır (muhtemelen MÖ 811-806 yılları arası dönemde hüküm süren asıl Asur Kraliçesi Sammu-Ramat hikâyesine dayanır). “Daha sonraki bir Suriye Kralı” ifadesi tarihçi yazar Herodot’un Mezopotamya topraklarını “Assyria/Asur” olarak adlandırma eğilimden kaynaklanır. Konuyla ilgi yapılan son araştırmalar, anıla gelen Asma Bahçelerin hiçbir zaman Babil şehrinde bulunmadığı, aslında Asur Kralı Sanherib’in devletin başkenti Ninova’da bu tarzda bazı bahçeleri yaptırdığını gösterir nitelikte. Bilim insanı, akademisyan Christopher Scarre şöyle bir açıklama getirmiştir:

Asur Kralı Sanherib’in sarayı (Ninova’da), bünyesinde büyük bir Asur konutu olabilecek olağan bütün donanımları barındırıyordu: Devasa koruyucu figürler ve gayet etkileyici bir şekilde yapılmış oyma sanat eseri taş kabartmalar (71 oda, 2000’den fazla oyma levha). Bahçeleri de olağanüstü düzenlenmişti. Asurolog Stephanie Dalley’in yakın tarihlerde yaptığı bir araştırmasında, bu eserin aslında Antik Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Babil Asma Bahçeleri olduğunu öne sürmüştür. Daha sonraki yazarlar Asma Bahçlerin Babil şehrinde olduklarını yazmışlardır, ancak yapılan kapsamlı araştırmalar ile Babil’de sözkonusu bahçlerin herhangi bir izi olduğuna rastlanmamıştır. Asur Kralı Sanherib’in adeta Ninova’da yaratmış olduğu Saray Bahçleri hakkındaki gururlu anlatım, anlatıla gelen Babil Asma Bahçelerine önemli birkaç ayrıntılı yanıyla aynen uymaktadır. (231)

Şayet, anlatıla gelen Asma Bahçleri Babil şehrinde olsalardı, şehrin merkez kompleks yapısının bir parçası olurlardı. Fırat Nehri şehri, eski ve yeni bölgeler olarak iki kısma ayırıyordu; tanrı Marduk Tapınağı ve büyük kuleli Ziggurat yapı yeni bölgede ve büyük bir olasılıkla sözkonusu bahçeler de yine bu bölgede bulunuyordu. Asur Kralı Esarhaddon döneminde, büyük tanrı Marduk heykelinin şehirdeki ana tapınaktan İştar Kapısı dışında bulunan Yeni Yıl Tapınağına yaptığı yıllık yolculukta daha rahat hereket edilebilmesi için sokaklar ve caddeler genişletilmiş ve Babil Ziggutatı/Etemenanki’yi de tamamladığı söylenen Babil Kralı Nebukadnezar II de bu caddelerde daha da gelişme sağlamıştır.

Hanging Gardens (Artist's Impression)
Asma Bahçeleri (Sanatçının İntibası) Mohawk Games (Copyright)

Perslerin Babil’i Fethetmesi

Kral Nebukadnezar II’nin ölümünden sonra Yeni Babil İmparatorluğu varlığına devam etmiş ve Babil şehri, eski yerleşim yerlerinde (Ur Zigguratı gibi) restorasyon çalışmalarından dolayı tarihte “ilk arkeolog” olarak kabul edilen Babil Kralı Nabonidus (MÖ 556-539) döneminde önemli bir şehir olarak kalmıştı. Babil İmparatorluğu, MÖ 539 yılında, Ahameniş İmparatorluk güçleri ile Yeni Babil İmparatorluk güçleri arasaında yaşanan Opis Muharebesi sırasında Kral Büyük Kiros güçlerine yenilmiştir. Babil şehri surları aşılamaz olarak biliniyordu ve bundan dolayı Pers güçleri gayet zekice bir plan yapmış, Fırat Nehri yatağını değiştirerek suyun derinliğini kontrol edilebilir bir seviyeye getirmişlerdi.

Babil şehri sakinleri büyük dini bayram günlerinden birinin türenleriyle meşgul oldukları bir zamanda, Pers ordu güçleri nehri geçerek Babil surları altından fark edilmeden ilerlemişlerdi. Pers güçlerinin, herhangi bir savaş olmadan şehri ele geçirdikleri iddia edilmişti, ancak o döneme ait belgelerden surların bazı bölümlerinde ve şehrin bazı bölgelerinde onarım yapılmasına ihtiyaç olduğu anlaşılıyor; bu nedenle, belki de şehrin ele geçirme harekâtı Pers anlatım versiyonunda iddia edildiği kadar kolay olmamıştır.

Great Gate of Ishtar
İştar Kapısı Rictor Norton (CC BY-NC-SA)

Babil şehri, Persler dönemi iktidar şemsiyesi altında, sanat ve eğitim merkezi olarak gelişme kaydetmişti. Kral Büyük Kiros ve halefleri şehre büyük saygı göstermiş ve şehri imparatorluğun idari başkentlerinden biri yapmışlardır. Babil’de matematik, kozmoloji ve astoronomi son derece saygı gören bilim dallarıydı ve “ilk filozof” Miletli Tales’in (MÖ 585) Babil’de eğitim gördüğü ve daha sonra gelen filozof Pisagor’un (yaklaşık MÖ 571- 497) ünlü matematik teoremini Babil matematik temeline dayanarak geliştirdiği düşünülüyor.

Sonuç

Makedonya Kralı Büyük İskender, MÖ 331 yılında, Ahameniş İmparatorluğunu yenip ele geçirdikten sonra, Babil şehrine saygılı davranmaya devam etmiş ve adamlarına şehirdeki binalara zarar verilmemesi, sakinlerinin de rahatsız edilmemesi emrini vermişti. Büyük İskender, şehirde restorasyon yapıp daha da güzelleştirmeyi umuyordu, ancak planlarını hayata geçiremeden ölmüştür. Bilim insanı, akademisyen yazar Stephen Bertman bu konuda şöyle bir açıklama getirmiştir:

Kral Büyük İskender, ölümünden önce Babil Zigguratı üst kısmının yıkılması ve daha büyük bir ihtişamla yeniden inşa edilmesi emrini vermişti. Ancak, projesini tamamlayacak kadar ömrü olmamıştır. Bölge köylüleri, yüzyıllar boyunca etrafa dağılan tuğlaları yağmalayarak daha mütevazı hayallerini gerçekleştirmek üzere alanı adeat bir tuğla ocağı olarak kullanmışlardı. Efsanevi Babil Kulesinden geriye kalan tek şey, bataklık halde olan bir göletin tabanı olmuştur. (14)

Kral Büyük İskender’in MÖ 323 yılında Babil’de Diadochi Savaşları yaşandığı sırada ölümünden sonra, halefleri genel olarak imparatorluğun başına geçmek ve özel olarak da Babil şehrini ele geçirimek için savaşmışlardı. Öyle ki, şehir sakinleri güvenlik olmadığından dolayı kaçmaya çalışmışlardı (veya eski bir rapora göre, başka yerlere gönderilerek yerleştirilmişlerdir). Part İmparatorluğu bölgeyi yönettiği dönemde, Babil eski ihtişamının çok gerisinde kalmıştır. Şehir sürekli olarak harabe hale gelmiş, Sasani İmparatorluğu döneminde kısa bir canlanma yaşanmış olsa da, eski görkemi düzeyine bir daha asla yaklaşamamıştır.

Müslüman Arap güçlerinin 651 yılında ülkeyi fethetmeleriyle birlikte Babil’den geriye kalan her şey yok olmuş ve geçen zamanla birlikte şehir kumların altında kalmıştır. Avrupalı gezginler, 17. ve 18. yüzyıllarda bölgeyi keşfetmeye başlamış ve değerli çeşitli antik eserleri alarak evlerine dönmüşlerdir. Avrupa müzeleri ve Yükseköğrenim Kurumları, Kutsal Kitap Eski Ahit anlatısına arkeolojik kanıt bulmak amacıyla bölgeye birçok arkeolojik keşif gezisi düzenlemiş ve bu geziler sırasında Mezopotamya’nın en büyük şehirlerinden bazıları gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu şehirler arasında bir zamanlar Tanrılar Kapısı ve güçlü bir şehir olan Babil’de vardır.

Sorular & Cevaplar

Babil (antik kent) neden ün kazanmıştır?

Babil antik kenti zamanında büyük bir entelektüel, kültürel ve dini bir merkez olmakla ün kazanmıştır. Günümüzde ise en çok Kutsal Kitap olan İncil'de geçen günah ve ahlaksızlığın kenti tasviriyle bilinmektedir.

Babil Kulesi gerçekten Babil'de miydi?

İncil'deki Babil Kulesi öyküsünde (Yaratılış 11: 1-9) bilhassa Babil'den hiç bahsedilmez, bilakis yalnızca " kent ve kule" den söz edilmektedir. Kulenin İbrani kâtiplerce Babil ile özdeşleştirilmesinin, Akad dilinde "Tanrıların Kapısı" manasına gelen Babil isminin İbranice "karışıklık, kargaşa" sözcüğüyle birlikte yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Babil ismi nereden gelmekte ve ne manaya gelmektedir?

Babil ismi Akad dilinde "Tanrı'nın Kapısı" ya da "Babil Kulesi" manasına gelen "bav-il" sözcüğünden gelmektedir.

Babil (antik kent) nasıl düşmüştür?

Babil (antik kenti), Asur Kralı Sanherib ve Pers Kralı I. Xerxesin saldırısına uğrayıp yıkılmış, ancak yeniden inşa edilmiştir. Nihayetinde bakımsızlık nedeniyle yıkılmıştır. M.S. 651 yılında Müslüman Araplar bölgeyi ele geçirip kente ciddi hasar verdiğinde kent çok kötü durumda olup bir süre sonra tamamen kaderine terk edilmiştir.

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2026, Eylül 07). Babil: Tanrılar Kapısı. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-53/babil/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Babil: Tanrılar Kapısı." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Eylül 07, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-53/babil/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Babil: Tanrılar Kapısı." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 07 Eyl 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-53/babil/.

Reklamları Kaldır