Selevkos İmparatorluğu (MÖ 312-63), Makedonya Kralı Büyük İskenerin generallerinden biri olup Büyük İskenderin MÖ 323 yılında ölümünden sonra imparatorluk topraklarından bir kısmını sahiplenen Selevkos Nikator I’in (“Fatih” veya “Yenilmez”, yaklaşık MÖ 358-281, MÖ 305-28 yılları) kurmuş olduğu geniş bir siyasi oluşumdur.
Kralı Büyük İskender öldüğü zaman, krallık toprakları için kesin herhangi bir varis bırakmamış, ancak iddiaya göre imparatorluğun “en güçlü olan” komutana geçmesi gerektiği şeklinde ifade edilmiştir. Bu durumdan dolayı İskenderin en üst düzey generalleri arasında Diadochi/Diadoki (“halefler”) Savaşları olarak bilinen bir anlaşmazlık olmuş ve aralarında çatışma yaşanmasına yol açmıştı. Geniş toprakları olan devlet beş generali arasında pay edilmişti. Bu generaller: Cassander, I.Potolemy Soter, Lysiamachus, Antigonus ve Selevkos
Dört büyük general arasında Selevkos; Büyük İskender’in gerçekleştirdiği icraatı başarması bakımında tartışmasız olarak en başarılı olanıydı: Şöyle ki; Doğu ve Batı kültürlerini uyumlu bir şekilde birleştiren çok uluslu bir imparatorluk kurmak. Selevkos İmparatorluğu, başlangıçta dini ve kültürel hoşgörü, verimli bir bürokrasi, karlı ticaret ve askeri seferlerle genişleme kaydedilmesiyle karaktarize edilmiş, Akadeniz’den İndus Vadisine kadar uzanan bir krallık idi.
Ancak Roma’da olduğu gibi, Selevkos İmparatorluğu enginliği ve farklı birçok bölgenin özerklik arzusu, en sonunda merkezi hükümetin kontrol edebileceğinden çok daha büyük hale gelmiş ve böylece İmparatorluk parçalanmaya başlamıştı. Mevcut sorunlarına ek olarak, Akdeniz’de süper bir güç olarak yükselen Roma İmparatorluğu bölgede başka bir güç olarak ortaya çıkmış ve belkide daha da önemlisi, General Selevkos I’in orjinal vizyonu haleflerince kaybedilmesi gibi bir sorun da yaşanıyordu. Selevkos İmparatorluğu MÖ 100 yılından sonra çökmeye başlamış ve en sonunda MÖ 63 yılında Roma Generali Büyük Pompey’in (MÖ yaklaşık 106-48) güçlerince yıkılmıştır.
Kuruluş ve Genişleme
Makedonya Kralı Büyük İskender (MÖ 356-323), MÖ 330 yılına kadar Pers Ahameniş İmparatorluğu topraklarını fethetmişt ve ölümünden sonra generallerine Yunanistan, Mezopotamya, Anadolu, Mısır, Levant ve Orta Asya’yı kapsayan büyük bir krallık kalmıştı. Generalleri arasında geçen bir güç mücadelesinin ardından bu topraklar paylaşılmıştı: Cassander, Yunanistan’ı; I.Ptolemy Soter Mısır’ı; Lymachus Trakya ve Anadolu’yu almıştı. Anadoluyu elinde tutan Antiganus, MÖ 301 yılında İpsus Savaşı sırasında ölmüş, Babil’i kendi toprağı olarak ilan eden General Selevkos, Mezopotamya ve Orta Asya’yı da almıştı.
Kral Büyük İskender, Hindistan’a kadar uzanan bir etki alanına sahip olmuş, yeni şehirler kurmuş ve sözkonusu şehirlerin yönetim işlerini satraplara (valilere) bırakmıştı. Hindistan Kralı Chandragupta Maurya MÖ 306 yılı dolayında bu bölgelerin birçoğunu geri almasından dolayı Kral Selevkos, Selvekos-Maurya Savaşını (MÖ 305-303) başlatmıştı. Kral Selevkos’un tartışmalı bölgeleri, ticaret anlaşmaları ve sınırlarına saygı duyması karşılığında bırakmasıyla sonuçlanan bir antlaşma ile bu savaş sona ermişti.
Kral Selevkos, özellikle General Antiganus başta olmak üzere eski silah arkadaşlarından alabildiği bütün belgeleri ele geçirerek aynı anda her yerde bulunuyor gibiydi; General Antiganus MÖ 301 yılında yaılan İpsus savaşında yenilmişti (bu zaferin kazanılması büyük ölçüde General Selevkos’un Kral Chandragupta’dan anlaşmayla aldığı savaş filllerinin kullanılmasından kaynaklanıyordu). MÖ 300 yılına gelindiğinde Kral Selevkos, Mezopotamya (Suriye dâhil), Kapadokya ve Ermenistan’ı kontrol ediyordu. Batı bölgeleri yönetmek üzere Orontes Nehri (Asi Nehri) üzerinde Antiochia/Antakya şehrini ve doğu bölgelerini kontrol etmek için de Dicle Nehri üzerinde Seleukiya (Irak’ta) şehrini kurmuştu. Kral Selevkos Antakya’dan hüküm sürmüş ve oğlu I.Antiochus/Antiokus Soter’i (MÖ 291-181 arası dönemde ortak yönetici ve MÖ 281-261 yılları arasında hükümdar) Seleukiya’da ortak yönetici olarak görevlendirmişti.
Kral Selevkos, MÖ 282 yılında, Anadolu’dan gelen iki misafir kabul etmişti: Ptolemy Ceraunus (ölümü MÖ 279 yılı) ve kız kardeşi Lysandra ondan yardım istemişlerdi. Her ikisi de Kral/General Lysimachus’un kraliyet sarayının bir parçası ve Lysimachus’un kendi oğlu Agathocles’i uydurma bir ihanet suçlamasıyla haksız yere öldürüldüğünü ve Kral Selevkos’un da hükümdar olarak prensesin ölümünün intikamını alması gerektiğini iddia etmişlerdi. Bu olay aslında Kral Slevkos’un işi olmasa da, yardım isteyenler, onun eski yoldaşı I. Ptolemy Soter’in oğlu II. Ptolemy’nin çocuklarıydı; bu durum Kral Selevkos’a onların tarafını tutmak, General Lysimachus’u cezalandırmak ve Anadolu topraklarını imparatorluğuna katmak amacıyla bir bahane olmuştu.
Kral Selevkos, Anadolu’ya yürümüş, diğer bir General olan Lysiamachus’tan almış ve onu öldürmüştü. Diadochi/Diadoki Hanedanlığı son üyesi Kral Selevkos, Anadolu üzerinde hâkimiyeti hazırlıklarının daha orta aşamasındayken, Anadolu’yu kendi toprakları ilan eden ve daha sonra Yunanistan’a kaçarak Makedonya Kralı olduğunu ilan eden Ptolemy Ceraunos’un düzenlediği suikaste uğramıştı. Ancak Kral Ptolemy’nin de salatanatı kısa sürmüş ve MÖ 279 yılında öldürülmüştü.
Kalkınma ve Hükümet
I.Antiokus Soter imparator olmuş ve babasının izlediği Heleneistik kültürel değerleri Yakın Doğu kültürel değerleriyle harmanlayan homojen bir impratorluk oluşturma politikasını sürdürmüştür. Araştırmacı bilim insanı Cormac O’Brien, Kral Selevkos politikasını şöyle anlatır:
Yunan olmayanların büyük denizinde Yunan olarak hüküm sürmek, imkânsız olmasa da, aptalca bir durum olmuş ve Selevkoslar aynı anda her iki durumda olmuşlardı. Kendi yönetimleri, yüzyıllar öncesine dayanan bir dizi etnik katmanın en yenisini oluştururken, Kral Selevkos ve halefleri, kendilerinden önce gelen saygıdeğer devlet kültürlerini, tanrılarını ve uygulamalarını benimsemekten mutluluk duymuşlardı. Bu durum, Helenizmin ruhu olmuştu – Batı ve Doğu’nun birleşmesiyle dinamik yeni bir çağ başlatmış ve Kral Selevkos İmparatorluk girişimi bunun en açık tazahürü olmuştu (204).
Ahameniş Pers İmparatorluğu yönetin faaliyetleri, merkezi hükümet ve merkezi olmayan yönetim politikası sayesinde başarılı bir şekilde işlemişti. Kral (imparator) en yüksek güce sahipti, ancak danışmanlarından tavsiye alırdı; danışmanlar da alınan kararları sekreterlere iletirlerdi, sektreterler de bunları bölgesel valilere (satraplara) aktarırlardı. Her bir satraplık, sadece bürokratik-idari konularda yetkiye sahip bir vali tarafından yönetilirken, başka bir yetkili – güvenilir bir general – askeri/polisiye faaliyetlerini denetliyordu. Her bir satraplıkta yöneticiler arasında bu sorumluluk paylaşımı olması, bölgesel bir valinin sadık bir ordu ile darbe girişiminde bulunacak kadar güç toplama imkânı azaltılıyordu. Bölge valisinin askeri gücü yoktu, generalin de orduyu rüşvetle iktidarı ele geçirmeye ikna edecek finansmanı yoktu.
Kral Büyük İskender de bu yönetim tarzını sürdürmüş ve Kral Selevkos da aynı şekilde devam ettirmişti. Buna rağmen, ölümünden sonra Ermenistan ve Kapadokya gibi bölgeler imparatorluktan ayrılma fırsatını olduğunu görerek isyan etmişlerdi. Aynaı zamanda Mısır Kralı II. Ptolemy, Suriye zengin ticaret yollarına el koymuş ve I.Antiokos Soter’e savaş ilan etmişti. MÖ 278 yılı dolayında, Bitinya Kralı Nikomedes (MÖ 278-255) kardeşini tahttan indirmek için Kelt güçlerini Anadolu’ya davet etmiş ve ardından da Keltler de kendilerine haraç vermeyen veya vermek istemeyen herkesin şehirlerini yağmalayıp tarlalarını ve ürünlerini tahrip etmişlerdi.
Antiokos/Antiochus Soter I, Fil Savaşı olarak bilinen (MÖ 275 yılı dolayı) savaşta, düşmanlarına karşı büyük bir fil ordusunu kullanarak Kelt güçlerini mağlup etmişti. Keltler kısa bir süre sonra barış istemiş ve Ptolemy II ile isyancı devletlere karşı paralı asker olarak kullanılmışlardı. Antiokos babasının politikasını izleyerek oğlu II. Antiokos Theos’u (MÖ 261-246) ortak yönetici olarak atamış, birlikte imparatorluğu bir arada tutmak üzere çalışmışlardı. Bu konuda II. Antiokos Theos’un salatanat dönemi sonuna kadar başarılı bir yönetim icra etmişlerdi.
Part İmparatorluğu; Parni kabilesinden Arsaces, MÖ 247 yılında isyan ederek imparatorluktan ayrılmış ve kendisini Prat Kralı I. Arsaces (MÖ 247-217) ilan ederek daha sonra Part imparatorluğu temelini oluşturan devleti kurmuştu. MÖ 247 yılında Baktriya’nın bölgesel valisi Diodotus (ölümü MÖ 239 yılı) ayrılarak en doğu sınırında Greko-Baktriya Krallığını kurmuştu. II. Antiokos Theos’un halefleri II. Selevkos Callinicus (MÖ 246-225) ve III. Selevkos Ceraunus (MÖ 225-223) ayrılıkçı devletleri tekrar kontrol altına almak üzere hiçbir şey yapmamışlardı ve aynı zamanda daha önce Selevkosların kontrolü altında bulunan Anadaolu’da Galatya bölgesine yerleşmiş Keltlerin artan gücü ve çökmekte olan ekonomiyle mücadele ediyorlardı.
Büyük Antiochus
Selevkos İmparatorluğu, Kral Selevkos’un ölümünden sonra karşı larşıya kaldığı zoruklarla boğuşuyordu, ancak bölgede başka bir güç hızla yükselişe geçmişti. Selevkoslar kara savaşlarında ve ticari faaliyerlerde usta kişiler iken, Kuzy Afrika şehri Kartaca hem ticari ve hem de askeri olarak denizlere hükmediyordu. Kartaca, MÖ 264 yılında, Sicilya’da her birinin çıkarı gereği iki krallık arasındaki bir anlaşmazlık nedeniyle küçük bir şehir devleti Roma ile çatışmaya girmişti. Bu çatışma, Roma’nın yeni bir süper güç olarak ortaya çıkması ve Krataca’nın yenilgiye uğrayarak ağır savaş tazmimatı ödemek zorunda kalmasıyla sonuçlanan Birinci Punik Savaşına (MÖ 264-241) dönüşmüştü.
Roma ve Kartaca’da yaşanan olaylar, Selevkos hükümdarları için imparatorluğu bir arada tutma mücadelesiyle kıyaslandığında pek de önemli değildi. İsyanlara karşı alınan bütün önlemler, halkın kültürel ve dini değerlerine ilişkin izlenen hoşgörülü politikaya rağmen, Selevkoslar yine de insanların kendi kaderlerini belirleme arzusunu kontrol altına almamışlardı.
Selevkosların gerilemesi, Selevkos I Callinicus’un oğlu III. Antiokos (MÖ 233-187, Büyük olarak bilinir) tarafında durdurulmuş ve ardından tersi istikamete yönlendirilmişti. Antiokos, imparatorluk boyunca birliklerini bizzat yöneterek, yeni kurulan devletleri yenilgiye uğratmış ve onları tekrar kendi safına çekmişti. III. Antiokos, yirmi yıldan fazla bir süre (MÖ yaklaşık 219-199), Levant bölgesinden Hindistan’a kadar seferler düzenlenmiş, Baktriya ve Küçük Asya’yı (Sardis kuşatması da dâhil olmak üzere, MÖ 215-213) boyunduruk altına almıştı, Partlarla barış yapmış ve Mısır’dan Yahudiye ve Suriye’yi geri almıştı.
Kral Antiokos III, imparatorluğu eski ihtişamına kavuştururken, Roma, İkinci Punik Savaşında (MÖ 218-202) Kartaca ile tekrar savaşa girmişti. Roma’nın yeminli düşmanı ve Kartaca’nın en büyük Generali Hannibal Barca (MÖ 247-183), 218 yılında İspanya’daki Roman Saguntum üzerine yürüyerek barışı bozmuş ve ardından da ordusunu Alpler üzerinde İtalya’yı işgal etmek üzere sevk ve idare etmişti. Nihayetinde, MÖ 202 yılında Zama Muharebesi sırasında Romalı General Scipio Africanus’un ustalık gerekriren sevk ve idaresi sonucunda yenilgiye uğratılmıştı.
Makedonya Kralı V.Philip (MÖ 221-179) Kartacalı General Hannibal’e yardım etmişti; Kral V.Philip, MÖ 205 yılı dolayında Mısır’ı yenmek için III. Antiokos ile ittifak kurmuştu. Bu ittifakla, Levant ve Yahudiye’de Mısır varlığına karşı yeterince iyi sonuç alınsa da, Roma güçleri, Roma’nın dostu ve başlıca tahıl kaynağı olan Mısır’ı işgal etmek isteyen III. Antiokos’u kararından vazgeçirmişlerdi. Roma güçleri, Kartaca’yı yendikten sonra Kral V.Philip’i düşmanlarına yardım etmek ve ayrıca Yunanlılar üzerinde tiranlık kurmasından dolayı cezalandırmışlardı. Yunan şehir devletlerini özgürleştirdiklerini iddia ederek Yunanistan’ı işgal etmiş ve MÖ 197 yılında Kynosefalae Muharabesinde Kral V.Philip’i mağlup etmişlerdi.
Kral Antiokos III, Roma’nın hedef listesinde olmasından dolayı sırada kendisinin olacağından şüpheleniyordu ve ilk hamleyi yapmaya karar vermişti. Zama Muharebesinden sonra sarayına gelen ve Roma onun teslim olmasını isteyince, intihar edene kadar en önemli danışmanlarından biri olan Kartacalı General Hannibal onu cesaretlendirmişti. Antiokos III, General Hannibal’ın yönlendirilmesi olmadan da Roma’yı yenebileceğine inanıyordu. Çanakkale Boğazını geçerek MÖ 191 yılında Thermopylae’de ve ardından MÖ 190 yılında Magnesia’da (İyonya’da) Romalılarla savaşmıştı. Her iki savaşta ağır kayıplar vererek yenilmiş ve Roma’nın sunduğu şartları kabul etmekten başka çaresi kalmadığı için evine dönmüştü. MÖ 188 tarihli Apamea Antlaşmasına göre Anadolu’dan çekilmek, toprkalarını Toros Dağları sınırına kadar küçültmek (böylece Kuzey ve Batıdaki bütün bölgeleri kaybetmiş), büyük bir savaş tazminatı ödemek ve bir daha Avrupa’da savaş yapmamayı kabul etmek zorunda kalmıştı. Antlaşma ayrıca Selevkos sarayında her yıl Roma’ya teminat gönderilmesini de öngörüyordu; bu politika daha sonra Selevkos hükümdarlarını etkileyecekti. Antiokos III, bu antlaşmadan kısa bir süre sonra doğuda yapılan bir sefer sırasında ölmüştür; şöyle ki, idiaya göre tazminatı ödemek için para toplama çabalarının bir parçası olarak MÖ 187 yılında İran/Luristan Eyaletinde bir tapınağı soyarken öldürülmüştür.
Antiokos IV Epiphanes ve Makabiler
Antiokos III’un oğlu ve halefi Selevkos IV Philator (MÖ 187-175), savaş borcunu öedeme çabalarını sürdürmüş ve bu çaba onun başlıca odak noktası haline gelmişti. MÖ 175 yılında suikaste uğramış ve yönetim işleri Antiokos III’ün diğer oğlu Antiokos IV Epiphanes’e (MÖ 175-164) geçmişti. Antiokos IV, Apamae Antlaşması ardından rehine olarak Roma’ya gönderilmişti, Roma politika ve uygulamalarını birinci elden yakından biliyordu.
Antiokos IV, Mısır’ın Suriye’deki saldırılarına karşılık Mısır’a saldırmış ve ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmişti, ancak Kral VI. Ptolemy’nin onun kuklası olarak iktidarda kalmasına izin vermişti. Böylece toplumsal düzen korunmuş, tahıl Roma’ya kesintisiz akmaya devam etmiş ve böylece - Antiokos’un umduğu gibi – Romalılar da gelişmelere müdahale etmemişlerdi. Bu arada VI. Ptolemy, Selevkos yönetimini devirmek üzere kardeşi VII. Ptolemy ile güçlerini birleştirmiş ve bu da IV. Antiokos’un ikinci bir sefere çıkmasına neden olmuştu.
Roma’dan gelen yaşlı bir elçi olan Gaius Popillius Laenas onu durdurmuştu. Antik Yunan Tarihçisi Polybius’a (29.27) göre Elçi Laenas, Roma Senatosu onun geri çekilmesini istediğini söylemiştir. Elçi Leneas Antiokos IV’ü bir hükümdara yakışır şekilde selamlamayı reddetmiş ve bunun yerine, bir sopayla toprak üzerinde bir daire çizerek, Antiokos IV’ün daireden ayrılmadan önce senatoya bir cevap vermesi gerektiğini ve eğer verilen cevap Roma’nın istekleriyle uyumlu değilse, Roma’nın düşmanı olarak ilan edileceğini söylemiştir. Antiokos IV, Roma ile savaşın ne anlama geleceğini biliyordu ve geri çekilmeyi kabul ederek Mısır’ı barış içinde Roma’ya bırakmıştır.
Aynı dönemde (MÖ yaklaşık 168 yılı), Selevkosların Yahudiye Eyaletinde, dini ve kültürel miraslarını korumaya çalışan muhafazakâr Yahudiler ile Selevkos gelenek ve göreneklerini benimsemiş Helenleşmiş Yahudiler arasında süregelen bir çatışma yaşanıyordu. Bu gerilim, Kudüs’teki tapınak başrahibinin konumuyla ilgili bir anlaşmazlıktan dolayı doruğa çıkmıştı. Başrahip geleneksel olarak Oniad ailesinden geliyordu ve yaklaşık olarak MÖ 175 yılında ailenin bir üyesi olan Yeşu, kendisini bu göreve getirmek ve asıl rahip olan kardeşi III. Onias’ı görevden almak üzere IV. Antiokos’a para ödemesi yapmıştı. IV. Antiokos da kabul etmişti, Yeşu daha sonra adını Helenleştirerek Jason yapmış, şehirde ve tapınak çevresinde Yunan geleneklerini teşvik etmişti. Özellikle kutsal alanda Yahudiler için utanç verici kabul edilen çıplak olarak spor egzersizleri yapılan bir spor salonu (gymnasium) inşa etmişti.
Kral Antiokos III, Kral Selevkos I’in imparatorluk bünyesinde bütün halkın dini geleneklerine olan saygısını sürdürmüş, ancak IV. Antiokos’un böyle bir saygısı yoktu. Jason, IV. Antiokos’a bir miktar para ile Menelaus adında bir elçi gönderdiğinde, Menelaus krala Jason’u görevden alıp kendisini başrahip olarak seçmesi için daha fazla para teklif etmiş ve IV. Antiokos da bu teklifi hemen kabul etmişti. Menelaus tapınağın kontrolünü ele geçirmişti, ancak Jason silahlı bir destekçi grubu toplayıp saldırmıştı. Sabır veya anlayışı olmadığıyla tanınan IV. Antiokos, tapınağın kendisine adanması gerektiğini iddia etmiş ve tapınakta yapılan kurbanların onun onuruna olmasını emrini vermişti.
Bu olay, Yahuda Makabe önderliğinde Makabe İsyanına (yaklaşık MÖ 168/167 ila 160) yol açmıtı; bu isyan Yahudiliği yeniden kurmayı ve tapınağın yeniden kutsamayı amaçlıyordu, günümüzde Hanuka Bayramı olarak anılır. Antiokos IV, kaosa neden olduktan sonra düzeni yeniden sağlayamamış ve MÖ 163 yılında ölmüştü; Yahudiye’de Haşmoni Hanedanlığının yükseliş konusunu ve giderek küçülen imparatorluk sorunlarını haleflerine bırakmıştı.
Gerileme ve Çöküş
Kral Antiokos III’ten sonraki Selevkos monarşisi, Kral Selevkos I vizyonunu unutmuş veya kasten görmezden gelmiş gibi görünüyordu; halkın pahasına kendi çıkarlarını gözetmeye odaklanmıştı. MÖ 163 ile 145 yılları arasında üç kral hüküm sürmüş ve üçü de gerçek yönetim işlerinden daha ziyade kendi konumlarını savunmakla ilgileniyorlardı. Monarşi açıkça birbirleriyle savaşırken veya entrika çevirirken, Kilikya’da geçimini sağlamaya çalışan birçok kişi için korsanlık geçerli bir seçenek haline gelmişti, Akdeniz çevresinde gemilere ve limanlara düzenli olarak saldıran, farklı birçok milletten oluşan Kilikya korsanları ortaya çıkmıştı.
Kilikya korsanları, Kral Antiokos VI Dionysius’tan (MÖ 145-140) iktidarı devralan Diodotus Tryphon (MÖ 140-138) tarafından teşvik edilmiş ve korunmuşlardı; çünkü korsanlar köle ticaretiyle uğraşıyorlardı ve Selevkoslar da dönemin diğer güçleri kadar köle emeğine ihtiyaç duyuyorlardı. Bu dönem monarşi kaosu, beş ayrı hükümdarın saray entrikalarında hem oyuncu ve hem de piyon olan Kleoptra Thea (MÖ 164-121) figüründe örneklenmektedir. Kleopatra Thea, babası VI. Ptolemy’nin Suriye’yi işgal edip Alexander Balas’ın öldürülmesinden önce Alexander Balas’ın (MÖ 150-145) karısydı. Daha sonra Partlar tarafından esir alınan ve MÖ 129 yılına kadar ellerinde tutulan II. Demetrius Nicator (MÖ 145-138; 129-126) ile evlendirilmiştir.
Esaret altındayken, kardeşi VII. Antiokos Sidetes (MÖ 138-129) tahtı ele geçirmek üzere Kleopatra ile evlenmişti. Partlar, hanedanlık arasında anlaşmazlığı körüklemek için Demetrius’u serbest bırakmışlardı, ancak aynı zamanda VII. Antiokos Sidetes de Partlarca savaşta öldürülmüştü. Demetrius, Mısır’a karşı düzenlenen bir seferde başarısız olup Kleopatra Thea’nın ihanetine uğrayıp öldürülmeden önce üç yıl boyunca iktidarı yeniden ele geçirmişti. Oğlu V. Selevkos Philametor (MÖ 126-125) iktidara geldiğinde, Kleopatra onu öldürtmüş ve oğlu VIII. Antiokos Grypos’u (MÖ 125-96) kral yapmıştı. İradesine boyun eğmeyince onu öldürmeye çalışmış, ancak Antiokos Grypos kendisine sunulan zehirli kadehi onun içmesini zorlamıştı.
Bu zaman kadar, Kral I.Selevkos vizyonuna uzaktan bile olsa benzeyen bir Selevkos İmparatorluğu kalmamıştı; sadece Suriye’de küçük bir krallık vardı ve bu krallık da bu ünvanı kullanmaya devam ediyordu. Roma yönetimi, Pontus Kralı VI. Mithridates (MÖ 120-63) ve Mithridates’in damadı Ermenistan Kralı Büyük Dikran’a (MÖ 95-56) karşı yapılan Mithridates Savaşları (MÖ 89-63) sırasında çevredeki bölgeye daha fazla müdahil olmuştu. Her iki tarafın da Suriye krallığına ne olacağıyla ilgilenmediğini fark eden Roma, Suriye Krallığını işgal edip kendi topraklarına katmıştı. Ancak Suriye üzerindeki kontrolü kısa sürmüş ve Romalı General Pompey, Mithridates’i yendikten hemen sonra dikkatini Suriye ve Anadoluya çevirmişti; her ikisini de Roma Eyaleti haline getirmiş ve Kilikya korsanlarını yok ettiği sırada Selevkos monarşisine de son vermişti.
Selevkosların son kralı, MÖ 65-63 yılları arasında hüküm süren Makedonya Kralı II. Philip Philoromaeus olmuştu ve onun hakkında konumunu korumaya yönelik umutsuz bir girişim dışında pek az şey bilinir; bu durum III. Antiokos’tan sonraki Selevkos monarşisi genelini örneklendirilmektedir. Kral I. Selevkos’un geniş, çokkültürlü ve barış içinde bir arada yaşayan imparatorluk vizyonu kaybolmasından sonra, IV Antiokos Epiphanes’in saltanat döneminden itibaren imparatorluğun geriye kalan kraliyet tarihi kibir, halkı ihmal etme, taraflar arasında küçük güç kapma girişimleriyle damgalanmış ve sonunda onları, ellerinde hiçbir şey olmadan, baş başa kalmışlardır.
