Hammurabi

Fatih, Kral ve Kanun Koyucu
Joshua J. Mark
Yazan , Çeviren: Nizamettin Karaben
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Hammurabi and Shamash (by Mbzt, CC BY-SA)
Hammurabi ve Güneş Tanrısı Şamaş Mbzt (CC BY-SA)

Hammurabi (dönemi MÖ 1792-1750), Birinci Babil Hanedanlığı Amoriler altıncı kralıydı. En çok, aralarında Kutsal Kitap Tevrat’ta anılan Musa Yasasının da dâhil olduğu diğer yasal düzenlemelerine örnek teşkil eden Kanun Kodlarıyla bilinir. İlk fetih seferinden sonra Mezopotamya coğrafyasında herhangi bir isyan hareketi olmasına yol açmadan başarılı bir şekilde yönetebilen ilk hükümdar olmuştur.

Aynı zamanda Ammurapi veya Kammurabi olarak da bilinir ve kraliyet tahtını, krallığı istikrara kavuşturan, ancak topraklarında istediği genişlemeyi sağlayamayan babası Kral Sin-Muballit’ten devralmıştı. Hammurabi tahta çıktığı zaman Babil Krallığı; Kiş, Sippar, Borsippa ve Babil şehirlerinden meydana geliyordu. Ardarda düzenlenen askeri fetihlerle, ihtiyaç halinde büyük bir özenle kurulabilen veya gerektiğinde bozulabilen ittifaklar ve siyasi manevralar marifetiyle bütün bölgeyi MÖ 1750 yılına kadar kontrolü altında almıştı.

Kendi kralık kayıtlarına, hükümdarlık dönemi mektuplarına ve düzenlenen idari belgelere göre yönetimine bağlı topluluklarda yaşayanların, hayatlarını iyi bir şekilde idame ettirmelerine imkân sağlamıştır. Belirtildiği üzere, tarihte ilk olmasıyla anılan Kanun Kodlarıyla bilinir, oysa Mezopotamya’da daha eskiden düzenlenmiş kanunlar da vardı. Ancak, Hammurabi Kanun Kodları en açık ve en kapsayıcı olmalarından dolayı, İbrani yazıcılarının Kutsal Kitap Tevrat’ta aldıkları kanunlar da dâhil olmak üzere diğer kültürlerin/medeniyetlerin düzenlemiş oldukları kanun kodları için de bir model olmuştur.

Geçmişi ve İktidara Yükseliş

HAMMURABİ, SALTANAT DÖNEMİNE; YÖNETİMİ MERKEZİLEŞTİREREK VE YENİ BİR DÜZEN SAĞLAYARAK, AYNI ZAMANDA MEZOPOTAMYA’NIN GÜNEY BÖLGESİNE SEFER PLANLAMASI YAPARAK BAŞLAMIŞTI.

Amoriler, MÖ 3.binyıldan önceki bir aşamadan Babil’de hüküm süren Eber Nari (günümüzde Suriye) kıyı bölgesinden Mezopotamya topraklarına göç eden göçebe bir halktı ve MÖ 1894 yılına gelindiğinde Babil’de hüküm sürüyorlardı. Hanedanlığın beşinci Kralı Sin-Muballit (dönemi MÖ 1812-1793), birçok bayındırlık projesini başarıyla tamamlamış, ancak, krallık topraklarında istediği genişlemeyi sağlayamamış ve güneydeki rakip şehir Larsa Karllığı ile rekabet edememişti.

Larsa şehri Basra Körfezinde en kazançlı bir ticaret merkeziydi, ticaretten elde edilen kazanç şehri zenginleştirmiş ve genişleme sağlamaya teşvik etmiş, böylece güneydeki şehirlerin çoğu Larsa şehir devleti kontrolü altına alınmıştı. Kral Sin-Muballit, Larsa Krallığına karşı düzenlen savaşta, Babil kuvvetlerine liderlik etmiş ancak Larsa Kralı Rim Sin I güçlerine yenilmişti. Bu aşamadan sonra aslında nelerin yaşandığı hala belirsizdir, ancak, anlaşıldığına göre Kral Sin-Muballit, oğlu Kral Hammurabi lehine Kraliyet tahtından çekilmek durumunda kalmıştır. Larsa Kralı Rim Sin I’in, Kral Hammurabi’nin Larsa Krallığı için tehdit oluşturup oluşturmadığı konusunda ne düşündüğü bilinmez, şayet tehdit oluşturduğunu düşündüyse de, yanılmış olduğu kanıtlanmıştır. Tarihçi Will Durant bu konuda şöyle bir açıklama yapar:

Babil tarihinin başlangıcından bu yana, kırk üç yıllık hükümdarlığı döneminde, fatih ve kanun koyucu sıfatıyla Kral Hammurabi’nin güçlü şahsiyeti anılmaya devam edilmekte. İlk döneme ilişkin mühürler ve kitabeler Hammurabi’yi kısmen bize tanıtırlar; şöyle ki; ateşli ve dahi genç bir kral, savaş sırasında bir kasırga gibi esen, isyancıları ezip geçen, düşmanlarını bozguna uğratıp paramparça eden, ulaşılması güç dağ zirvelerinde dolaşan ve hiçbir savaşı kaybetmeyen bir kral.

Kral Hammurabi yönetimi altında bulunan aşağı vadinin savaşan küçük devletleri birlik olmaya ve barış içinde yaşamaya zorlandılar ve tarihi kanun hükümlerine göre düzen ve güvenlik içinde disipline edildiler. (219)

Kral Hammurabi, iktidar döneminin ilk başlarında, Larsa Kralı Rim Sin I’in öfkesine yol açacak herhangi bir davranışta bulunmamıştı. Kendi saltanat faaliyetlerine, yönetimi merkezileştirip yeni bir düzen sağlayarak, babasının başlatmış olduğu inşaat programlarını sürdürerek ve şehir duvarlarını genişletip yükselterek başlamıştı. Ünlü Kanun Kodları (yaklaşık MÖ 1772) çıkarmış, halkın yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermiş, tarlaların sulama işlerine olanak sağlamış ve kontrolü altındaki şehirlerin altyapı bakım işlerini yaparak iyileştirme yapmış ve aynı zamanda tanrılar onuruna görkemli tapınaklar inşa ettirmişti. Diğer yandan da, birliklerini belli bir düzene sokmuş ve Mezopotamya’nın güney bölgesine yönelik seferler planlamıştı.

Map of Tthe Ancient Near East c. 1700 BCE
Antik Yakın Doğu, M.Ö. 1700 civarı Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Mezopotamya Fatihi

Akademisyen Stephen Bertman, Kral Hammurabi’nin kişisel karakterini; saltanatının ilk başlarında, kendi çıkarı doğrultusunda nasıl da çalıştığını gösteren aşağıya çıkarılan yazıyla şöyle belirtir:

Hammurabi, yenekli bir yönetici, becerikli bir diplomat ve kurnaz bir yayılmacı, hedeflerine ulaşmada çok sabırlı bir kraldı. Tahta geçtikten sonra, insanların borçlarını afeden bir bildiri yayınlamış ve saltanatının ilk beş yılında tanrıların, özellikle Babil’in hamisi Baş Tanrı Marduk’un kutsal alanlarını dindarca yenileyerk popülaritesini daha da artırmıştır.

Ardından da, ülkesindeki gücünü güvence altına almış ve askeri güçlerini sefere hazırlayarak, güneyde ve doğuda rakip devletlere karşı beş yıllık bir seferler serisini başlatarak topraklarını genişletmişti. (87)

Elamlılar doğuda Mezopotamya’nın orta ovalarını işgal ettikleri zaman, Kral Hammurabi, Elamlıları yenmek amacıyla Larsa Krallığı ile ittifak yapmıştı. Bu ittifak çabasında başarılı olmuş, gerektiğinde yapılan ittifakı bozmuş, Nippur ve Lagash şehir devletleriyle yeni ittifaklar kurarak daha önce Larsa Krallığı elinde bulunan Uruk ve Isin şehirlerini almıştır. Diğer devletlerle yapılan ittifaklarla ilgili olarak, gerekli gördüğü zaman defalarca ittifak bozulmuştur. Ancak diğer hükümdarlar Kral Hammurabi ile anlaşma yapmaya devam ettikçe, Hammurabi’nin daha önce başkalarına yaptığı gibi, aynısını onlara da yapacağı kimsenin aklına gelmemiş gibi görünüyor.

Kral Hammurabi Uruk ve Isin şehirlerini fethettikten sonra ülkesine dönmüş ve Nippur ile Lagash şehirlerini almış ve ardından da Larsa Krallığını da fethetmişti. Bu çatışmada ilk kez kullanılan bir savaş tekniği; koşullar uygun olduğu zaman, diğer rakiplerine karşı tercih edeceği bir yöntem haline gelmişti: Şöyle ki; teslim alana kadar uzak tutmak üzere şehrin su kaynakları önüne set çekmek veya sular önüne bir baraj koyarak alıkoymak suretiyle sonra bir saldırı düzenlemeden önce şehri sular altında bırakmak için barajın kapaklarını açmak. Şehir sularını tutma ve sel baskını yöntemi daha önce Hammurabi’nin babası tarafından kullanılmış, ancak, o dönem için daha az etkili olan bir savaş yöntemi olmuştu. Larsa Krallığı, Kral Rim Sin’in son kalesiydi ve düşmesiyle birlikte güneyde Babil Krallığına karşı duracak başka hiçbir güç kalmamıştı.

Kral Hammurabi, Mezopotamya güney kesimlerini kontrol altına aldığı zaman, kuzeye ve batıya yönelmişti. Suriye’deki Amori Mari Karllığı uzun süreden beri zaten Babil Krallığı müttefikiydi ve Hammurabi, Kral Zimri-Lim (MÖ 1775-1761) ile dostane ilişkilerini sürdürüyordu. Kral Zimri-Lim, Mezopotamya kuzeyinde başarılı askeri safereler düzenlemiş ve kazandığı zafer sonucunda elde edilen zenginlik sayesinde Mari Krallığı bölgedeki en büyük ve en görkemli saraylardan birisine sahip olup diğer şehirlerin imrendiği bir şehir haline gelmişti.

HAMMURABİ, BABİL ŞEHRİNİN MEZOPOTAMYA ŞEHİRLERİNİN EN BÜYÜĞÜ OLMASINI İSTİYORDU VE MARİ BU ONUR İÇİN KESİN BİR RAKİP ŞEHİR İDİ.

Bu konuda araştırma yapan akademisyenler, Kral Hammurabi’nin Larsa Kralı Zimri-Lim ile ittifakını neden bozduğunu uzun süreden beri tartışıyorlar, oysa bu ittifakın bozulma nedeni açık olarak görünüyor: Mari şehri, Fırat Nehri üzerinde önemli, lüks ve zengin bir ticaret merkeziydi, büyük zenginlik kaynaklarına ve tabii ki su kullanım hakkına sahipti. Kaynaklardan faydalanmak üzere pazarlık yapmak yerine şehri doğrudan almak her hükümdarın tercih edebileceği bir politika oluyordu ve bu politika kesinlikle Kral Hammurabi için de geçerliydi. Kral Hammurabi MÖ 1760 yılında Mari şehri üzerine doludizgin saldırı düzenlemiş ve belirsiz bir nedenden dolayı fethetmek yerine, Mari şehrinde yıkım yapmayı tercih etmişti.

Kral Hammurabi’nin daha ilk etapta şehrin üzerine neden yürüdüğü konusundan daha büyük bir muamma var olmaya devam ediyor. Fethedilen diğer şehirler krallık topraklarına dâhil edildiler ve ardından da onarım işleri yapılarak geliştirildiler. Mari şehrinin Kral Hammurabi yönetimi için neden bu kadar istisnası olduğu bilim insanları nezdinde hala da tartışma konusudur. Bu istisnanın nedeni; Kral Hammurabi, Babil şehrinin Mezopotamya şehirlerinin en büyüğü olmasını istemesi ve Mari şehrinin ise Babil’in onuru için kesin bir rakip şehir özelliğinde olması olabilir.

Aynı yıl düzenlenen tarihi kayıtlarda kaybolduğu belirtilen Larsa Kralı Zimri-Lim’in bu çatışma sırasında öldürülmüş olabileceği düşünülüyor. Kral Hammurabi, Mari şehrinden Asur şehri üzerine yürümüş, Asurya (Asur) Krallık bölgesini ve nihayet antik Sümer kenti Eşnunna Krallığını (sular önüne set çekip kapatarak) fethetmiş, böylece MÖ 1755 yılında tüm Mezopotamya topraklarını yönetimi altına almıştı.

Law Code Tablet of King Hammurabi from Nippur
Nippur’dan Kral Hammurabi’nin Kanun Tableti Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Hammurabi Yasası ve Halkın İlgisi

Kralı Hammurabi, düzenlediği seferlere hatırı sayılır bir zaman ayırmış, egemenliği altına aldığı topraklarda halkın geçimini sağlamaya özen göstermişti. Kral Hammurabi’ye yaşamı boyunca uygun görülen popüler bir ünvan, bölgede inşa ettiği birçok inşaat ve kanal projesi nedeniyle “arazi kurucu” anlmına gelen bani matim ünvanı olmuştur.

Döneme ait belgelerin incelenmesinde, Kral Hammurabi yönetimi etkisi ve Mezopotamya halkı yaşam seyrini iyileştirmeye yönelik samimi arzusunun doğrulandığı anlaşılıyor. Yazılan mektuplar ve düzenlenen idari işler ile ilgili belgeler (kanalların inşaası, halka yiyecek dağıtımı, kent alanlarının düzenlenmesi, inşaat projeleri ve yasal konular) Hammurabi’nin kişiliği hakkında var olan görüşü destekler yöndedir. Kral Hammurabi’nin çıkardığı ünlü Yasa Kodu önsözü şöyle başlıyor:

Yüce Anu, Annunaki ve Bel büyük Tanrı Kral, Yerin ve Göğün Efendisi, yeryüzündeki insanların kaderini tayin eden, insanlık yönetimini Marduk’a tevdi eden, Babil’in yüce adını teleffuz eden, dünyanın dörte birinde adını yücelere yükselten, temelleri yer ve gök kadar sağlam olan ebedi bir krallık kurmuştur. O dönemde, adaletin hâkim olmasını sağlamak, kötüyü ve kötülüğü yok etmek, güçlünün zayıfı ezmesine engel olmak, ülkeyi aydınlatmak ve halkın refah düzeyini artırmak üzere panteon tarıları Anu ve Bel, tanrılara ibadet eden yüce prens Hammurabi diye beni çağırdılar. Tanrı Bel’in ülkeye kral olarak atadığı, bu topraklara bolluk ve bereketi getiren benim. (Durant, 219)

Hammurabi's Law Code
Hammurabi Kanun Kodu James Blake Wiener (CC BY-NC-SA)

Kral Hammurabi’nin çıkardığı Kanun Kodları tarihte çıkarılan ilk kanunlar değildir (genellikle ilk kanun kodu olarak bilinir), ancak, Kutsal Kitaplarda anılan kanun kodlarından da önce, antik çağlardan beri var olan kanun kodlarının kesinlikle en ünlüsü olma üzelliğini taşır. Kral Ur-Nammu (dönemi MÖ 2047-2030) veya oğlu Ur Kralı Shulgi (2094-2046) tarafından yayınlanan Ur Namu Yasa Kodu (2100-2050) dünyanın en eski yasa kodudur. Ancak, Kral Hammurabi Kanun Kodu önceki dönemlerde çıkarılan kanunlardan önemli açıdan farklılık arz eder. Tarihçi Kriwacze yazdığı yazılarda bu konuya şöyle bir açıklama getirir:

Hammurabi yasaları eşi görülmemiş bir sosyal ortam şokunu yansıtır: Çok etnikli, çok kabileli Babil Krallık Dünyası. Daha önceki Sümer-Akad dönemlerinde, tüm topluluklar kendilerini aynı ailenin ortak üyeleri, tanrıların gözünde eşit derecede hizmetkârlar olarak hissederlerdi. Bu gibi durumlarda, anlaşmazlık konuları olduğu zaman, kanın, sudan daha yoğun olduğu ve adil tazmin edilmenin intikam almadan daha arzu edilir olduğu, toplu olarak kabul edilen bir değerler sistemine başvurularak çözüm yolu bulmaya gidilirdi.

Ancak şimdi, şehirli vatandaşlar tamamen farklı bir yaşam tarzını sürdüren göçebelerle genellikle omuz omuza olduklarında, birkaç Batı Sami Amuru dilinin yanı sıra diğer dilleri konuşanlar, anlayışsız Akkadlarla bir araya geldiklerinde, çatışma konusu çok kolay bir şekilde diğer anlaşmazlık konularına sıçramış olmalı. İntikam alma ve kan davaları çoğu zaman İmparatorluk bütünlüğünü tehdit etmiş olmalı. (180)

Kral Ur-Nammu Yasası “aynı ailenin müşterek üyeleri” kavramına dayanır, çünkü bu anlamda, başından sonuna kadar toplumun riayet etmesi için uygun görülen bir davranış modelinin insanlar tarafından anlaşılması ve kabul edilmesi anlamına gelir. Kanuna riayet etmesi gereken herkesin tanrıların kendilerinden ne istediğini zaten bilmesi ve kralın sadece tanrı iradesini uygulaması bekleniyordu. Tarihçi Karen Rhea Nemet-Najat bu konuda şöyle yazar:

Kral, evrende kanun ve düzeni kuran tanrılar adına adaleti sağlamakla doğrudan sorumluydu. (221)

Kral Hammurabi Yasa Kodları, bir kabile üyeleri veya bir şehir insanlarının tanrılar iradesine ilişkin anlayışı diğerlerinden farklı olabileceği daha sonraki bir zamanda yazılmıştır. Hammurabi Kanun Kodu, konuları daha anlaşılır kılmak amacıyla, tanrı iradesinin toplumsal bir anlayışı varsaymada, suçu ve “bir suçun işlenmesi karşısında devlet tarafından verilecek cezayı” açıkça belirterek insanlar arasında intikam alma ve kan davalarını engellemeye çalışma yönünde olmuştur, Şöyle ki;

Bir adam, başka bir adamın gözünü çıkarırsa, onun da gözü çıkarılır.

Bir adamın kemiğini kıran bir kişinin de kemiği kırılır,

Bir adam kendi denginde birinin dişlerini kırarsa, onun da dişleri kırılır,

Bir inşaatçı, birisine bir ev inşa ederse ve inşaat düzgün yapılmaz ise,

Ve inşa ettiği ev çöküp sahibinin öldürülmesine neden olur ise, o inşaatçı da öldürülür,

Şayet ev sahibi oğlunun öldürülmesine yol açar ise, inşatçının da oğlu öldürülür.

Code of Hammurabi - Detail
Hammurabi Kanunları - Detay ctj71081 (CC BY-SA)

Hammurabi Kanun Kodu; para cezası ve toprak cezası uygulamasını öngören daha önceki Ur-Nammu Kanunnamesinden farklı olarak, Lex Talionis (Kısas Yasası) olarak bilinen, ceza yöntemi şeklinde; doğrudan işlenen suça karşılık, daha ziyade “bir ceza” kavramı şeklinde bilinen, cezalandırıcı olarak kabul edilen, cezalandırıcı adalet kanunu ilkesinin somut bir örneği oluyordu. Yani, “Göze göz, dişe diş” ilkesi, Eski Ahit Kitabında yer alıp daha sonraki kanunlarla ünlenen ve İbranilerin Mısır’dan Çıkış (Exodus) Kitabında yazılı bulunan şu pasajla örneklenir:

İnsanlar arasında kavga çıkması halinde, hamile bir kadın zarar görmüş ise ve kadın erken doğum yapmış ise, ancak ciddi bir yaralanma olmamış ise, meydana gelen yaralanmaya yol açan fail, zarar gören kadın kocasının talep edeceği veya mahkemenin öngöreceği miktarda para cezasına çarptırılır. Şayet ciddi bir yaralanma meydana gelmiş ise, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, el’e karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanık bir yaraya karşılık yanık, bedende bir yaraya karşılık yara ve bir bereye karşılık bere cezası verilir. (Exodus 21:22-25)

Hammurabi Yasa Kodu, işlenen suç kanıtlarını sıkı bir şekilde ele alan ve söz konusu suç için özel bir ceza belirleyen gelecekte düzenlenecek olan kanunlar için bir standart olmuştur. Daha önce, kişinin suçluluğuna ya da masumiyetine karar veren, sanığın belirli bir cezayı yerine getirmek üzere (genellikle bir nehre atılmak ya da bir nehir boyunca belirli bir mesafeyi yüzmek zorunda kalmak) mahkûm edildiği çok daha eskiye dayanan çile çekme yöntemi vardı. Başarılı olan kişi masumiyetini kanıtlıyordu, başaramayan ise suçlu oluyordu. Hammurabi Kanunları şöyle bir cezalandırmayı şart koşuyordu:

Eğer bir adamın karısı, başka bir adam ile adı çıkmışsa, onunla yakalanmamış olsa bile, kocasının selameti için kadın ilahi nehre atılmalıdır.

Bu cezaya maruz kalıp söz konusu çetin sınavdan sağ olarak kurtulan kadın artık masum kabul edilecektir. Ancak, daha sonra, kadına suçlama getiren bir kişi yalancı şahitlik yapmaktan suçlu bulunacak ve ölümle cezalandırılacak. En ciddi suçlardan kabul edilen zina ve büyücülük suçlarında çile çekme ceza uygulamasına düzenli olarak başvuruluyordu. Çünkü bu iki ihlalin toplumsal istikrarı büyük olasılıkla zayıflatacağı düşünülüyordu.

Eski Mezopotamyalı biri için büyücülük, günümüzdeki büyücülük tanımıyla tam olarak aynı değildir. Büyücülük; tanrıların bilinen iradesine aykırı eylemlerin sınırları dâhilinde gerçekleşiyordu; çünkü kişinin kendisine bu türden bir güç atfettiği ve bu gücü yansıtığını gösteren eylemler, yalnızca tanrıların sahip olabileceği saygınlık oluyordu. Mezopotamya tarihinin birçok döneminde kötü büyücü ve büyücülerle ilgili hikâyeler vardır: Bu tarzda hikâye yazarları, öyle anlaşılıyor ki, insanların çile çekmeye maruz kaldıkları zaman çektikleri ceza gibi durumlarda olduğu gibi, büyücülük suçu işleyenlerin sonu da her zaman kötü olduğu bir sahneyle bitirirler.

Hammurabi'nin Ölümü ve Mirası

Kral Hammurabi MÖ 1755 yılında Mezopotamya’nın tartışmasız hâkimi olduğu dönemde yaşlı ve hastaydı. Hayatının son yıllarında oğlu Samsu-Iluna Krallık tahtını devralmış ve MÖ 1749 yılında hükümdarlık sorumluluğunu üstlenmiştir. Antik bir Sümer kenti ve Mezopatmya merkezinde bulunan Enshnunna Krallığı fethedilerek Babil Krallığından alınması bölgeyi Hititler ve Kassitler gibi güçlerin saldırılarından koruyan doğudaki bariyerleri kaldıran nitelikte olmuştur. Bu bariyer artık kaldırılmış olduğunda ve büyük kralın zayıf düştüğü haberi yayıldığında, doğu kabileleri ordularını istila faaliyetlerine hazırlamışlardı.

King Hammurabi at Worship
Kral Hammurabi İbadet ederken Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Kral Hammurabi MÖ 1750 yılında öldüğünde oğlu Samsu-Iluna, babasının kurduğu krallığı işgalci güçlere karşı korumaya çalışmış, aynı zamanda, Krallık başkenti Babil kontrolü altındaki çeşitli bölgeleri korumak zorunda kalmıştır; ancak, bu toprakları elinde tutma gücü onun başaramayacağı derecede zorlu bir görev oluyordu. Kral Hammurabi’nin yaşadığı dönemde kurduğu devasa krallık toprakları, ölümünden bir yıl sonra parçalanmaya başlamıştı. Ve vassal devletler olan şehirler sınırlarını güvence altına almış ve özerkliklerini ilan etmişlerdi. Kral Hammurabi’nin haleflerinden hiçbiri krallığı yeniden bir araya getirememiş ve önce Hititler (MÖ 1595) ve ardından Kassitler istila hareketlerine başlamışlardı. Hitit Krallık güçleri Babil şehrine girerek yağmalamış ve Kassitler şehre yerleşip yeniden adlandırmışlardı. Kral Hammurabi’nin onlarca yıl önce yenilgiye uğrattığı Elam Krallığı, MS 1901 yılında Elam şehri Susa’da keşfedilen Hammurabi Kanunları Dikilitaş Kitabesine el koyup götürmüşlerdi.

Kral Hammurabi günümüzde bile, çıkardığı Kanun Kodlarıyla, daha sonraki dönemlerde çıkarılan kanunlar için standart oluşturan bir kanun koyucu olarak anılıyor. Ancak, kendi zamanında, tıpkı Akkad Kralı Sargon (aynı zamanda Büyük Sargon olarak bilinir, dönemi MÖ 2334-2279) sıfatıyla biliniyor. Kral Hammurabi, kendini yayılmacı Kral Sargon ile ilişkilendirerek, “Güçlü Kral, Babil Kralı, Dünya Dört Bölgesi Kralı, Sümer ve Akkad Kralı, Tanrı Bel’in/Marduk’un topraklarını ve üzerinde yaşayan insanları egemenliğine bağlı bırakmış, yönetme dizginlerini eline vermiş olduğu” ve tıpkı Akkad Kralı Sargon gibi (ve diğerleri), kendi meşru yönetiminin tanrıların iradesiyle tayin edildiğini iddia etmiştir.

Bununla birlikte, birçok etnik topluluktan oluşan imparatorluğu sürekli olarak iç çekişmelerle parçalanan Akkad Kralı Büyük Sargon’un aksine, Babil Kralı Hammurabi, yaptığı fetihlerin ardında, halkın göreceli bir barışa kavuştuğu krallık topraklarını yönetiyordu. Akademisyen Gwendolyn Leick bu konuda şöyle yazar:

Kral Hammurabi, Mezopotamya’nın büyük krallarından biri olmaya devam ediyor; doğru zamanı bekleyecek kadar sabırlı, sonra da kaynaklarını fazla zorlamadan hedeflerine ulaşacak kadar acımasız, olağanüstü bir diplomat ve zorlu bir müzakereci. (83)

Kral Hammurabi’nin, Akkad Kralı Sargon ya da ondan sonra gelen torunu Kral Naram-Sin’in (dönemi MÖ 2254 -2218) aksine, şehirleri ve bölgeleri defalarca yeniden fethetmek zorunda kalmaması, fethedilen şehirleri Babil Krallığı egemenliği altına aldıktan sonra çoğunlukla yakın ilgi göstermesi, bölge sakinlerinin yaşam standartını iyileştirmesi (elbette, Mari şehrinin dikkate değer bir istisnası var) Hammurabi yönetiminin bir özelliği oluyordu. Yasa Koyucu bir Kral olarak mirası; sosyal adaleti sağlama ve halkın yaşam standartını iyileştirme konusuna eşi görülmemiş ilgi göstermek olmuştur.

Sorular & Cevaplar

Hammurabi kimdi?

Hammurabi, MÖ 1792-1750 yılları arası dönemde hüküm süren Antik Babil’in Amori kralıydı, bütün Mezopotamya’yı fethetmiş ve yönetmişti.

Hammurabi nesiyle meşhurdu?

Hammurabi, yaklaşık olarak MÖ 1722 yılında düzenlenen Kanun Koduyla meşhurdu.

Hammurabi Kanun Kodu Dünyadaki en eski Kanun Kodu muydu?

Hayır, (yaklaşık olarak MÖ 2100-2050 döneminde düzenlenen) Ur-Nammu Kanunnamesi Dünyadaki en eski Kanun Kodudur.

Hammurabi nasıl ölmüştü?

Hammurabi, MÖ 1750 yılında, doğal nedenlerden dolayı olmüştür.

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2026, Mayıs 22). Hammurabi: Fatih, Kral ve Kanun Koyucu. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-150/hammurabi/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Hammurabi: Fatih, Kral ve Kanun Koyucu." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Mayıs 22, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-150/hammurabi/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Hammurabi: Fatih, Kral ve Kanun Koyucu." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 22 May 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-150/hammurabi/.

Reklamları Kaldır