Musa

Joshua J. Mark
Yazan , Çeviren: Nizamettin Karaben
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Moses on Mount Sinai (by Jean-Léon Gérôme, Public Domain)
Hz. Musa Sina Dağında Jean-Léon Gérôme (Public Domain)

Hz. Musa (MÖ yaklaşık 1400), dünya tarihinin en önemli dini liderlerinden biri olarak kabul edilir. Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam ve Bahailik dinleri Hz. Musa’nın Tanrı’nın önemli bir peygamberi ve tek tanrılı dini inancın kurucusu olarak kabul ederler.

Hz. Musa’nın hayat hikâyesi Kutsal Kitap Tevrat; Çıkış, Leviler, Teniye ve Sayılar kitaplarında/bölümlerinde anlatılır, Kutsal Kitap boyunca atıfta bulunulmaya devam edilir ve Yeni Ahit Kutsal Kitabında da sıkça alıntılanan bir peygamberdir.

Kur’an anlatısında da önemli bir yeri vardır ve metinde sadece dört kez adı geçen Hz. Muhammed adına kıyasla 115 kez anılan ve en sık alıntılanan dini bir şahsiyettir. Hz. Musa, Kutsal Kitap Tevrat’ta olduğu gibi, Kura’an’da da dönüşümlü olarak İlahi veya insani anlayışı temsil eden bir şahsiyet olarak anılır.

Hz. Musa en çok, Kutsal Kitabın bir kısmı olup İbranilerin Mısırdan Çıkış Kitabından ve Kur’andaki anlatıdan dolayı bilinir; İbrani halkını Mısır köleliğinden kurtarıp “Vaat Edilmiş Topraklar” olan Kenan Diyarına götürdükten sonra Sina Dağın’da Tanrı ile yüz yüze görüşerek On Emiri’i alan kanun koyucu olarak tanınır. İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısı, sadece Tevrat’ın ilk beş kitabı olan Pentateuch kısmında ve daha sonra derlenip kaleme alınan Kur’an’da anılır. Başka da hiçbir kaynak bu anlatıyı doğrulayan nitelikte olmayıp hiçbir arkeolojik kanıt bu anlatıyı desteklemez. Konunun bu yönü, birçok bilim insanının Hz. Musa’nın efsanevi bir şahsiyet ve Mısır’dan Çıkış anlatısının da aslında kültürel bir efsane olduğu sonucuna varmasına yol açmıştır.

Mısırlı tarihçi yazar ve rahip Manetho (MÖ 3.yüzyıl), cüzzamlı bir grubu sürgün ederek cezalandırmak isteyen bir krala karşı isyan hareketine öderlik eden Osarsiph adlı bir Mısır rahibi hikâyesini anlatır. Tarihçi Manetho’ya göre Rahip Osarship, Mısır dininin çok tanrıcılık yanını tek tanrılı bir anlayış lehine reddetmiş ve adını Mısır dilinde; “…nin oğlu” anlamına gelen ve genellikle bir tanrının adıyla birlikte kullanılan Musa olarak değiştirmiştir (örneğin Ramses; Ra-Musa yani, Ra’nın oğlu). Anlaşıldığına göre Rahip Osarsiph, kendisini insanların telaffuz edemeyeceği veya etmemesi gereken bir isme sahip yaşayan bir tanrının oğlu olarak gördüğü için kendi adına Tanrı’nın hiçbir sıfatını eklememiştir.

Musa, hikâyesi tekrar anlatıldıkça kendi başına bir yaşam kazanan mitolojik bir karakter olabilir, ya da kendisine büyülü veya doğaüstü olayalar atfedilen gerçek bir kişi olabilir; ya da Kutsal Kitabı oluşturan ilk kitaplarda ve Kur’an’da tasvir edildiği gibi tam olarak aynı kişi olabilir.

Tarihçi Manetho’nun anlatığı rahip Osarsiph/Musa hakkındaki anlatısını tarihçi Flavius Josephus de (MS yaklaşık 37-100) aktarır ve kendi eserinde Manetho’nun kaleme aldığı öyküsüne uzun uzadıya yer verir. Romalı tarihçi Tacitus da (MS yaklaşık 56-117) Mısırlı cüzzamlılardan oluşan bir koloninin lideri olan Musa adında bir adamın benzer bir öyküsünü anlatır. Bu konu, aralarında Sigmun Freud ve Joseph Champbell’ın de bulunduğu birçok yazar ve bilim insanlarının, Kutasal Kitapta anılan Musa şahsiyetinin sadece Mısır sarayında yetişmiş bir İbrani olmadığını, aynı zamanda, tek tanrıcılık dinini kurmak üzere dini devrime önderlik eden bir Mısır rahibi olduğunu iddia etmelerine yol açmıştır. Bu teori Musa şahsiyetini, saltanatının beşinci yılında diğer bütün tanrılardan farklı ve hepsinden daha güçlü bir tanrı olan Aton tanrısına göre kendi tek tanrıcılık dini inancını kuran Firavun Akhenaton (MÖ 1353-1336) ile yakından ilişkilendirir.

Firavun Akhenaton’un tek tanrıcılığı, gerçek bir dini anlayıştan kaynaklanmış olabilir veya hükümdarlık tahtı için olduğu kadar güçlü hale gelen Amon tanrısı rahiplerine karşı bir tepki de olabilir. Firavun Akhenaton, tek tanrıcılık dinini kurarak ve Mısır’ın bütün eski tanrılarına yasaklama getirerek, hükümdarlık tacı için rahiplikten kaynaklı olası bir tehdidi etkili bir şekilde ortadan kaldırmıştır.

Joseph Champbell ve diğer yazarların (bu konuda Sigmund Freud’un Musa ve Tektanrıcılık adlı eserini dikkate alanlar) öne sürdükleri teoriye göre Musa şahsiyeti aslında Akhenaton dini inancının bir rahibiydi ve Firavun Akhenaton’un ölümünden sonra, oğlu Tutankamon (MÖ yaklaşık 1336-1327) eski tanrıları göndeme getirip uygulamaları yeniden tesis ettiğinde, kendisiyle aynı fikirde olan takipçilerini Mısır’dan çıkarmıştır. Bazı akademisyenler Musa şahsiyetini Firavun Akhenaton ile özdeşleştirir ve İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısını Akhenaton’un dini reformu için yaptığı dürüst bir girişimin mitolojik bir yeniden tasviri şeklinde görürler.

Kutsal Kitaptan veya daha önceki yazarların anlatılarından yola çıkan birçok klasik yazar Musa konusunu anlatırlar. Musa, hikâyesi tekrar anlatıldıkça kendi başına bir yaşam kazanan mitolojik bir karakter olabilir, ya da kendisine büyülü veya doğaüstü olayalar atfedilen gerçek bir kişi olabilir; ya da Kutsal Kitabı oluşturan ilk kitaplarda ve Kur’an’da tasvir edildiği gibi tam olarak aynı kişi olabilir.

Hz. Musa’nın yaşam hikâyesi ve İbranilerin Mısır’dan Çıkış olgusu kesin tarihini belirlemek zor bir konu olup her zaman Kutsal Kitabı oluşturan diğer kitaplar ile birlikte Mısır’dan Çıkış Kitabının yorumlanmasına dayanır ve yine her zaman süpekülatif bir konudur. İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısını, Kenan Diyarında yaşam süren ve kendi halkıyla birlikte bölgede var olan daha eski Amorilerin yerleşimleri arasında net bir ayırım yapmak isteyen İbrani bir yazarın yazmış olması da mümkündür. Tanrı’nın Seçilmiş Halkı anlatısı, İbranilerin Tanrı hizmetkârı Hz. Musa öncülüğünde Vaat Edilmiş Topraklara götürme anlatısı bu amaca iyi hizmet etmiş olabilir.

Moses Found by Pharaoh's Daughter
Firavun'un Kızı Bebek Musa’yı Bulup Alırken Providence Lithograph Company (Public Domain)

Kutsal Kitapta Hz. Musa

Mısır’dan Çıkış Kitabı/Exodus (MÖ yaklaşık 600 yılında yazılmış), Yakubun oğlu Yusuf’un kıskanç üvey kardeşlerinin Yusuf’u köle olarak Mısırlılara satmaları ve Yusuf’un Mısır Sarayında yükselişini anlatan Yaratılış Kitabı (37 ve 50. bölümleri) devamı niteliğindedir. Anlatıya göre Yusuf, rüyaları yorumlama konusunda yetenekli birisidir ve yaklaşan kıtlık dönemini öngören kralın rüyasını doğru bir şekilde yorumlamıştır. Ve Kral, Yusuf’u Mısır ülkesini yaklaşan kıtlığa hazırlamakla görevlendirmiş, bu görevinde iyi bir başarı elde etmiş ve ailesini Mısır’a getirmiştir. Mısır’dan Çıkış Kitabı, Yusuf’un İbrani soyundan gelenleri Mısır’a alması ve İbranilerin Mısırda sayıca artmasıyla başlar. Firavun, İbranilerin Mısır’da iktidarı ele geçirebilme potansiyeli konusunda kaygı duymaya başlar ve onları köleleştirir.

Hz. Musa, Kitabın İkinci Bölümünde adı geçmeyen Firavun’un, İbranilerin Mısır’da artan nüfusundan endişe duyarak doğan her bir erkek çocuğun öldürülmesi emrini vermesinin ardından anlatıya dâhil olur. Çocuk Musa’nın annesi Onu üç ay boyunca saklar, ancak daha sonra bulunup öldürülmesinden korkan annesi Onu ziftle sıvanmış bir papirus sepetine koyar ve kızkardeşinin de onun akıbetini öğrenmek üzere takip ettiği sepeti Nil Nehri kıyısında sazlıklar arasına bırakır.

Anlatıya göre sepet, Firavun kızı ve hizmetkârlarının yıkandıkları yere doğru sürüklenir ve böylece bulunur. Mısır Prensesi çocuğu sepetten çıkarır ve ona “Musa” adını verir; bu adı seçmesinin nedeni çocuğu “sudan çıkarması” (Çıkış Kitabı 2:10) anlamında olduğunu söyler. Bu adlandırma ile “Musa” adının “sudan çıkarma” anlamına geldiği iddiası ortaya konulmuş olur. Bu ismin etimolojisi tartışmalıdır, çünkü belirtildiği üzere, dönemin Mısır dilinde “Musa” tanımlaması “…nin oğlu/çocuğu” anlamına gelir. Musa’nın kız kardeşi hala sepeti gözetlemektedir, tam da Musa’nın bulunup sudan çıkarıldığı anda ortaya çıkar ve bebeği emzirmesi için İbrani bir kadını getirebileceği önerisinde bulunur; aslında Musa’nın annesi olan kadını getirir ve en azında hikâyenin başlangıcındaki annesi, oğluyla yeniden bir araya gelmiş olur.

Geleneksel anlatıya göre çocuk Musa Mısır Sarayında büyür ve birgün bir Mısırlının, İbrani bir köleyi dövdüğünü görür ve Mısırlıyı döverken öldürüp cesedini kuma gömer. Ertesi gün, halkın arasına çıktığı zaman iki ibraninin kavga halinde olduklarını görür ve onları ayırmaya çalışarak aralarındaki sorunun ne olduğunu sorar. İbranilerden biri, Mısırlıyı öldürdüğü gibi onu da öldürmeyi planlayıp planlamadığını sorar. Musa işlediği cinayetin bilindiğini anlar ve Mısır’dan Midyan bölgesine kaçar.

Midyan bölgesinde, başrahibin (Exodus 2’de Reuel, daha sonra Jethro olarak adlandırılan) kızlarının imdadına yetişir, kızları kurtarır ve başrahip de daha sonra kızlarından Zipporah’ı ona eş olarak verir. Hz. Musa, Midyan’da çobanlık yaparak bir süre yaşar, ta ki bir gün alevlerle içinde yanmakta olan, ama aslında yanıp kül olmayan bir çalıyla karşılaşana kadar. Bu alevler içinde olan çalılık aslında Tanrı’nın Meleğidir ve Hz. Musa’ya halkını özgürleştirmek üzere Mısır’a dönmesi gerektiği mesajını iletir. Hz. Musa ilk önce iletilen mesaj ile ilgilenmez ve Tanrı Meleğine açıkça, “Lütfen başka birini gönder” diye cevap verir (Exodus/Çıkış 4:13).

Tanrı, yaptığı tercih konusunda soru sorulmasını kabul etmeye pek niyetli değildir ve Hz. Musa’nın Mısır’a dönmesi gerektiğini açıkça belirtir. Ona, her şeyin yolunda gideceğine, kardeşi Harun’un halkıyla konuşması konusunda ona yardımcı olacağına ve Firavun ile Tanrı adına konuştuğuna onu ikna etmesini sağlayacak doğaüstü güçlere sahip olacağına dair güvence verir. Ayrıca, Kitabı yorumlayanların uzun zamandan beri rahatsız olmalarına yol açan bir pasajda, Hz. Musa’ya mesajı kabul etmesi ve halkını serbest bırakması istenirken aynı zamanda Firavun’un kalbini mesajı kabul etme ve İbrani halkını serbest bırakmaya karşı “sertleştireceğini” de söylenir.

Moses & The Seventh Plague of Egypt
Hz. Musa ve Mısır’da Yedinci Veba Salgını John Martin (Public Domain)

Hz. Musa Mısır’a döner ve Tanrı’nın söz verdiği gibi, Firavun’un kalbi ona karşı katılaşır. Hz. Musa ve kardeşi Harun, kimin Tanrı’sının daha büyük olduğunu göstermek üzere Mısırlı rahiplerle adeta yarışmaya girerler, ancak Firavun tartışmadan pek etkilenmez. Firavun, On Felaketten oluşan bir dizi felaketin Mısır ülkesini harap etmesinden kaygılanan ve sonunda Mısırlıların doğan ilk erkek çocuklarını öldürme emrini vermesinden sonra, İbranilerin Mısırdan ayrılmalarına izin verir, Tanrı’nın yol gösterdiği gibi, Mısır’dan büyük miktarda hazineyi yanlarına alarak giderler.

Geleneksel anlatıya göre İbranilerin Mısır’dan ayrılmalarından sonra Firavun’un fikrinde değişiklik meydana gelir ve savaş arabalarından oluşan bir ordusunu peşlerine gönderir. Kutsal Kitap Tevrat’ın en bilinen bölümlerinden birinde Hz. Musa, halkının geçebilmesi için asasıyla Kızıldeniz’i ikiye ayırır ve halkı denizi geçer, ardından peşlerinden gelen Mısır ordusunu yarılmış Kızıldeniz sularını eski haline getirmek suretiyle denizde boğulmasını sağlar. Hz. Musa, Tanrı’nın verdiği iki işareti izleyerek halkına önderlik eder: Gündüz bir bulut sütunu ve gece ise bir ateş sütunu. Hz. Musa, halkını Sina Dağı eteklerinde bırakarak yukarı doğru Dağ’a çıkar ve Tanrı ile yüz yüze görüşür; burada Tanrı’nın halkı için koyduğu kanunlar olan On Emirleri alır.

Geleneksel anlatıya göre, Hz. Musa dağda Tanrı’dan, Kanunu ve ayrıca Tanrı’nın İbrani halkı arasında varlığı anlamında olacak Ahit Sandığı yapılması ve bir çadır kurulması için talimat alır. Bu arada halkı Onun ölümü konusunda kaygılanmaya başlar ve umutsuzluğa kapılarak kardeşi Harun’dan tapabilecekleri ve yardım dileyebilecekleri bir put yapmasını isterler. Harun, Mısırdan getirdikleri hazineyi ateşte eriterek altından bir buzağı yapar. Hz. Musa dağda iken Tanrı İbranilerin yaptıklarını görür ve Hz. Musa’ya geri dönüp halkıyla ilgilenmesini söyler.

Hz. Musa dağdan aşağı indiği zaman halkının puta taptığını görünce öfkelenir ve On Emir levhalarını imha eder. Tanrı’ya sadık kalan herkesi, kardeşi Harun da dâhil olmak üzere, yanına çağırır ve Harun’u kendileri için put yapmaya teşvik eden komşuları, arkadaşları ve kardeşlerini öldürmeleri emrini verir. Mısır’dan Çıkış Kitabı 32: 27-28 bölümleri bu sahneyi anlatır ve Levililerin “yaklaşık üç bin kişiyi” öldürdüğü iddia edilir. Daha sonra Tanrı, Hz. Musa’ya artık halkıyla birlikte gidemeyeceğini, çünkü halkının “inatçı insanlar”dan meydana geldiğini ve onlarla daha fazla yolculuk ederse, hayal kırıklığına uğrayacağından dolayı onları öldürebileceğini söyler.

Hz. Musa ve ihtiyarlardan oluşan bir heyet daha sonra Tanrı ile bir anlaşma yaparlar; bu Antlaşmaya göre Tanrı onların tek Tanrısı olacak, onlar da Tanrı’nın seçilmiş halkı olacaklar. Tanrı, İbranilere rehberlik ve teselli etmek için İlahi bir varlık olarak onlarla birlikte yolculuk eder. Tanrı, Hz. Musa’nın hazırladığı yeni tabletlere On Emir’i yazar ve bu emirler metni Ahit Sandığına yerleştirilir; Sandık, ayrıntılı bir yapıda kurulan çadır tapınağı en kutsal yerinde muhafaza altına alınır.

Tanrı ayrıca, adakların kabul edilmesi için tapınakta, Onun huzurunda saf altından bir kandil ve akasya ağacından bir masa yapılması emrini verir, tapınak için bir avlu bölgesi oluşturulmasını belirtir, kabul edilebilir adakları, kaçınılması ve kefaret ödenmesi gereken çeşitli günahları özetler. Artık insanlar Tanrı’nın varlığını sorgulamak ve ne istediğini merak etmek zorunda kalmayacaklar çünkü On Emir ve diğer talimatlarla her şeyin oldukça açık olduğu ve dahası, Tanrı’nın tapınakta aralarında bulunduğunu bilecekler.

Tanrı aralarında olsa bile, İbrani halkı hala da şüphe duyuyor, korkuyor ve sorguluyor; bu yüzden bu neslin ölene kadar çölde dolaşacağına, gelecek neslin ise Vaat Edilen Topraklara ulaşacağına hüküm verilir. Hz. Musa, bu olgu gerçekleşene ve genç nesil Kenan Diyarına ulaşana kadar kırk yıl boyunca halkını çölde yönetir. Ancak, Hz. Musa’nın Kenan Diyarına girmesine izin verilmez, sadece Ürdün Nehri’nin karşı kıyısından bakmasına izin vardır. Hz. Musa burada ölür ve Nebo Dağında işareti belirsiz bir mezara gömülür. Bundan böyle İbrani halkına liderlik görevini, ikinci komutanı, Nun oğlu Yeşu devralır.

Hz. Musa, halkı ile Tanrı arasında arabuluculuk yaparken, yaşadığı zorluk ve sınamalar ile koyduğu yasalar; Sayılar, Levililer ve Tesniye Kitaplarında anlatılır; bu kitaplar, Yaratılış ve Mısırdan Çıkış/Exodus kitaplarıyla birlikte, geleneksel olarak Hz. Musa’nın yazarı olarak kabul edilen Kutsal Kitabın ilk beş kitabını oluşturur.

İbranilerin Mısır’dan Çıkış/Exodus anlatısı; kişisel kimlik, yaşamsal amaç ve İlahi gücün insan işine müdahil olması gibi bazı evrensel tema ve sembollere değindiği için bu kadar yankı uyandırmıştır.

Kahramanın Hikâyesi

Ancak Kutsal Kitap araştırmaları Hz. Musa’nın yazarlığını reddeder ve ilk beş kitabın farklı dönemlerde farklı yazarlar eliyle yazıldıklarını savunurlar. Mısır’dan Çıkış Kitabında konu edinen Hz. Musa anlatısı, aslında edebiyatçı yazar Joseph Campbell’ın Bin Yüzlü Kahraman ve Zaman İçinde Mitlerin Dönüşümleri gibi eserlerinde detaylarıyla anlatıldığı Kahramanın anlatısıdır.

Hz. Musa, İbrani olarak doğmasına rağmen, doğumundan hemen sonra İbrani halkından ayrı ve kültürel mirasından mahrum kalır. Kim olduğunu anladığı zaman, alıştığı rahat hayatı terk etmek zorunda kalır ve hayattaki amacını anlamasına yol açan bir yolculuğa çıkar. Yapması gerektiğini bildiği şeyi kabul etmekten korku duyar, ancak yine de yerine getirir ve başarılı olur. İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısı; kişisel kimlik, insanın hayattaki amacı ve İlahi gücün insan işine müdahil olması gibi evrensel tema ve sembollere değindiği için bu kadar yankı uyandırmıştır.

Hz. Musa’nın anlatıya dâhil edilmsiyle, kasıtlı olarak mütevazı bir aileden dünyaya gelen ve (veya bilinmeden) büyüdüğünde prens olan bir çocuğun motifi kullanılmıştır. Mısırdan Çıkış Kitabının yazıldığı dönemde bu anlatı, Orta ve Yakın Doğu’da yaklaşık olarak 2000 yıldan beri Akkad Kralı Sargon Efsanesi aracılığıyla zaten biliniyordu. Akkad Kral Sargon (MÖ 2334-2279), dünyanın ilk çok uluslu imparatorluğu olan Akkad İmparatorluğu kurucusudur.

Kral Sargon, hayatı boyunca hedefine ulaşmak amacıyla büyük ölçüde kullandığı ünlü efsanesiyle; annesinin bir rahibe olduğunu söyler ve şöyle devam eder: “beni ziftle sıvadığı sazdan bir sepet içine koyup kapağını kapatmış/ beni nehre bırakmış, nehrin suları yükselmiş ve nehir beni taşıyıp su çeken bahçıvan Akki’ye götürmüş, su çeken Akki de beni oğlu olarak kabul edip büyütmüş ve beni bahçıvan olarak yetiştirmiş” şeklinde anlatır (Princard, 85-86). Sargon büyüyüp kral olmuş, dönemin mevcut kralını devirmiş ve Mezopotamya bölgesini kendi yönetimi altında birleştirmiştir.

Akkadian Ruler
Akkad Hükümdarı Sumerophile (Public Domain)

Bilim insanı tarihçi Paul Kriwaczek, Akkad Kralı Sargon anlatısı üzerine yazdığı bir yazısında, Irak lideri Saddam Hüseyin’in doğum gününü kutladığı 1990 yılında düzenlenen Uluslararası Babil Festivalinden bahseder. Kriwaczek şöyle yazar:

Şenlikler, ahşap bir klubenin dışarı çıkarılması ve eski Sümer, Akkad, Babil ve Asur kıyafetleri giymiş büyük kalabalıkların önünde secde edilmesiyle doruk noktasına ulaşır. Kapılar açıldığı zaman, üzerinde elli üç beyaz güvercinin gökyüzüne uçtuğu bir palmiye ağacı ortaya çıkar. Ağacın altında, bir sepette dinlenen bebek Saddam, bataklıkla çevrili bir dereden aşağı doğru süzüldüğü görüntüsü verilir. Time Dergisi muhabiri, sepetteki bebek temasına özellikle dikkat çeker ve bu temanın “Musa’nın yeniden canlandırılması” olarak tanımlar. Time muhabiri Saddam Hüseyin neden kendisini bir Yahudi lideriyle kıyaslamak istesin ki? diye merak eder. Oysa asıl noktayı gözden kaçırmıştır. Çünkü kullanılan bu motif aslında, İbrani yazarların bulduğu, benimseyip çocuk Musa’ya uygulamadan çok öncelerden gelen Mezopotamya’ya ait bir anlatı icadıdır. Irak diktatörü Saddam, çok daha eski ve ona göre çok daha görkemli bir örneğe atıfta bulunuyor ve kendisini Kral Sargon ile ilişkilendiriyordu (112).

İbranilerin Mısr’dan Çıkış Kitabı yazarı da kahramanını Kral Sargon ile ilişkilendirmek istemiştir: Talihsiz başlangıçlardan yola çıkıp yükselerek büyük başarılara imza atan gerçek bir kahraman. Mısır’dan Çıkış anlatısının kültürel bir efsane olduğuna inananlar, iddialarını kanıtlamak üzere anlatının diğer birçok yönüyle birlikte çocuk Musa’nın başlangıç hikâyesine işaret ederler. Rosalie David ve Susan Wise Bauer gibi diğer akademisyenler ise İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısını yaşanmış gerçek bir tarih olarak kabul ederler ve anlatıdaki karakter konusunu, Mısır’dan Çıkış Kitabı yazarının sadakatle kaydettiği Akkad Kralı Sargon Efsanesi hakkında bilgi sahibi olduğuna atfederler. Akademisyen yazar Bauer şöyle yazar;

Kral Sargon’un doğum öyküsü anlatıda seçilmişliğin bir mührü, İlahiliğin bir kanıtı görevini görmüştür. Şüphesiz ki İbrani bebeğin annesi de bunu biliyordu ve bebeğini İlahi olarak seçilmişlerin soyu arasına yerleştirmek üzere belkide umutsuzca (veya başarılı bir şekilde) bundan yararlanmak istemiştir (235-236).

Pharaoh, Victim of the 10th Plague of Egypt
Firavun, Mısır’da Yaşanan 10. Veba Salgını Kurbanı James Jacques Joseph Tissot (Public Domain)

Bu bilim insanlarının verdikleri bilgilere göre, Mısırdan Çıkış olayına dair herhangi bir kayıt bulunmaması ve bu olayı destekleyecek arkeolojik kanıtların olmamasının nedeni, İbranilerin Mısır topraklarından ayrılma konusunun Mısır Firavun’una vereceği düşünülen utançtan dolayı olmuştur. Bauer şöyle yazar;

İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısı, sadece Firavun ve sarayının gücüne değil, aynı zamanda Mısır tanrıları gücüne de yöneltilmiş bir meydan okuma olmuştur. Veba salgınları, Mısır Panteonu aciz kalmışlığını iyice vurgulamak üzere tasarlanmıştır. Tanrı Osiris’in kanı kötülenmiş ve Mısır’ın can damarı olan Nil Nehri, kana dönüşmüş, pis ve zehirli hale gelmiştir; Tanrı Osiris’e kutsal kurbağalar bile o kadar çoğalmışlardır ki, adeta veba salgınına dönüşmüşlerdir, Güneş diski karanlıkla örtülmüştür. Ra ve Aton tanrılarının ikisi de çaresiz kalmışlardır. Ancak, anlatı konusu bu olaylar, herhangi bir Firavun’un kanıtlama kitabelerinde görülebilen türden olaylar değildir (236).

Tarih Teorisi Olarak Mısır’dan Çıkış Anlatısı

Konunun daha basit bir açıklaması şöyledir: İbranilerin Mısır’dan Çıkış Kitabında anlatılan olaylar hiçbir zaman gerçekleşmemiş – veya en azından anlatıldığı şekliyle gerçekleşmemiş – ve bu nedenle bu olaylarla ilgili hiç bir kitabe bulunmuyor. Oysa Mısırlıların kayıt tutma konusunda ünlü oldukları bilinir, ancak Mısırdan Çıkış Kitabına göre “kadınlar ve çocukların yanı sıra, yaya olarak yola çıkan altı yüz bin erkek” (12:37) veya Çıkış 38:26’da belirtildiği gibi “geçmişte sayılanların arasına katılan, yirmi yaş ve üstü, toplam 603.550 erkek” (kadınlar ve çocuklar hariç) nüfusun bir bölümünün ayrılmasına dair en ufak bir referans içeren hiçbir kayıt bulunmuyor.

Mısırlılar tanrıları ve kralları için bu kadar büyük bir utanç kaynağını kayıtlara geçmemesine karar vermiş olsalar bile, bu kadar büyük bir nüfusa ve böylesine büyük bir harekete dair bir kayıtları mutlaka olurdu. Bu kayıt, bölgenin fiziksel kanıtlarında dramatik bir değişiklikten ibaret olsa bile, İskoçya’da ve diğer bölgelerde MÖ 12000 yılı dolayına tarihlenen Paleolitik Çağdan kalma mevsimlik kamp alanları (örneğin Howburn Çiftliği) bulunmuştur ve bu kamp alanları, İbranilerin Vaat Edilmiş Topraklara yolculukları sırasında yaşadıkları anlatılan kırk yıllık kamp alanlarının kullanım süresine yakın bir süre bile değildir.

David Rohl gibi Mısırbilimcilerin, Mısır’dan Çıkış kanıtlarının var olduğuna dair argümanları, akademisyen, tarihçi ve diğer Mısırbilimciler tarafından yaygın olarak kabul görülmemiştir. David Rohl’ün iddiasına göre, İbranilerin Mısır’dan Çıkış olayının fiziksel veya edebi kanıtlarının bulunmamasının tek nedeni, yanlış döneme bakılmasından kaynaklanıyor olmasıdır. Mısır’dan Çıkış olayı geleneksel olarak II. Ramses (MÖ 1279-1213) hükümdarlığı dönemine yerleştirilir, ancak David Rohl yaşanmış olayların aslında çok daha önce, Kral I.Dudimose’nin (MÖ yaklaşık 1650) hükümdarlığı döneminde gerçekleştiğini iddia eder. Yazar David Rohl, o döneme ait kanıtlar incelendiğinde, Kutsal Kitap anlatısının Mısır tarihiyle örtüştüğünü öne sürer.

Moses & the Parting of the Red Sea
Musa & Kızıldeniz'in İkiye Bölünmesi Providence Lithograph Company (Public Domain)

Mısırbilimci David Rohl’ün teorisinde görülen sorun; Orta Krallık (MÖ 2040-1782) dönemine ve İkinci Ara Döneme (MÖ yaklaşık 1782-1570) ait kanıtlar aslında İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısını destekler nitelikte değiller. David Rohl’ün, Mısır üzerine gelen İlahi felaket On Veba’nın Mısır anlatımı olduğunu iddia ettiği İpuwer Papirüs belgesi, Dudimose I’in saltanat döneminden çok önce, Orta Krallık dönemine tarihlenir ve dahası, açıkça bilinen bir edebi türe ait Mısır Edabiyatı olup Mısır tarihi değildir.

David Rohl’ün Avaris’te büyük sayıda yaşadıklarını iddia ettiği Semitler, İsrailoğullarıyla özdeşleştirilemez. Yazar Rohl, Mısır’dan Çıkış Kitabını Mısır tarihiyle ilişkilendirdiği her iddiasında ya kendisini yanlışlayan ayrıntılarları görmezden gelir ya da kanıtları kendi teorisine uydurmak üzere çarpıtma yoluna girer. David Rohl’un ve bu savlarına sarılan diğer yazarların iddialarına rağmen, Hz. Musa’nın İsrailoğullarını Mısır’daki kölelikten kurtardığına dair arkeolojik veya edebi herhangi bir kanıt bulunmuyor. Mısır’dan Çıkış anlatısının tek kaynağı; Kutsal Kitap Tevrat anlatısıdır.

Mısırlı Rahip Teorisi

Rahip Osarsiph ve cüzzamlılar topluluğunun liderliği konusunu kaleme alan Mısırlı tarihçi Manetho, Mısır Tarihi adlı eserinde, bazılarının İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısına ilham kaynağı olduğunu iddia ettiği yaşanmış bir olaya dair Mısır kayıtlarının olduğunu yazar. Tarihçi Manetho’nun olayları anlatım belgesi kaybolmuştur, ancak tarihçi Flavius Josephus ve daha sonra gelen Romalı tarihçi Tacitus uzun uzun alıntı yapmışlardır. Tarihçi Josephus’a göre, Mısır Kralı Amenophis (MÖ 1386-1353 yılları arasında yaşamış III. Amenhottep ile özdeşleştirilir) “tanrıları görmek” istemiş ancak bir kâhin, Mısır ülkesini cüzzamlılardan temizlemedikçe tanrıları göremeyeceğini söylemiştir.

Bu nedenle cüzzamlıları Avaris şehrine sürgün etmiş ve topluluk orada Osarship adında tek tanrılı inancı olan bir rahibin önderliğinde bir araya gelmiştir. Rahip Osarsiph, Kral Amenophis yönetimine karşı isyan etmiş, tek tanrıcılığı kurmuş ve Hiksosları Mısır’a geri gelmeye davet etmiştir. Romalı tarihçi Tacitus yorumunda Mısır kralının adı Bocchoris olduğunu (MÖ 725-720 yılları arasında yaşamış olan Kral Bakenranef’in Yunanca adı) ve ülke nüfusundan cüzzam hastalığına yakalanmış kesimini çöle sürgüne gönderildiğini söyler.

Sürgüne gönderilenlerin arasında Musa adında biri onları harekete geçirip başka bir diyara götürene kadar “kederden sersemlenmiş bir halde” çölde kalırlar. Romalı tarihçi Tacitus, sözkonusu Musa’nın daha sonra halka tek bir yüce Tanrıya olan yeni bir inancı öğrettiğini ve “onlara diğer insanların uyguladığı her şeye karşın, yeni bir ibadet tarzını öğrettiğini” de söyler (1).

İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısında olduğu şekliyle yaşanan olaylar zincirini doğrulayan hiçbir kayıt bulunmuyor ve Amenhotep III’ün saltanat dönemi, cüzzamlılar topluluğu veya başka herhangi bir sosyal grubun isyanıyla da damgalanmış değildir. Tarihçi Tacitus’un, sözkonusu Musa’nın, Kral Bakenranef saltanat dönemi sırasında iktidara gelmesiyle ilgili anlatımı da aynı şekilde dayanaksızdır. Dahası, tarihçi yazar Manetho’nun anlatımında açıkça Osarsiph’in “Hiksosları Mısıra geri gelmeye davet ettiği” ve Hiksosların on üç yıl hüküm sürdüklerini belirtir, ancak Theb’li (Tehebes) I.Ahmose’un, MÖ 1570 yılı civarında, Hiksosları Mısır’dan göndermesine ve Hiksosların da Mısır’a geri dönmelerine dair herhangi bir kayıt bulunmuyor.

Pharaoh Akhenaten, Cairo Museum
Firavun Akhenaton, Kahire Müzesi John Bodsworth (CC BY)

Tarihçi Marc Van De Mieroop bu konuda şöyle bir yorum getirmiştir: “Bilim insanlarının Flavius Josephus anlatısının tam olarak hangi tarihi olayların hatırlatmasını yaptığı konusunda farklı görüşleri vardır, ancak çoğu anlatılarda Akhenaton ve onun sevilmeyen yönetim tarzının kalıcı bir hatırası görülüyor” (210). Akhenaton, tek Tanrı Aton’a tapınma yoluyla tek tanrıcılığı Mısır’a getirme ve diğer bütün tanrılara tapınma yasağıyla ünlüdür. Sigmund Freud’un en ünlü şekliyle ortaya koyduğu teoriye göre Osarsiph anlatısı, aslında Akhenaton hükümdarlığı ve reformunu sürdürmeye çalışan rahiplerinden biri olan Musa anlatısıdır.

Sigmeund Freud, İbranilerin Mısır’dan Çıkış olayının sözkonusu İbrani liderinin Mısırlı bir isme sahip olduğunu kimsenin fark etmemiş olmasından dolayı şaşkınlığını açıkça dile getirerek şöyle yazar: “Musa adının aslında Mısırlı bir tanımlama olduğunu kabul eden birçok yazardan birinin, Mısırlı bir ismi olan kişinin, kendisinin de Mısırlı olduğu sonucuna varması veya en azından bu olasılığı değerlendirmesi beklenir” (5-6). Freud ayrıca şu açıklamayı da yapar:

Şimdi şu sonuca varma cesaretini gösterme hakkını kendimde buluyorum: Eğer Hz. Musa Mısırlı ise ve Yahudilere kendi dini inancını aktardıysa, o zaman bu din, Firavun Akhenaton dini, yani, Aton dinidir. (27)

Sigmund Freud’a göre, Hz. Musa’yı aslında halkı öldürmüştür ve bu olayın hatırası; Yahudilik dinine nüfuz eden bu inanç sistemi, ondan sonra gelen tek tanrılı dinleri karakterize eden toplumsal bir suçluluk duygusunu yaratmıştır. Bu teori ne kadar ilginç olsa da, Freud’un birçok teorisinde olduğu gibi, asla kanıtlamadığı ve yine de üzerine argüman inşa etmeye devam ettiği bir varsayıma dayanır. Yazar Susan Wisen Bauer bu konuda şöyle bir açıklama getirir:

Akhenaton’un Musa’yı tek tanrıcılık konusunda eğittiği ve sonra onu çöle saldığı şeklinde bir teori, en azından yüz yıldan beri ortalıkta dillendirilıyor. Bazen de History Channel özel programlarında ve PBS bağış toplama etkinliklerinde ortaya çıkar. Bunun kesinlikle hiçbir tarihsel temeli yoktur ve Mısır’dan Çıkış anlatısını daha saygın tarihlerden birisiyle bağdaştırmak inanılmaz derecede zor bir konudur. Bu teorinin ileri sürülmesi, tek tanrıcılık kökenlerine açıklama getirme arzusunda olan ve Yahudiliğin özgünlüğünü olabildiğince inkâr eden Freud çalışmasından kaynaklanmış gibi görünüyor. (237)

Adının kesinlikle Mısır kökenli olduğu düşündürmeye yol açsa da, Musa şahsiyeti karakterini tanımlayan ilk metin, onun İbrani anne-babanın oğlu olduğunu açıkça belirtir. İbranilerin Mısır’dan Çıkış Kitabını güvenilir bir anlatım olarak mı yoksa kültürel bir efsane olarak kabul edersek bile, Freud’un yaptığı gibi metni kişisel teorilerimize uydurmak mümkün değildir.

Aynı zamanda, Mısır’dan Çıkış Kitabının el yazması dışında olaya dair tarihi hiçbir kayıt bulunmadığından dolayı Mısır’dan Çıkış olayı için “saygın bir tarih” olduğu iddiasında bulunulamaz. Mısır’dan Çıkış olayı, geleneksel olarak II. Ramses’in hükümdarlığı dönemine atfedilir; bu atıfta bulunma konusu, II. Ramses’in İbrani köleleri görevlendirdiği bilinen Pithon ve Ramses şehirleri inşa faaliyetlerinde çalıştıkları belirtilen Çıkış 1:11 metnine dayanır.

Ancak, yazar Bauer, “Mısır’dan Çıkış olayı ile Süleyman Tapınağı inşası arasında 480 yıl geçtiğini iddia eden I.Krallar 6:1’in doğrudan okunmasına” dayanarak, Mısır’dan Çıkış olayı için “saygın tarihin MÖ 1446 olduğunu yazar (236). Olayın tarihlendirilmesini daha da karmaşık hale getiren diğer bir nokta ise, Mısır’dan Çıkış 7:7’de Hz. Musa’nın Firavunla ilk karşılaştığı zaman 80 yaşında olduğu belirtilirken, Hahamlık Yahudiliğinde Hz. Musa’nın doğum tarihi MÖ 1391 olarak verilmesidir. Bu tarih belirleme MÖ 1446 tarihini imkânsız kılar ve Mısır’dan Çıkış olayı için MÖ 1446 tarihini geçersiz kılan olası başka birçok doğum yılı önerisi de bulunuyor.

Naru Edebiyatı Olarak Çıkış Anlatısı

Konuyla ilgili mevcut bütün spekülasyonlarda var olan sorun; Kutsal Kitabı olduğu gibi, edebiyat metni ve özellikle de kutsal metin olarak değil, doğrudan doğruya tarih kitabı olarak okuma girişiminden kaynaklanır. Antik dönem yazarları, modern dönem okuyucuları kadar gerçek olgularla değil, kesinlikle hakikat konusuyla ilgileniyorlardı. Bu durum, genellikle ünlü bir kişinin, aslında olayın kahramanı olarak katılmadığı bir hikâyede önemli bir rol oynadığı Mezopotamya Naru Edebiyatı olarak bilinen antik tarzda edebiyat örneği olarak kabul edilebilir.

Naru Edebiyatı en iyi örnekleri Akkad Kralı Sargon ve torunu Naram-Sin (MÖ 2262-2224) ile ilgilidir. Bu ünlü anlatıda; “Akkad’ın Laneti” öyküsünde, Kral Naram-Sin, dualarına cevap alamayınca tanrı Enlil tapınağını yıktığı şeklinde tasvir edilir. Ancak, Kral Naram-Sin’in böyle bir şey yaptığına dair hiçbir kayıt bulunmuyor; aksine, Enlil ve diğer tanrıları onurlandıran dindar bir kral olduğuna dair çok sayıda kanıt bulunuyor. Bu durumda, Kral Naram-Sin ünlü bir isim olması nedeniyle ana karakter olarak seçilmiş ve insanlığın tanrılarla ilişkisi ve özellikle bir kralın İlahi olana karşı doğru tutumu hakkında bir gerçeği aktarmak amacıyla kullanılmış olabilir.

Naram-Sin Rock Relief, Sulaimaniya, Iraq
Naram-Sin Kaya Kabartması, Süleymaniye/Irak Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Aynı şekilde, Mısır’dan Çıkış Kitabı ve Hz. Musa ile ilgili diğer anlatılarda; daha önce edebiyatta bilinmeyen ve insanın Tanrı ile ilişkisini temsilen Musa şahsiyeti merkez alınarak, fiziksel ve ruhsal özgürleşmenin öyküsü anlatılır. Kutsal Kitap anlatısı yazarları, öyküleri konusunu tarihe dayandırmak, yaşanmış gerçek olaylar aracılığıyla Tanrı’nın nasıl bir işlev gördüğünü göstermek üzere büyük çaba sarf ederler; tıpkı Mezopotamya Naru Edebiyatı yazarlarının mesajlarını iletmek amacıyla tarihi şahsiyetleri seçmeleri gibi.

Edebiyat ve kutsal metinler konusu, bir gerçeği ifade etmek üzere tarihsel olarak doğru olmak zorunda değildir. İbranilerin Mısır’dan Çıkış Kitabı gibi anlatıların tarihsel olma konusunda ısrar etmeleri, okuyucunun metni daha geniş bir perspektiften deneyimlenmesini engeller. Kitabın anlamlı olması için tarihsel olarak doğru olması gerektiğini iddia etmek, bir anlamda öykünün mesajını iletme gücünü inkâr etme anlamına gelir.

Hz. Musa, anlatıda sembolik bir şahsiyet olmakla birlikte, kendine özgü kişiliğiyle tamamen özerk bir birey olarak varlığna devam eder. Anlatı boyunca, Tanrı ile halkı arasında arabuluculuk yapar, ancak ne tamamen kutsal ne de tamamen dünyevidir. Tanrı’dan gelen görevi isteksizcede olsa kabul eder, sürekli olarak Tanrı’ya neden seçilmiş olduğunu, ne yapması gerektiğini sorar ve yine de Tanrı’nın isteğini yerine getirmeye çalışır, ta ki Tanrı’nın talimatı üzerine kayayla konuşup su çıkarmak yerine asasıyla kayaya vurup su çıkarana kadar (Sayılar, 20:1-12).

Tanrı daha önce Hz. Musa’ya su çıkarmak üzere asasıyla bir kayaya vurmasını söylemiş (Çıkış 17:6), ancak bu sefer kaya ile konuşması söylenmiştir. Hz. Musa’nın bu aşamada Tanrı talimatını görmezden gelmesi, Onun Kenan diyarına girmesini engelleyici olmuştur. Nebo Dağından Kenan diyarını görmesine izin verilmiş, ancak Tanrı ile olan ilişkisini tehlikeye attığı için halkına önderlik görevini yerine getirememiştir.

Moses Receives the 10 Commandments
Hz. Musa’nın temsili On Emir alırken Gebhard Fugel (Public Domain)

Hz. Musa ile ilgili anlatının geri kalanında olduğu gibi, asasıyla kaya vurması ile ilgili bu anlatıda da inanan birinin Tanrı ile ilişkisi hakkında önemli bir mesaj iletilmiştir (hala da iletilir) : Kişi, kendi algıladığı bilgisine, geçmişte yaşanan emsal veya deneyime dayalı güvenine rağmen, İlahi olana güvenmelidir. Sonuçta, Musa adında tarihi bir şahsiyetin asasıyla kayaya vurup vurmadığı, kaya ile konuşup konuşmadığı ve bunun sonucunda suyu çıkarıp çıkarmadığı önemli değildir. Önemli olan; anlatıda aktarıldığı şekliyle kişinin Tanrı ile olan ilişkisinin gerçeği ve kişinin İlahi bir planda kendi yerini nasıl daha iyi anlayabileceğidir.

Kur’an’da Hz. Musa

Bu durum Kur’an’da da görülür; Hz. Musa, Kur’anda birkeç kez dürüst bir insan, bir peygamber ve bilge bir kişi olarak anılır. Kur’an’da, İbranilerin Mısır’dan Çıkış anlatısında Hz. Musa, her zaman İlahi hikmete güvenen, Allah’ın sadık bir kulu olarak anılır. Ancak, 18. Surenin 60-82 ayetlerinde, büyük ve dürüst bir insanın her zaman Allah’tan öğreneceği çok şey olduğunu konu edinen bir öykü anlatır.

Anlatıya gör bir gün, Hz. Musa özellikle parlak bir vaaz verdikten sonra, dinleyicilerden biri Ona, yeryüzünde kendisi kadar Allah yolunda bilgili başka birinin olup olmadığını sorar ve Hz. Musa da hayır diye cevap verir. Allah Ona, her zaman her şeyde, özellikle de İlahi konularda, Ondan daha bilgili olanların olabileceğini bildirir. Hz. Musa Allah’a böyle bir adamı nerede bulabileceğini sorar ve Allah Ona nasıl hareket edeceğine dair yol gösterir.

Hz. Musa, Allah’ın gösterdiği yoldan ilerleyerek, İlahi bir temsilci olan Hz. Hızırla karşılaşır ve kendisini takip edip Allah hakında bütün bilgilerini öğrenmek isteyip istemediğini sorar. Hz. Hızır, Hz. Musa’nın söylediklerinin ve yaptıklarının hiçbirini anlamadığını söyleyerek artık sabrının kalmadığını söyler ve Onu reddeder. Hz. Musa yalvarır ve Hz. Hızır, “Eğer beni takip edeceksen, ben söylemedikçe bana hiçbir şey sorma” der ve Hz. Musa da bu uyarıyı kabul eder.

KUTSAL KİTAPTA GEÇEN HZ. MUSA ŞAHSİYETİ GİBİ, KUR’AN’DA GEÇEN HZ. MUSA DA HER İNSANIN SAHİP OLABİLECEĞİ GÜÇLÜ VE ZAYIF BÜTÜN YÖNLERE SAHİP, TAMAMEN GELİŞMİŞ BİR KARAKTERDİR.

Anlatıya göre, birlikte yolculuk ederlerken, Hz. Hızır kıyıda bir tekne görür ve teknenin dibine bir delik açar. Hz. Musa itiraz eder ve tekne sahiplerinin bundan dolayı geçimlerini sağlayamayacaklarını söyler. Hz. Hızır Ona sabırlı olmadığını söylediğini hatırlatır ve Onu geçiştirir, ancak Hz. Musa özür diler ve artık kimseyi yargılamayacağına veya başka bir şey hakkında konuşmayacağına söz verir.

Tekne olayında kısa bir süre sonra yoldan geçen bir adamla karşılaşırlar ve Hz. Hızır onu öldürür. Hz. Musa, böylesine yakışıklı bir genci neden öldürdüğünü sorarak şiddetle itiraz eder ve Hz. Hızır Ona daha önce söylediklerini hatırlatarak hemen oradan ayrılmasını söyler. Hz. Musa tekrar özür diler ve af edilmesini ister, ikisi birlikte yolculuklarına devam ederler.

Bir kasabaya varırlar ve sadaka isterler ama reddedilirler. Kasabadan ayrıldıkları zaman, yıkılmakta olan bir taş duvarın yanından geçerlerken Hz. Hızır durup duvarı onarır. Hz. Musa yine kafası karışır ve yol arkadaşına en azından duvarı onarmak için ücret isteseydin de yiyecek birşeyler alabilseydik diye söyler.

Bunun üzerine Hz. Hızır, Hz. Musa’ya aralarındak sözleşmelerini son bir kez daha bozduğunu ve artık yollarının ayrılması gerektiğini söyler. Ancak, önce şöyle bir açıklama yapar: Tekneyi batırmasının sebebi, sahibinin denizde gördüğü her tekneyi zorla ele geçirip mürttebatını köleleştiren bir kralın olmasıydı. Eğer teknenin sahibi olan iyi insanlar denize açılmış olsalardı, kötü bir sonla karşılaşacaklardı. Genç adamı öldürmesinin sebebi ise, onun kötü bir kişi olması, ailesine ve topluluğuna büyük acı getirecek bir insan olmasıydı. Allah, anne-babaya, onlara ve başkalarına acı yerine sevinç getirecek başka bir oğul nasip etmiştir. Duvarı yeniden inşa etmesinin sebebi ise, altında iki yetimin miras alması gereken bir hazinenin gizli olmasıydı ve eğer duvar daha fazla yıkılsaydı, hazine, almak isteyenlerin alabilecekleri şekilde açığa çıkacaktı. Hz. Hızır sözlerini şöyle bitirir : “İşte sabretmediğin şeylerin yorumu budur” ve Hz. Musa da dersini almış olur.

Kutsal Kitapte geçen Hz. Musa şahsiyeti gibi, Kur’an’da geçen Hz. Musa şahsiyeti de her insanın sahip olduğu güçlü ve zayıf yanları olan, tamamen gelişmiş bir karakterdir. Kutsal Kitap Tevrat’ta anılan Hz. Musa alçakgönüllü yönüyle vurgulanır, ancak yine de Tanrı’yı dinlemek yerine asasıyla kayaya vurmak konusunda kendi yargısına güvenecek kadar gururlu birisidir. Kur’an’da ise, kendisine olan inancı, kendi algı ve yargıları, Tanrı’ya güvenmemesi konusununda acizliği sorgulama konusu olur. 18. Süre’de anlatılan hikâye üzerinde Tanrı’nın, Hz. Musa gibi dindar ve bilge bir insanın bile anlayamayacağı bir amacı olduğu öğretilir.

Sonuç

Hıristiyan Yeni Ahit Kitabında Hz. Musa, Eski Ahit Kitabında geçen diğer peygamber veya şahsiyetlerden daha fazla anılır. Hz. Musa, Hıristiyan metinlerinde Tanrı adamı örneğini teşkil eden Kanun Koyucu olarak anılır. Bir örnek vermek gerekirse; Hz. Musa, Hz. İsa’nın Luka 16:19-31’de anlatığı Lazarus ve Zengin Adam hakkındaki ünlü hikâyede önemli bir yer tutar.

Bu anlatıya göre, Lazarus adında fakir ama dindar bir adam ve adı belirtilmeyen zengin bir adam aynı kasabada yaşarlar. Lazarus her gün acı çekerken, zengin adam ise istediği her şeye sahiptir. İkisi de aynı gün ölürler ve sonra zengin adam öbür dünyada uyanır ve Lazarus’u Cenette İbrahim Baba ile birlikte olduğunu görür. İbrahim Babadan yardım ister, ancak yeryüzünde rahat bir hayat sürerken Lazarus’un acı çektiği ve şimdi de rollerin tersine dönmesinin adil olduğu ona hatırlatır.

Zengin adam, İbrahim Babadan ailesini uyarması ve kendi yaşadığı kaderine benzer bir kaderden kaçınması için ailesinin nasıl daha iyi bir yaşam sürmesi gerektiğini anlatması için birini göndermesini ister; çünkü hala hayatta olan beş erkek kardeşi vardır. İbrahim Baba, “Onların Hz. Musa ve peygamberleri var, onları dinlesinler” diye cevap verir. Zengin adam, eğer ölülerden biri dirilip ailesini uyaracak olursa, ailesinin mutlaka onu dinleyeceğini söyleyerek itiraz eder, ancak İbrahim Baba, “Musa peygamberi dinlemiyorlarsa, ölülerden biri dirilse bile onu dinlemezler” diye ifade eder.

Bu anlatıda, Hz. Musa, Tanrı hakikatı paradigması olarak sunulmuştur. İnsanlar, Hz. Musa örneğine ve sözlerine kulak verirlerse, ahirette Tanrı’dan ayrı kalmaktan kaçınmış olurlar. Hz. Musa öğretisinin iyi olduğu ve düzgün bir hayat yaşamak ve Tanrı ile ahirette zevk almak için herkesin bilmesi gereken her şeyi gösterildiği ve eğer bir kişi, Hz. Musa’yı ve peygamberleri görmezden gelip kendi yaşam seçimini haklı çıkarmaya çalışırsa, ölülerden dirilen birini de aynı kolaylıkla göz ardı edeceği vurgulanır; bu her iki açıklama Tanrı’nın insan dindarlığı ve davranışına dair isteklerinin apaçık birer göstergesidir.

Hz. Musa, Matta 17:1-3, Markos 9:2-4 ve Luka 9:28-30’da Hz. İsa teccelisinde İlyas ile birlikte yer alır; Tanrı, bu ayetlerde Hz. İsa’nın Onun oğlu olduğu ve Ondan çok memnun olduğunu ilan eder. Yeni Ahitteki bu pasajlar ve diğer metinlerde Hz. Musa, Tanrı iradesinin bir örneği ve temsilcisi olarak gösterilir.

Tarihte Musa adında bir şahsiyetin, halkına önderlik eden ve tek Tanrılı bir İlahi anlayışı başlatan lider bir din adamının olup olmadığı bilinmiyor. Bireylerin inancını, Musa şahsiyeti tarihsel gerçekliğini kabul edip etmeyecekleri veya onu herhangi bir tarihsel kanıttan - ya da kanıt eksikliğinden – daha çok efsanevi bir şahsiyet olarak görüp görmeyeceği belirleyecektir. Her iki durumda da, Musa şahsiyeti dünya tarihi üzerine uzun bir gölge düşürmüştür.

Hz. Musa’nın ortaya koyduğu düşünülen tek tanrıcılık dini inancı, Yahudilik dini inacı öğreticileri tarafından daha da geliştirilmiş ve kaydedilen bu gelişme Hıristiyanlığın gelişebileceği ortamı etkilemiş, daha sonra da İslam’ın yükselişe geçmesine yol açmıştır. Günümüzde dünyadaki üç büyük tek tanrılı dinler Hz. Musa’yı önderleri olarak kabul ederler ve Hz. Musa da dünyanın dört bir yanında kabul gören birçok dini inanca bağlı insanlar açısında insanlığın İlahi olanla ilişkisinin bir modeli olmaya devam eder.

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2026, Mayıs 27). Musa. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-14009/musa/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Musa." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Mayıs 27, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-14009/musa/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Musa." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 27 May 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-14009/musa/.

Reklamları Kaldır