Akkad Kralı Sargon (MÖ 2334-2279), tarihte çok uluslu ilk imparatorluk olan ve bölgenin farklı krallıklarını merkezi bir otorite altında birleştiren bereketli topraklar Mezopotamya Akkad İmparatorluğu kralıydı. Günümüzde tarihsel olarak adıyla bilinen ilk büyük şair-rahibe Enheduanna’nın (MÖ 2300) babası olma sıfatıyla da ünlüdür.
Sargon (aynı zamanda Büyük Sargon, Şar-Gani-Şarri, Sarru Kan, “Büyük Kral”, veya “Meşru Kral” olarak da bilinir), Akkad Kralı Sargon Efsanesi adlı otobiyografisine göre, tanrıça İnanna/İştar’ın (din görevlileri erdişi/ androgynous) tapınak rahibelerinden birine atıf yapılan, kökeni bilinmeyen bir kadının (changeling) gayri meşru çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve babasını hiç tanımamıştır.
Annesi hamileliğini açıklayamayacağı veya çocuğuna bakamayacağı için bir sepet içinde Fırat Nehri sularına bırakmış ve daha sonra Sümer şehri Kish/Kiş Kralı Ur-Zababa bahçıvanı Akki adında bir adam onu bulup almıştır. Sargon, yaşamının bu naçar başlangıç hikâyesinden sonra, adeta bütün Mezopotamya’yı fethetmek üzere büyütülüp yetiştirilmiş gibidir.
Akkad İmparatorluğu, geniş çapta bürokrasisi olan, yönetim faaliyetini etkili ve kapsamlı bir şekilde kullanan ilk siyasi oluşum olup gelecekte hüküm sürecek hükümdarlık ve krallıklar için bir standart belirlemiştir. Sargon’un hayat hikâyesi uzun süre zaten biliniyordu ve zamanla, torunu Naram-Sin (MÖ 2254-2218 yılları arasında hüküm süren) ile birlikte, Pers İmparatorluğu dönemine kadar uzanan görkemli anlatılarla kutlanmış, gelmiş geçmiş en büyük krallardan biri olarak kabul edilmiştir.
Araştırmacı tarihçi yazar Paul Kriwaczek, Kral Sargon’un Mezopotamya’da sonraki nesiller üzerindeki etkisini şöyle özetler:
Akkad İmparatorluğu kurucusu Büyük Sargon, ölümünden sonra en az 1500 yıl boyunca yarı kutsal bir figür olarak, Mezopotamya’da sonraki bütün imparatorlukların koruyucu azizi şeklinde kabul edilmişti. (111)
Ancak, aslında nereden geldiği, hatta gerçek isminin ne olduğu bile bilinmiyor.
Gençlik Dönemi ve İktidara Yükselişi
Sargon adı, doğumuyla kendisine verilen bir isim değildir, kendisi için seçmiş olduğu tahta geçme ünvanı olup “Meşru Kral” anlamına gelen bir tanımlamadır. Sümer dili kökenli bir tanımlama değil, Sami dili kökenli olduğu için genellikle Sami olduğu kabul edilir, ancak bunun doğru olup olmadığını bilmenin bir olanağı da bulunmuyor. Sargon’un doğumu ve gençlik dönemi ile ilgili kesin bir bilgi de yoktur. Aslında adı, antik çağın en ünlü kişilerine verilen bir ünvan olmasına rağmen 19.yüzyıla kadar modern dünyada pek bilinmiyordu; bu yüzyılda, Ninova şehrinde, Asurbanipal kütüphanesi kalıntıları arasında birçok metin, kitabe ve biyografisi keşfedilmişti. Akkad Kralı Sargon Efsanesinin bir kısmı şöyledir:
Annemin kökeni bilinmiyor, babamı ise hiç tanımadım
Babamım kardeşi, severdi tepeleri
Benim evim, otların yeşerdiği yüksek yaylalardı
Annem gizlice hamile kalmış ve bilinmeyen bir yerde doğurmuş
Sazdan bir sepetin içine koymuş beni
Katranla kaplayıp, kapağını kapatmış
Nehrin akışına bırakmış, ama suyun üzerinde kalıp batmamışım
Nehir suları beni Akki’ye götürmüş, su çeken bahçıvana
Bakracını daldırırken suya, beni görüp almış
Oğlu olarak kabul etmiş ve büyütmüş
Bir bahçıvan olarak yetiştirmiş beni. (Bauer, 95)
Bahçıvan Akki, nehir kenarında bulduğu çocuğu evlat edinmiş ve kendi öz çocuğu gibi büyütmüştür. Sargon sarayda gelişme kaydederek büyümüş, kralın kâhyası görevine kadar yükselmiştir. Akademisyen yazar Susan Wise Bauer’e göre, “Antik dönem kâhyaları sadece bir kâhya değillerdi. Sümer kitabelerinde kâhya bir kişinin görevi hakkında ayrıntı verilmez, ancak Asur’da, kâhya olarak atanan bir kişi, kısa bir süre sonra, kraldan sonra ikinci sırada” yer alırdı (97)
Sargon, kâhyalık görevi ifası sırasında kralın güvenini kazanmıştı; komşu ülke Umma Kralı Lugalzagesi’nin bölgede askeri bir fetih seferine çıkmasıyla Sargon’un bu güveni sınanmak istenmiştir. Antik Mezopotamya (Antik Yunan’da olduğu gibi) verimli toprak ve su için birbirleriyle savaşan birçok küçük şehir devletlerinden oluşuyordu.
Umma Kralı Lugalzagesi (dönemi MÖ 2358-2334), ordusunu Sümer bölgesine doğru sevk etmiş, bölgedeki şehir devletlerini birer birer fethetmiş ve tıpkı kendisinden önce Lagaş Kralı Eannatum’um yaptığı gibi hepsini kendi egemenliği altında birleştirmişti. Daha önce Kiş şehrini rahat bırakmayı kabul etmiş gibi görünüyordu, ancak Uruk şehrinin fethinden sonra Kiş şehrine doğru yola çıkmak üzere harekete geçmişti.
Tarihçi yazar Susan Bauer, Kral “Ur-Zababa, fetih ordusunun şehrine yaklaştığını öğrenince o kadar korkmuştur ki “bacaklarını ıslatmıştı” (97) diye yazar. Bu kısa satır Sargon ve Ur-Zababa adlı edebi eserden bir alıntıdır. Kral Ur-Zababa, Sargon’dan şüphelenmeye başlamış ve anlaşıldığı kadarıyla Sargon’dan dolayı hiçbir sebep olmamasına rağmen, ondan kurtulmak amacıyla, görünüşte bir barış teklifi yapmak üzere Sargon’u rakip Kral Lugalzagesi’ye göndermeye karar vermişti.
Kral Ur-Zababa’nın gönderdiği mesajında barış şartları ve gelişme koşulları hakkında herhangi bir şeyin ilave edilip edilmediği pek bilinmiyor; en azından Sargon ve Ur-Zababa eserine göre, bilinen tek şey; Kral Lugalzagesi’nin mesajı alır almaz Sargon’u öldürmesi istenmiştir. Her nedenden dolayı olursa olsun, Kral Lugalzagesi, bu isteği yerine getirmeyi reddetmiş ve Sargon’u huzuruna çağırmıştır. İşbirliği yaparak birlikte Kiş şehri üzerine yürümüş ve şehri kolayca ele geçirmişlerdi. Kral Ur-Zababa kaçıp saklanarak kurtulmuştur.
Sargon’un hayat hikâyesi ve saltanat dönemi hakkında yüzyıllar boyunca anlatıla gelen birçok efsane olması nedeniyle, sonrasında tam olarak ne olduğu hala bilinmeyen bir konudur. Bu noktada Sargon’un, Kral Lugalzagesi’nin karısıyla bir ilişkisi olmuş olması veya bölgeyi fethetmesinin ilk adımı olarak gördüğü bir göreve gönderilmiş olması da mümkündür. Sargon ve Kral Lugalzagesi arasında ne yaşanmış olursa olsun, o zamana kadar yakın müttefik oldukları kadar kısa sürede amansız düşman olmuşlardır.
Kral Sargon, Uruk şehri üzerine yürümüş ve ele geçirmişti. Kral Lugalzagesi, ordusunu Kiş şehrine sevk ve idare ederek Sargon güçleriyle savaşa girmiş ancak yenilmiştir. Kral Sargon, daha sonra onu yakalayarak zincire vurmuş, boynuna ip bağlamış, Lugalzagesinin inandığı Tanrı Enlil’e adanmış Nippur şehrine götürmüş ve onu utanç içinde Enlil kapısından geçmeye zorlamıştı. Sargon, İlahi koruyucusu olarak İştar’ı (İnanna) seçmiş, hem Kral Ur-Zababa’yı ve hem de Kral Lugalzagesi’yi saf dışı bırakarak kendisini Kiş şehri Kralı ilan etmiş ve kısa bir süre zarfında Sümer bölgesini ele geçirmişti.
Askeri Harekâtları ve İmparatorluk Kurması
Kral Büyük Sargon, Kral Lugalzagesi’yi devirip iktidarı ele geçirdiği zaman bütün Mezopotamya’da ilk imparatorluğu kurmak üzere askeri harekâtlar sırasında kullanabileceği zaten birleşik krallık topraklarını elde etmişti. Bu konuda kendi naçar geçmişini ortaya koyan efsanesinin de katkısı olmuş olabilir. Daha sonraki çağlar ve diğer kültürlerde, günümüze kadar olduğu gibi, Sümer şehirlerinde sınıf ayırım olgusu, alt sınıfların seçkin üst sınıfa karşı giderek artan öfkesine yol açmıştı. En zenginler, sahip olabilecekleri en fazla toprak alabiliyor ve alt sınıflar ise sürekli olarak haklarından mahrum olduklarını hissediyorlardı.
Kral Sargon’un bir bahçıvan olarak başladığı naçar yaşam yolculuğu anlatısı, onu bir kurtarıcı ve reformcu olarak gören emekçi toplumsal kesimden çok sayıda Sümer vatandaşına hitap etmiş olmalı. İktidara yükselişinin hemen ardından, şehir devletleri ve yönetici seçkinleri Kral Sargon’u pek de hoşgörü ve itaat ile karşılamamış; yeni Kral Sargon’a karşı isyan etmiş ve onu askeri güç marifetiyle kral olarak meşruiyetini kanıtlamaya zorlamışlardır.
Kral Sargon, Sümer coğrafyasını fethettikten sonra, Fırat Nehri kıyısında yeni bir şehir, Akkad (Agade olarak da bilinir) şehrinin inşasına veya mevcut eski şehrin yenileme çalışmalarına başlamıştı. Bu konu, daha önce var olan bir şehrin kralı, hem ülkesi ihtişamı ve hem de zamanla elde edebilecek kaynaklar için başka bir şehri fethetme emsallerinden tamamen farklı bir kırılma olmuştur. Kral Sargon, şehri fethetmek için değil, sadece kendi itibarı için almış ve bölgenin kontrolünü ele geçirdikten sonra, fetih nimetlerinden yararlanmak üzere kendi şehrini inşa etmişti. O ana kadar kazandığı zaferleriyle yetinmeyip tekrar sefere çıkmıştı. Tarihçi yazar Bauer şöyle bir açıklama yapar:
Mezopotamya düzlüklerini kontrolü altına alan Akkad Kralı Sargon, Mezopotamya sınırları ötesine uzanan bir imparatorluk kurmak üzere yola çıkmıştı. Ard arda yeni askeri seferler düzenlemişti: Tabletlerinden birinde “Kiş Kralı Sargon” diye yazılır, “otuz dört savaşta zafer kazanmıştır” diye belirtilir. Dicle Nehrini geçerek Elamlılardan toprak almıştı.
Kral Sargon, kuzeye doğru ilerleyerek Mari şehrini ele geçirmiş ve ardından da mensubu olduğu kabilesi Akkadlılardan daha vahşi ve göçebe başka bir Sami kabilesi olan Amorilerin Hazar Denizi batısında yer alan topraklarına doğru ilerlemişti. Dicle’den yukarı topraklara sefer düzenleyerek kuzeydeki küçük Asur şehrine ulaşıp burayı fethetmişti. Bundan sonra daha kuzeye doğru ilerlemiş ve o dönemde daha küçük bir şehir olan Ninova üzerinde hâkimiyetini ilan etmişti. Kral Sargon, Küçük Asya’yı bile işgal etmişti (101).
Kıbrıs Adasını almış, Akdeniz’e kadar ilerleyip ticaret yapmak üzere İndus Vadisi Uygarlığı topraklarına kadar gemi gönderdiğini iddia etmişti. Mezopotamya topraklarından ilerleyerek birbiri ardına şehir devletlerini fethetmiş, imparatorluğunu modern dönemde Lübnan ve Türkiye’de Toros Dağlarına kadar genişletmiş ve hatta daha da ileriye gitmişti. Büyük İskender döneminde standart hale gelen, farklı savaş güçlerini daha serbest birlikler halinde birleştirmek (sahada daha fazla hareket kabiliyeti ve uyum yeteneği sağlamak) suretiyle askeri uygulamaları başlatmıştı. Ordusuyla birlikte dünyanın ilk imparatorluğunu kuruncaya kadar ülkenin dört bir yanını kasıp kavurmuştu. Tarihçi yazar Kriwaczek şöyle bir açıklama getirir:
Elbette daha önceden Mezopotamya kahramanları vardı: Erken dönem Uruk Kralları Gılgamış ve babası Lugalbanda, Sümer edebiyatı temel taşları haline gelen ve yüzyıllar, hatta bin yıllar boyunca yazı okullarında ve saray yazı atölyelerinde tekraren kopyalanan bir dizi fantastik anlatı ve olağanüstü olayların başkahramanları olmuşlardı.
Ancak, bu anlatılar, kahramanlık efsanelerinden daha ziyade mitoloji çağına ait konulardır; tanrılarla yakın ilişkileri, korkunç canavarlarla savaşları, ölümsüzlük arayışı ve olağanüstü uhrevi maceraları anlatırlardı. Kral Sargon, oğulları ve torunlarının gelişiyle birlikte, anlatıla gelen konular daha da inandırıcı hale gelmese bile, en azından dünyevi yaşamın içinde bulunduğu ana odaklanır duruma gelmişlerdi (113).
Akkad İmparatorluğu
İmparatorluk kurmak elbette önemli bir olaydır; ancak onu ayakta tutabilmek ise daha başka bir olgudur. Kral Sargon, askeri fetihlerde olduğu kadar yönetim faaliyetlerinde de kendisini kanıtlamış bir kraldı. İmparatorluk toprakları genelinde varlığını sürdürebilmek üzere güvendiği en iyi erkek ve kadınları stratejik olarak çeşitli şehirlerde yönetim makamlarına yerleştirmişti. Daha sonraki bir Babil metninde belirtildiği üzere “Akkad Vatandaşları” olarak bilinen 65’ten fazla farklı şehrin valisi, din adamı ve yöneticisi olmuşlardı.
Kitabelerinden birinde şöyle bir açıklama yer alır: “Yukarıdaki denizden aşağıdaki denize kadar, Akkad oğulları şehirlerin beyliklerini ellerinden tutuyorlardı”. Tarihçi yazar Susan Bauer “Sümerliler, bu krallıkta geçen kısa bir süre zarfında kendi şehirlerinde, kendilerini yabancı olarak yaşar bulmuşlardı. Kral Sargon, bir şehri ele geçirdiği zaman, o şehri bir Akkad kalesi haline getirir, yönetici olarak Akkadlı yetkilileri atar ve Akkad birliklerinin bulunduğu garnizonları kurardı (99). Güvendiği yetkilileri görevlendirir, çeşitli bölgeleri daha sıkı bir şekilde kontrol altına alırdı”.
Akkad Kralı Sargon, kızı Enheduanna’yı Ur şehrine başrahibe olarak görevlendirmiş ve kızı aracılığıyla dini, siyasi ve kültürel meseleleri kendi iktidar çıkarı doğrultusunda manipüle etmek üzere uzaktan yönlendirmiş gibi görünüyor. Enheduanna, bugün kendi adıyla bilinen dünyanın ilk şair ve yazarı kabul edilir, hayatı hakkında bilinenlere bakılacak olursa, edebi yeteneklerinin yanı sıra oldukça becerikli ve güçlü bir yönetici olduğu da anlaşılıyor. Bu atama ve idari tasarruf o kadar başarılı olmuştur ki, Kral Sargon’un torunu Kral Naram-Sin de kızını aynı şekilde atayarak görevlendirme yapmıştı.
Bu idari tercihin yapılmasıyla imparatorlukta sağlanan istikrar; yolların inşasına, sulama faaliyetlerinin iyileştirilmesine, ticari faaliyetlerin daha geniş bir alana yayılmasına, sanat ve bilim alanlarında gelişmelere yol açmıştı. Akkad İmparatorluğu, çiviyazısıyla yazılmış kil tabletlerin, alıcı adı ve adresi ile gönderenin mührü bulunduğu kilden yapılmış zarflara alındığı ilk posta sistemini kurmuştur. Bu mektupları/gönderileri, gönderildiği alıcı kişi dışında kimse açamıyordu çünkü kilden zarfı kırmanın dışında açmanın başka bir yolu yoktu ve bu yazışma yöntemiyle taraflar arasında iletişimde gizlilik de sağlanıyordu.
Akkad Kralı Sargon döneminde ticaret ve günlük alışverişlerde kullanılmak üzere ayrıca ağırlık ve ölçü birimleri de standartlaştırılmış, bütün sosyal sınıflar için adil bir vergi sistemi uygulamaya konulmuş ve Babil şehri restorasyonu gibi (bazı kaynaklarda kurucu olduğu iddia edilmekte ancak bu iddia defalarca tartışma konusu olmuş) çok sayıda inşaat projelerini başlatmıştı. Ayrıca merkezi Akkad şehrinde bulunan tam zamanlı bir ordu kurmuş, eğitimini yaptırmış ve donatmıştı. Bir kitabede şöyle bir ifade yer alır; 5400 asker kral ile birlikte “her gün yemek yerdi.” Bu durumda, Asur Kralı III. Tilgath Pileser’in daha sonra kurduğu profesyonel ordu türünden olmasa da (yıl boyunca görev yaptığı ve de neredeyse sürekli seferberlik halinde olduğu) isteksiz askerlerin olduğu geçmişin ordularına göre büyük bir ilerleme kaydedildiği görülmekte.
Mezopotamya vatandaşlarının yaşam seyrinde sağlanan bu iyileşmeye rağmen, halk Akkad İmparatorluğu yönetimine karşı isyan etmeye devam etmişti. Kral Sargon hayatı boyunca, özgürlüklerini talep eden ve imparatorluğa başkaldıran şehir devletleri isyanlarını sürekli bastırmıştır. Ancak, yüzyıllar geçtikçe, halkın Kral Sargon yönetimiyle yaşadığı bütün zorluklar unutulmuş, hatırlanan tek şey onun kahramanlıkları ve Akkadlıların yaşadıkları “altın çağ” olmuştur. Sonraki 3000 yıl boyunca Sümerler, Babiller, Asurlar ve diğerleri, Akkad Kralı Sargon ve görkemli zaferleri hakkında hikâyeleri anlatmış ve otobiyografisinde iddia edilen kralın kendi sözlerini aktarma yoluna gitmişlerdir. Şöyle ki:
Ben 55 yaşındayken bütün ülkeler bana karşı ayaklandılar ve Agade şehrinde beni kuşattılar, ama yaşlı aslanın dişleri ve pençeleri hala sağlamdı. Savaşa girdim ve onları yendim: Onları devirdim ve büyük ordularını yok ettim. Ve şimdi, nereye gidersem gideyim, kendisini benimle eşit görmek isteyen bir kral varsa, bırakın ne hali varsa görsün.
Sümer Krallar Listesine göre Akkad Kralı Sargon 56 yıl hüküm sürmüş ve yaşlılık döneminde doğal nedenlerden dolayı ölmüştür. Saltanatı sırasında halkına olduğundan daha büyük görünse de, öldüğünde neredeyse tanrısal bir statüye bürünmüştü. Tarihçi ve yazar Paul Kriwaczke bu konuda şöyle yazar:
Şimdiye kadar medeniyet, tanrıların insanlık anlayışını kendi iktidar amacı doğrultusunda düzenledikleri inancına dayanıyordu. Birer medeniyet pınarları olan şehirler, tahmin edildiği gibi, kutsal hac merkezleri olarak başlayan İlahi kuruluşlardı. Her bir şehir, belirli bir tanrının eseri ve evi oluyordu. “Gerçek hayat” sanki tanrıların ilahi bir âlemde yaşadığı bir hayatmış gibi seyrederken, yeryüzünde olup bitenler ise büyük ölçüde neredeyse alakası olmayan bir yan gösteri şeklinde oluyordu.
Kral Sargon ve Kral Naram-Sin çağı bütün bu anlayışları değiştirmiş, odak noktasını insan dünyasına çevirmiş ve evrenin anlamına dair yeni bir anlayış getirmiştir: Yani, Mezopotamya hikâyesi temel öznelerini tanrılar yerine insanları yapan bir anlayış olmuştur. Artık kontrol insanlığa geçmiştir. İnsanlar - erkek ve kadınlar - kendi kaderlerinin yöneticileri haline gelmişlerdi. Elbette insanlar hala dindar idiler; tapınaklara kurban adıyor, içki sunuyor, ayin düzenliyor, her fırsatta tanrıların adlarını anıyorlardı. Ancak dönemin dindarlığı artık başka bir mecrada ilerliyordu (119).
Efsanesi ve Mirası
Akkad Kralı Sargon ve hanedanlığı etrafından gelişen efsaneler, Asur İmparatorluğunun son günlerine kadar (MÖ 612) yazılmış, kopyalanmış ve halka açık olarak sahnelenmiştir. Kral Sargon’un ünlü bakırdan başı (1931 yılında Ninova’da bulunmuş ve Asurlular için önemi ortaya konulmuştu), Mezopotamya sanatının tanınan eserlerinden biri olmuştu. Anlatıya göre bir sepet içinde nehre bırakılan ve soylu sınıftan birinin bulup büyüttükten sonra halkın büyük bir lideri haline gelen bir bebeğin yaşam hikâyesini, Kutsal Kitap Tevrat, Çıkış Kitabı İkinci Bölümünü ve kahraman Musa öyküsünü yazmak üzere ödünç alan İbranice yazarı büyük bir etkiyle kullanmıştır.
Akkad Kralı Sargon’un yaşam seyri anlatısı; belirsiz naçar bir başlangıçtan yola çıkıp krallık makamına yükselen, halkını kurtaran bir kahramanın anlatısıdır. Kral Sargon’un bastırdığı sayısı belirsiz isyanlar göz önünde alındığında, hükümdarlığı döneminde yaşayan topluluklar onu böylesi bir kurtarıcı olarak görüp görmedikleri şüphelidir. Ancak ondan sonra gelenler ve Gutilerin işgali altında yaşanan olaylar dikkate alındığında (akademisyen yazar Samuel Noah Kramer yazılarında moral bozucu, yıkıcı ve “acımasız, barbar bir topluluk” olarak tanımlar) Kral Sargon ve hanedanlık dönemi, bu gün artık geçmişte kalmış görkemli kahramanlar - krallar çağını ifade eder.
Akkad Kralı Sargon anlatıları Sümerleri MÖ 2050 yılı dolayında baskıcı Gutiler egemenliğinden kurtarmak üzere ayaklanmaya teşvik ettiği düşünülmekte. Sümer kralları Utu-Hegal ve Ur-Nammu egemenlikleri döneminde Gutiler zor durumda kalmış ve Ur-Nammu’nun halefi Ur Kralı Şulgi döneminde Sümer ülkesinden kovulmuşlardır ve bu durum Ur III Döneminde (MÖ 2112-2004) Sümer Rönesans’ının gelişmesine olanak sağlamıştır. UR III Döneminde en büyük iki Sümer kralı Ur-Namu (MÖ 2112-2094) ve Ur Kralı Şulgi (MÖ 2094-2046) kamusal imajlarını Kral Sargon ve Kral Naram-Sin imajından esinlenerek oluşturmuşlardır.
Sonuç
Akkad Kralı Sargon’un ölümünden sonra imparatorluk, babasının sahip olduğu toprakları korumak ve meşruiyetini tehdit eden isyanları bastırmak zorunda kalan oğlu Rimush’a geçmiştir. Kral Rimush dokuz yıl hüküm sürmüş ve öldüğünde krallık, Kral Sargon’un diğer bir oğlu Maniştusu’ya geçmiş ve o da sonraki on beş yıl boyunca hüküm sürmüştür.
Her iki oğlu da iyi bir yönetim faaliyetini sergilemiş olsalar da, Akkad İmparatorluğu zirvesi Kral Sargon’un torunu Kral Naram-Sin döneminde gerçekleşmiştir. Onun hükümdarlığı sırasında imparatorluk, Kral Sargon’un ulaştığı sınırların ötesine geçerek büyüme ve gelişme kaydetmiştir. Ölümünden sonra oğlu Şar-Kali-Şarri hükümdar olmuş ve bu dönemde şehir devletlerinin kendi bağımsız krallıklarını kurmak üzere ayrılmalarından dolayı, Akkad imparatorluğu da dağılmıştır.
Akkad Hükümdarı Şar-Kali-Sarri, imparatorluğu bir arada tutmaya çalışırken, diğer yandan da Elamlılar, Amoriler ve işgalci Gutiler’e karşı neredeyse sürekli savaşa devam etmiş, ancak imparatorluk artık ayakta kalacak durumda değildi. Gutilerin istila dönemi, genellikle Akkad İmparatorluğunun çöküşü ve ardından gelen Mezopotamya karanlık çağının sorumlusu olarak kabul edilir, ancak bu görüş, Gutileri medeniyet yıkıcıları olarak tasvir eden sonraki dönem Antik Mezopotamya tarih yazıcılarının görüşüdür.
Yapılan son dönem çalışmalarıyla; halkın yaşadığı kıtlığa ve belki de ticari faaliyetlerde aksaklığa neden olan olayların esas nedeni büyük bir olasılıkla iklim değişikliği olduğu ve imparatorluğu yönetenlerin geçmişte kolayca bastırdığı istila ve isyanları artık etkili bir şekilde yönetemeyecekleri kadar zayıflamalarının neden olduğu ileri sürülmekte.
Mezopotamya Naru Edebiyatı daha sonraki bir eseri Agade Lanetinde kıtlık dönemi olaylarından bahsedilir ve Akkad şehrinin tanrıların iradesiyle yıkılmış olduğu anlatılır. İster kıtlık, ister istila, ister tanrıların gazabı ve ister üçü birden olsun, Akkad şehri artık düşmüş, büyük krallar dönemi geçmişte kalmış ve imparatorluk konusu; bir zamanlar yaşanan olayların hikâyesi, Akkad İmparatorluğundan geriye kalan tek şey olana kadar anlatılan, yeniden anlatılan, yazılan ve kopyalanan efsanelere geçmiştir.
