Yeni Asur İmparatorluğu

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Nizamettin Karaben tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Assyrian Doorway Protective Spirit (by Mark Cartwright, CC BY-NC-SA)
Asur Kapısı Koruyucu Ruhu Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 912-612), Mezopotamya, Levant (Biladü-Şam), Mısır Anadolu, Pers/İran ve Arabistan coğrafyası bazı bölgelerine kadar uzanan Asur İmparatorluğunun son aşamasıydı. Yeni Asur İmparatorluk kralları, Kral II. Addad Nirari (MÖ 912-891) saltanat döneminden itibaren, o zamana kadar dünyanın en büyük imparatorluğunu kurarak büyük toprak genişlemesini gerçekleştirmişlerdir.

Asurya/Asur devleti, dünyanın en etkili savaş gücüne sahip ve uyguladığı savaş taktikleri itibariyle yenilmez kılan demir silahlarla donatılmış ordusu olan ilk devlet idi. Uyguladığı siyaset ve askeri politikası Asurya’ya uzun süreden beri devam eden acımasız ve gaddar olma şöhretini kazandırmıştı. Ancak son yıllarda, Makedonya Kralı Büyük İskender ve Roma İmparatorluklarından ne daha fazla ve ne de daha az acımasız olduğu iddiasıyla Asurya’nın bu şöhreti sorgulanmaya başlanmıştı.

Asur İmparatorluk kralları Tiglat Pileser III, Salmaneser V, Sargon II, Sanherib ve Esarhaddon, Kutsal Kitap Tevrat Kitabında İsrailoğullarının düşmanı olarak anılırlar. Ancak Asur kitabeleri ve Kutsal Kitap metinleri iki ulus arasında olayların nasıl gelişme gösterdiği konusunda bazen önemli oranda farklılık arz eder. Bu farklılık, Asur Kralı Sanherib döneminde Yahuda’nın fethi konusunda hazırlanan kitabelerde ve Kutsal Kitap; Yeşaya 37; Tarihler II 32:21 ve II. Krallar 18-19 bölümlerinde anlatılan konularda en belirgin şekilde görülebilir.

ESARHADDON, BARIŞI GÜVENCE ALTINA ALMAK İÇİN PERSLER VE MEDLER İLE VASAL ANTLAŞMALARI YAPMIŞ VE HALEFİ ASURBANİPAL’E BOYUN EĞMELERİNİ ŞART KOŞMUŞTU.

Asurlar, imparatorluğun bu dönemini Yeni Asur olarak tanımlamamış, bu gelişmeyi tarihlerinin seyrinde sıradan bir gelişme olarak görmüşlerdir. Asurolog tarihçi Gwendolyn Leick, “Asur Kralları listesine göre, ikinci binyılın ortaları dolayındaki hükümdarlar ile birinci binyıl hükümdarları arasında bir kopukluk olmadığını” yazmıştır. (126) Yeni Asur tanımlaması, tarihçilerin ortaya koydukları ve imparatorluğun yönetim şeklinde bir değişiklik olduğunu ima eden yazıtların yorumlanmasına dayanan modern dönem tanımlamasıdır.

Bu dönemin başlangıç tarihi de tartışmalıdır; bazı akademisyenler, bu dönemin “12. ve 11. yüzyıllarda Arami istilalarıyla ilişkilendirilen siyasi kargaşa döneminden sonra yeni bir iddia ile” başladığını ileri sürerlerken (MÖ 934-610 tarihlerini verirler), diğer bazı araştırmacılar ise MÖ 912 yılında Asur Kralı Adad Nirari II saltanat dönemiyle başladığını savunurlar (Leick, 126). Hatta imparatorluğun gerçek kuruluş tarihinin MÖ 745 yılında Tiglath Pileser III ile başladığını iddia eden başka akadamisyenler de vardır. Aynı durum; dönemin sonu için de söz konusudur; bazı akademisyenler Yeni Asur İmparatorluğu sonunun, MÖ 612 yılında, Asur ve Ninova şehirlerinin düşmesiyle geldiğini belirtirlerken, diğer bazı araştırmacılar ise o zamana kadar bütün şehirlerin zaten yıkılmış oldukları nedeniyle son tarihin MÖ 610 olduğunu iddia ederler.

Zalimlik Şöhtreti

Yeni Asur İmparatorluğu dönemi, en geniş yayılmanın gerçekleştirildiği dönem olması ve kral adlarının Kutsal Kitap’ta sıkça anılması nedeniyle antik dönem tarih araştırmacılarının aslında en çok aşina oldukları dönem olup, aynı zamanda, Asur İmparatorluğuna acımasız ve gaddar olma ünvanını kazandıran en belirgin dönemdir. Araştırmacı tarihçi yazar Paul Kriwaczek şöyle bir açıklama getirmiştir:

Asur imparatorluğunun, tarihte hüküm sürmüş sıradan herhangi bir devletin sahip olabileceği en kötü basın duyuruları yapmış olmalı. Babil; yolsuzluk, yozlaşma ve günahın lakap adı olabilir, ancak Asurya’nın/Asur’un Salmaneser, Tiglath Pileser, Sanherib Esarhaddon ve Asurbanipal gibi korkunç kralları, modern dönemde halkın popüler hayal gücünde zulüm, şiddet ve vahşilik konusunda Adolf Hitler ve Cengiz Han’dan henen sonra gelirler (208).

Asurya’nın bu ünvanına, askeri tarihçi Simon Anglim ve diğer araştırmacılar da dikkat çekerler. Anglim şöyle yazar:

Tarihçiler benzetme yapmaktan kaçınma eğiliminde olsalar da, MÖ 900-612 yılları arası dönemde Ortadoğu’ya egemen Asur İmparatorluğunu, “uygulamaları” itibariyle Nazi Almanyasının tarihsel atası olarak görmeleri ilginç görünmektadir: Olağanüstü ve başarılı bir savaş makinesiyle desteklenen saldırgan, ölümcül derecede kinci bir rejim. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Alman ordusunda olduğu gibi, Asur İmparatorluk ordusu da dönemin teknolojik ve doktrinsel olarak en gelişmiş ordusuydu ve sonraki nesil ordular için bir model olmuştur. Asurlular, demir silahları yaygın olarak kullanan ilk topluluk olmuşlardır, demir silahların, bronz silahlardan daha üstün olmalarının yanı sıra, seri üretimleri de yapılabiliyordu. Bu özellikleriyle gerçekten de çok büyük orduların donatılmasına olanak sağlanmıştı (12).

A Groom and Horses from Western Assyria
Batı Asurya’da Damat ve Atlar Kabartması Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Asurlular, kararlı ve acımasız askeri taktikleriyle ün salmış olsalar da, Nazi Almanyası rejimiyle bezerlikleri pek de anlaşılır bir durum değildir. Nazilerin aksine Asurlular, fethettikleri topraklarda insanlara karşı iyi davranıyor ve merkezi otoriteye boyun eğmeleri halinde onları Asurlu olarak görüyorlardı. Asur politikasında “üstün ırk” kavramı yoktu, ister Asurlu olarak doğmuş olsunlar ve ister Asur kültürüne asimile olmuş olsunlar, herkesi imparatorluk için bir kazanç olarak görüyorlardı. Tarihçi Kriwaczek şöyle yazar.

Asur savaşları çağdaş diğer devlet savaşlarından daha vahşi değildi. Asurlular, yolları üzerinde çarmıha gerilerek acılar içinde ölmeye bırakılan binlerce kurbanla dolu Romalılardan daha az zalim değillerdi (209).

İkinci Dünya Savaşı Nazi Almanyası ile Asurlar arasında yapılabilinecek yegâne adil karşılaştırma, ordularının etkinliği ve büyüklüğü konusudur, aynı karşılaştırma Antik Roma için de geçerlidir.

Devasa boyutlardaki ordu, Yeni Asur İmparatorluğu ilk kralı iktidara geldiği zaman bile geleceğe yönelik işlev görüyordu. Asur Kralı II. Adad Nirari’nin (MÖ 912-891) yükselişe geçmesi, Asurya’ya o dönemde ihtiyaç duyduğu bir canlanmayı getirmişti. Asurlular hem Bronz Çağında (MÖ 1200 yıl dolayında) ve hem de Aramiler, Amoriler ve Deniz Kavimleri istilaları ardından toprak, itibar ve güç kaybetmişlerdi. Kral II. Adad Nirari döneminde, daha önce kaybedilen topraklar geri kazanılmış ve sınırlar güvence altına alınmıştı. Yenilen Aramiler idam edilmiş veya Asurya kalbinde bazı bölgelere sürülmüş, Asur kültürü içinde asimile edilmişlerdi.

Asur Kralı Adad Nirari, Babil’i fethetmiş, ancak geçmişin hatıralarından ders alarak (örneğin, Kral I.Tukulti-Ninurta’nın yaklaşık olarak MÖ 1225 yılında Babil şehrinin yağmalanması nedeniyle öldürülmesi) şehri yağmalamyı istememiş ve bunun yerine Babil Kralı ile birbirlerinin kızlarıyla evlenip karşılıklı sadakat sözü verdikleri bir barış antlaşması imzalamışlardı. Yapılan bu antlaşma, Babil’i sonraki 80 yıl boyunca sürekli sorun olmaktan çıkarıp güçlü bir müttefik olarak güvence altına almıştı.

Assyrian Siege
Asur Kuşatması Jan van der Crabben (CC BY-NC-SA)

Askeri Genişleme ve Tanrı Kavramının Yeniden Düzenlenmesi

Asur Kralı II. Adad Nirari’den sonra gelen krallar aynı politika ve askeri yayılmayı sürdürmüşlerdir. Kral Tukulti -Ninurta II (MÖ 891-884), imparatorluk topraklarını kuzeye doğru genişletmiş ve Anadolu’nun güney bölgelerinde daha fazla toprak kazanmıştı. Kral Asurnasirpal II (MÖ 884-895) Levant bölgesinde yönetimi sağlama almış ve Asur egemenliğini Kenan bölgesine kadar genişletmişti. Kral Asurbanipal II, başkenti Asur şehrinden alarak yeni inşa ettiği Kalhu şehrine taşımış ve bu şehri seferleri sırasında alıp getirdiği 41’den fazla ağaç çeşidiyle süslemişti.

Kalhu şehri, önemli miktarda toprak fethiyle sonuçlanan seferler sırasında esir alınıp getirilen köle emeğiyle inşa edilmiştir. Asurlular, savaş sırasında en yaygın fetih harekât yöntemi kullanmışlardı: şehrin alınması acımasız bir saldırıyla başlayan kuşatma savaşı şeklinde olmuştu. Askeri tarihçi Anglim bu kunda şöyle yazar:

Asur ordusu her şeyden daha çok kuşatma savaşında başarılıydı ve muhtemelen ayrı bir mühendis birliğini çalıştıran ilk askeri kuvvet idi… Saldırı düzenleme, Yakın Doğu’nun ağır tahkim edilmiş şehirlerine karşı uygulanan temel taktiklerdendi. Düşman surlarını aşmak amacıyla çok çeşitli yöntemler geliştirmişti: Duvarların altını kazarak zayıflatmak veya tahta kapıların altında ateş yakmak üzere istihkâm sınıfı görevlendirilmiş, rampa yapılarak askerlerin surların üzerinden geçmesi veya surların en kalın olmadığı üst kısmlarından gedik açılması sağlanıyordu. Hareketli merdiven kullanılarak hendekleri aşmaları ve savunmadaki herhangi bir noktaya hızla saldırı düzenlemesi gerçekleştiriliyordu. Bu operasyonlar, aynı zamanda, piyade sınıfı çekirdeğini oluşturan okçu birlikleriyle destekleniyordu. Asur kuşatma kafilesinin gururu, kullandıkları motarlar oluyordu. Bu motorlar dört tekerlekli olup, tepesinde küçük bir kule ve tabanında bir, bazen de iki koçbaşı bulunan çok katmanlı ahşap yapılı kulelerden oluşuyordu. (186)

Askeri teknoloji alanında kaydedilen ilerleme, Asurya’nın tek veya birincil katkısı değildi; aynı dönemde, Sümerlerin daha önce kurdukları temeller üzerine inşa ederek fethedip asimile edilen toplulukların bilgi ve yeteneklerinden yararlanılarak tıp alanında da önemli gelişmeler kaydedilmişti. Asur Kralı II. Asurnasirpal, imparatorluğun ilk sistematik bitki ve hayvan listesini hazırlamış, yeni buluntuları kaydetmek üzere seferlerine bu amaçla görevlendirilmiş kâtipleri de almıştı.

İmparatorluk genelinde okullar açılmıştı, ancak bu okullar sadece varlıklı ve soylu ailelerin çocukları için eğitim hizmeti veriyorlardı. Mezopotamya’da daha önce kadınlar neredeyse erkeklerle eşit haklara sahip olsalar da, kız çocukların okula gitmelerine ve kadınların yetkili makamlarda bulunmalarına izin verilmiyordu. Kadın haklarında gerileme yaşanması, Asur Tektanrıcılığının yükselişiyle bağlantılı olmuştur. Asur orduları ülke çapında sefer düzenlerken, Tanrı Aşur da onlarla birlikte fethedilen bölgelere gidiyordu. Ancak Tanrı Aşur daha önce şehrin tapınağıyla bağlantılı olduğundan, yalnızca tapınakta ibadet edildiğinde Tanrıya tapınmayı sürdürmek ve diğer yerlerde yardımını almak üzere Tanrıyı yeniden hayal etmenin yeni bir yolu gerekli hale gelmişti. Tarihçi yazar Kriwaczek şöyle bir açıklama getirmiştir:

Bir kişi, Tanrı Aşur’a sadece kendi şehrindeki tapınakta değil, herhangi bir tapınakta da dua edebilirdi. Asur İmparatorluğu sınırlarında genişleme oldukça, Tanrı Aşur’a en ucra bölgelerde bile rastlanır oluyordu. Her yerde hazır ve nazır gezgin bir Tanrıya inançtan Tek bir Tanrıya inanca geçiş uzun bir süreç olmamıştı. Tanrı her yerde bulunduğu için, insanlar da bir bakıma yerel tanrılarının Aşur’un farklı tezahürü olduklarına inanmaya başlamışlardı. (231)

Yüce Tanrıya dair bu vizyon birliği, imparatorluk bölgelerinin daha da birleşmesine yardımcı olmuştur. Fethedilen halkların farkı tanrıları ve çeşitli dini ibadet uygulamaları, Tanrı Aşur ibadetine dâhil edilmiş, geçmişte farklı insanların farklı isimlerle andıkları, ancak artık açıkça bilinen ve evrensel Tanrı olarak uygun şekilde ibadet edilebilen Gerçek Tek Tanrı olarak kabul edilmiştir. Tarihçi Kriwaczek bu konuda şöyle ifade eder:

İlahi olanın içkinliğinden daha ziyade aşkınlığına olan inancın önemli sonuçları oldu. Doğa artık kutsal olmuyor ve kutsallaştırılmıyordu. Tanrılar doğanın dışında ve üstünde olduğundan dolayı, Mezopotamya inancına göre tanrıların suretinde ve tanrılara hizmetkâr olarak yaratılan insanlık da doğanın dışında ve üstünde olmalıydı. İnsan ırkı, doğal dünyanın ayrılmaz bir parçası olmak yerine, artık onun üstünde yer alıyor ve yöneticisi oluyordu. Bu yeni tutum daha sonra Kutsal Kitap, Tekvin 1:26’da şöyle özetlenmiştir: “Tanrı dedi ki; kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım. Denizdeki balıklara, gökte uçan kuşlara, evcil hayvanlara, yeryüzünün tümüne ve yeryüzünde sürünerek hareket eden bütün canlılara egemen olsun”. Bu durum, o pasajda açıkça vurgulandığı üzere, erkekeler için gayet iyi olurken, ancak kadınlar için aşılmaz bir zorluk teşkil ediyor. Erkekler kendilerini ve birbirlerini doğanın dışında, üstünde ve üstün olduklarına inandırabilirlerken, kadınlar kendilerini bu derece üstün tutamazlar, çünkü fizyolojileri onları açıkça ve apaçık bir şekilde doğal dünyanın bir parçası olduklarını gerektirir. Bugün bile Tanrının mutlak aşkınlığına ve O’nun gerçekliğini hayal etmenin bile imkânsızlığına en çok vurgu yapan dinlerin, kadınları varoluşun daha alt bir basamağına itmesi, kamusal dini ibadetlere katılmalarına sadece gönülsüzce izin vermesi, hatta hiç izin vermemesi tesadüfi değildir. (229-230)

İmparatorluğun genişlemesi, Tanrı anlayışının değişmesi ve fethedilen bölgelerdeki insanların asimile olmasıyla birlikte Asur kültürü giderek daha da bütünleşmişti. Asur Kralı III. Salmaneser (MÖ 859-824), imparatorluk topraklarını Akdeniz kıyılarına kadar genişletmişti, zengin Fenike şehirleri Sur ve Sayda’dan haraç alırdı.

Ayrıca, Asur için uzun süreden beri sorun teşkil eden Urartu Ermeni Krallığını da en azından geçici olarak yenilgiye uğratılmıştı. Ancak, hükümdarlık dönemi ardından, Kral V.Şamşi Adad’ın (MÖ 824-811) toprakları üzerinde kontrol sağlamak üzere kardeşiyle savaşa girmesi sonucu imparatorlukta bir iç savaş patlak vermişti. İsyan bastırılmış olsa da, Kral III. Salmaneser’in ardından imparatorluğun genişlemesi durmuştu.

Naip Sammu-Ramat (aynı zamanda efsanevi Kraliçe Semiramis’in ilk ilham kaynağı Hammuramat olarak da bilinir) MÖ 811-806 yılları arası dönemde küçük oğlu Adad Nirari III adına tahtı elinde tutmuş, bu dönemde imparatorluğun sınırlarını güvence altına almış, Medleri ve kuzeydeki diğer sorunlu halkları bastırmak üzere başarılı seferler düzenlemişti.

Oğlu reşit olup tahta çıktığı zaman, ona istikrarlı ve büyük bir imparatorluk devretmiş ve Kral Adad Nirari III de bu toprakları daha da genişletmişti. Ancak, onun salatanat döneminden sonra gelen haleflerinin başkalarının başarılarına güvenmeyi tercih etmelerinden dolayı imparatorluk yeni bir durgunluk dönemine girmişti. Bu durum, özellikle III. Ashur Danve V. Ashur Nirari gibi kralların yönetimi döneminde zayıflayan ordu için olumsuzluk olmuştıur.

Neo-Assyrian Empire
Yeni Asur İmparatorluğu Ningyou (Public Domain)

Yeni Asur İmparatorluğunun Yükselişi

Ordu bünyesinde yeni düzenleme yapan ve hükümet bürokrasisini yeniden yapılandıran Tiglath Pileser III (MÖ 745-727) imparatorlukta yeniden bir canlandırma yaratmıştı. Askeri tarihçi Anglim’e göre:

Asur Kralı Tiglath Pileser III, orduda kapsamlı bir reform yapmış, imparatorluk üzerinde merkezi kontrolü yeniden sağlamıştı. Akdeniz kıyılarını yeniden fethetmiş ve hatta Babil’i bile boyunduruk altına almıştı. Askerlik hizmetinde, her bir eyalette uygulanan insan gücü vergisiyle değişiklik yapmış ve ayrıca vasal devletlerden birlikler talep etmişti. (14)

Asur hükümdarlarını tekrar rahatsız eden Urartu Krallığını da yenmiş ve Suriye bölgesini boyunduruğu altına almıştı. Bazı akademisyenlere göre, Yeni Asur İmparatorluğu aslında Tiglath Pileser III ile başlar. Örneğin, tarihçi yazar Leick şöyle der:

Asur İmparatorluğu, MÖ 745 ila 705 yılları arası dönemde şekillenmişti. Bu yalnızca yenilenen askeri genişlemenin değil, aynı zamanda, çok daha sıkı siyasi ve mali kontrol sağlayan yeni idari yapıların çalışması sonucunda oluyordu. (127)

Kral Tiglath Pileser III hükümranlığı döneminde Asur ordusu, o zamana kadar tarihin en etkili askeri gücü haline gelmiş ve geleceğe yönelik ordular için örgütlenme, taktik, eğitim ve verimlilik açısından bir model olmuştur.

Kral Tiglath Pileser III’ün ardından, kralın politikalarını sürdüren ancak askeri seferlerde aynı derecede etkili olmayan Kral V.Salmaneser (MÖ 727-722) iktidara gelmişti. Halefi Kral Sargon II (MÖ 722-705) imparatorluğu, kendisinden önceki diğer bütün krallardan daha fazla genişleten parlak bir askeri lider ve yönetici olmuştur. Kral Sargon II’nin yönetim dönemi, tahtı yasadışı yollarla ele geçirdiği iddia eden soyluların itirazına konu olsa da, imparatorluğun bütünlüğünü korumuş, sınırlarını genişletmiş, yasama ve idari faaliyetlerde yiyileştirme yapmış ve fetihleriyle kraliyet hazinesini dolu tutmuştur.

Kral Sargon II, Kral Tiglath Pileser III’ün ardından imparatorluğu siyasi ve askeri açıdan en yüksek noktasına çıkarmayı başarmıştı. Kral Sargon II, Asur İmparatorluğunun çöküşüne kadar ülkeyi yönetecek olan Sargonid Hanedanlığını (MÖ 722-612) kurmuştur.

Sargonid Hanedanlığı

Kral Sargon II’nin ardından oğlu Kral Sanherib (MÖ 705-681) iktidara gelmiş, İsrail, Yahuda ve Anadolu’da bulunan Yunan vilayetlerini fethederek geniş çaplı ve acımasız seferler düzenlemişti. Kudüs’un Kuşatma Harekâtı, 1830 yılında İngiliz Albay Taylor’un keşfettiği ve Kral Sanherib’in askeri başarılarını anlatan çivi yazılı bloklardan birisi olan “Taylor Prizmasında” ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu blokta Kral Sanherib, 46 şehri ele geçirmiş ve Kudüs halkını alt edene kadar, halkı şehrin içinde hapsettiği iddia edilmektedir.

Ancak, Kutsal Kitap, II. Krallar Kitabı 18-19 bölümleri, II. Tarihler 32:21 ve İşaya 37’de anlatılan olayların anlatımı, Taylor Prizması anlatımına itiraz edilmektedir. Bu anlatılarda, Kudüs’un İlahi bir müdahaleyle kurtarıldığı ve Asur Kralı Sannherib ordusunun savaş alanından sürüldüğü iddia edilmektedir. Kutsal Kitap anlatımında, diğer yandan da, Asurluların bölgeyi fethettiği de yer almaktadır.

Sargon II and Sennacherib
Sargon II ve Sanherib Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Kral Sanherib askeri zaferleri, saltanat dönemi Babil ve Elamlara karşı aralıksız askeri seferlerle gölgelenmiş olsa da, İmparatorluğun zenginliğini Kral II. Sargon’un başardıklarının ötesine taşımıştır. Başkenti, Sargon’un şehri Dur-Şarrukin’den Ninova’ya taşımış ve “Rakipsiz Saray” olarak bilinen yapıyı inşa etmiştir. Şehrin orijinal yapısını güzelleştirmiş, geliştirmiş, meyve bahçeleri ve bostanlar dikmiştir. Arkeolog ve antik tarih uzmanı akademisyen yazar Christopher Scarre bu konuda şöyle bir açıklama getirmiştir:

Kral Sanherib Sarayında, büyük Asur ikametgâhının bütün olağan donanımlar vardı: Devasa koruyucu figürler ve gayet etkileyici bir şekilde oyulmuş taş kabartmalar (71 odada, 2000’den fazla heykel levha). Bahçeleri de olağanüstü düzenlenmişti. İngiliz Asurolog Stephanie Dalley’nin son araştırmasında, bunların Antik Dünyanın Yedi Harikasından birisi olan ünlü Babil Asma Bahçeleri olduğunu öne sürmüştür. Daha sonraki yazarlar, Asma Bahçeleri Babil’e konumlandırmış, ancak yapılan bazı kapsamlı araştırmalarda söz konusu bu bahçelere dair herhangi bir ize rastlanmamıştır. Kral Sanherib’in Ninova’da inşa ettiği Saray bahçeleri hakkında gurur verici anlatımı, birçok önemli ayrıntılı yanlarıyla Asma Bahçleri anlatımıyla örtüşmektedir. (231)

Ancak Babil, Kral Sanherib hükümdarlığı boyunca sürekli bir sorun olmuş ve en sonunda Kral onunla uğraşmaktan yorulmuştur. Geçmişin derslerini görmezden gelen ve şehrin büyük zenginliği ve de lüksüyle yetinmeyen Kral Sanherib, ordusunu Babil’e sürmüş, şehri yağmalamış ve tapıklarını da talan etmiştir. Tarihin daha önceki dönemlerinde Kral I.Tukulti-Ninurta (MÖ 1244-1208) döneminde olduğu gibi, Babil’in yağmalanması ve yıkılması olayları, bölge halkı ve tanrılarının gazabını yatıştırmak üzere Kral Sanherib’i Ninova’daki sarayında öldüren oğullarınca büyük küfür olarak görülmüştür.

Kral Sanherib, MÖ 683 yılında, küçük oğlu Esarhaddon’u halefi olarak seçmiş ve babanın bu tercihi büyük kardeşlerin hoşuna gitmemişti. Babalarını öldürmelerinin sebebi iktidar hırsı (ve küçük kardeşlerinin tahta çıkma umutlarını yok etmek) olabilir, ancak öldürme eylemi için bir gerekçeye ihtiyaçları vardı ve babanın Babil’i yağmalaması onlara bu gerekçeyi sağlamıştı.

Kral Esarhaddon (681-669) tahta geçmiş, altı hafta süren bir iç savaşta kardeşine bağlı güçleri yenmiş ve ardından da kerdeşinin ailesini, ortaklarını ve kedisine karşı birleşen herkesi idam etmiştir. Artık iktidarı güvence altına alınmışken, ilk projelerinden biri Babil’i yeniden inşa etme olmuştu. Şehrin kötülüğü ve ilahi olana saygısızlığı nedeniyle Babil tanrılarının iradesiyle yok edildiğini iddia eden resmi bir bildiri yayınlamıştı.

Bildirisinin hiçbir yerinde Kral Sanherib’den veya şehrin yıkılmasındaki rolünden bahsedilmiyor ancak tanrıların Kral Esarhaddon’u yeniden inşa için İlahi bir araç olarak seçtikleri açıkça belirtiliyordu:

Önceki bir hükümdarın saltanatı sırasında bazı kötü alemetler yaşanmıştı. Şöyle ki, tanrılara hakaret edilmiş ve tanrıların emriyle şehir yıkılmıştır. Tanrılar, herşeyi olması gereken yere geri döndürmek, öfkelerini yatıştırmak ve hiddetlerini dindirmek üzere beni, yani Esarhaddon’u seçmişlerdir.

Kral Esarhaddon döneminde imparatorluk gelişme kaydetmişti. Kral Sanherib’in denediği ancak başarılı olamadığı Mısırı başarıyla fethetmiştir (çünkü Herodot II.141’e göre, tarla fareleri savaş gününde önceki gece Kral Sanherib okçu yaylarının tellerini, ok kılıflarını ve askerlerin kayışlarını yemişlerdi). Kral Esarhaddon, imparatorluğun sınırlarını Kuzeyde Zagros Dağlarına (günümüzde İran) ve Güneyde Nubia’ya (günümüzde Sudan) kadar, Levant bölgesini (günümüzde Lübnan’dan İsrail’le) ve Anadoluyu da (Türkiye) içine alan bir alana yaymıştı.

Başarılı askeri seferleri ve hükümeti titizlikle yönetme faaliyetleri, tıp, okuryazarlık, matematik, astronomi, mimamrlık ve sanat alanlarındaki ilerlemelerde istikrar kazandırmıştı. Tarihçi yazar Will Durant şöyle yazar:

Asur şehri, sanat alanında öğretmeni Babil ile aynı seviyedeydi, kabartma sanatında onu geride bırakmıştı. Asur, Kalakh ve Ninova şehirleri, akan servetin teşvikiyle sanatçılar ve zanaatkârlar, soylular ve eşleri, krallar ve saraylar, rahipler ve tapınaklar için her türden dökme metal ve mücevherleri üretmeye başlamışlardı. Bu ürünler/eserler; (Musul) Balawat kasabasında büyük kapılar üzerinde olduğu gibi ustalıkla tasarlanmış, incelikle işlenmiş ve altın, gümüş, bronz veya değerli taşlarla işlenmiş lüks mobilyalardan oluşuyordu. (278)

Kral Esarhaddon, barışı güvenceye almak üzere, Persler ve Medler ile vasal anlşamaları imzalamış, halefine önceden boyun eğmelerini şart koşmuştu. Ayrıca, annesi, güçlü Kraliçe Zakutu (MÖ 728-668) Asur sarayını ve bağlı toprakları Asurbanipal’i kral olarak kabul etmeye ve Esarhaddon’un istekleri doğrultusunda saltanatını desteklemeye zorlayan Naqi’a- Zakutu Sadakat Antlaşmasını imzalamıştı.

Bu önlemler, Esarhaddon’un MÖ 669 yılında düzenlenen Mısır seferi sırasında ölmesi ve yönetimin son büyük Asur kralı Asurbanipal (MÖ 668-627) eline geçmesiyle iktidarın kolayca el değiştirmesini sağlamıştı. Kral Asurbanipal, Asur hükümdarları arasında en okuryazar olanıydı ve Ninova Sarayında topladığı geniş kapsamlı kütüphanesiyle en çok tanınmıştır.

Kral Asurbanipal, sanat ve kültür büyük destekçisi olmasına rağmen, imparatorluğu güvence altına alma ve düşmanlarını sindirme konusunda selefleri kadar acımasız olabilmiştir. Tarihçi Kriwaczek şöyle ifade eder:

Başka hangi emperyalist, Asurbanipal gibi, sarayı için, kendisi ve karısı için, ziyfet çekmek üzere düzenlenen bahçelerde bir heykel sipariş etmiştir? Elam Kralının kesilmiş başı ve kopmuş eli, her iki taraftaki ağaçlardan korkunç bir şekilde sarkıp adeta Noel süslemeleri veya garip meyveler gibi sallanıyordu. (208)

Kral Asurbanipal, Elamlıları kesin bir yenilgiye uğratmış, babasının yarım kalan Mısır fethini tamamlamış ve imparatorluk topraklarını doğuya ve kuzeye doğru genişletmişti. Geçmişi koruma öneminin farkında olan Asurbanipal, kotrolü altında bulunan toprakların her bir bölgesine elçiler göndererek, o şehrin veya kasabanın kitaplarını almalarını veya kopyalamalarını, ardından da kraliyet kütüphanesine alınmak üzere Ninova’ya gertirmeleri emrini vermişti. Kitap toplayan ilk kral olmasa da, böyle bir koleksiyona öncelik veren ilk kişi olmuştur.

Assyrian Lion Hunt Relief
Asur Aslan Avı Kabartması (Rölyefi) Jan van der Crabben (Photographer) (Copyright)

Gerileme ve Düşüş

Kral Asurbanipal, imparatorluğunu 42 yıl boyunca yönetmiş ve bu süre zarfında başarılı seferler düzenleyip etkili bir şekilde hüküm sürmüştür. Ancak, imparatorluk çok büyümüş ve bölgeler aşırı vergilendirilmişti. Dahası, Asur topraklarının genişliği, sınırları savunmayı zorlaştırıyordu. Ordu ne kadar büyük olsa da, önemli her bir kale veya karakolda garnizon bulundurmaya yetecek kadar asker yoktu.

Kral Asurbanipal MÖ 627 yılında öldükten sonra imparatorluk da dağılmaya başlamıştı. Helefleri Ashur-etli-İlani, Sin-Şar-İşkun ve II. Ashur-uballit toprakları imparatorluk topraklarını birarada tutmada zorluk çekiyorlardı ve bölgeler de birbirlerinden ayrılmaya başlamışlardı. Asur vatandaşı olmanın sağladığı bütün olanak ve lüks imkânlarına rağmen, Asur İmparatorluğu yönetimi tebaasınca aşırı sert olarak görülüyordu ve eski vasal devletleri de ayaklanmışlardı.

Ninova, MÖ 612 yılında, Babilliler, Persler, Medler ve İskitlerden oluşan bir koalisyon güçlerince (Asur ve diğer şehirler de dâhil) yağmalanmış ve yakılmıştı. Sarayın yıkılması, alevler içinde kalmış duvarların Asurbanipal kütüphanesi üzerine yıkılmasına neden olmuş ve asıl amaç olmasa da, kil tablet kitapları sertleşip toprağın altına gömülü kalması nedeniyle büyük kütüphaneyi ve Asur tarihini adeta koruma altına alınmıştır. Tarihçi yazar Kriwaczek şöyle bir açıklama getirmiştir:

Asurya düşmanları, Kral Asurbanipal’ın ölümünden sadece 15 yıl sonra, MÖ 612 yılında, Asur ve Ninova şehirlerini yerle bir ederlerken, diğer yandan da aslında amaçlarına ulaşmış olmamışlardır: Yani Asurya’nın yeryüzü tarihinden silinmesi. (255)

Yine de, büyük Asur şehirlerinin yıkılması o kadar kapsamlı olmuştur ki, imparatorluğun çöküşünden sonran iki nesilde hiç kimse şehirlerin yerlerinin nerede olduğuğunu bilmiyordu. Ninova şehri kalıntıları kumların altında kalmış ve sonraki 2000 yıl boyunca da gömülü kalmıştır.

Ancak Asurlular, Yunan ve Romalı yazarların aldıkları kayıtlar ve Kutsal Kitapta adlarının geçmesiyle hatırlanır olmuşlardır. Mezopotamya’ya yönelik arkeolojik ilgi, Eski Ahit kitabında yer alan kitabi anlatıların tarihsel kanıtlarla doğrulanma arzusu nedeniyle 19.yüzyılda alevlenmişti. Kendi dönemlerinde yeryüzü hâkimi olan Asurlular, arkeolog ve akademisyenlerin dikkatlerini Mezopotamya bölgesi üzerine yoğunlaştırması sonucunda tarihte önemli yeni bir rol sahibi olmuşlar ve bütün Mezopotamya kültürünün ortaya çıktığı yer de zaten bu bölge olmuştur.

Sümerler, 19.yüzyıldan önce, bilinmiyorlardı; tıpkı bugün çok önemli kabul edilen birçok mit/söylence, efsane ve tarihsel olayda olduğu gibi. Bu hikâye anlatıları, kitapların korunup günümüze kadar gelmesi sayesinde okuyucularının erişimine açıktır. Ninova ve diğer şehirlerde yıkılmış surların altında kalıp keşfedilen kil tabletler, Mezopotamya halkları mitlerini/söylencelerini, efsanelerini ve tarihsel olaylarını modern dünyaya açmış ve yapılan sözkonusu keşifler ile dünya tarihi ve kültürüne yeni bir bakış açısı getirilmiştir.

Sorular & Cevaplar

Yeni Asur İmparatorluğu neydi?

Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 912-612), Asur İmparatorluğunun çöküşünden önceki son aşamasıydı.

Neden Yeni Asur İmparatorluğu deniliyor?

“Yeni Asur İmparatorluğu” terimi, Asur İmparatorluğu son dönemini, önceki dönemlerden ayırmak üzere kullanışan modern dönem bir terimidir. Bu tanımlamanın yapılmasının nedeni, bilim insanlarının bu dönem kralların önceki krallardan daha yeni yönetim tarzında örgütlenmeleri ve yeni savaş yöntemlerini kullanmalarını düşünmelerinden dolayı olmuştur.

Yeni Asur İmparatorlu neden ünlü bir İmparatorşuktur?

Yeni Asur İmparatorluğu, düşmanlarına karşı acımasızlık ve gaddarlığıyla olduğun kadar askeri zaferleri, inşaat projeleri ve kültürel konularda ilerleme kaydermesiyle tanınan Sargon II, Sanherib, Esarhaddon ve Asurbanipal gibi ünlü krallarıyla bilinir.

Yeni Asur İmparatorluğu neden dolayı yıkılmıştır?

Yeni Asur İmparatorluğu, topraklarını korumada sürdürülemeyeck kadar genişlediği ve Kral Asurbanipal’ın halefi krarlların etkisiz yöneticiler olmalarından dolayı çökmüştür. İmparatorluk bünyesinde bulunan isyancı devletler MÖ 627 yılında sonra ayrılmak üzere dağılmış ve Asur şehirleri MÖ 612 yılında yağmalanıp yıkılmışlardır.

Çevirmen Hakkında

Nizamettin Karaben
Tarih; Dinler Tarihi/Teopolitik; Siyasi Tarih; Sosyal Antropoloji; Mitoloji; Dilbilimi; Ekonomi Politik; Edebiyat konuları ilgi alanlarım.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2025, Kasım 07). Yeni Asur İmparatorluğu. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11225/yeni-asur-imparatorlugu/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Yeni Asur İmparatorluğu." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Kasım 07, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11225/yeni-asur-imparatorlugu/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Yeni Asur İmparatorluğu." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 07 Kas 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11225/yeni-asur-imparatorlugu/.

Reklamları Kaldır