Ahameniş İmparatorluğu'nun MÖ 500 dolaylarında en geniş sınırlarına ulaştığı dönemdeki tahmini yüzölçümü iki milyon mil kareydi. Bu toprakların büyük bir kısmı, imparatorluğun kurucusu olan ve MÖ 559 ile 530 yılları arasında hüküm süren Büyük Kiros tarafından fethedilmişti. Kiros araştırmaları için temel bir metin olan Kiros Silindiri'ndeki giriş alıntısında da aktarıldığı üzere kendisi, bağlı bulunduğu hanedan soyunun dördüncü kralıydı.
Ahameniş İmparatorluğu
Kiros'un imparatorluğu her türlü arazi ve iklim tipini barındırıyordu: dağlar, platolar, taşkın ovaları, geniş nehirler ve denizler, geçit vermez çöller, uçsuz bucaksız bozkırlar ve sık ormanlar. Merkezi, günümüz İran'ının Fars eyaleti olan Parsa'da bulunan Ahameniş İmparatorluğu, Himalayaların batı etekleri ile günümüz Kazakistan'ından Sahra Çölü'ne, günümüz Libya ve Sudan'ına, İndus Vadisi'nden Balkanlar'a kadar uzanarak dönemin bilinen dünyasını sınırları içine almıştı. Fetihleri, çağının üç büyük gücünü de kapsıyordu: İran'ın kuzeyindeki Medler, Anadolu'daki Lidya Krallığı ve Mezopotamya'nın yanı sıra Levant bölgesinin büyük bir bölümünü de kapsayan Babil İmparatorluğu.
Kiros'un askerî ve teşkilatlanma alanındaki başarıları, o güne dek dünya tarihinde rakipsizdi ve o zamandan beri de eşine ender rastlanmıştır. Jeopolitik bir varlık olarak Ahameniş Pers İmparatorluğu, MÖ 550 dolaylarından 330'a kadar ayakta kalmıştır. Bu süreç, Büyük Kiros'un saltanatından başlayıp, MÖ 330'daki ölümüyle tahtın fiilen ve resmen Makedonyalı III. Aleksandros'a (Büyük İskender) geçmesine zemin hazırlayan III. Darius'un dönemine kadar uzanır. "Ahameniş" kelimesi hem bir hanedan adı hem de dönemsel bir sınıflandırma terimidir. Kelimenin kökeni; I. Darius'un (hüküm süresi MÖ 522-486) kendi soyunu dayandırdığı ve imparatorluğun kurucusu Kiros'un soyunu da ilişkilendirdiği, hanedana adını veren ata olan Ahameniş'e (Eski Farsça Haxāmaniš) dayanmaktadır.
Büyük Kiros, tarihin en kritik ancak bir o kadar da değeri bilinmeyen şahsiyetlerinden biridir. Buna rağmen, içerisinde hâlâ büyük bir etki bıraktığı çeşitli gelenekler üzerinden incelendiğinde, pek çok açıdan bir sır olmaya devam etmektedir. Ancak bizzat Kiros'u ele almadan önce; içinde yaşadığı çevreye, onu şekillendiren etkilere ve atalarının etkileşimde bulunduğu kendi milleti dışındaki uluslara ve halklara dikkat kesilmemiz gerekir. Bu durum, çok çeşitli belgesel, arkeolojik ve sanat tarihi kanıtlarının yanı sıra bunların yorumlanmasında karşılaşılan çok boyutlu sorunların da değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Toprakların Genişliği
Kiros'un imparatorluğu, 2.000 yıllık antik tarihin doruk noktası olarak kabul edilebilir. Askerî ve diplomatik dehası, antik Yakın Doğu'yu kapsayan tüm büyük krallıkların birleşmesini sağladı: Geniş bir çerçeveden tanımlamak gerekirse, İran'ın (antik Elam ve Medler dâhil çeşitli İran krallıkları), Anadolu'nun (antik Urartu, Frigya ve Lidya) ile Büyük Mezopotamya ve Levant bölgesinin çeşitli halkları bir araya gelmişti. Bu devasa fetihlerin tek istisnası, kuzeydoğu Afrika (Mısır krallığı ile Libya, Sudan ve Etiyopya'ya uzanan topraklar) ve İndus Vadisi'ydi; bu bölgeler Kiros'un MÖ 530'daki ölümünü izleyen yirmi yıl içinde oğlu II. Kambises (hüküm süresi MÖ 530-522) ve damadı I. Darius (hüküm süresi MÖ 522-486) tarafından fethedildi.
Kiros'un MÖ 540'larda Anadolu'daki fetihleri, günümüz Türkiye'sinin batı kesimindeki bazı önemli şehirleri kolonileştiren İyon ve Dor Yunanlarını, yani çeşitli Yunan şehir devletlerini de kapsıyordu. Kiros'un, Ege Denizi ile ayrılmış olsalar da Yunanistan'daki ana şehirlerine hâlâ sıkı sıkıya bağlı olan bu yerleşimlerde Pers egemenliğini genişletmesi, MÖ 5. yüzyılın başlarında I. Darius ve I. Serhas (hüküm süresi MÖ 486-465) tarafından yürütülen sözde Pers Savaşları'nın temellerini attı. Elbette Persler açısından bunlar Yunan savaşlarıydı. İmparatorluklarının en uzak batı uçlarına düzenlenen bu seferlerin arkasındaki itici güç hem intikam hem de emperyalizmdi ve nihayetinde Kiros'un torunu Serhas'ı Avrupa'ya ve Yunan yarımadasına kadar taşımıştı. Kötü şöhretli Thermopylae ve Salamis muharebeleri, Batı geleneğinin mihenk taşlarıdır, özgür kalmak için savaşan özgür bir halkın özünü simgeleyen geleneksel ve tarihsel anlatıların kırılma noktalarıdır. Bu muharebeler öylesine güçlü semboller olmaya devam etmektedir ki, Serhas'ın Atina'yı (hem de iki kez!) yağmaladığı başarılı seferini ve Yunanistan'daki pek çok şehir devletinden, bizzat imparatorluğa dâhil edildiklerinin bir göstergesi niteliğindeki haracı almasını gölgede bırakmaktadır. İşte bu perspektif, anlatıyı Ahameniş bakış açısından ele almaktadır.
Kiros'un fetihlerinin boyutu ve Ahameniş İmparatorluğu'nun kalıcılığı, özellikle bir önceki dönem göz önüne alındığında, kavranması güç bir durum olabilir. MÖ 500'den önceki dönemleri ele alan, Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve İran gibi bölgelere göre düzenlenmiş ayrıntılı kronolojik tablolar, genellikle her bölgenin ayrı bir hanedan veya krallık tarafından yönetildiğini gösterir ve zaman zaman bunların sınırları yakın coğrafi komşularıyla kesişir. Daha nadir durumlarda ise tek bir güç tablonun birden fazla bölümünü doldurur, buna örnek olarak MÖ 14. yüzyıl Mısır'ını veya MÖ 8. ve 7. yüzyıl Asur'unu gösterebiliriz. Kiros ve haleflerinin döneminde ise bu zaman çizelgesinin neredeyse tüm bölümleri tek bir gücün, Ahameniş Pers İmparatorluğu'nun çatısı altında toplanır. Kiros'un Pers egemenliğini yaymadaki hızı ve etkinliği, iki yüzyıldan fazla ayakta kalan bir imparatorluğun temellerini attı ve halefleri üzerinde, her zaman izi sürülemese de silinmez bir etki bıraktı.
Kültürel Etki
Kiros'u incelemek aynı zamanda Perslerin emperyal güdüsünü, İmparatorluğun sadece Yunanlar değil, kendisine tabi olan pek çok halk ve çevre topluluklar üzerindeki çoğu zaman göz ardı edilse de son derece köklü etkisini incelemek demektir. Bir başka örnek vermek gerekirse, Kitab-ı Mukaddes geleneğinde Kiros, kelimenin tam anlamıyla "meshedilmiş kişi", yani bir mesih figürüydü, nitekim Yeşaya Kitabı'nda da tam olarak bu şekilde nitelendirilmiştir. O, toprakları birleştirmesi ve Yahudi tarihinin sözde İkinci Tapınak dönemi olarak anılan sürecinin temellerini atması için Yahve tarafından seçilmiş kişiydi. Kudüs yağmalanmış, Süleyman Tapınağı yıkılmış ve (kraliyet hanedanı da dâhil olmak üzere) halkının büyük bir kısmı MÖ 587-586 yıllarında Babil Kralı II. Nebukadnezar (hüküm süresi MÖ 605/604-562) tarafından Babil'e sürülmüştü. Kiros'un MÖ 539'da Babil'i fethetmesinin ardından, bu Yahudi sürgünlerin memleketlerine dönmelerine izin verildi. Bu durum, Kudüs'teki Tapınak'ın yeniden inşa edilmesiyle sonuçlandı ve Pers himayesi altında tapınağın yenilenme sürecini başlattı. Geri dönen bu sürgünler, Kiros'un kurtuluş mesajını da beraberlerinde getirerek yurtlarına ulaştılar ve bunu kendi geleneklerine dâhil ettiler...
O, başarılı bir general ve karizmatik bir liderden çok daha fazlasıydı. Dünya tarihinde kendisinden sonra gelen diğer ünlü liderler ve fatihler arasında anılmayı sonuna kadar hak etmektedir, Kiros'u pek çok açıdan kendisine örnek alan Büyük İskender'den (hüküm süresi MÖ 336-323), Jül Sezar'a (MÖ 100-44) ve hatta daha sonrakilere kadar. Aslında, tıpkı Kiros gibi imparatorluğunu sıfırdan başlayarak kuran ve günümüz bakış açısıyla değerlendirildiğinde dünya sahnesine adeta beklenmedik bir anda çıkmış gibi görünen Cengiz Han (hüküm süresi 1206-1227) dönemine kadar, Kiros'la kıyaslanabilecek başka bir figür öne sürmek pek mümkün değildir. Kiros'un böylesine geniş toprakları fethedebilmesi, ancak buna rağmen hem kendi dönemindeki hem de daha sonraki kaynaklarda (Babil, İbrani, Yunan, Roma ve Pers kaynakları) gerek bir birey gerekse bir hükümdar olarak neredeyse evrensel çapta övgüyle anılması, onun hem bir insan hem de bir kral olarak büyüklüğünün çarpıcı bir kanıtıdır.
