İsrail Krallığı

Tanım

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Nizamettin Karaben tarafından çevrildi
26 Ekim 2018 tarihinde yayınlandı
Diğer dillerde mevcut: İngilizce, Çince, Fransızca, İtalyanca
X
Map of the Levant circa 830 BCE (by Richardprins, GNU FDL)
MÖ 830 dolayında Levant Haritası
Richardprins (GNU FDL)

İsrail Krallığı, Akdeniz’de Levant olarak bilinen ve genel olarak modern dönem İsrail Devletinin bulunduğu coğrafyaya karşılık gelen topraklar üzerine kurulmuştur. Bu coğrafi bölge tarihsel olarak Kenan, Fenike ve Filistin, Yehud Medinata (Aramaice’de, Yahudi Eyaleti), Judea/Yahudiye’nin bir parçası olmuş ve Roma İmparatorluğu güçlerinin MS 136 yılında bölgede yıkım yapmalarından sonra Suriye-Filistin olarak yeniden adlandırıldığı biliniyor.

Kutsal Kitap İncil’e göre bölge İsrail olarak bilinmektedir (Yisrae’el kelimesinden, Tanrı’ya karşı direnen”). İsrail tanımlaması İbrani atası Yakup’un ve onun soyundan gelen ulusun adını almasından gelmiştir. İsrail toprakları, Abram’ın (daha sonra Abraham/İbrahim) gelip koloni kurduğu, oğlu İshak ve torunu Yakubun geliştirdikleri ve efsaneye göre MÖ 1250 yılı dolayında Musa liderliğinde Mısır’dan Çıkış olayının ardından İbrani General Yeşu/Joshua güçleri tarafından fethedilen topraklardır.

BİR KÜLTÜREL KİMLİK OLARAK İSRAİL, İLK DEFA MISIR FİRAVUNU MERENPTAH’IN (MÖ 1213-1203) DİKİLİ TAŞ KİTABESİ ÜZERİNDE YER ALMIŞTIR.

Kültürel bir kimlik olarak İsrail kelimesi ilk defa Mısır firavunu Merenptah’ın (MÖ 1213-1203) Dikili Taş Kitabesi üzerinde yer almış ve bu kitabe metnine göre “İsrail, kökünden yoksun kalmış olarak, tahrip edilmiş haldedir” Kerrigan, 59). Ancak, bu metinde bir krallığa değil, bir halkın varlığına referans veriliyor. Nihai bir anlam konusunda ve hatta İsrailliler şayet Deniz Kavimleri olarak bilinen koalisyonun bir parçası değillerse – ki bu durum pek mümkün görünmüyor - Mısır’ın Libyalılara karşı kazandığı zaferi kutlayan nitelikte bir Dikili Taş kitabesinde İsraillilerden neden bahsedildiği konusunda henüz bilimsel bir fikir birliğine varılmış değil.

MÖ 1080 yılına gelindiğinde İsrailliler bulundukları topraklar üzerinde bir krallık kurmuş ve daha önceki uygarlıklar mirasından yararlanarak bir kültür geliştirmişlerdir. Akademisyenler J.Maxwell Miller ve John H.Hayes konuya şöyle bir açıklama getiriyorlar:

Genel anlamda iki bin yıllık tarihi kayıtlar ve etkileyici kültürel başarılar İsrailliler (İsraellites) ve Yahudiye (Judeans) tarihinin başlangıcından önceye dayanır. Bu erken dönem zaman aralığı tarihi kayıtları özellikle Mezopotamya ve Mısır’da büyük edebi, teknolojik ve bilimsel gelişmelere tanıklık etmektedir. Filistin’deki eski yerleşim yerleri kazılarında çıkarılan eserler, İsraillilerin ve Yahudiyelilerin uzun zamana dayalı gelişmiş bir medeniyet mirasçıları olduklarını göstermektedir.

Tarihi kayıtların bu yorumu, İsraillilerin Kenan diyarında ortaya çıktıkları ve bölgenin askeri olarak fethinden sonra, bölgede önceden beri zaten var olan bir nüfusa kendi kültürlerini dayattıkları şeklindeki geleneksel inanç anlatısı ile çelişmektedir.

Stele of Merenptah
Merenptah Dikili Taşı
Webscribe (CC BY-SA)

İsrail Krallığı, Kral Süleyman’ın (MÖ 965-031) ölümünden sonra Kuzey İsrail Krallığı ve Güney Yahuda Krallığı şeklinde ikiye bölünmüştür. Asurlular MÖ 722 yılında Kuzey Krallığını yıkmış ve nüfusunu da Asur İmparatorluğu askeri politikası gereği sürgüne göndermişlerdir (İsrail’in Kayıp On Kabilesi). Yahuda Krallığı ise MÖ 598-582 döneminde Babil güçleri tarafından yıkılmış ve Krallığın etkili vatandaşları Babil’e sürgüne gönderilmiştir.

Persler, Babil İmparatorluğunu fetihlerinden sonra MÖ 538 yılında Yahudilerin vatanlarına geri dönmelerine imkân sağlamışlar ve bölge Büyük İskender güçleri eline geçene kadar (MÖ 356-323) Pers İmparatorluğunun bir parçası olarak kalmıştır. İskender’in ölümünden sonra bölge, Mısır Kralı Ptolemy I güçlerin eline geçmiş ve ardından da MÖ 168 yılında Yahudiler (İsraelites) Haşmoniyan Hanedanlığını kuran Makabilerin önderliğinde isyan etmelerine kadar Selevkos İmparatorluğu eline geçmiştir. Romalılar MÖ 63 yılında bölgeyi almaları halkın yabancı işgaline karşı kızgınlığı, Yahudilerin (Jews) yenilgiye uğramalarıyla sonuçlanmıştır. Yahudiyenin Roma İmparatoru Hadrianus güçlerine yenildiği MS 132-136 yılındaki Bar Kohba İsyanına kadar çok az huzursuzluk yaşanmamıştır. Kudüs şehri yıkıma uğramış ve Roma İmparatoru Hadrianus bölgeyi Suriye olarak yeniden adlandırmştır.

SAUL, DAVUT VE SÜLEYMAN SALTANAT DÖNEMİ GELENEKSEL OLARAK BİRLİK VE REFAHIN “ALTIN ÇAĞI” OLARAK KARAKTERİZE EDİLMİŞTİR.

İncil Anlatısı

Kutsak Kitap İncil’deki Yaratılış Kitabında yeralan anlatıya göre İbrani atası Abram, Tanrı’dan aldığı emir gereği halkını Kenan ülkesine götürmüştür (12:1-5). Kenan diyarında İbrahim ve ardından da oğlu İshak ve onun ardından da Yakup (İsrail), İbraniler (kelimenin tam anlamıyla “gezginler”) kültürünü oluşturmuşlardır. Efsane anlatıya göre Yakubun On İki oğlu vardı ama en küçük oğlu Yusuf’u kayırıyordu. Baba Yakubun oğlu Yusuf’a bu davranışı diğer kardeşlerini kızdırmış ve bu yüzden küçük kardeş Yusufu İsmailoğullarına köle olarak satmışlardır ve Yusuf daha sonra Mısır’da yeniden satılmıştır. Yusuf; Mısır’da rüya tabirleri yapmakla öne çıkmış ve sonraları yaşanan kıtlık sırasında bölgeyi açlıktan kurtaran güçlü bir yönetici olmuştur. Yusuf’un kardeşleri ve babası daha sonra Mısır’a gelip yerleşmişlerdir (Yratılış 37,39-47). Mısır’dan Çıkış Kitabına göre İbraniler (İsraelites) Mısır’da sayıları çoğalarak kalabalık bir toplum olmuşlar ve Mısır yönetimi onları köleleştirmiştir (1:7-11).

İsrailliler (İsraelites) Tanrıları tarafından kendilerine vaat edilmiş topraklar olarak inandıkları Kenan diyarına götüren Kanun Koyucu Hz.Musa, onları kurtarıncaya kadar Mısır’da esaret altında kalmışlardır. Hz.Musa, Tanrısıyla arasında yaşadığı bir yanlış anlaşılma nedeniyle ülkeye kendi başına girememiş ve liderliğini daha sonra İsraillileri yerli halka karşı zafere götüren ve ülkeyi kendi arasında paylaştıran ikinci komutanı Yeşu’ya devretmiştir (Tesniye 32.51-52,Joshua 1-19). Tarihin bu anlatı yorumu ve Kenan ülkesinin askeri fethi, Kutsal Kitap İncil’de yer almakta ve bir zamanlar Kenan diyarı olarak bilinen bölgedeki arkeolojik kanıtlar MÖ 1250 dolayında yaygın bir sosyal karışıklığın yaşandığını göstermektedir. MÖ 1150 yılına ilişkin kanıtlar İncil’deki anlatıya tam olarak uymamaktadır.

Moses on Mount Sinai
Hz.Musa Sina Dağında
Jean-Léon Gérôme (Public Domain)

Kutsal Kitap İncil anlatısına göre, bölgeye Yeşu adında bir İbrani generelin gelip gelmediği veya İbranilerin (Hebrews) aslında Kenan ülkesini fethedip etmediği bir inanç meselesidir. Bununla birlikte, MÖ 1250-1150 arası dönemde kısa sürede bir olayın meydana geldiği tespit edilmiş (Bronz Çağı Çöküşü) ve yerli halkın sadece Kenan topraklarında değil, Yakın Doğu’nun başka bölgelerinden de yerlerinden edilmeleriyle sonuçlanmıştır. Modern dönem bazı bilim insanları fetih iddiasını reddediyorlar, İbranilerin, Kenaniler arasında barışçıl bir ortamda asimile oldukları iddialarını deteklemek üzere arkeolojik kanıtları işaret ediyorlar. İsrailli/İbrani bir generalin MÖ 598-538 yılları arasındaki Babil Sürgünü/Esareti döneminde bölgeyi fethettiği inancının çok sonraları ortaya çıktığını ve İkinci Tapınak Dönemine (yaklaşık olarak MÖ 515-MS 70) ilişkin Kutsal Kitap İncil anlatısının bir parçası olarak yeniden kodlanmış olduğunu ifade ediyorlar.

Kutsal Kitap İncil anlatısına karşı bir iddiaya göre İbrani atası Abram’ın (İbrahim) Mezopotamya’dan Kenan diyarına göç etmiş bir Amorit olduğu ve Mezopotamya ile atalarından kalma bağları olmasından memnun olmayan İbrani/Hebrew tarih yazıcılarının, siyasi amaçlı bir üstünlük yaratmak üzere, İbrani halkının evrensel tek gerçek Tanrı ile benzersiz ilişkisini vurgulayan yeni bir tarih anlatısını oluşturmuşlardır. İkincil bir Kenani tanrı olan Yahveh’yi (Yehova) yüce bir varlık düzeyine yükseltmişler ve ardından da kendilerini bölgedeki diğer insan toplulukarınad ayrı tutmak üzere dini uygulamarı başlatmışlar.

Akademisyen Miller ve Hayes’in işaret ettikleri üzere, bu teori; İncil anlatısının önceden kabulü kadar büyük ölçüde bir varsayıma ve inanç duygusuna dayanır, ancak aynı zamanda, İncil dışı belgelerin ve arkeolojik kanıtların, bölgenin o zamanlar “bir çeşit eritme potası olduğu” konusunun öne sürüldüğünü not ediyor. Bu teoriye göre, daha sonraki dönemlerde İsrail ve Yahuda krallıklarının temelini oluşturan çeşitli “özel amaçlı” (ad hoc) siyasi ve dini koşullara bağlı yaşayan değişik toplumsal unsurlar bir araya gelmişlerdir. Ve yine bu teoriye göre, herhangi bir fetih olayı olmamış, bölgeye gelen göçmenlerin, genel nüfus içinde kademeli olarak asimile olmaları söz konusudur.

İlk Krallar

İsrail Krallığı, çeşitli kabileleri tek yönetim altında birleştiren (MÖ 1080 dolaylarında hüküm süren ilk İsrail Kralı Saul’den yönetimi devralan) Kral Davut (yaklaşık olarak MÖ 1037-970) döneminde birleşik bir krallık haline gelmiştir. Kral Davut Kenan şehri Kudüs’u başkent olarak seçmiş ve Ahit Sandığını başkente taşımıştır. Ahit Sandığının Tanrı’nın yaşayan Varlığını içerdiği düşünüldüğünden, Sandığın Kudüs’e getirilmesiyle, Kudüs şehrini hem siyasi ve hem de dini bir merkez haline getirmiştir. Kral Davut, Sandığı barındıracak büyük bir tapınak inşa etmeyi amaçlamış, ancak tamamlama görevi, yönetim dönemi İncil’de tasvir edildiği gibi İsrail ihtişamının doruğuna tekabül eden oğlu Kral Süleyman’a kalmıştır.

Mosaic of Temple Facade with Torah Ark
Tevrat Gemisi ile Tapınak Cephesi Mozaiği
Dana Murray (CC BY-NC-SA)

Kral Süleyman, kuzeyde Tire, Mısır, Saba gibi komşu krallıklarla ilişkileri ikili anlaşmalar yaparak pekiştirmiş ve Kudüs’ü büyük ve zengin bir şehir yapan (elbette birinci Tapınak dâhil) inşaat projelerini desteklemiştir. Saul, Davut ve Süleyman Kralları saltanatları (ama özellikle son ikisi) geleneksel olarak birlik ve refahın “altın çağı” olarak nitelendirilmiştir. Ancak, bazı bilim insanları, İncil’deki anlatıma dayanarak, Kudüs şehrinin, Fenikelilere bırakılmasına yol açan ekonomik zorlukları yaşadığını belirtmişlerdir (I.Krallar 9.10-14). Kral Süleyman’ın izlediği sert politikalar, ölümünden sonra, Yahuda’nın krallıktan kopmasına yol açmıştır (I.Krallar 12:1-20).

KRAL SÜLEYMAN’IN HÜKÜMDARLIĞINDAN SONRA KRALLIK İKİYE BÖLÜNMÜŞTÜR; BAŞKENT’İ SAMİRA OLAN KUZEY’DE İSRAİL KRALLIĞI VE BAŞKENTİ KUDÜS OLAN GÜNEY’DE YAHUDA KRALLIĞI.

İsrail Krallığının dini Henoteist bir inanç sistemine dayalıydı (birçok tanrının olduğu, aralarında en güçlü olana odaklanan inanç) ve Kral Davut, kendisinden önce Kral Saul döneminde olduğu gibi, ibadetin odak noktası olarak Tanrı Yahve’nin/Yehova’nın üstünlüğünü vurgulamıştır. Özellikle Kral Davut ve Kral Süleyman, bu inanç sistemini insanları bir arada tutmak üzere kendi çıkarları için kullanmış oldukları görünüyor. Kral Süleyman’ın hükümdarlığından sonra İsrail Krallığı ikiye bölünmüştür: Kuzeyde, başkenti Samiriye olan İsrail Krallığı ve Güney’de ise başkenti Kudüs olan Yahuda Krallığı. Bu aşamadan sonra iki krallık; bazen ittifak kurmuşlar ve bazen de savaş yapmışlardır. Ancak, Kral Davut ve oğlu Kral Süleyman’ın hükümdarlıkları dönemindeki krallık gücüne ve zenginliğine ulaşamamışlardır.

Sonraki Krallar ve Yabancı Fatihler

Arkeolojik veriler ve Kutsal Kitap İncil’deki anlatı dikkate alındığında, İsrail Krallığı, Kral Omri (yaklaşık MÖ 876-869 veya 884-872) ve Kral Ahab (yaklaşık MÖ 876-853) ve daha sonra Jehu Hanedanı (MÖ 842-869) döneminde zenginleşmiştir. Ancak, genellikle Kuzey’de İsrail ve Güney’de Yahuda krallıkları arasındaki rekabetten kaynaklı istikrarsızlıkla karakterize edilmiş oldukları görünüyor. Asur Kralı III. Şalmanezer (MÖ 859-824) Dikili Taş kitabesi kanıt gösterilerek, Kral Ahab’ın hükümranlığı döneminde İsrail Krallığının büyük bir askeri gücü vardı ve Kral Ahab, Asur Kralı III. Şalmanazere karşı 2000’den fazla savaş arabası ve 10.000 askerden oluşan devasa bir kara ordusunu kurmuş olduğu belirtilmektedir (modern dönem araştırmacıları bu sayıya itiraz edip abartılı buluyorlar).

Ancak Yahuda Kralı Hezekiya (yaklaşık MÖ 715-686) hükümdarlığı sırasında, Yahuda Krallığı daha da güçlü hale gelmiştir. İsrail Krallığı, MÖ 722 yılında, Asur Kralı II. Sargon (MÖ 722-705) döneminde Asurluların eline geçmiş ve Asur İmparatorluk politikasına göre bölgedeki nüfus başka bölgelere sevk edilerek yeniden iskân edilmiştir (İsrail’in On Kayıp Kabilesi). Akademisyenler Miller ve Hayes konuyu şöyle ifade ediyorlar:

İsrail Krallığı, Asur İmparatorluğu hâkimiyeti döneminde oldukça erken bir zamanda bağımsız bir krallık olarak varlığını zaten kaybetmiştir. Başkent Samiriye MÖ 722 yılında Asurluların eline geçmiş ve İsrail toprakları daha sonra Asur İmparatorluğu Eyalet sistemine dâhil edilmiştir. Yahuda Krallığı bu dönem boyunca ulusal kimliğini korumuş ancak neredeyse tamamen Asur İmparatorluğu hâkimiyeti altına girmiştir.

Bu hâkimiyetin istisnası, Asur İmparatorluğu güçleri saldırganlığına karşı koyan Kudüs şehri olmuştur. Kutsal Kitap İncil anlatısına göre Kral Hezekiya, Samiriye’nin düşüşüne tanık olmuş ve başkent Kudüs’ü korumak üzere direniş hazırlıklarına odaklanmıştır. Bugün bile hala görülebilen Sloam Tüneli ve Geniş Duvar’ın inşasıyla başkent Kudüs’u, Asur Kralı II. Sargon’un oğlu Sennacherib/Sanherib (MÖ 705-681) döneminde Asur güçleri kuşatmasına karşı hazırlamayı başarabilmiştir. Bu başarıya rağmen Yahuda Krallığı daha sonra Asur İmparatorluğuna bağlı bir vassal devlet olarak haraç ödemiştir.

Star of David on the Walls of Jerusalem
Kudüs Duvarlarında Davut Yıldızı
Ze'ev Barkan (CC BY)

Asur İmparatorluğu, MÖ 612 yılında, Babilliler ve Medler’den oluşan bir koalisyon gücüne yenik düştüğü zaman, Babilliler bölgeyi ele geçirdiler, Kudüs’u yağmaladılar ve MÖ 598 yılında Tapınağı da yıktılar. Babil Kralı II.Nabukadnezar (MÖ 634-562) Yahudi aristokrasi ve yazıcılar sınıfını, yetenekli zanaatkarları Babil Sürgünü olarak bilinen olayla Babil’e götürmüştür. MÖ 589-582 yılları arasında yapılan Babil askeri seferleri sonucunda Yahuda Krallığı yıkılmıştır.

Büyük Kiros (MÖ 538) dönemi Pers güçleri, Babil imparatorluğunu yıkıp fethettikleri zaman, Babil’de sürgünde bulunan Yahudileri MÖ 538 yılında vatanlarına dönmelerine izin vermişlerdi. Şehirlerinin yıkılmış olması, Tanrıları tarafından kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklardan sürülmüş olmaları Yahudi/ İbrani din adamlarını, Yahudi dini inancını yeniden düşünmeye sevk etmiştir.

Din

Yahudilerin vatanlarına dönmeleri olayından önce ve İsrail Krallığının erken tarihi boyunca Yahudilerin inanç sistemi Henoteist idi. Mukaddes Kitap genel olarak tektanrıcılık konusunda sarsılmaz bir halk tasviri sunmuş olsa da, bu anlatılarda bile insanların Ugarit tanrıçası Asherah, Fenike tanrısı Baal ve Sümer güneş tanrısı Utu-Shamash gibi diğer tanrılar hakkında bilgilerinin olup tapındıklarına dair ellerinde somut kanıtlar vardı. Belirtildiği üzere, kabile çöl tanrısı Yahveh/Yehova, Kral Saul saltanatı dönemine kadar olan erken tarihte en Yüce Tanrı olarak ileri sürülmüştür.

Pekçok eski inanç sisteminde (ve modern olanlarda olduğu gibi), Rab /Yahve’ye olan inanç, inanan kişinin bir şey karşılığında istediğini almasına dair sözlü anlaşma olan quid pro quo’ya dayanıyordu. Yahudi halkından Rab Yahve’yi onurlandırması bekleniyordu ve karşılığında, Rab Yahve de onlara yardım edecek ve onları güvende tutacaktır. Babilliler, Kudüs’ü ve tapınağı yıkıp önde gelen Yahudileri sürgüne gönderdikleri zaman, Tanrı’nın onları neden yalnız bıraktığına dair bir neden bulunması gerekiyordu. Ve İbrani/Yahudi din adamları bu durum sebebinin, Tanrı Yehova/Yahve’ye gerektiği gibi tapınmadıkları için olduğu sonucuna varmışlardır. O halde Babil Sürgünü/Esareti dönemi, İsraillilerin dini inanç ve uygulamalarında bir dönüm noktası oluyordu ve ileriye doğru, katı bir tektanrıcılıkla karakterize edilecektir.

Second Temple Model
İkinci Tapınak Modeli
Dana Murray (CC BY-NC-SA)

Yahudilerin vatan olarak inandıkları topraklara dönüşlerini ve dini inançlarının gözden geçirilmesini kapsayan dönem, İkinci tapınak Dönemi (yaklaşık MÖ 515-MS 70) olarak bilinir ve de Kral Süleyman mezarının bulunduğu yere bir tapınak inşa edilmesi nedeniyle bu adı almıştır. Babillilerin MÖ 598 yılında yıktıkları Tapınak, Yahudilerin Babil Sürgünü ve bunun sonucunda ortaya çıkan inanç reformu, esasen bugün bilinen Yahudilik dini inancını yaratmıştır. Yahudi-Roma Savaşları sırasında ve sonrasında yapılan diğer reformlar daha sonra ortaya çıkacak olsa da, Sinagog, Haham okulları ve İbranice kutsal kitapların kanonlaştırılma süreci başlangıcından bu bu zaman kadar izlenebilir.

Makkabi İsyanı ve Haşmonayim Hanedanı

Ahameniş (Pers) İmparatorluğu, MÖ 334 yılında Büyük İskenderin orduları tarafından yıkılıp fethedilene kadar, bölgeyi elinde tutmuştur. Büyük İskender ordularının fethettiği her bir bölgede olduğu gibi Yahudiye bölgesinde de bazı Yahudilerin kabul ettikleri, bazılarının ise reddettikleri Helenistik inançları ve kültürel değerler dayatılmıştır. Büyük İskender’in MÖ 323 ölümünün ardında, daha önce Yahuda Krallığı olarak bilinen bölge, Mısır’ı da elinde tutan Büyük İskender Generali Ptolemy tarafından alınmış, ancak, MÖ 198 yılında Suriye Selevkos İmparatorluğu güçleri eline geçmiştir. Selevkos İmparatorluğu, Kral IV. Antiochus Epiphanes’in (MÖ 174 -163) bölgede Helenistik dini uygulamaları tesis etme fermanları (özellikle Kudüs Tapınağında) MÖ 168 dolaylarında Makkabi İsyanının çıkmasına yol açana kadar bölgeyi elinde tutmuştur.

Makkabi İsyanı (yaklaşık MÖ 168-160) Yahudi güçlerinin zaferi ve Tapınağın kutsanmasıyla sonuçlanmıştır (Hanuka Bahramı olarak anılır). Geleneksel olarak bu isyan, din özgürlüğü savaşçılarının (Judac Maccabeus liderliğinde) yabancı işgaline ve dini baskıya karşı bir isyanı olarak görülse de, isyanın aslında Selevkosların Helenizmini benimseyen Yahudiler ile reddeden gelenekçiler arasında bir savaş olarak başlamış olduğu anlaşılıyor. Antiohos/Antiochus IV, Helenistik Yahudilerine bir müteffik olarak dâhil olmuştur.

İsraillilerin/Yahudilerin Selevkos İmparatorluğu güçlerine karşı kazandığı zafer, her ne olursa olsun, bölgedeki son bağımsız Yahudi Krallığı olacak olan Haşmonayim Hanedanlığını kurulmasını sağlamıştır. Haşmonayim Hanedanlığı (muhtemelen Makkabilerin bir atası olan Asmoneus’dan dolayı böyle adlandırılmıştır), daha önce sınırlarında zengin Nebati Krallığının kontrol ettiği önemli ticaret merkezlerini talep ettiği bir genişleme politikasını yürütmüştür. Bu politika Haşmonayimları Nebati krallarıyla ve ayrıca Krallık topraklarının kontrolü için birbirleriyle çatışmaya girmelerine neden olmuştur.

Nebati Krallığının zenginliği ve Haşmonayim Hanedanlığının iç savaşları Roma İmparatorluğu yetkililerinin dikkatini çekmiştir. Romalı Komutan ve siyaset adamı Büyük Pombey MÖ 64 yılında Nebati Krallığını fethetmiş ve Haşmonayimlerin içinde bulundukları duruma müdahalle etmiştir. Daha sonra Julius Sezar ile olan iktidar mücadelesine bölgeyi de dâhil etmiştir. Haşmonayim hükümdarları daha iktidar tahtlarını koruyor olsalar da, Roma İmparatorluğu müdahalesi bağımsız krallığın sonunun geldiği sinyalini vermiştir. Roma İmparatorluğu, MÖ 37 yılında, Kral olarak seçtiği Büyük Herod’u tahta geçirmiş ve Yahudiye Krallığı Roma’ya bağımlı devlet haline gelmiştir.

Kfar Bar'am Synagogue
Kfar Bar'am Sinagogu
MASQUERAID (CC BY-SA)

İsyanlar ve Yahudiye’nin Yıkılışı

Ancak Yahudiye halkı Roma İmparatorluğu işgaline direnmiş ve MS 66-73 dönemi Yahudi-Roma Savaşında (aynı zamanda büyük ayaklanma olarak bilinir) gerilim patlak vermiştir. Yahudiye direnişinden sonra Romalı General Titus’un Kudüs’ü yıkması ve Masada Dağ Kalesini kuşatma altına almasıyla sonuçlanmıştır. Masada Kalesini savunanlar teslim olmaktansa ölümü seçmiş, ölümlerinden sonra, son direniş hareketide kırılmış ve nüfusun büyük bir kısmı dağılmış veya köle olarak satılmıştır.

İkinci önemli isyan hareketi MS 115-117 yıllarında gerçekleşen, çok daha geniş çaplı katliamın yapılması ve nüfusun yerinden edilmesiyle sonuçlanmış olan Kitos Savaşıdır (bu tanımlama, isyanı bastıran Romalı General Lucius Quietus adının bozulmuş şekliyle yazılmasından gelmektedir, İkinci Yahudi-Roma Savaşı olarak da bilinir). Son ve en önemli isyan, MS 132 yılında yaşanan Bar Kohba isyanıdır (Bar Kohba isyanı, Üçüncü Yahudi-Roma savaşı olarak bilinir). Bu savaşa etki eden birçok faktör olmasına rağmen, patlama noktası ise, Roma İmparatoru Hadrian’ın Kudüs harebeleri üzerine yeni bir şehir; Aelia Capitonlina inşa etme ve Yahudilere ait kutsal bir mekân olan Tapınak Dağında Roma tanrısı Jüpiter’e adanan bir tapınak inşa etme kararı olmuştur.

Simon Bar Kochba/Kohba liderliğinde Yahudi isyanı başlangıçta başarılı olmuş ve Bar Kochba, Roma güçleri isyanı bastırıncaya kadar otoritesini korumuş ve bölgeyi üç yıl boyunca yönetmiştir. Bu isyan sırasında binlerce insan katledilmiş ve kalanlar ise dağıtılmıştır. Roma İmparatoru Hadrianus, bölgedeki tüm Yahudileri sürgüne göndermiş ve yaşadıkları ölüm acısıyla geri dönmelerini yasaklamıştır.

Yahudiye’nin yıkılması ve bunun sonucunda ortaya çıkan diyasporanın ardında, eski İsrail Krallığı varlığı, 1947-1948 yılında Birleşmiş Milletler kararıyla modern İsrail Devletinin kurulmasına kadar göndemde olmamıştır. Eski İsrail Karllığı ile aynı adı taşıyan modern İsrail Devleti arasındaki bu tarihsel bağ, yıllar boyunca ateşli bir şekilde tartışılmış ve çekişmeli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Çevirmen Hakkında

Nizamettin Karaben
Tarih; Dinler Tarihi/Teopolitik; Siyasi Tarih; Sosyal Antropoloji; Mitoloji; Dilbilimi; Ekonomi Politik; Edebiyat konuları ilgi alanlarım.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Serbest yazar ve yarı zamanlı olarak New York Marist College'da Felsefe bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Joshua J. Mark; Yunanistan ve Almanya'da yaşadı ve Mısır'ı seyahat etti. Tarih, edebiyat, yazı ve felsefe sahalarında lisans seviyesinde ders vermektedir.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2018, Ekim 26). İsrail Krallığı [Kingdom of Israel]. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. alınmıştır https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-180/israil-krallg/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "İsrail Krallığı." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia. Son güncelleme Ekim 26, 2018. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-180/israil-krallg/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "İsrail Krallığı." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia. World History Encyclopedia, 26 Eki 2018. İnternet. 12 Haz 2024.