Orta Çağ'da Kadınlar, Kilise ve ataerkil aristokrasi tarafından sıklıkla ikinci sınıf yurttaş olarak telakki ediliyordu. Kadınların statüsü, Orta Çağ'ın Yüksek ve Geç devirlerinde Meryem Ana kültü ve saray aşk şiirleri sayesinde bir nebze yükseltilmiş olsa da, yine de kadınlar, İncille ilgili anlatılar ve patriyarka sebebiyle erkeklerden aşağı görülüyordu.
Yine de, Orta Çağ boyunca sosyal normların dışına çıkıp kendileri için seçtikleri hayatı yaşamayı başaran ve ananevi olarak erkeklerle münasebetlendirilen bir güç pozisyonuna sahip olan birçok önemli kadın vardı. Neredeyse her halükarda, bu kadınlar üst sınıftandı ve alt sınıflara göre biraz daha fazla sosyal hareketliliğe sahipti. Ancak Orta Çağ boyunca kadınların, Orta Çağ loncalarında erkeklerle birlikte çalıştıklarını ve mühim ve aranan sanatçılar, yazarlar, çizerler, zanaatkârlar ve hükümdarlar olduklarını açıkça gösteren kayıtlar mevcuttur.
Orta Çağ'ın Ünlü Kadınları
Bilim insanları Orta Çağ'ı üç devre ayırır:
- Erken Orta Çağ - 476-1000
- Yüksek Orta Çağ - 1000-1300
- Geç Orta Çağ - 1300-1500
Bu üç devir boyunca birçok meşhur kadın vardı, ancak aşağıdaki on iki kadın en bilinenleri arasındadır:
- Bizans İmparatoriçesi Theodora
- Whitbyli Hilda
- Müzehhibe Ende
- Mercian Hanımı Aethelflaed
- Toskanalı Matilda
- Bingenli Hildegard
- Akitanyalı Eleanor
- Marie de France
- Norwichli Julian
- Christine de Pizan
- Margery Kempe
- Jeanne d'Arc
Bu kadınların çoğu, vizyonları ve bu vizyon istikametinde hareket etme istidadlarıyla hem kendi devirlerini hem de sonraki nesilleri önemli ölçüde etkilemiştir. Kadınların toplum tarafından Kilise merceğinden nasıl idrak edildiği, yasalarca nasıl hukuki ve içtimai varlıklar olarak kabul edildikleri ve hayatlarını nasıl yaşadıkları hiçbir zaman tam olarak aynı olmamıştır; ancak yukarıda adı geçen kadınlar, patriyarkal bir toplumda erkeklerle eşit, müstakil kadınlar olarak yaşamak için vaziyetlerinin kontrolünü ele almışlardır. Akademisyen Eileen Power şöyle diyor:
Kadınların mevkisi sıklıkla bir ülkenin veya çağın medeniyetinin ölçülebileceği bir test olarak kabul edilir. Bu testin pratiği, bilhassa Orta Çağ için, herhangi bir çağda kadınların mevkisini neyin oluşturduğunu belirlemenin zorluğu yüzünden son derece zordur. Kadınların mevkisi teoride başka, hukuki pozisyonda başka, günlük hayatta başkadır. Orta Çağ'da, tıpkı günümüzde olduğu gibi, kadınların mevkisinin muhtelif tezahürleri birbirini etkilerdi, ama tam olarak örtüşmezdi; kadınların hakiki mevkisi bu üçünün bir karışımıydı. (9)
Kilise, İncille ilgili doktrinler vasıtasıyla kadınların nasıl idrak edilmesi gerektiğine dair en büyük tesire sahipti. Rut veya Debora, Meryem Ana veya Mecdelli Meryem gibi meşhur İncil kahramanlarına, Havva veya İzebel ve Aziz Pavlus'un mektuplarında erkeklerin kadınlardan üstün olduğunu ve kadınların erkek otoritesine boyun eğmesi gerektiğini müdafaa eden nasihatleri karşı çıktı. Orta Çağ'ın sonlarına doğru daha fazla kadın kendini gösterebilse de, bazıları bunu daha da erken yapmıştı.
Bizanslı Theodora
Theodora (h. 500-548), Konstantinopolis'te yaşayan bir aktris (ve muhtemelen bir fahişe) olup Hristiyanlığa geçerek yün eğirme ve dokumacılığı meslek edinmişti. Geleceğin imparatoru Justinianus (hük. 527-565) ile nasıl tanıştığı meçhuldür, ancak Justinianus ona o kadar aşıktı ki, kraliyet ailesinin aktrislerle evlenmesini yasaklayan yasayı değiştirerek onu karısı ve hükümdarlık ortağı yaptı.
Theodora, imparatoriçeydi, yani imparatorla eşit güce sahip bir kadın hükümdardı ve Justinianus onun tavsiyelerini sık sık ciddiye alıyordu. Bunun en ünlü örneği, 532 Nika Ayaklanması esnasında Justinianus ve sarayını şehirden kaçmaktan vazgeçirmesidir. Saraya, bir kadının erkeklerin yanında konuşmaması gerektiğinin farkında olduğunu, ancak mevcut halinin aşırı tedbirler gerektirdiğini zekice itiraf ettiği söylenir. Daha sonra, sırf kendi canlarını kurtarmak için şehirden kaçmamalarına dair onları uyardı; çünkü böyle bir hayat daha sonra yaşamaya değmezdi. Justinianus bu tavsiyeyi kabul etti ve sorundan kaçmak yerine onunla alakadar oldu. Çift, Theodora'nın muhtemelen meme kanserinden 548'de ölümüne kadar Bizans İmparatorluğu'nu beraber idare etti.
Whitbyli Hilda
Hilda (öl. 614-680), Northumbria Krallığı'nın ilk zamanlarında, dindarlık ve adanmışlık dolu bir hayatı sarayda seçen soylu bir kadındı. Rahibelikten tarikatının başrahibeliğine yükseldi ve bir tahsil ve kültür merkezi haline gelen Whitby Manastırı'nı kurdu. Hilda, manastırın geniş arazisini idare etmenin birçok yönüyle alakadar olan kabiliyetli bir idareciydi, ancak her zaman tavsiye ve cesaretlendirmeye hazırdı. Çoban Caedmon'a, Eski İngilizce'deki en eski mevcut şiir olan meşhur ilahisini yazması için ilham verdiği için şairlerin koruyucu azizi olarak bilinir. 664'te Northumbria Kralı Oswiu, bölgenin resmi dini olarak Kelt Hristiyanlığı yerine Roma Katolikliğini kabul etmeye karar veren sinod için Hilda'nın manastırını seçti. Bunu, Hilda'nın bilgeliği ve güçlü nasihatleri sebebiyle yaptı. Vefatından sonra, kendisine atfedilen bir dizi mucizeyle daha da meşhur oldu ve bir aziz olarak kabul edildi.
Müzehhibe Ende
13. yüzyıla gelindiğinde kadınların kitap üretiminde katip, çizer ve el yazması minyatürcüsü olarak yer aldığı bilinen bir gerçektir, ancak Ende'nin çalışmaları, kadınların bu sürece 10. yüzyıl gibi erken bir tarihte dahil olduğunu açıkça ortaya koyar. Ende, yaklaşık 786 yılında Liebanalı keşiş Beatus tarafından derlenen ve günümüzde Gerona Beatus olarak bilinen el yazması üzerinde çalışırken İspanya'daki bir manastırda rahibeydi. Günümüzde İspanya, Katalonya'daki Gerona Katedrali'nde bulunan el yazması, üzerinde çalışan sanatçılarca imzalanmış ve "Ende pintrix et Dei adiutrix" (Ende, ressam ve Tanrı'nın yardımcısı) mısraını içermektedir; Latincedeki feminen form, minyatürcünün bir kadın olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Daha sonraki asırlarda Guda (12. yüzyıl) ve Claricia (13. yüzyıl) gibi başka kadın minyatürcüler ve katipler de bilinmektedir, ancak Ende bugüne kadar bilinen en eskisidir.
Mercialıların Leydisi Aethelflaed
Aethelflaed (hükümdarlığı 911-918), Büyük Alfred'in (hükümdarlığı 871-899) kızıydı ve kocası II. Aethelred'in vefatının ardından Mercia Kraliçesi oldu. Okuma yazmanın dindarlığı teşvik ettiğine inanan Alfred'in kızı olarak oldukça tahsilli ve kültürlüydü. Sarayı, geleceğin Anglo-Sakson Kralı ve İngiltere'nin ilk Kralı olacak yeğeni Aethelstan'ın himayesinde büyüdüğü tanınmış bir kültür merkeziydi.
En çok, 907'deki Chester Muharebesi'nde şehrin müdafaasını taarruz maksatlı bir pusu olarak dikkatlice planlayarak Vikingleri yenen Mercialıların Leydisi olarak bilinir. Krallığının müdafaasına yardımcı olmak üzere İrlandalı paralı askerlerle ittifaklar kurdu, şehirleri ve köyleri maksimum verimlilik ve estetik çekicilik sağlayacak şekilde planlayıp organize etti ve Wessex'in Yaşlı Edward'ıyla birlikte bölgeyi daha fazla Viking akınına karşı korumak ve iktisadı canlandırmak için çalıştı. Ölümünden sonra, krallığı Edward tarafından Wessex'e dahil edilmeden önce kısa bir zamanlığına yerine kızı Aelfwynn geçti.
Toskanalı Matilda
Matilda (1046-1115, Canossalı Matilda olarak da bilinir), Orta Çağ'ın en güçlü kadınlarından biri ve Orta Çağ İtalya'sının en mühim siyasi gücüydü. Topraklarını ve Papa VII. Gregorius'un (takriben 1073-1085) otoritesini, Kutsal Roma İmparatorluğu hükümdarı IV. Henry'nin (hükümdarlığı 1056-1105) hücumlarına karşı müdafaa etmedeki askeri maharetiyle tanınır. Matilda, askeri harekât ve seferlere bizzat nezaret ederken, aynı zamanda geniş bir krallığın idaresi de dahil olmak üzere devlet işlerini de ustalıkla idare ediyordu. VII. Gregorius'un vefatını müteakip Matilda, 1095'te IV. Henry'yi savaşta bizzat yenene kadar papalığı ve saltanatını müdafaaya devam etti. 1111'de V. Henry tarafından İmparatorluk Vekili ve İtalya Kraliçe Yardımcısı olarak taç giydi.
Bingenli Hildegard
Hildegard (1098-1179), üç yaşından itibaren Tanrı'dan tasavvurlar aldığını iddia eden ve bunların doğruluğundan asla şüphe etmeyen bir Alman arif; mistik, şifacı, bilim insanı, vizyoner, yazar, bestekar ve rahibeydi. 1150 yılında, tarikatını Rupertsburg'a taşıması için bir tasavvur gördüğü ve üst seviyedeki idaresince reddedilince, talebi kabul edilene kadar bu mevzuda ısrarcı olduğu rivayet edilir. Bir tarikat içinde üst seviyede bir erkeğe karşı çıkan bir din insanı kadın, kadın için hiçbir zaman iyi neticelenmese de Hildegard, Rupertsburg'da kendine yer edindikten sonra kendi başına ikinci bir tarikat kurmuş ve hatta bu mevzuda muvaffak olmuştur. Hiçbir zaman resmi bir tahsil edinmemiş, ancak oldukça okuryazar ve müzik bestekarlığında da oldukça bilgiliydi. Başkalarıyla düzenli olarak yazışmış ve edebi, dini, ilmi, tıbbi ve musiki eserlerinin yanı sıra geniş bir mektup koleksiyonu bırakmıştır.
Akitanyalı Eleanor
Eleanor (h. y. 1122-1204), Fransa Kraliçesi, İngiltere Kraliçesi, iki kralın eşi, Kral I. Richard'ın ('Aslan Yürekli'), Magna Carta'nın meşhur kralı John'un, Chrétien de Troyes'un hamisi Marie de Champagne'nin ve diğer mühim çocukların annesiydi. Nedimeleriyle beraber İkinci Haçlı Seferi'ne bizzat katılmış ve iddiaya göre bir ara Arapları oyalamak için göğüsleri çıplak bir şekilde muharebeye gitmişti.
Muvaffakiyetleri sayısızdı, ancak bunların arasında Fransız edebiyatında saray aşkı ve şövalyelik mefhumlarının inkişafını teşvik eden sanatların hamisi rolü de vardı. Bu mefhumların ortaçağ toplumu üzerindeki tesiri hala münakaşa ediliyor olsa da, Chretien de Troyes ve Andreas Cappelanus gibi yazarların eserlerinin aristokrasiyi, kadınları daha çok fert ve daha az mal olarak görmeye yönelttiğine dair deliller var.
Marie de France
Marie (yak. 1160-1215 yılları arasında yazmıştır), saray aşkı, şövalyelik kaideleri ve kadınların gücü kavramlarını popülerleştiren Marie de France'ın Lais'i adlı poetik eseriyle tanınan çok dilli bir Fransız şair, mütercim ve proto-feministti. Fransa'nın ilk kadın şairi olarak kabul edilse de, zamanının çoğunu Britanya'da geçirmiş gibi görünüyordu ve II. Henry ile eşi Akitanyalı Eleanor'un sarayıyla yakından alakalıydı. Sıklıkla ortaçağ şövalyelik edebiyatı türünün kurucusu olarak kabul edili ama bu görüş, türün iki önemli öncüsü olan Andreas Cappelanus ve Chretien de Troyes'un aynı anda ve muhtemelen aynı hami (Eleanor) ve kızı Marie de Champagne için yazmaları sebebiyle sorgulanmaktadır. Marie de France'ın şiir ve masalları, Kilise'nin kadınların erkek otoritesine tabi, daha zayıf bir cinsiyet olduğu yönündeki tavrına doğrudan meydan okumalarına rağmen, Fransa ve İngiltere aristokrasisi arasında oldukça popülerdi. Marie'nin şiirlerinde sıklıkla, erkeklere hükmeden ve nihayet patriyarkaya karşı mukavemetleri yüzünden yok olsalar dahi, kendi kaderlerini belirleyebilen güçlü kadınlar yer alır.
Norwichli Julian
Julian (h. 1342-1416, bazen Norwichli Leydi Juliana olarak da anılır), mistik, vizyoner ve dini edebiyatın şaheseri İlahi Aşkın Vahiyleri'nin yazarıydı. Julian'ın gerçek adı bilinmemektedir ve müstear adı, İngiltere, Norwich'teki St. Julian Kilisesi'ndeki ikametgahından gelmektedir. Mayıs 1373'te Julian, ölmekte olduğuna inandı ve yatağında yatarken Tanrı'dan bir dizi tasavvur aldı ve bunları kısa bir zaman sonra yazdı. Yıllar sonra orijinal el yazmasını genişleterek önceki düşüncelerini daha da geliştirdi. Temel mesajı, Tanrı'nın şefkatine ve herkese olan sevgisine yoğunlaştı ve Tanrı'nın sevgisini, çocuklarının bütün kusurlarını yargısız kabul eden bir annenin sevgisi ile mukayese ederek kadınları güçlendirdi. Kilise'nin resmi makamlarında sıklıkla görülen kızgınlık ve kınamanın Tanrı'dan değil, erkeklerden kaynaklandığını iddia etti; zira Tanrı insanlık için yalnızca en iyisini düşünürdü ve yazdığı gibi, şartlar nasıl görünürse görünsün "her şey çok güzel olacak ve her şey yoluna girecek"ti. Eserleri, T. S. Eliot gibi şairlere ilham verip onlara tesir ettiği 20. asrın başlarına kadar pek bilinmiyordu; ancak kendi çağında öğütleri ve ortaçağ mistiği Margery Kempe üzerindeki etkisiyle tanınıyordu.
Christine de Pizan
Christine (h. 1364-1430), Avrupa'nın ilk profesyonel kadın yazarı, kralların ve aristokrasinin danışmanı ve eserleri kendi devrinde büyük tesir bırakan ve sonraki yüzyıllarda da bunu sürdüren proto-feministti. Christine, 1389'da vebadan ölen aristokrat bir saray sekreteriyle evliydi. Kendisini, çocuklarını ve yaşlı annesini geçindirecek hiçbir imkânı olmayan Christine, yazarlığa yöneldi. Babası edebi çalışmalarını teşvik etmişti ve bu sebeple, resmi bir tahsil almamış olmasına rağmen okuyup yazabiliyordu ve mesleki eğitim eksikliğini hiçbir zaman başarıya mani olarak görmemiş gibi görünüyordu.
En çok, her ikisi de 1405 yılında yayınlanan Hanımlar Şehri'nin Kitabı ve Üç Faziletin Kitabı (aynı zamanda Hanımlar Şehri'nin Hazinesi olarak da bilinir) ile tanınır. İlki, popüler Gülün Romansı'nda ortaçağ yazarı Jean de Meun'un kadın düşmanı karakterizasyonlarını çürütmesi; ikincisi ise kadınların kendilerine, mali vaziyetlerine, kocalarına ve mülklerine nasıl bakacaklarına dair pratik bir tavsiye kılavuzudur. Eserleri yaşadığı zamanda oldukça popülerdi ve sık sık kendisinden tavsiye istenirdi.
Margery Kempe
Margery (h. y. 1373 - y. 1438), tecrübe ve tasavvurlarını İngilizce ilk otobiyografi olan Margery Kempe'nin Kitabı'nı (The Book of Margery Kempe) oluşturmak için yazdıran bir Hristiyan mistiğiydi. Hayatı ve çalışmaları boyunca Kilise'nin patriyarkasına devamlı meydan okumuş ve sapkınlık suçlamasıyla defalarca yargılanmış, ancak hiçbir zaman mahkûm edilmemiştir. Tanrı'ya olan bağlılığı ve gördüğü tasavvurların doğruluğuna olan inancı, inancını gizli tutmasını imkânsız kılmış ve yaşadığı cemaatlerde sık sık alenen tanıklık etmiştir. Din insanı kadınların yasaklanması ve kadınların erkeklere ders vermesi veya bir erkeğin huzurunda konuşmasına diar İncil uyarıları, yaşadığı kasabalardaki din adamları ve halkla daha fazla çatışmaya yol açmıştır. Tasavvurları ve mistik tecrübelerinin teyit edilmesi için yaklaşık 1413'te Norwichli Julian'ı ziyaret etmiş ve Julian da bu ziyareti tasdiklemiştir. Margery ya okuma yazma bilmiyordu yahut da tahsilsizdi ve kitabını, kısmen şahsen ulaşabildiğinden daha geniş bir kitleye ulaşmak için dikte ettirmişti.
Jeanne d'Arc
Jeanne d'Arc (h.1412-1431, Jeanne d'Arc olarak da bilinir), Yüz Yıl Savaşları'ndaki zaferleri ve 1431'de idam edilerek trajik bir şekilde ölmesiyle tanınan Fransız bir vizyoner mistik ve askeri liderdi. 13 yaşındayken kendisine görünen üç azizin, İngilizleri Fransa'dan kovması ve Reims'te veliahtın taç giymesini sağlaması yönündeki talimatlarıyla Tanrı'dan bir mesaj aldığını iddia etti.
Askeri tecrübesi olmayan fakir bir çiftçi kızı olan Joan, Fransız askeri otoritelerinin defalarca engellemelerine ve aşağılamalarına rağmen, silah ve zırhlara erişme izni alana ve orduya katılmasına izin verilene kadar direndi. Orleans Kuşatması'nı kaldırdı, muharebede adamlarına liderlik etti ve sonrasında stratejik ve taktiki çatışmalara katıldı, ancak İngilizlerin Burgonyalı müttefiklerince yakalandı ve onu 1431'de sapkınlık suçlamasıyla kazıkta yakılarak idam edecek olan bir İngiliz mahkemesine teslim edildi. Joan öldüğünde 19 yaşındaydı. Mahkemenin verdiği ceza daha sonra bozuldu ve Joan, günümüzde Fransa'nın koruyucu azizlerinden biri olarak anılıyor.
Netice
Elbette, Orta Çağ boyunca kayda değer birçok başka kadın da vardı. Bunlardan bazıları Alman oyun yazarı ve şair Hrotsvitha (10. yüzyıl); Shakespeare'in Lady Macbeth'ine model olan İskoç kraliçesi Gruoch (11. yüzyıl); Salerno'lu İtalyan hekim Trota (takriben 1100); Breton korsan Jeanne de Clisson (yaklaşık 1300-1359) ve İtalyan feminist/hümanist yazar Laura Cereta'dır (1469-1499).
Başka birçok kadının adı, mahkeme vesikalarından, ticari işlemlerden, arazi satışlarından, merhum kocalarının işini ve kendi işlerini başarıyla yürütmelerinden, mülkleri idare etmelerinden ve Orta Çağ loncalarının kıymetli azaları olmalarından bilinmektedir. Montfortlu Leydi Eleanor (aynı zamanda İngiltereli Eleanor olarak da bilinir, h. 1215-1275), Dover Kalesi'nin teslim olması için o kadar muzafferce bir müzakere yürüttü ki, destekçileri affedildi ve Avustrasyalı Brunhilda (l. 543-613), Avustrasya ve Burgonya Frank krallıklarını idare etti.
Şüphesiz, kayda değer hayatlar yaşamış, ancak adları artık kaybolmuş birçok başka kadın da vardı zira devirlerinin erkek yazarlarınca fark edilmediler. Orta Çağ'ın en meşhur kadınlarının isimleri, çağın patriyarkasının onlara değer vermesi nedeniyle değil, kadınlara erkeklerin açık olduğu ifade ve otonomi ihtimallerini reddeden sosyal hiyerarşiye rağmen günümüzde hâlâ bilinmektedir.
