Antik Çin, günümüze ulaşmış en eski kültürlerden birini ortaya çıkardı. 'Çin' adı, Sanskritçe Cina'dan gelmektedir (Qin Handenlığı'nın Çince isminden türetilmiştir ve 'Çin' diye telaffuz edilir) ve Persler tarafından 'Cin' olarak çevrilmiştir, İpek yolundaki ticaret aracılığıyla da yaygınlaşmıştır.
Romalılar ve Yunanlılar, 'Seres', ''ipeğin geldiği ülke'' olarak biliyorlardı. ''Çin'' ismi Barbosa'nın doğuya olan ziyaretlerini yazdığı günlüklerinde (yine de Avrupalılar uzun bir süre Çini İpek Yolu'ndaki ticaret ile biliyorlardı) M.S 1516 yılında Batı'da yazılı olarak ortaya çıkana kadar kullanılmamıştır. M.S. 13.yüzyılda Çin'i, Avrupaya tanıtan ünlü gezgin Marco Polo, bu ülkeye 'Kıtay' olarak atıfta bulunmuştur. Mandarin Çincesinde, ülke ''Zhongguo'' yani ''merkezi devlet'' veya ''orta krallık'' olarak bilinir.
Tarih Öncesi
Bölgede tanınabilir bir uygarlığın çıkmasından çok önce, topraklar hominidler tarafından işgal edilmişti. Pekin İnsanı, M.S. Beijing yakınlarında bulunan kafatası fosili, bu bölgede 700,000 ile 300,000 yıl önce yaşamıştır ve Yuanmou İnsanı, kalıntıları M.S. 1965'de Yuanmou da bulunan, 1.7 milyon önce ülkede yaşamıştır. Bu buluşlarla kanıtlar, bize taş aletleri nasıl şekillendireceklerini ve ateş kullanmayı bildiklerini gösteriyor.
Yaygın olarak insan ırkının, Afrika kökenli olduğu ve diğer bölgelere göç ettiği kabul ediliyor. Çinli paleoantropologlar ''İnsanlığın kökenine dair ‘bölgesel evrim’ teorisini destekler'' (China.org); bu teori, insan türünün ortaya çıkışı için bağımsız bir temel olduğunu öne sürer. ''Shu Ape, sadece 100-150 gram ağırlığında ve bir fare büyüklüğündeki bir primat, Orta Eosen Dönemi'nde [Çin'de] 4.5 ila 4 milyon yıl önce yaşamıştı. Keşfi, insan ırkının kökenlerinin Afrika'ya dayandığı düşüncesine büyük bir meydan okuma oluşturdu.'' (China.org). Bu zorluk, Shu Ape fosilleri ve hem üst hem de alt primatlar arasındaki genetik bağlardan dolayı makul kabul edilmektedir. Bundan dolayı fosil, evrim sürecinden bir 'kayıp halka' olarak görülmektedir.
Ancak bu veriler nasıl yorumlanırsa yorumlansın (Çinli araştırmacaların sonuçları uluslararası bilim camiası tarafından tartışmaya açılmıştır), diğer buluntuların sağladığı sağlam kanıtlar, Çin'de çok eski bir hominid ve Homo Sapiens soy bağı ile erken kültürde yüksek bir gelişmişlik seviyesini doğrulamaktadır. Bunun bir örneği de Xi'an'ın yanındaki Banpo köyüdür, M.S. 1953'de keşfedilmiştir. Banpo, M.Ö. 4500 ve 3750 yılları arasında ikamet edilmiş bir neolitik köyüdür ve daha iyi bir istikrar sağlamak için katları yerin altına gömülü 45 evi kapsamıştır. Köyün etrafını saran bir hendek, hem köyü saldırılardan koruyordu hem de kanalizasyon görevi görüyordu (aynı zamanda evcil hayvanlar için bir çitti). Yeraltına kazılmış yapay mağaralar ise yiyecek depolamak için kullanılıyordu. Köyün dizaynı ve bulunan eserler (çömlek ve alet edavat gibi), inşaa edildiği zamana göre gelişmiş bir kültüre sahip olduklarını gösteriyordu.
Yaygın olarak Çin'in ''medeniyetin beşiği'inin'', Sarı Irmak Vadisi olduğu ve buradaki köylerin yaklaşık M.Ö. 5000 civarında ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Ancak bu konuda hala tartışmalar ve toplulukların daha geniş bir alanda geliştiği yönünde argümanlar sunulmuş olsa da; şüphesiz Sarı Irmak Vadisi'ndeki Henan ili birçok erken dönem köylerine ve çiftçi topluluklara ev sahipliği yapmıştır.
M.S. 2001 yılında arkeologlar ''Sarı Irmağın kalın silt birikintisiyle kaplanmış ve çökmüş bir eve gömülü'' iki tane iskelet buldular. Birikintinin katmanlarında, arkeologlar 20'den fazla iskelet, bir sunak, bir meydan, çanak çömlek ile taş ve yeşimden yapılmış eşyalar buldular'' (Chinapage.org). Bu yerleşim yeri, bu bölgedeki tarihi öncesi birçok köyden sadece biriydi.
İlk Hanedanlıklar
Bu küçük köylerden ve çiftçi topluluklardan merkezi devletler ortaya çıktı; bunlardan ilki tarih öncesi Xia Hanedanlığ idi. (yaklaşık M.Ö. 2070-1600). Xia Hanedanlığı, uzun yıllar boyunca gerçek olmaktan öte bir efsane olarak düşünülüyordu ta ki M.S. 1960 ve 1970'lerde varlığını ciddi derece tartışmaya açan bölgeler bulununa dek. Tunç eserler ve mezarlıklar, birbirinden kopuk ve bilinen bütünleşmiş bir uygarlık arasında evrimsel bir gelişim dönemine açıkça işaret etmektedir.
Hanedanlık, düzenli olarak çitfçilerin mallarını mahveden Sarı Irmak'ın taşmasını kontrol altına almak için 13 yıl boyunca durmaksızın çalışan Efsanevi Büyük Yu tarafından kurulmuştur. İşine kendini o kadar adamıştı ki, bütün bu yıllar boyunca evine bir kere bile dönmemiş - evine üç kez uğramış gibi görünse de - ve onun bu adanmışlığı diğerlerinin onu takip etmesinde ilham olmuştur.
Taşmaları kontrol altına aldıktan sonra Yu, Sanmio kabilesini fethetmiştir ve halef ( o zamanlar Hükümdar Şun) olarak anılıp ölene kadar hükmetmiştir.
Yu, birbirini izleyen kalıtsal sistemi kurmuştur ve böylece handenlık konsepti daha da yaygınlaşmıştır. Yönetici sınıfı ve soylular kentsel kümelerde yaşarken, onların yaşam tarzını sürdüren köylüler çoğunlukla tarımsal kalmış ve kırsal bölgede yaşamışlardır. Yu'nun Oğlu - Yu'dan sonra hüküm sürdü ve hükümdarlık son Xia yöneticisine kadar ailenin elinde kaldı - Jie, Shang Hanedanlığının kurucusu olan Tang tarafından tahttan indirildi (M.Ö. 1600-1046).
Tang, Shang krallığındandı. Ondan bahseden yaygın tarihler ( M.Ö. 1675-1646), katıldığı bilinen olaylar ile örtüşmemekte ve hatalı kabul edilmektedir. Onun hakkında bilinen şeyler; M.Ö. yaklaşık 1600'de Shang Hanedanlığı'nın hükümdarı olduğu - ya da en azından önemli bir kişilik olduğu - ve Jie'ye karşı ayaklanma başlatıp Mingtiao savaşında Jie'nin askerlerini yendiği idi.
Xia Mahkemelerinin abartılılığı ve halkın sırtına binen yükten kaynaklı bu ayaklanmanın çıktığı düşünülüyor. Thang, bu olaydan sonra yönetimi ele aldı, vergileri düşürdü, Jie tarafından başlatılan görkemli binaların projelerini askıya aldı (krallığın kaynaklarını akıtan) ve öyle bir bilgelik ve etkili yönetti ki sanat ve kültürün gelişmesine izin verildi. Yazı, tunç metalurji, mimari & dini uygulamalar Shang Hanedanlığı sırasında gelişmiştir.
Shang'dan önce insanlar, Pantheo'nun başı olarak (aynı desen başka kültürlerde de bulunuyor) bir yüce tanrı - Shangti - ile bir çok tanrıya tapıyorlardı. Shangti, savaşlardaki zaferi, tarımı, havayı ve iyi bir hükümeti yöneten 'ulu ata' olarak düşünülüyordu. O çok uzak ve çok meşgul olduğundan, insanlar ihtiyaçları için daha hızlı bir aracıya ihtiyaç duydular ve atalarına tekrardan tapmaya başladılar.
Birisi öldüğünde, ilahi güçler kazandığına ve ihtiyaç duyulduğu zamanlarda yardım için çağırılabileceğine inanılıyordu (Romalıların parentes inancına benzer şekilde). Bu uygulama, ataların ruhlarını yatıştırmaya adanmış son derece gelişmiş ritüellere yol açtı; bu ritüeller, sonunda rahat bir ahiret hayatı sürmek için gerekli her şeyle dolu görkemli mezarlarda süslenmiş gömüleri de kapsayacak şekilde gelişti.
Kral, seküler görevlerine ek olarak, yaşam ve ölüm arasında baş görevli ve aracı olarak da hizmet ederdi ve onun kuralları, ilahi kanunlar tarafından buyrulmuş olarak düşünülürdü. Ancak ünlü Göksel Yetki, sonralarda Zhou Hanedanlığı tarafından geliştirildi. Adil bir yöneticiyi ilahi irade ile ilişkilendirme fikri, Shang'lar tarafından geliştirilen inançlara dayanmaktadır.
Zhou Hanedanlığı
M.Ö. 1046 yılları civarında Zhou ilinin Kralı Wu (yaklaşık M.Ö. 1046-1043), Shang kralı Zhou'ya karşı isyan çıkardı ve onun kuvvetlerini Muye savaşında yendi, Zhou Hanedanlığını kurdu (M.Ö. 1046-256). M.Ö. 1046-771 Batı Zhou dönemini gösterir iken M.Ö. 771-256 Doğu Zhou dönemini gösterir. Wu, Shang kralının abisini adaletsizce öldürmesinden sonra Shang yönetimine isyan etti. Göksel Yetki, Wu ve ailesi tarafından isyanı meşrulaştırmak için öne sürüldü çünkü Wu, Shangların artık halkın çıkarları doğrultusunda hareket etmediğini ve bu yüzden monarşi ile hukuk, düzen ve adaletin tanrısı Shangti arasındaki manda hakkını kaybettiklerini düşünüyordu.
Göksel Yetki, böylelikle yöneticiyi tanrının kutsaması ve ilahi manda tarafından yönetilmesi olarak tanımlandı. Eğer hükümet artık tanrının isteklerine göre hizmet etmezse tahttan indirilirdi. Dahası Çin'in sadece bir tane meşru hükümdarı olabileceği ve onun yönetiminin, göğün kendisine emanet ettiği toprakların idarecisi olarak sergileyeceği doğru davranışlarla meşrulaştırılması gerektiği hükme bağlanmıştı. Yönetim babadan oğula geçebilirdi ancak çocuk da yönetim için kendini gerekli erdeme adarsa. Bu manda, çeşitli yöneticiler tarafından ardıllığı layık olmayan çocuklarına bırakmak için sıkça manipüle edildi.
Zhou Hanedanlığı sırasında kültür canlandı ve uygarlık yayıldı. Yazı kodlandı ve demir metalurjisi giderek daha da gelişti. Kofüçyüs, Mensiyüs, Mo Ti (Mot Zu), Lao Tzu, Tao Chien gibi büyük ve bilinen Çinli filozoflar ve şairler; askeri strateji uzmanı Sun Tzu (tasvir edildiği gibi varsa), hepsi Zhou döneminde Çinde Yüz Düşünce Okulu zamanında yaşamışlardır.
Ülkeye Shang Dönemi sırasında tanıtılan iki tekerlekli araba, Zhou Dönemi'nde daha da geliştirildi. Unutulmamalı ki bu dönemler ve hanedanlıkla ilgili tarih kitaplarında yazıldığı gibi çok keskin bir şekilde başlamadı veya bitmedi ve Zhou Hanedanlığı, Shang Hanedanlığıyla birçok ortak özelliğe sahipti (dil ve din dahil). Tarihçiler, netleştirmek için olayları dönemlere ayırmayı gerekli bulsalar da, Zhou Hanedanlığı, daha sonra kabul edilen; Bahar ve Sonbahar Dönemi ile Savaşan Devletler Dönemi olarak bilinen dönemler boyunca varlığını sürdürdü.
Bahar & Sonbahar & Savaşan Devletler Dönemi
Bahar ve Sonbahar Dönemi'nde (yaklaşık M.Ö. 772-476 ve adını dönemin resmi kroniği olan Bahar ve Sonbahar Yıllıkları'ndan alır; bu eser aynı zamanda General Sun-Tzu'dan bahseden erken kaynaklardan biridir), Zhou hükümeti, Louyang'daki yeni başkente taşınmalarıyla birlikte merkezi yapısını kaybederek adem-i merkezileşti. Bu durum 'Batı Zhou' döneminin sonunu ve 'Doğu Zhou'nun başlangıcını işaret etti. Bu dönem daha çok felsefe, şiirin ve sanatların gelişimiyle; Konfüçyanizm, Toizm ve Mohzmin yükselişiyle kaydedildi.
Ama aynı zamanda farklı iller merkezi yönetim olan Louyang'dan uzaklaşmaya başlamıştı ve kendi bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Bu daha sonralarda yedi devletin yönetim için birbiriyle savaştıkları Savaşan Devletler Dönemi (yaklaşık M.Ö. 481-221) olarak adlandırıldı. Bu yedi devlet; Chu, Han, Qi, Qin, Wei, Yan ve Zhao idi. Bun devletlerin hepsi kendilerinin bağımsız olduklarını düşünüyorlardı ancak hiçbiri Louyang'dan Zhao hanedanının elinde bulunan Göksel Yetkiyi üstlenmeye cesaret edemiyordu. Yedi devlette, savaşta aynı taktiği uyguladıkları ve aynı kuralları gözettikleri için birbirleri üzerinde bir avantaj elde edemediler.
Bu durum, yetenekli bir mühendis olan barış yanlısı filozof Mo Ti tarafından fırsata çevrildi. Mo Ti savaşı sona erdirmek için herhangi bir devletin üstünlüğünü etkisiz hale getirmek için her devlete surlar ve kuşatma merdivenleri konusunda eşit bilgi vermeyi görevi edindi. Çabaları sonuçsuz kalsa da - M.Ö. 262 ve 260 yılları arasında - Qin devleti Zhao devleti üzerinde üstünlük sağladı ve en sonunda hepsini Changping savaşında yendi.
Hukukun ve yetkinliğin büyük önem veren Shang Yang adlı bir Qin devlet adamı (ö. M.Ö. 338), Qin'in savaş anlayışını yeniden şekillendirerek her koşulda zafere odaklanılmasını sağlamıştı. Kimsenin, Sun Tzu'nun tarihsel gerçekliğini kabul etmemesine bağlı olarak, ne Sun Tzu ne de Shang Yang'ın Çin'deki askeri protokol ve strateji değişkliğinde adları anılmıştı. Sun Tzu'nun yaşayıp yaşamadığı tartışmalı olsa da, Shang Yang'ın, yazar olarak Sun Tzu'nun adını taşıyan ünlü eser Savaş Sanatı'ndan haberdar olmuş olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu reformdan önce Çin'de savaş, nezaketin ve göğün algılanan iradesinin belirlediği çok katı kurallara bağlı, soyluların beceri oyunu olarak düşünülüyordu. Biri güçsüz olana veya hazırlıksız olana saldırmazsa, diğer tarafın anlaşmayı, rakibi teçhizatlanıp sahada düzenli saflar oluşturana kadar ertelemesi beklenirdi. Shang, zafer uğruna topyekun savaşı savunuyor ve düşman kuvvetlerini eldeki her türlü yolla ele geçirmeyi öğütlüyordu. Shang'ın kuralları, Qin'de tanınıyor ve Changping'de (450,000'den fazla Zhao askerinin savaştan sonra idam edildiği yer), Qin'in bekledikleri avantajdan yararlanmaları için kullanılmıştı.
Yine de Qin kralları Ying Zheni'in yükselişine kadar bu taktiklerden etkili bir şekilde yararlanmadılar. Shang'ın direktiflerinde yararlanan - ve çok sayıda demirden silah kullanan ve iki tekerlekli araba kullanan askerler ile - Ying Zheng, M.Ö. 221'de Savaşan Devletler çatışmasından üstün çıkarak diğer altı devleti boyunduruk altın alıp birleştirdi ve kendisini Shi Huangdi ilan etti.
Qin Hanedanlığı
Shi Huangdi, böylece Çin'de hanedanlıkların ülkeyi yönettiği imparatorluk dönemini (M.Ö. 221-M.S. 1912) başlatmasıyla bilinen Qin Hanedanlığı'nı (M.Ö. 221-206) kurdu. Farklı devletleri birbirinden ayıran surlarla çevrili tahkimatların yıkılması emrini verdi Krallığının kuzey sınırı boyunca uzanan devasa bir surun yapılması talimatını verdi. Shi Huangdi'nin orijinal surundan günümüze çok az şey ulaşmış olsada Çin Seddi onun yönetiminde yapılmaya başlandı.
Doğuda Kore sınırlarından batıda sorunlu Ordos Çölü'ne kadar, tepe ve ovalardan geçerek 5.000 kilometreden (3.000 mil) fazla uzanıyordu. Devasa bir lojistik girişimiydi; ancak güzergahının büyük bir kısmında, dördüncü ve üçüncü yüzyıllarda kuzey sınırlarını savunmak için ayrı Çin krallıkları tarafından inşa edilmiş önceki duvar bölümleri de kullanılmıştır. (Scarre ve Fagan, 382)
Shi Huangdi, kolay ulaşımı nedeniyle ticaretin artmasına yardımcı olan yol çalışmalarıyla aynı zamanda altyapıyı da güçlendirdi.
İmparatorluk başkenti Xianyang'dan beş ana yol uzanıyordu, her biri polis güçleri ve posta istasyonlarıyla donatılmıştı. Bu yolların çoğu sıkıştırılmış topraktan yapılmış olup 15 metre (50 feet) genişliğindeydi. En uzun 7.500 kilometreyi (4.500 mil) aşarak güneybatıda Yunnan sınır bölgesine kadar uzanıyordu. Arazi öylesine sarp ve dikti ki, yolun bazı bölümleri dik kayalık yüzeylerden çıkıntı yapan ahşap galeriler üzerine inşa edilmek zorunda kalmıştı. (Scarre ve Fagan, 382)
Shi Huangdi ayrıca imparatorluğunun sınırlarını genişletti, güneye Büyük Kanal'ı inşa etti, toprağı yeniden dağıttı ve başlangıçta adil ve hakkaniyetli bir hükümdardı.
İnşaa projelerinde ve askeri seferlerde çok iyi işler yapmış olsa da, yönetimi gittikçe artarak iç politikalada sert bir tutumla anılmaya başlanmıştı. Göksel yetkiyi öne sürerek, Shang Yang tarafından geliştirilen yasaların üstünlüğünü kurtaran bütün öğretileri bastırdı ve Başdanışmanı Li Siu'nun öğütlerini dikkate alarak, legalizme, kendi hanedanına, Qin devletine ya da şahsıyla örtüşmeyen tarih ya da felsefe kitaplarının yok edilmesini emretti.
O dönemde kitaplar, menteşe pimleriyle tutturulmuş bambu şeritlere yazıldığından ve bir cilt çok ağır olabildiğinden, emre uymak istemeyen bilginler pek çok zorlukla karşılaştı. Bir çoğu tespit edildi; gelenekler yakalanların çoğu Çin Seddi'ne çalışmaya yollandı ve 480 kişi öldürüldü. Yine de bazı bilginler Konfüçyüs'ün tüm eserlerini ezberleyerek sözlü aktarım yoluyla güçlü hafızası olanlara aktardı. (Durant, 697)
Bu olay ve Shi Huangdi'nin genel olarak özgürlüğe yaptığı baskı - ifade özgürlüğü dahil - ile gittikçe halk tarafından beğenilmemeye başlandı. Geçmişteki ataya tapma ve ölüler diyarı, imparatorun yaşayanların dünyasından daha çok ilgisini çekmeye başladı ve Shi Huangdi giderek bu öte dünyanın nelerden oluştuğunu ve oraya gitmekten nasıl kaçınabileceğini düşünmeye başladı. Ölüme karşı bir takıntı geliştirdiği görülüyordu, giderek kişisel güvenliği konusunda paranoyaklaştı ve ölümsüzlüğü büyük bir tutkuyla aradı.
Kendisinin mevcut yaşamına denk bir öte dünya ile donatma arzusu, mezarı için bir saray inşa ettirmeye ve sonsuzlukta hizmet edecek 8000'den fazla terrakotta askeri yaptırmaya yönellti. Bu seramik askerler onunla birlikte gömüldü; ayrıca terrakotta atlı arabaları, süvariler, bir başkomutan, çeşitli kuşlar ve hayvanlar da dahildi. M.Ö. 210 yılında öldüğü söyleniyor ancak ölümsüzlük iksirini arayan ve hükümetin kontrolünü ele geçirmeye çalışan Li Siu, Hu Hai adındaki uysal oğlunu varis olarak atayabileceği vasiyetini değiştirebilene kadar ölümü gizli tuttu.
Bu plan imkansız olarak kanıtlandı ancak genç prens, bir çok kişiyi idam ederek ve ülkede isyan başlatarak kendisinin ne kadar istikrarsız olduğunu gösterdi. Shi Huangdi'nin ölümünden kısa bir süre sonra Qin Hanedanlığı; Hu Hai, Li Siu ve diğer yardımcı Zhao Gao gibi kişilerin entrikaları ve yetersizlikleri nedeniyle hızlıca yıkıldı ve Han Hanedanlığı (M.Ö. 202-M.S. 220) Liu Bang'ın tahta çıkmasıyla kuruldu.
Chu-Han Çekişmesi
Qin hanedanlığının yıkılmasıyla Çin, Chu-Han Çekişmesi (M.Ö. 206-202) olarak da bilinen bir kaosun içine düştü. Qin'e karşı isyan eden güçler arasından iki general öne çıktı: Han'dan Liu Bang (yaklaşık M.Ö. 256-195 arasında yaşamıştır) ve hükümetin yönetimi için savaşan Chu'dan General Xiang-Yu (M.Ö. 232-202 arasında yaşamıştır). Kendisini Qin'in en zorlu düşmanı olarak kanıtlayan Xiang Yu; Liu Bang'a, Qin askerlerini Xianyang'ın başkentinde yendiği için ödül olarak 'Han'ın Kralı' ünvanını hediye etmiştir.
İki eski müttefik, Hong Kanalı Antlaşması'nı müzakere ederek geçici bir barış sağlayan Xiang Yu'ya kadar, Chu-Han çekişmesi olarak bilinen iktidar mücadelesinde hızla birbirine düşman oldular. Xiang Yu, Çin'in doğusunu Chu yönetimine; batısını da Han yönetiminde tutmayı önerdi ama Liu Bang, Han yönetimi altında birleşmiş bir Çin istedi ve antlaşmayı bozup düşmanlığı yeniden başlattı. M.Ö. 202 yılında Gaixia Savaşı'nda, Liu Bang'ın büyük generali Han Xin, Xiang Yu altında Chu güçlerini tuzağa düşürüp yendi ve Liu Bang, imparator ilan edildi (gelecek nesiller tarafından Han imparatoru Gaozu olaral bilinen). Xiang Yu intihar etti ama ailesinin yaşamasına izin verildi ve hatta devlet görevlerinde hizmet ettiler.
Yeni imparator Gaozu, bütün eski düşmanlarına saygılı davrandı ve ülkeyi kendi yönetimi altında topladı. Çin'e saldıran nomadik Xiongu kabilesini geri püskürttü ve yıkılan Qin Hanedanlığına karşı isyan başlatan diğer illerle de barış sağladı. Han Hanedanlığı, (ismini Liu Bang'ın evi olan Hanzhong yerkeşkesinden alan) Çin'i sonraki 400 yıl boyunca, M.Ö. 202'den M.S. 220'ye kadar, kısa bir kesinti ile yönetti. Han zamanı iki döneme ayrılıyor: Batı Han - M.Ö. 202'den M.S. 9'a kadar - ve Doğu Han - M.S. 25'den M.S. 220'ye kadar - .
Han Hanedanlığı
Gaozu tarafından sağlanan barışın sonucunda kültürün gelişmesi ve büyümesi için gerekli olan istikrar sağlanmıştı. Batı ile ticaret bu dönemde başladı, sanat ve teknoloji giderek daha incelikli hale geldi. Han, kendi tarihini yazıya döken ilk hanedanlık olarak düşünülüyordu ama Shi Huangdi kendinden önce gelenlerin yazılı kayıtlarının çoğunu yok ettiği için, bu iddia hala tartışılıyor. Şüphesiz kültürün her alanındaki büyük gelişmeler Han Hanedanlığı altında yapılmıştır.
Çin'in tıp alanındaki en eski yazılı kaydı olan Sarı İmparator'un Tıp Kanonu, Han Hanedanlığı döneminde sistemleştirilmiştir. Kağıt, bu dönemde icat edildi ve yazı daha incelikli bir hale geldi. Gaozu, könfüçyüsçülüğü benimsedi & onu devletin tek felsefesi haline getirerek günümüze kadar sürecek olan bir modelin temelini attı.
Hatta Shi Huangdi'nin aksine, öğretiyi diğerleri için kanunlaştırmadı. Diğer öğretilere de saygı duymayı öğrendi; sonuç olarak edebiyat ve eğitim onun yönetiminde gelişti. Vergileri azalttı ve ordusunu dağıttı, ancak çağrıldıklarında hiç vakit kaybetmeden yeniden toplandılar.
M.Ö. 195'de ölümünden sonra karısı İmparatoriçe Lu Zhi (M.Ö. 241-180), çıkarlarını gözeten ancak yine de kendi politikalarını sürdüren tahtın varisi Liu Ying'den (İmparator Hui M.Ö. 195-188) başlayarak bir dizi kukla kralı göreve getirdi. Bu programlar istikararı sürdürdü ve Han imparatorlarının iyilerine imkan sağladı. Wu Ti (Büyük Wu olarak da bilinen, M.Ö. 141-87); genişleme, kamu çalışmaları ve kültürel girişimlere atıldı. Temsilcisi Zhang Qian'ı M.Ö. 138'de batıya gönderdi ve sonucunda da M.Ö. 130'da İpek Yolu'u resmi olarak açıldı.
Künfüçyüsçülük, devletin resmi öğretisi olarak daha da benimsendi ve Wu Ti, imparatorluk genelinde okullar kurarak okuryazarlığı destekledi ve Konfüçyüsçü öğretileri öğretmeyi amaçladı. Aynı zamanda taşımayı, yolları ve ticareti geliştirdi; diğer toplum projeleri için emir verdi, milyonlarca kamu görevlesini bu çalışmalar kapsamında istihdam etti. Wu Ti'den sonra, varisi, Çin için az çok onun vizyonunu devam ettirdi ve eşit derecede başarı sağladı.
Zenginliğin artmasıyla büyük toprak mülklerinin ve genel refah seviyesi yükseldi ama çiftlikte çalışan köylüler için hayat daha da zorlaştı. M.S. 9'da naip Wang Mang (M.Ö. 45-M.S. 23) Göksel Yetkinin onun olduğunu iddia ederek hükümet yönetimine el koydu ve Han Hanedanlığı'nın bittiğini beyan etti. Wang Mang, kapsamlı toprak reformu ve servetin yeniden dağıtımı üzerine kurulu bir planla Xin Hanedanlığı'nı kurdu (M.S. 9-23).
Köylülerden çok fazla destek gördü ama toprak sahipleri ona karşı çıktı. Onun planı kötü tasarlandığı ve uygulandığı için işsizliğe ve hoşnutsuzluğa yol açtı. Ayaklanma ve Sarı nehrin aşırı taşmaları, Wang Mang'ın yönetimi istikrarsızlaştırmış ve yarısı sözde hükümeti onların adına ele geçirip ve reformlarını başlattığı köylülerin öfkeli kalabalığı tarafından suikaste uğradı.
Han'ın Çöküşü & Xin Hanedanlığı'nın Yükselişi
Xin Hanedanlığı'nın yükselişi Batı Han dönemini sonlandırdı ve Doğu Han'ın feragat etmesine neden oldu. İmparator Guangwu (yaklaşık M.S. 25-27), toprakları varlıklı mülk sahiplerine geri verdi ve erken Batı Han yönetiminin politikalarını yürüterek ülkede düzeni yeniden sağladı. Guangwu - Xin Hanedanlığı zamanından kaybedilen toprakları geri alırken - zamanının çoğunu ayaklanmaları bastırmak ve günümüzde Kore ve Vietnam'ın olduğu bölgedeki Çin yönetimin yeniden kurmakla harcadı.
M.S. 39'da Vietnam'daki Trung Kız Kardeşler İsyanı'nı bastırmak için, iki kız kardeş tarafından yürütülen, ''10 binden fazla erkek asker'' (Han resmi devlet kayıtlarına göre) ve dört yıl gerekmişti. Yine de imparator yönetimini güçlendirdi ve sınırlarını genişletti. Bu durum ticaretin ve refahın artmasına yol açan bir istikrar sağladı. İmparator Zhang zamanında (M.S. 75-88) Çin o kadar refah içindeydi ki, zamanın en büyük toplumlarıyla ticaret yapıyordu ve bu ölümünden sonra da devam etti. M.S. 166'da Marcus Aurelius yönetimindeki Romalılar, Çin ipeğinin altından daha değerli olduğunu düşünüyorlardı ve Çin ne kadar isterse o kadar ödeme yapıyorlardı.
Toprak sahibi soylular ve köylüler arasındaki tartışmalar, Beş Porsiyon Pirinç İsyanı (M.S. 142) ve Sarı Türban İsyanı'nda (M.S. 184) olduğu gibi hükümet için problem olmaya devam etti. Beş Porsiyon Pirinç İsyanı dini bir hareket olarak başlasa da, hükümetin ve soyluların Konfüçyüsçü idealleriyle çelişen geniş bir köylü kesimini kapsadı. Bu iki isyan da, Han Hanedanlığı'nın son dönemlerinde giderek daha yozlaşmış ve etkisiz hale gelmesiyle kötüleşen halkın ihmaline bir tepki olarak gerçekleşti. İki isyanın liderleri de, Han'ın Göksel Yetkiyi kaybettiğini iddia etti ve tahtan çekilmesi gerektiğini savundular.
Hükümetin halkı kontrol etme gücü azalmaya başladı ve Sarı Türban İsyanı ivme kazandıkça ülke genelinde tam ölçekli bir ayaklanma başladı. Han generalleri, isyanı bastırmaları için gönderilmişti ama bir isyan yeri bastırıldığında hemen yeni bir tane daha ortaya çıkıyordu. İsyan sonunda General Cao Cao (M.S. 155-220) tarafından bastırıldı. Cao Cao, eski arkadaşı ve Yuan Shao (ö. M.S. 202) ülkenin yönetimi için birbirleriyle savaştılar ve Cao Cao kuzeyde zafer elde etti.
Cao, güneyi istila ederek birleşmiş bütün bir Çin elde etmeye çalıştı ama M.S. 208'de Kızıl Kayalar Muharebesi'nde yeniledi. Çin, üç farklı krallığa ayrıldı - Cao Wei, Batı Wu ve Shu Han - her biri Göksel Yetki hakkı talep etti. Bu dönem Üç Krallık Dönemi (M.S. 220-280) olarak olarak biliniyor; daha sonralarda Çin edebiyatının büyük eserlerine ilham olacak şiddetin, istikrarsızlığın ve belirsizliğin zamanı.
Han Hanedanlığı şimdi sadece bir hatıraydı ve diğer kısa süreli hanedanlıklar (Wei ve Jin, Wu Hu ve Siu gibi) hükümetin kontrolünün sırayla üstlendiler ve M.S. 208-618 yılları civarında kendi ortamlarını başlattılar. Siu Hanedanlığı (M.S. 589-618), M.S 589'da Çin'i sonunda yeniden birleştirmeyi başardı. Siu Hanedanlığının önemi, hükümetin işleyişini ve imparatorluğun korunmasını kolaylaştıran oldukça verimli bürokrasiyi uygulamasıydı. İmparator Wen sırasında, ve ondan sonra oğlu Yang sırasında Büyük Çin Kanalı tamamlandı, Çin Seddi genişletildi ve parçaları yeniden inşaa edildi, ordu zamanının en büyüğü oldu ve para birimi ülke çapında standart hale getirildi.
Edebiyat yayıldı ve ünlü Hua Mulan Efsanesi'nin, ordu da babasının yerini alan ve ülkeyi kurtaran genç bir kız, bu zamanda ortaya çıktığı düşünülüyor (orijinal şiirin M.Ö. 386-535 yıllarında Kuzey Wei Dönemi'nde yazıldığı düşülmesine rağmen). Ne yazık ki hem Wen hem de Yang iç istikrarı sağlayamadılar ve Kore yarımadasına büyük bir sefer düzenlediler. Wen, inşaa projeleri ve askeri seferler nedeniyle çoktan iflas etmişti. Yang da babası gibi askeri fetih girişimlerinde başarısız olmuştu. Yang M.S. 618'de suikaste uğradı, sonrasında da hükümet yönetimini eline alan ve kendine Tang'ın imparatoru Gao Tzu (M.S 618-626) diyen Li-Yuan yükselmeye başladı.
Tang Hanedanlığı
Tang Hanedanlığı (M.S. 618-907), Çin uygarlığının 'altın çağı' olarak düşünülüyordu. Gao Tzu, Siu Hanedanlığı tarafından başlatılan bürokrisiyi akıllıca koruyup geliştirdi; buna karşılık aşırıya kaçan askeri harekatlardan ve inşaat projelerinden vazgeçti. Küçük değişikliklerle, Tang Hanedanlığı'nın bürokratik politikaları şu anda hala Çin hükümeti tarafından kullanılıyor.
etkili yönetimine rağmen Gao Tzu, oğlu Li-Shimin tarafından M.S. 626'da tahttan indirildi. Babasına suikast düzenleyen Li-Shimin daha sonrasında erkek kardeşlerini ve diğer soylu aileleri de öldürdü ve İmparator Taizong ünvanını aldı (M.S. 626-649). Bu kanlı darbeden sonra Taizong, savaşların yapıldığı yerlere budist tapınakları inşaa edilmesini emretti ve şehit olanların anılması gerektiğini buyurdu.
Ataya tapınma ve Göksel Yetkinin kavramlarını sürdürüp geliştirerek Taizong, eylemlerinde ilahi iradeyi ileri sürdü ve öldürdüğü kişilerin artık öteki dünyada kendisinin düşmanları olduğunu ima etti. Oldukça etkili bir yönetici olmasının yanında aynı zamanda yetenekli bir askeri stratejist ve savaşçıydı. Yaptığı darbe karşısında hiçbir meydan okuma görmedi ve geniş imparatorluğu yönetmeye koyuldu.
Taizong, Sui Hanedanlığı'ndan gelen iyi unsurları koruma ve ilerletme de babasına bağlı kaldı. Bu özellikle, Sui kavramlarını büyük ölçüde temel alan ama suç ve cezaların detaylandırılması açısından onları genişleten Taizong'un hukuk kanununda görülebilir. Fakat dış politika konusunda babasının modelini dikkate almadı. İmparatorluğunu genişleten, güvence altına alan ve aynı zamanda onun hukuk kanununu ve Çin kültürünü yayan bir dizi başarılı askeri sefere girişti.
Taizong'dan sonra oğlu Gaozong (M.S. 649-683) tahta çıktı, eşi Wu Zetian ise Çin'in ilk ve tek kadın hükümdarı olacaktı. İmparatoriçe Wu Zeitan (M.S. 690-704), Çin'de yaşam koşullarını geliştiren birçok politika başlattı ve imparatorun yerini güçlendirdi. Ayrıca hem yabancı hem de yerli düşmanlarının daima bir adım önünde olabilmek için gizli bir polis teşkilatından ve oldukça etkili haberleşme kanallarından bolca yararlandı.
Ticaret, imparatorluk bünyesinde ve İpek Yolu sayesinde batıyla gelişti. Artık Roma'nın yıkılmasıyla birlikte Bizans İmparatorluğu, Çin ipeğinin başlıca alıcısı oldu. İmparator Xuanzong Dönemi'nde (M.S. 712-756) Çin dünyanın en büyük, en kalabalık & en başarılı ülkesiydi. Kalabalık nüfus sayesinde, on binlerce kişilik ordular hizmete alınabiliyor ve Türk göçebelerine ya da iç isyancılara karşı yürütülen askeri seferler hızlı ve başarılı oluyordu. Sanat, teknoloji ve bilim Tang Hanedanlığı zamanında gelişti (bilimin en yüksek noktası M.S. 960-1234 yılında sonraki Sung Hanedanlığı zamanında olduğu düşünülse de). Çin heykeltıraşının ve gümüş işinin en etkileyici eserlerinden bazıları bu dönemde yapıldı.
Tang'ın Düşüşü & Song Hanedanlığı'nın Yükselişi
Merkezi hükümet, herkes tarafından hoş karşılanmıyordu ve bölgesel ayaklanmalar sürekli bir endişe kaynağı oluyordu. Bu ayaklanmalardan en önemlisi M.S. 755'deki An Shi İsyanıydı (An Lushan isyanı olarak da bilinir). General An Lushan, imparatorluk sarayının gözdesi, hükümette gördüğü savurganlığa karşı tepki gösterdi. 100.000 aşkın orduyla isyan etti ve kendini Göksel Yetki'nin ilkelerine dayanarak yeni imparator ilan etti.
M.S. 763'de isyanı bastırılmasına rağmen, ayaklanmanın altında yatan nedenler ve sonraki askeri harekatlar M.S. 779 yılına kadar hükümeti rahatsız etti. An Lushan İsyanının en belirgin sonucu Çin nüfusunun hızlı düşüşüydü. 36 milyona yakın insanın isyanın doğrudan sonucu olarak ya savaşta, ya misillemelerde ya da hastalık ve kaynak yetersizliği nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor.
Ticaret sekteye uğradı, vergiler toplanamadı ve isyan başladığında Chang'an'dan kaçan hükümet kayda değer bir varlık gösterme konusunda yetersiz kaldı. Tang Hanedanlığı iç ayaklanmalardan muzdarip olmaya devam etti ve Huang Chao isyanından (M.S. 874-884) sonra bir daha kendini toparlayamadı. Ülke, Beş Hanedan On Krallık (M.S. 907-960) olarak bilinen döneme ayrıldı. Song Hanedanlığı'nın (diğer adıyla Sung) yükselişine kadar her bir rejim meşrutiyetini iddia etti.
Song ile Çin yeniden istikrara kavuştu ve kurumlar, yasalar ve gelenekler yeniden düzenlendi ve kültüre entegre edildi. Neo-Konfüçyüsçülük, ülkenin en yaygın felsefesi haline geldi; bu felsefe yasaları ve gelenekleri etkiledi. Günümüzde hala tanınabilecek Çin kültürünü şekillendirdi. Medeniyetin ve kültürün her alanındaki gelişmelere rağmen, varlıklı mal sahipleri ve toprağı işleyen köylüler arasındaki yüzyıllık çekişme sonraki yüzyıllarda da devam etti.
Dönemsel köylü ayaklanmaları, mümkün olan en kısa sürede bastırıldı ancak halkın şikayetlerine hiçbir çözüm sunulmadı ve her askeri müdahale, sorunun kendisi yerine yalnızca belirtileriyle uğraşmaya devam etti. M.S. 1949'da Mao Tse Tung, Çin'deki halk devrimini yöneterek hükümeti devirdi ve herkesin sonunda eşit şekilde olacağı öncülüyle Çin Halk Cumhuriyet'ini kurdu.
