Antik Pers Kültürü, Ahameniş Pers İmparatorluğu kurucusu Kral II. Kiros’un (Büyük Kiros, MÖ 550-530) hükümdarlık dönemi ile Sasani İmparatorluğunun MS 641 yılında yıkılması arasındaki dönemde gelişme göstermiştir. Bununla birlikte, Pers kültürü temelleri MÖ 3.binyıldan önce zaten atılmıştı.
Aryan (Hint-İran) kabileleri günümüz İran bölgesine göç ettikleri zaman, burası Ariyan veya İran – Aryanlar ülkesi – olarak anılmaya başlanmıştı. Persler/İranlılar, Persis (Parsa, günümüzde Fars) topraklarına yerleşen ve adlarını bu bölgeden alan kabilelerden sadece birisiydi.
Persler, başlangıçta, Mezopotamya’da, MÖ 612 yılında, Asur İmparatorluğunun devrilmesine yardım eden ve kendi imparatorluklarını kurmak amacıyla etki alanlarını genişleten başka bir Aryan kabilesi olan Medelere tabiydiler. Medler, MÖ 550 yılı dolayında vasalları Kral Büyük Kiros güçlerince devrilmiş ve Ahameniş İmparatorluğunun yükselişe geçmesiyle birlikte Pers/İran kültürü de tam olarak gelişmeye başlamıştı. Bununla birlikte, sürekli olarak Kral II. Kiros’a atfedilen birçok kültürel ilerlemenin aslında daha önce Medler ve Persler döneminde geliştiğini (örneğin, qanat sulama sistemi, Yakhchal - bir çeşit buzhane - ve askeri örgütlenme) belirtmek gerekir. Kral Kiros II’nin dehası – ki birçok halefi için model işlevi gören – değerli bulunan görüşlere/kavramlara yeni bir tanımlama getirmesi ve bunları büyük ölçüde uygulamaya koymasına dayanıyordu.
Vatandaşların vergilerini ödedikleri, komşularına veya Krala sorun çıkarmadıkları sürece istedikleri gibi yaşayabilecekleri ve ibadet edebilecekleri yönde her şeyi kapsayan bir imparatorluk vizyonu, antik dünyanın en hayati ve etkili kültürlerinden birinin temelini oluşturmuştur.
Makedonya Kralı Büyük İskender’in MÖ 330 yılında Ahameniş İmparatorluğunu yıkmasından sonra Persler üzerindeki Yunan etkisine çokça değinilmiştir. Ancak Büyük İskender’den ve onu takip eden Helenistik Selevkos İmparatorluğundan (MÖ 312- 63) çok önce ve de çok sonra bile, Pers kültürü Yunanları ve diğer birçok medeniyeti etkilemiş ve etkileri günümüzde bile dünyanın dört bir yanında yankısını bulmaktadır.
Din
İran platosu ve çevresine yerleşen Aryan kabileleri beraberlerinde, en yüce varlığı Ahura Mazda (Bilgelik Tanrısı) ve Onun egemenliği altında birçok küçük tanrı ve ruhun bulunduğu çok tanrılı bir dini anlayış getirmişlerdi. Bu tanrısal varlıklar arasında en popüler olanları Mithra (anlaşmalar ve yükselen güneş tanrısı), Anahita (bereket ve sağlık, su ve bilgelik tanrıçası), Atar (ateş tanrısı) ve Hvar Khsata (güneş/dolunay tanrısı) gibi tanrılar vardı. Bu iyilik güçleri, kaosun kötü ruhuna karşı duruyorlardı.
Bütün bir iyilik kaynağı olan Ahura Mazda, yazna (tanrısal varlığın davet edildiği bir yemek) olarak bilinen bir yemek ritüeli aracılığıyla hem davet edilir ve hem de O’na tapınılırdı. Yazna yemek türeni sırasında (kimliği henüz belirlenmemiş) bir bitkinin özsuyundana hauma adı verilen bir içecek hazırlanır ve tüketilirdi. Bu içecek madesi katılımcıların zihin dünyasında değişiklik yapar ve İlahi olanı kavramalarına olanak sağlardı. Yazna yemek türeninde yakılan ateş, hem kendi başına kutsal bir unsur ve hem de tanrı Atar kişiliğinde İlahi varlığın bir tazahürü oluyordu.
Antik dönem Pers/İran Peygamberi Zerdüşt (Zarathustra olarak da geçer), MÖ 1500-1000 yılları arası dönemde, Tanrı Ahura Mazda’dan bir vahiy aldığını iddia etmiş ve daha önceki dinin kavramlarını tek tanrılı bir çerçevede geliştiren Zerdüştlük olarak bilinen yeni bir dini inancı vaaz etmişti. Pers peygamberi Zerdüşt, Ahura Mazda’yı en yüce varlık olarak kabul etmiş, Ahura Mazda’nın tek tanrı olduğunu ve başka bir tanrıya ihtiyacı olmadığını, ebedi kötülük ruhu Angra Mainyu’ya (Ahriman olarak da geçer) karşı sonsuz bir mücadele içinde olduğunu iddia etmişti.
İnsan hayatının amacı; hangi tanrıya tapınacağını seçmek üzerine kuruluydu ve bu seçim, kişinin bütün eylemlerini ve nihai hedefini belirler yönde oluyordu. Ahura Mazda’yi seçen kişi, Asha’ya (hakikat ve düzen) adanmış bir yaşam sürecek ve İyi Düşünceler, İyi Sözler, İyi Ameller uygulamasına bağlı kalacaktı. Angra Mainyu’yu seçen kişi ise, beğenmişlik, inançsızlık ve zulümle kendisini gösteren Druj’a (yalan ve kaos) bağlı bir yaşam sürecekti.
Ölümden sonra bütün ruhlar Cinvat Köprüsünü geçecek ve doğru yolda olanlar/ameli iyi olanlar Şarkı Evine (Cennet) gidecek, Angra Mainyu yolunu izleyenler ise Yalanlar Evine, yani sonsuza kadar yalnız hissedilen ve çeşitli azapların çekildiği bir Cehennem vizyonuna düşeceklerdi. Gelecekte bir zaman noktasında bir Mesih çıkacak – Saoshyant (Fayda Getiren) – ve doğrusal zaman, herkesin Ahura Mazda ile Cennette yeniden bir araya geleceği Frashokereti olarak bilinen olayla sona erecek, hatta kötülük tarafından yoldan çıkarılanlar bile. Pers Peygamberi Zerdüşt, yazna ritüelli ve ateş kavramını İlahi bir unsur olarak almıştı, ancak şimdi artık tanrı Atar yerine Ahura Mazda’nın bir tazahürü oluyordu.
Bilim insanları Zerdüştlüğün kesin doğası hakkında tartışmaya devam etseler de, Avesta Kitabı (Zerdüştlük Kutsal Kitabı), Zerdüştlük dininin tek Tanrılı bir din olduğunu ve dualistik özelliklerinin daha sonra Zorvanizm (Sasani İmparatorluğu, MS 224-612, döneminde popüler olan) olarak bilinen bir hareket tarafından abartıldığını öne sürerler. Tek, yaratılmamış, yüce bir varlığa inanma, iyi bir yaşam sürmede insan özgür iradesine ve yaptığı seçiminin önemine, ölümden sonra yargılama gününe, bir mesihin çıkağına ve zamanın sonunda görülecek nihai hesaba odaklanan Zerdüştlük dini inancının bu yönleri, daha sonra gelen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam dinleri önemli unsurları haline gelmiş ve diğer dini inanç sistemlerini de etkilemiştir.
Toplumsal Hiyerarşi ve Kadınlar
Zerdüştlük dini inancının Pers Kralı Büyük Kiros’u ne kadar etkilediği, hatta etkileyip etkilemediği konusu belirsizdir, zira Ahura Mazda’dan bahseden kitabeleri, yeni din kadar eski dine de atıfta bulunuyorlar. Aynı şey, farklı dönemlerde hükün süren daha sonraki Ahameniş hükümdarları için de söylenebilir, ancak Kral I.Darius (Büyük, MÖ 522-486) ve Kral I.Xerxes’in (MÖ 486-465) Zerdüşt oldukları anlaşılıyor. Pers kültürü sosyal hiyerarşisi, kralın en üstte olduğu ve diğerlerinin ondan sonra geldiği dini inançla şekillenmiştir; çünkü kralın İlahi olarak atanmış olduğuna inanılıyordu. Bilim insanı, sosyolog, tarihçi yazar Homa Katouzian şöyle bir açıklama getirir:
Bir kral, önceki [kralın] ilk oğlu olsa bile - ki çoğu zaman öyle değildi - [kralın] temel meşruiyeti bu gerçeğe veya yönetici hanedana mensup olmasına bağlı değildi; meşroiyeti Tanrı’dan, Tanrı lütfu veya İlahi Işığından geliyordu; bu durum, Orta Farsçada Farrah, Yeni Farsçada ise Farr olarak adlandırılıyordu… Pers kralları meşruiyetlerini aristokrat ve/veya rahip sınıfında değil, doğrudan Tanrı’dan, Farr veya İlahi lütfa sahip olarak alıyorlardı (5).
Bir kral (şah) ancak tahtta (farr) oturduğu sürece desteklenirdi ve bir kral tahtan indirildiğinde Tanrı’nın lütfunu kaybettiği düşünülürdü. Ancak, hüküm sürdüğü sürece, en tepeden en aşağıya doğru işleyen sosyal hiyerarşi tarafından (en azından teoride) desteklenirdi. Şöyle ki;
- Kral ve Kraliyet ailesi
- Rahipler (magi)
- Soylular (aristokratlar ve satraplar)
- Askeri Komutanlar ve Seçkin Birlikler (örneğin, Özel Pers Ölümsüzler Birliği)
- Tüccarlar
- Zanaatkârlar ve El Sanatları icracıları
- Köylüler
- Köleler
Her sınıf içinde bir hiyerarşi vardı. Kraldan sonra kralın annesi, ardından kraliçe (kralın seçtiği halefin annesi), sonra kralın oğulları, sonra kızları, sonra erkek ve kız kardeşleri ve en sonunda diğer akrabaları gelirdi. Rahip sınıfında ise başrahip ve ardından daha alt kademelerdeki rahipler vardı ve aynı hiyerarşi düzeni kölelere kadar devam ederdi; bazı köleler diğerlerini denetlerdi.
Erkek ve kadınlar genellikle aynı işlerde çalışır ve kadınlar büyük saygı görürlerdi. Bunun en erken kanıtlarından biri, sadece doğurganlık ve sağlıkta değil, aynı zamanda hayati öneme sahip, yaşam veren unsur su ve bilgelikle (herhangi bir seçimde doğruyu ayırt etme yeteneği) ilişkili olan tanrıça Anahita kişiliğinde olmuştur. Kadınların rolleri ve davranışları hakkındaki ayrıntılar, Kral I.Darius döneminde görevlendirilen ve Persepolis’te bulunmuş Kale ve Hazine Metinleri olarak adlandırılan belgeler aracılığıyla Perslerin kendilerinden gelmektedir. Bu belgelerde diğer bilgilerin yanı sıra erzaklar, ödemeler ve iş ünvanları listelenmiştir.
Kadınlar gözetmen olarak görev yapıyor ve özellikle yetenekli ve güçlü kadınlar arashshara (büyük şef) ünvanı taşıyorlardı. Kadın zanaatkâr ve ustalar genellikle sadece günlük kullanım için değil, aynı zamanda ticari amaçlı mal üreten iş yerlerini denetliyorlardı. Kadın ve erkek işçilere aynı oranda tahıl ve şarap verildiğini gösteren belgelerden de anlaşılacağı üzere, kadınlar erkek meslektaşlarıyla aynı ücreti alıyorlardı. Hamile kadınlar ve yeni doğum yapmış olanlar daha yüksek ücret alıyorlardı ve bir kadının erkek çocuk doğurması halinde (ve hamileliğinde ona eşlik eden doktor da) bir ay boyunca fazladan erzakla ödüllendirilirdi. Bu durum, iki cins arasındaki yegâne ücret farklılığı oluyordu. Kadınlar toprak sahibi olabiliyor, iş kurabiliyor ve hatta kadınların orduda görev yaptığına dair bazı kanıtlar bile var.
İstihdam ve Ekonomi
Krallık makamı en üst düzeyde otoriteydi ve Kral Pers hükümetini yönetmekten, çeşitli reformları başlatmaktan ve askeri seferlere komuta etmekten sorumluydu. Ona, aile bireyleri, danışmanlık yapan soylular ve Magi/Mecusi bilgeler yardımcı oluyorlardı. Magiler, dini ritüellerin yerine getirilmesinden, kehanet ve bankacılık işlerinden sorumluydular. Tanrılarına görkemli tapınaklar inşa eden Mezopotamya veya Mısır’ın aksine, Persler İlahi olana doğal dünyada, açık havada tapınılması ve ibadet edilmesi gerektiğine inanıyorlardı, bu nedenle de kutsal ateşin yakılacağı ve kurbanların sunulacağı sunaklar inşa ediyorlardı.
Ancak, tapınak bürokrasisi anlayışı, başrahibin daha alt kademelerde görev yapan rahipleri istihdam etmesi ve nihayetinde bankacı rolünü üstlenmesiyle gözlemlenmiştir. Parasal konulardan görevli Magi/Mecusi, % 20 faiz oranıyla kredi veriyor, ancak çeşitli nedenlerden dolayı kimi zaman faiz uygulamasını kaldırabiliyordu. Evler, araziler, hayvanlar, işletmeler ve köleler, yatırımların karşılığını almayı bekleyen rahipler tarafıdan verilen kredilerle satın alınabiliyordu.
Satraplar (valiler), imparatorluk eyaletlerinde (satraplıklarda) kralın temsilcileriydi. Kralı memnun ettikleri sürece ömürboyu hüküm sürer ve kendi saraylarında, kendi maiyetleriyle birlikte iyi bir yaşam sürerlerdi. Her bir satrabın vergi koyması, toplaması ve askeri seferler için asker yetiştirmesi ve bu seferlere katılması beklenirdi. Bu nedenle satraplar, birçok durumda askeri komutanlardan ayırt edilmez bir sınıfa mensup idiler.
Tüccarlar – erkek veya kadın – kısa ve uzun mesafeli ticaretle uğraşırlarken aynı zamanda hammadde üretimi ve tedarikini de denetliyorlardı. Başarılı tüccarlar oldukça zengin olabiliyor, kadın tüccarlar da paralarını erkekler kadar özgürce harcayabiliyorlardı. Tüccarlar ve birçok başka meslek dalı için temel öneme sahip zanaatkâr ve ustalar, evler, binalar ve saraylara kabartma oymacılığından heykel yapımına, mücevher üretimine, silah ve zırh dövmeye, atlar için koşum takımı yapma ve insanlara tabak, kavanoz ve kâse sağlamaya kadar birçok farklı meslek yelpazesinde çalışıyorlardı. Zanaatkârlar ayrıca müzisyen, dansçı ve pandomim sanatçısı gibi gösteri dallarını icra edebiliyorlardı.
Köylüler, her zamanki gibi, çoğunlukla çiftçi, vasıflı veya vasıfsız işçiler oldukları için ekonomik yaşamın işleyiş seyri bel kemiğini oluşturuyorlardı. Ancak, köylü sınıfı hiçbir şekilde aşağı görülmüyor ve hatta kendi topraklarına sahip olabiliyordu (ki bu durum, Antik Mısır gibi gelişmiş bir kültür köylülerinin bile sahip olmadığı bir şey idi). Köylüler ya tarım yapıyor veya koyun keçi ve sığır gibi hayvanları otlatıyor ve ayrıca kralın inşaat projelerinde çalışıyorlardı. Satrap çağırdığı zaman köylüler Pers savaşlarına asker, yük taşıyıcı, aşçı veya diğer destek görevlerinde hizmet veriyorlardı.
Pers kültüründe kölelere, başka yerlerdeki ücretli hizmetkârlar gibi davranılıyordu. Köleler, ayırım gözetmeksizin, rastgele dövülemez veya öldürülemezlerdi. Kral I. Darius, bir köleye kötü muamalede bulunan bir efendinin, özgür bir kişinin yaralanması halinde uygulanan ceza ile aynı cezaya tabii tutulmasını kanunlaştırmıştı. Köleler, emekleri karşılığında ücret, barınak ve giyim alıyorlardı, Ahameniş veya Sasani Persleri yönetiminde köleler, antik dünyanın başka yerlerindeki kölelerden daha iyi bir yaşam sürüyorlardı.
Ekonomi tarıma dayanıyordu, yetiştirilen ve ticareti yapılan ürünler arasında arpa, mercimek, fasulye, incir, üzüm, susam ve keten bulunuyordu. Ticari faaliyet alanları Ahameniş ve Sasani imparatorluklarının bir ucundan diğer bir ucuna, genel olarak günümüz Hindistan sınırlarından Türkiye kıyılarına ve Levant bölgesi ile Mısır’a kadar uzanıyordu. Kral I. Darius döneminde, ticareti kolaylaştıran bir yol ağı inşa edilmiş ve deniz ticareti de gelişmişti. Ticareti daha da geliştirmek üzere Mısır’da (MÖ 500 civarı) Nil Nehrini Kızıldenize bağlayan bir kanal bile inşa etmişti (ancak bazı Yunan tarihçiler kanalın hiçbir zaman tamamlanmadığını iddia ediyorlar).
Farklı birçok uyruktan insanlar, adil ticaret uygulamaları, standart ağırlık ve ölçüleri kullanma ve soygunculara karşı koruma sağlayan tek bir hükümet yönetimi altında oldukları için birbirlerleriyle güvenle ticaret yapabiliyorlardı. Kral I. Darius ayrıca imparatorluk genelinde para birimini Darik şeklinde standartlaştırmıştı. Boyunduruk altına alınmış uluslar kendi paralarını basabiliyor ve kendi para birimlerini kullanabiliyorlardı, ancak Pers Dariği değeriyle uyumlu hadle olması gerekiyordu.
Spor ve Eğlence
Persler için atletik başarı özellikle önemliyd; okçuluk, boks, ekrim, binicilik, avcılık, polo, cirit atma, yüzme ve güreş gibi sporlarla ilgileniyorlardı. Soyluların erkek çocukları beş yaşından itibaren askeri hizmet için eğitiliyor ve bu sporların hepsinde başarılı olmaları için teşvik ediliyorlardı, her sınıftan kız ve erkek çocukların da eşit derecede katılmaları ve fiziksel olarak formda kalmaları bekleniyordu. Polo sporunun Persler’de ne zaman geliştiği belirsizdir, ancak MÖ 330 yılından önce bir dönemde olduğu söylenir; Pers Kralı III. Darius temsilcilerinin, kazandığı zaferinden sonra Büyük İskender’e bir polo sopası hediye ettikleri rivayet edilir.
Persler, boş zamanlarında, spor etkinliklerine katılmadıkları veya izlemedikleri anlarda, masa başı oyunları, ziyafetler (ki bu ziyafetlerde bol miktarda şarap içilirdi), müzik, pandomim, dans ve özellikle de hikâye anlatıcılığından zevk alırlardı. Pandomim, bir hikâyeyi dramatik bir şekilde sunmak üzere dans unsurlarını birleştirdiği için popüler bir eğlence biçimiydi. En popüler anlatılar, MS 10.yüzyıl sonlarında Ebul-Kasım Firdevsi’nin yazdığı Şahneme (Krallar Kitabı) veya ünlü anonim eser Bin Bir Gece Masalları (halk arasında Arap Geceleri olarak bilinir) gibi edebi eserler destansı kahramanları konu alırlardı. Bu eserlerin her ikisi de uzun, sözlü Pers hikâye anlatıcılığı geleneğine dayanır. Bin Bir Gece Masalları eseri, Sasaniler döneminde yazıya dökülen ancak çok daha eski bir sözlü tarihi yansıtan daha önceki dönem Bin Efsane (Hezar Efsan) adlı bir Pers eserine dayanır.
Kültürel Gelişmeler
Perslerin birçok icatları arasında tavla ve satranç gibi masa başı oyunları da vardır (ancak satrancın Pers kökenli olduğu konusu defalarca sorgulanmıştır). Ayrıca kartar (halk arasında tar olarak bilinir) ve modern dönem gitarın öncüsü olan sestar adlı müzik aletini icat etmiş ve pandomim sanatını geliştirmişlerdi. Pandomim sanatçıları dil engelinden endişe duymaksızın, egemenlik altına alınmış herhangi bir ulus diyarında hikâye anlatabiliyorlardı. Bir Pers pandomim sanatçısı Mısır’da olduğu kadar Baktriya’da da rahatlıkla gösteri yapabilirdi.
Ziyafet eğlencelerinin bir parçası olarak, Perslerin animasyon sanatını da icat ettikleri görülüyor; bunun kanıtı, adeta bir keçinin ağaçtan yaprak almak üzere zıpladığını gösterir nitelikte, hızla fincan çevirme sanatıdır. Evlerinde yemek yerken veya dinlenirken rahatlıkları için Pers/Acem halı üretimi yaratılmış ve yemekten sonra tatlı geleneği de bir Pers yeniliği olmuştur. Persler, yemek sırasında veya sonrasında soğuk içecek ve buz elde etmek üzere ilk buzdolabı niteliğinde bir yapı – yakhchal – geliştirmişlerdir; koruma ve saklama kabı olan yakhchal, buz üreten ve yiyecekleri soğuk tutan, yer altında depolama alanına sahip, şekli uzun, seramik, kubeli bir saklama alanı oluyordu.
Gıdayı tedarik eden ve ekonominin istikrarlı halde tutulmasını sağlayan ürünler, yeraltı sularını yer seviyesine çıkaran, aralıklarla dikey şaftlara sahip, eğimli bir toprak kanal olan qanat sistemiyle sulanırlardı. Qanat sistemi ayrıca saray ve özel evlere ait olup özenle düzenlenmiş arazileri süsleyen gösterişli bahçelerin sullanması işinde de kullanılırdı. Bu muhteşem bahçeler Farsça’da pairi-daeze olarak biliniyorlardı, İngilizce’ye alınan paradise “Cennet bahçesi” kelime ve kavramın kökeni de buradan gelir.
İmparatorluğun nuazzam genişliği ve önemli idari merkezleri olan farklı şehirler (Babil, Susa, Ekbatana, Persepolis) Kral I. Darius’un, hızlı iletişim ve kısa sürede ulaşım faaliyeti için zorunlu kıldığı yol sistemini kullanıyorlardı; bu faaliyet başka bir Pers icadına yol açmıştır: Posta Servisi. Pers posta sistemi, aslında tarih boyunca ve günümüze kadar diğer sistemlere model olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri posta servisi sloganı, Yunan tarihçi Herodot’un Pers habercileri tanımlamasından kaynaklanır.
Persler ayrıca sülfürik asidi bulmuş, kendi alfabelerini icat etmiş, parfümcülük sanatı ve hastane kavramını geliştirmişlerdi. Daha sonraki dönem Pers bilgini İbni Sina (MS yaklaşık 980-1037) Tıp Kanunu adlı eseriyle tıp sanatını geliştirmiş ve başka bir Pers bilgini, Gök Bilimci ve Matematikçi Harezmî (MS yaklaşık 780-850) cebir sanatı atası ve kurucusu olmuştur. Bazı yorumlara göre, Kral Büyük Kiros ayrıca imparatorluk genelinde başkalarının inancına hoşgörüyü zorunlu kılan Kiros Silindiri ile insan haklarına ilişkin ilk yazılı belgeyi de oluşturmuştur.
Pers Kralı Kiros’un başkalarını kabul etme ve kucaklamanın önemine olan inancı, farklı inançlara, gelenek ve değerlere saygı ve takdir üzerine kurulu bir kültürü beslemiştir. Tarihçi Hereodot, “Persler, diğer herkesten daha fazla yabancı gelenekleri benimserler” (I.135) diye belirtmiş ve bu gözlemi, Perslerin diğer kültürlerin en iyi yönlerini kendi kullanımlarına uyarlama ve geliştirmeleriyle doğrulanmıştır. Sasani Pers İmparatorluğunun, MS 651 yılında, Müslüman Arap güçleri tarafından istila edilip fethedilmesinden sonra, Pers kültürü diğer bölgelere ve daha sonra İpek Yolu gibi ticaret yolları aracılığıyla Batıya yayılmıştı. Aslında, Pers kültürü icat ve yenilikleri, eski çağlardan günümüze kadar dünyanın dört bir yanında insanların yaşam tarzlarını şekillendirmiş ve şekillendirmeye devam etmektedir.
