Hulefa-yı Raşidin

Syed Muhammad Khan
tarafından yazıldı, Batuhan Aksu tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Calligraphic Names of Rashidun Caliphs in Hagia Sophia (by Belt93, CC BY-NC-SA)
Hulefa-yı Raşidin'in Ayasofya'da Hat ile Yazılmış Adları Belt93 (CC BY-NC-SA)

İslami İmparatorluğun ilk dört halifesi – Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali – ana akım Sünni Müslümanlarca Raşidin (doğru yolda olan) halifeler (632-661) olarak anılır. Vazife müddetleri, Hazreti Muhammed'in 632'de vefatıyla başladı; Hz. Ebu Bekir, Peygamberin halefi olarak halife unvanını aldı, ancak bu peygamberliğin kendisinin devamı değildi (Müslümanlara göre peygamberlik Hz. Muhammed ile sona ermişti) ve 661 yılında Halife Ali'nin suikastıyla sona erdi.

Onların hükümranlıkları esnasında İslam orduları Arap Yarımadası'nı inançlarının bayrağı altında birleştirdi ve ardından Bizans İmparatorluğu'nun (330-1453) bazı kısımlarını ve Sasani İmparatorluğu'nun (224-651) tamamını fethetti. Bu hızlı ve kalıcı fetihler, bu Raşidin halifelerinin sonuncusu olan ve hükümdarlığının büyük bölümünü iç savaşla geçiren ve Şii Müslümanların Hz. Muhammed'in tek meşru varisi olarak kabul ettiği Hz. Ali'nin hükmü esnasında durduruldu. Hulefa-yı Raşidin yenilikçi bir idare sistemi getirdi ve mutlak otoriteyi elde edemeseler de, sistemleri 1924'ye dek sonraki idarecilerce sürdürüldü ve zamanın ihtiyaçlarına göre şekillendirildi.

Halife Ebu Bekir (h. 632-634)

Hz. Muhammed'in 632 yılında vefatı, takipçileri için trajik bir kayıptı; birçoğu onun gittiğini kabul etmeyi bile reddetti. Hz. Muhammed'in ilahi vahiy aldığını belirtmesi sebebiyle, takipçileri artık ilahi kuvvet tarafından yönlendirilmeyeceklerinden endişeleniyorlardı. Hz. Muhammed'in makamına bir varis tayin etmemiş olması ve kendi tabii varisi olmaması sebebiyle daha pratik meseleler de meydana çıktı. Hz. Muhammed'in ölümünden kısa bir süre sonra, birçok Arap kabilesi Hz. Muhammed ile olan anlaşmalarının şahsi karakterde olduğunu ve İslam'a karşı hiçbir mükellefiyet hissetmediklerini ilan etti (bu, Arapçada Ridde - dinden dönme - olarak adlandırılır). Daha da kötüsü, birçok başka insan da peygamber unvanını sahiplenmeye başlamıştı. Ancak Hz. Muhammed, hayatı boyunca takipçilerine Allah'ın son peygamberi olduğunu çok açık bir şekilde belirtmişti ve bu yüzden bu kişiler Müslümanların gözünde sahtekarlardı.

Hz. Ebu Bekir, Müslüman ümmetinin ekseriyetinin desteğiyle halife unvanını aldı; bu da "Peygamber'in Halefi" anlamına geliyordu.

Hz. Muhammed'in yakın sırdaşı ve ilk erkek Müslüman olan Hz. Ebu Bekir (573-634), bu hususiyetiyle Sıddık (güvenilir) lakabını almıştır. Müslüman ümmetinin ekseriyetinin (Sünni Müslümanların) desteğini alarak halife (Peygamberin halefi) unvanını almıştır. Ancak bu iddiası münakaşasız değildi; Şia-i Ali (Ali'nin partisi) adlı bir grup Müslüman, Ali'yi halifelik için tek meşru namzet olarak öne sürmüştü. Yine de Ebu Bekir'in otoritesi galip geldi.

Dinden dönenler ve sahte peygamberler, İslam'ın varlığına karşı yakın bir tehdit oluşturuyordu; bunların en mühimi ve en güçlüsü, Müslümanlarca "Baş Yalancı" olarak anılan Müseylime (ölümü Aralık 632) idi. Arap Yarımadası bir kere daha parçalanmıştı ve bu taraflar ortak bir hasma -Medine ve Mekke'ye- karşı birleşirlerse, İslami imparatorluk daha doğmadan yok olurdu.

Hz. Ebu Bekir, tabii bir lider olarak meziyetini gösterdi; bütün sağlıklı ve mümin erkekleri cihad (mukaddes savaş - bağlamsal açıdan) için silaha çağırdı. Düşmanlarının sayıca üstünlüğüne rağmen, birlik içinde olmadıklarını biliyordu ve bu fırsatı sonuna dek kullandı. Müslüman ordusunu birden fazla birliğe böldü ve her birini Arap Yarımadası'nın muayyen bir kısmını ele geçirmek için gönderdi - bu savaşlar Ridde Savaşları (632-633) olarak bilindi. Bu savaşların en dikkat çekici generali, sayıca çok az olmalarına rağmen Müseylime'nin kuvvetlerini Yemame Muharebesi'nde (Aralık 632) yenen Halid bin Velid idi (585-642). Müseylime de bu muharebede öldürüldü.

Calligraphy of Abu Bakr
Ebu Bekir (ra) Yazılı Kaligrafi Petermaleh (CC BY-SA)

Ridde Savaşları'nın sonunda, Arap Yarımadası'nın tamamı İslam bayrağı altında birleşmişti ve bu sebeple Ebu Bekir, tarihçi John Joseph Saunders'a göre "İslam'ın ikinci banisi" olarak anılır. Arapların intikam alma prensibiyle yaşadığını ve zorla boyun eğdirilen kabilelerin intikam almak isteyeceğini bilen Ebu Bekir, onların enerjilerini başka yerlere yönlendirmeye karar verdi. Nereye gideceğini tam olarak biliyordu: sırasıyla Bizans ve Sasani hakimiyeti altındaki komşu Suriye ve Irak toprakları. Bu iki imparatorluk da süregelen savaşlarla kendilerini tamamen tüketmişti, bu yüzden şimdi harekete geçmek için mükemmel bir zamandı – Hz. Ebu Bekir talihliydi (kendisi bunu bizzat bilemese de).

Hakimiyetini genişletmek için bu iki eyalete ordular gönderdi; bu eyaletlerde yaşayan Arap kabileleri (iki süper güç arasındaki bitmek bilmeyen savaşları finanse etmek için yüksek vergi nispetlerinden dolayı idarecilerin kızgın olan kabileler) üzerinde hakimiyet kurmayı hedefliyordu. Tarihçi J. J. Saunders, A History of Medieval Islam adlı eserinde Hz. Ebu Bekir'in birliklerine nasıl talimat verdiğini şöyle aktarıyor:

Ona cevap veren hevesli gönüllülere yaptığı konuşmada (eğer doğruysa), kadınlara, çocuklara ve yaşlılara zarar vermemelerini, yağmalama ve ekinlerin, meyve ağaçlarının, sürülerin ve hayvanların tahrip edilmesinden kaçınmalarını ve hücrelerinde bulunan Hristiyan keşişleri ve münzevileri rahat bırakmalarını söyledi. (43-44)

Halid Irak'a gönderildi ve orada çok muvaffak oldu, ancak esir aldığı askerleri oldukça şiddetle öldürüyordu. Bu arada Suriye'deki seferler de meyve veriyordu. Bizans İmparatoru Heraklius (610-641), bu taarruzların yalnızca birer baskın olmadığını fark etti ve tesirli bir karşı hücum için hazırlık yaptı (ki hasta olduğu için kardeşi Theodore kumandasındaydı). Bunu sezen Ebu Bekir, Halid'e Irak'tan ayrılıp Suriye'ye gitmesini emretti.

Khalid ibn al-Walid's Invasion of Iraq
Halid bin Velid'in Irak'a Akını Mohammad Adil (GNU FDL)

Halid daha sonra askeri dehasını gösterdi; en iyi adamlarını seçti ve bazı develere zorla bol miktarda su içirdi. Ardından çorak, engin ve susuz çölü aşarak Suriye'ye kadar yolculuk yaptı; yolculuk boyunca adamlarının susuzluğunu gidermek için her gün bir deve kesti. Suriye'ye girdiğinde Bizans topraklarına baskınlar tertiplemeye başladı ve ardından Ecnadeyn Muharebesi'nde (634) Bizanslıları yenmek için müşterek bir Müslüman kuvveti kullandı; bu da bölgedeki mevkilerini daha da tahkim etti. Lakin Ebu Bekir bu zaferlerin tadını çıkaracak kadar uzun yaşamadı, kısa süre sonra tabii sebeplerle vefat etti.

Halife Ömer (h. 634-644)

Hz. Ebu Bekir birçok müessir adamın desteğini almıştı; bunlardan biri de Hz. Muhammed'in kıdemli sahabelerinden, ateşli mizacı ve adalete olan sarsılmaz bağlılığıyla bilinen Ömer bin Hattab'dı (584-644). Halife Ebu Bekir onu halefi olarak tercih etmişti ve ölümünden sonra Hz. Ömer'in halife olması tabii idi; unvanının sonuna "müminlerin emiri" ifadesini ilave etti.

Ömer, Ebu Bekir'in seferlerini sürdürdü ve 636 yılı Halifelik için iki büyük zafer getirdi. Sa'd ibn Ebu Vakkas (595-674) kumandasında Müslüman ordusu, Kadisiye Savaşı'nda büyük bir Sasani karşı hücumunu püskürttü; bu savaşın hemen ardından Irak'ın tamamı Müslüman kontrolüne geçti (Sasani İmparatorluğu'nun geri kalanı daha sonra fethedildi). Halid bin Velid'in kuvvetleri Yermük Savaşı'nda Bizanslıları ezdi – teknik olarak ordu, Ebu Ubeyde (583-639) adlı kıdemli bir adamın kumandasındayd ama Halid'in ustalığı günü kurtarmıştı; Levant artık Raşidin kontrolü altındaydı.

Khalid ibn a-Walid's Invasion of Syria
Halid bin Velid'in Suriye Akını Mohammad adil (GNU FDL)

Kudüs şehri, 638'de Hz. Ömer'e (iç işleri idare etmek için Levant ve Suriye'ye gitmek mecburiyetinde kalmıştı) barışçı ve kansızca teslim edildi. Hz. Ömer ayrıca, Halid'i en büyük zaferinin ertesi günü generallik vazifesinden aldı ve bu hareket çokça münakaşa edildi. Bazıları Ömer'in Halid ile şahsi meseleleri olduğunu söylerken, diğerleri Halid'in aşırı sert olduğunu (ona karşı birçok tartışma vardı) ve Ömer'in adalet anlayışında esnemeyen bir tutum sergileyerek mutabakata hazır olmadığını müdafaa eder. Eğer ikincisi sebepse, Hz. Ömer, harp sahasındaki son zaferleri sebebiyle (normal şartlarda tabiatıyla yapacağı gibi) bu sert generali cezalandırmada tereddüt etmiş olabilir. Mamafih Hz. Ömer'in potansiyel varisi olarak Ebu Ubeyde'yi tercih ettiği açıktı, ancak Ebu Ubeyde, Suriye ve Levant'ı kasıp kavuran veba salgını yüzünden 639'da ölmüştü.

Hz. Ömer, on yıllık hükümranlığı boyunca imparatorluğunu sıkı bir şekilde kontrol altında tuttu. Bugün bile belki de Halife-i Raşidin'in en meşhuru olarak hatırlanmaktadır ve tarihçi J. J. Sauders onu "Arap imparatorluğunun gerçek kurucusu" olarak telakki eder. Asker ve emekli maaşlarını ödemekten mesul olan iptidai bir bürokrasi olan divanı kurmuştu. Ömer ayrıca, Mısır'da Fustat; Irak'ta Kufe ve Basra gibi garnizon şehirlerinde silahlı kuvvetleri nüfusun geri kalanından ayrı tutarak, yeni fethedilen mahalli halkı ordularının yağmalamasından korudu. Arapların daha önce hiç karşılaşmadığı polis, mahkeme ve parlamento gibi birçok ıslahat ve müesseseyi hayata geçirdi; hatta Hicretle (HS 0 /"Hicret Sonrası" Sıfır) başlayan İslami takvimi bile getirdi.

Rashidun-era Islamic Coin
Raşidin Devri İslami Para CNG Coins (GNU FDL)

Lakin sahip olduğu bütün vasıflar arasında, ona Faruk (doğru ile yanlışı ayıran) unvanını kazandıran dindarlığı ve adalet sevgisi kadar övülen başka bir hususiyeti yoktur. Onunla sıkça münasebetlendirilen bir hikayeye göre, oğullarından biri zina ile suçlanmıştı; şahit, onunla zina yaptığını iddia eden bir kadındı. Ömer, kendi oğlunun kırbaçlanmasını emretti, ancak zavallı çocuk buna dayanamadı ve öldü. Daha sonra suçlamanın yanlış olduğu ispatlandı, Ömer kederden yıkıldı ama sevgili oğlunun intikamını almadı.

Ebu Ubeyde'nin ölümünden sonra, Hz. Ömer 639'da Muaviye'yi (602-680) Suriye'nin yeni valisi olarak tayin etti; Muaviye ise 661'de kendi kabilesi olan Emevileri halifeliğe yükseltecekti. Hazreti Ömer, Perslerin mağlubiyetinden dolayı aşağılanmış hisseden Lu'lu adlı bir Pers köle tarafından 634 yılında intikam gayesiyle suikaste uğramıştı.

Halife Osman (h. 644-656)

Hz. Ömer, son nefeslerinde halefini seçmek üzere altı azadan oluşan bir komite (şura) tayin etmiş; azalar opsiyonları ikiye indirmişti: Osman bin Affan (579-656) ve Ali bin Ebu Talib (601-661). Sonunda Osman onun halefi olarak seçildi. Zengin Emevi aşiretinden olan Halife Osman, Hz. Muhammed'in yakın arkadaşıydı (Peygamber'in iki kızıyla evlenmişti) ve hayırseverliği sayesinde "cömert" anlamında Gani unvanıyla da tebcil edilmişti.

Hz. Osman, kendi akrabalarını (Emevi kabilesinden olanları) önemli vazifelere getirmekle suçlandı ve ayrıca küfürle de itham edildi.

Hz. Osman'ın vazife müddeti askeri zaferlerden mahrum değildi: Mısır'ın tamamı birleştirildi, Pers topraklarına ilave bölgeler zaptedildi ve Bizans'ın kaybedilen toprakları geri alma teşebbüsleri, ironik bir şekilde, eski efendilerince ağır baskı altında kaldıkları için İslam idaresi altında olmayı tercih eden mahalli halkın (ekseriyetle Monofizitler) yardımıyla püskürtüldü.

Bütün muvaffakiyetlerine rağmen, Osman, selefleri kadar halk arasında popüler değildi. Devamlı savaşın maliyeti Arapları bunaltırken, fiyatlar yükseliyor ve (Ömer tarafından kontrol altında tutulan) diğer sosyo-ekonomik sorunlar ortaya çıkıyordu ve bu vaziyet kamuyu öfkelendiriyordu. Dahası, Hz. Osman, kendi akrabalarını (Emevi kabilesinden) mühim vazifelere getirmekle suçlandı ve ayrıca küfürle de itham edildi (ölümünden sonra yanlış olduğu ispatlanan bir suçlama). Popülaritesinin azalması ve Müslüman kanı dökmek istemediği bahanesiyle (kolayca yapabileceği halde) kendisine karşı isyan etmeye başlayanları ezmek için askeri güç kullanmayı reddetmesi, nihayetinde ölümüne yol açtı.

Map of the First Fitna
Birinci Fitne'nin Haritası Al Ameer son (CC BY-SA)

Halife, 656'da, Mısır'ın garnizon şehri Fustat'tan gelen isyancı askerlerce kendi evinde katledildi. Saldırganlar ona hücum ettiğinde Kur'an okuyordu. Karısı Naile onu kurtarmaya çalıştı ama başaramadı (katilin kılıcını çıplak elleriyle savuşturmaya çalışırken parmakları kesildi). Hz. Osman siyaseten zayıf, ama dürüst ve nazik bir adamdı. Kuzeni Muaviye ona Suriye'de tam koruma teklif etmiş, ancak Hz. Osman, Peygamberinin yürüdüğü ve yaşadığı Medine şehrini terk etmeyi reddetmişti.

Halife Ali (h. 656-661)

O zamana kadar büyüklerinin gölgesinde kalan (devlet işlerinde onlara danışmanlık yapan) Halife Ali, sonunda halife oldu, ancak Müslümanların birliği Hz. Osman ile beraber sona ermişti. Artık Emevi klanının başı olan Muaviye intikam arzusundaydı, ancak Hz. Ali, artan huzursuzluk ve istikrarsızlık yüzünden (ilkin nizamı tesis etmek istiyordu) ölen selefi için adalet sağlayamadı. Adaletten daha azıyla iktifa etmeyen Muaviye, diğer birçok önde gelen Müslümanla birlikte açık isyan ilan etti; böylece İslami imparatorluğun ilk iç savaşı - Birinci Fitne (656-661) - başladı.

656 yılında Hz. Ali, Basra'da (Irak'ta) Hazreti Muhammed'in en küçük eşi Hz. Ayşe'nin liderliğindeki bir orduyla karşı karşıya geldi. Sonradan "Camel Muharebesi" olarak adlandırılan bu harpte zafer kazanmış olmasına ve o vaziyette yapabileceği başka bir şey olmamasına rağmen, Müslüman kanı dökmekle suçlanarak itibarı büyük ölçüde zedelendi; halbuki Hz. Osman bunu yapmayı reddetmişti.

Map of the Islamic Conquests in the 7th-9th Centuries
7.-9. Asırlarda İslam Fetihleri Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Daha sonra Suriye'ye yürüdü ve ertesi yıl Siffin Savaşı'nda Muaviye ile karşı karşıya geldi. Muharebe berabere neticelendi; Muaviye, Hz. Ali'nin otoritesine karşı gelmeye devam etti – Suriye, Levant ve Mısır'ın tam desteğine sahipti. Hz. Ali ayrıca, başşehri Medine'den günümüz Irak'ında bir garnizon şehri olan Kufe'ye taşıma gibi münakaşalı bir hamle yaptı. Ali bir hükümdar olarak başarısız oluyordu; imparatorluğun genişlemesi durmuştu ve Müslümanlar artık birbirleriyle kavga halindeydi. Şii İslam ideolojisindeki mevkii sebebiyle ölümü sonrası eşsiz bir nam kazanacak olsa da, bu noktada tebaası arasında itibarı en düşük seviyedeydi ve birçoğu onu terk etmeye başlamıştı.

Hz. Ali hala Kufe'den hüküm sürerken, Muaviye Kudüs'te kendisini halife ilan etti. İslami İmparatorluk aynı anda iki halifeye sahipti. Bu vaziyet, Ali'nin Hariciler adlı aşırılıkçı bir grup tarafından katliyle değişti. Hariciler başta onun müttefikleriydi, ancak Muaviye ile mutabakata varma kararı onları öfkelendirdi. Hz. Ali, Haricilerin ihanetini tam askeri kuvvetle hücum ederek cezalandırdı ve şimdi bu aşırılıkçı grup intikam peşindeydi. 661'de halifeyi cemaatle namaz kılarken suikaste uğrattılar. Hükümdar olarak çok fazla başarı elde edememiş olsa da, hem Sünni hem de Şii Müslümanlar, Hz. Ali'nin iyi bir insan ve kalben hakiki bir Müslüman olduğu hususunda hemfikirdir. Vazife müddeti boyunca kendisine çok pahalıya mal olan yargı hataları yapmış olsa da, bugüne kadar tabii dindarlığı, atasözlerle dolu irfanı ve harp meydanındaki cesaretiyle saygı görmektedir ve "Allah'ın aslanı" anlamındaki Esedullah lakabını kazanmıştır.

Sonrası

Hariciler de Muaviye'yi öldürmeye çalışmışlardı, ancak o sadece hafif bir yarayla kurtuldu ve ardından Emevi Hanedanlığı'nı (661-750) kurdu. Hulefa-yı Raşidin devrindeki imparatorluğun istikrarsızlığı tersine çevrildi; Emeviler sert bir idare sergiledi: ayaklanmalar acımasız bir güçle bastırıldı ve isyankar eyaletler, merhametsiz ama sadık valilerce kontrol altında tutuldu. Emeviler ayrıca Araplara hanedanlık idaresi sistemini tanıttı ve imparatorluk en geniş sınırlarına onların zamanında ulaştı.

Siyasi ve askeri başarılarında haleflerinin gölgesinde kalsalar da, Hulefa-yı Raşidin dindarlıkları sebebiyle günümüz Müslümanlarınca hala halifelerin en iyisi olarak şereflendirilir. Sistemleri istikrarsız olsa da, vefatlarından sonra asırlarca sürecek olan İslami halifeliklerin temellerini atmışlardı.

Çevirmen Hakkında

Batuhan Aksu
Batuhan, Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü'nde doktora öğrencisidir. Üniversiteye katılmadan önce Boğaziçi Üniversitesi (MA-BA) ve Manchester Üniversitesi'nden (ER+) dereceler almıştır. İlgi alanları arasında seyahat çalışmaları ve entelektüel tarih bulunmaktadır.

Yazar Hakkında

Syed Muhammad Khan
Muhammad tarih meraklısı, serbest yazar ve biyologdur. Encyclopedia'nın İslam Tarihi bölümüne 2019'dan beri aktif olarak katkı sağlamaktadır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Khan, S. M. (2026, Şubat 25). Hulefa-yı Raşidin. (B. Aksu, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18572/hulefa-yi-rasidin/

Chicago Formatı

Khan, Syed Muhammad. "Hulefa-yı Raşidin." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, Şubat 25, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18572/hulefa-yi-rasidin/.

MLA Formatı

Khan, Syed Muhammad. "Hulefa-yı Raşidin." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, 25 Şub 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18572/hulefa-yi-rasidin/.

Reklamları Kaldır