Jeanne d’Arc (Jan Dark, yaklaşık 1412–1431), Tanrı’dan görüler aldığını iddia eden Orta Çağ’da yaşamış bir köylüydü. Yüzyıl Savaşları’nın seyrini değiştirerek Fransa’nın zafer kazanmasında önemli rol oynamıştır. İlahi vahiy aldığı yönündeki iddiasından vazgeçmemesi sonucunda şehit edilmesiyle ün kazanan Jeanne d'Arc, daha sonra azize ilan edilmiştir.
Fransa'nın Domremy köyünde bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak doğan Jeanne d'Arc, 13 yaşınday babasının bahçesindeyken bir vahiy almış; Fransızları İngilizlere karşı zafere ulaştırması ve Veliaht Prens Charles'ın (Fransa’lı VII. Charles, hük. 1422-1461) geleneksel taç giyme yeri Reims’te taç giymesini sağlaması gerektiğine inanmıştır.
Jeanne, 1429 yılında Orléans Kuşatması’nı kaldırmayı başardı ve aynı yıl Temmuz ayında Charles, Loire Seferi’nin ardından Reims’te taç giydi. 1430 yılında, İngilizlerin müttefiki Burgonyalılar tarafından yakalanan Jeanne, İngilizlere satıldı. İngilizler, Tanrı’ya hizmet ettiğini iddia eden bir kadını yargılayamazlardı ancak onun doğru söylüyor olabileceği ihtimali de kabul edilemezdi, zira bu durum Tanrı’nın Fransızların tarafında olduğu anlamına gelirdi. Sonunda onu tekrar sapkınlıkla suçlayarak Mayıs 1431’de kazığa bağlayıp yaktılar.
Jeanne d’Arc’ın yargılaması 1452 gibi erken bir tarihte yeniden incelendi, geçersiz olduğu sonucuna varıldı ve 1456 yılında aklanarak şehit ilan edildi. Daha sonra azizelik mertebesine yükseltilmiş ve günümüzde Fransa’nın koruyucu azizelerinden biri olarak kabul edilmiştir.
Yüzyıl Savaşları
Yüzyıl Savaşları (1337-1453), Fransa ile İngiltere arasında, Fransız tahtının meşru varisi hususunda yaşanan bir çatışmaydı. Fatih William, 1066 yılında Normanların İngiltere istilasına öncülük etmiş, 1066-1087 yılları arasında İngiltere’de hüküm sürmüş ve Fransız bir monarşi kurmuştur. İngiltere'nin sonraki kralları, hala Fransa'da topraklara ve çıkarlar sahipti ve zaman zaman Fransız kralının politikalarını veya isteklerini hiçe sayarak haklarını dile getiren bazı girişimlerde bulunuyorlardı. Bu nedenle, Fransa’daki monarşi İngiltere’nin ülkedeki gücünü kırmak isterken, İngilizler ise sahip oldukları gücü artırmaya çalışmıştır.
1328 yılında IV. Charles (hük. 1322-1328), geride erkek bir varis bırakmadan öldü. Charles’ın kız kardeşi Fransa’lı Isabella, oğlu İngiltere Kralı III. Edward için Fransız tahtında hak iddia etti ancak bu talep, kadınların böyle bir hak talebinde bulunmasına izin verilmediği gerekçesiyle reddedildi. Taht, Charles’ın kuzeni VI. Philip’e (hük. 1328-1350) geçti ve bu iki hükümdar -Edward ve Philip- arasındaki düşmanlık nihayetinde 1337’de savaşın başlamasına yol açtı.
Bu savaş kesintisiz tek bir çatışma olmayıp, çoğunlukla Fransız topraklarında gerçekleşen düşmanlıklar, ateşkesler ve ardından yeniden çatışmalar şeklinde devam eden bir dizi askeri seferden oluşuyordu. Günümüz akademisyenleri, daha kolay incelenebilmesi için üç döneme ayırmışlardır. Jeanne d’Arc, savaşın son dönemi olan ve adını İngiliz hanedanı Lancaster Hanedanı’ndan alan Lancaster Savaşı (1415-1453) döneminde ortaya çıkmıştır.
Lancaster Savaşı, İngiltere Kralı V. Henry’nin (hük. 1413-1422) sayıca üstün olan Fransız ordusunu Agincourt Muharebesi’nde çarpıcı bir zaferle yenmesiyle başlamıştır. Yüzyıl Savaşları boyunca İngiliz zaferleri Fransızları büyük ölçüde geride bırakmıştı ve savaşın bu son aşamasında, Agincourt’un ardından bu üstünlüğün devam edeceği düşünülmekteydi. V. Henry, 1420 tarihli Troyes Antlaşması uyarınca, dönemin Fransız kralı VI. Charles’ın (hük. 1380-1422) kızı Catherine of Valois ile evlendi ve böylece Fransız tahtı üzerinde hak iddia etme imkanına sahip oldu. Her hâlükârda VI. Charles’ın erkek varisi Veliaht Charles, tahta ilişkin hakkını sürdürmüş ve bu iddiası için destek toplayabilmiştir.
İngiliz zaferleri sürerken, Charles’ın destekçileri hem İngilizleri Fransa’dan çıkarmaya hem de ona Reims’te -ki o zamanlar şehir İngilizlerin Burgonyalı müttefiklerinin elindeydi- taç giydirerek hükümdarlığını meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Veliaht Charles, yalnızca Chinon şehri ve çevresinde sınırlı bir güç sahibiydi ve azalan kuvvetleri savaş meydanında her seferinde yenilgiye uğramıştı. İşte bu dönemde Jeanne d’Arc ortaya çıkmış ve Charles’ın ve Fransa’nın kaderini tersine çevirmiştir.
Erken Dönem Hayatı ve Görüleri
Jeanne, Isabelle Romee (1377-1458) ve Jacques d’Arc (1380-1440) çiftinin kızı olarak, Domremy köyünde dünyaya geldi. Jacques (bazı kaynaklarda Jacquemin) ve Jean adlarında iki ağabeyi ve Pierre ve Catherine adlarında erkek ve kız kardeşi vardı. Baba Jacques d’Arc bir çiftçiydi ve çocuklarının tamamı bu mesleği öğrenerek yetiştirilmişti.
Jeanne d’Arc, hayatı hakkında ana kaynağı oluşturan kayıtların bulunduğu sonraki duruşmada, 1425 yılında on üç yaşındayken Tanrıdan bir işaret aldığını iddia etti. Buna göre Azize Catherine, Aziz Michael ve Azize Margaret babasının bahçesinde ona görünmüş ve kendisine, İngilizleri Fransa’dan sürüp, veliaht prensin Reims’te taç giymesini sağlaması yönünde talimat vermişlerdir.
Jeanne, Tanrı’dan aldığı bu görünün sahici oluşundan hiç şüphe etmemiş gibi görünse de görevine başlaması üç yıl sürecekti. Ailesinin onu alıkoyması ya da nasıl ilerlemesi gerektiğini bilmiyor oluşu buna sebep olarak gösterilebilir. Ancak Jeanne’ın 1425-28 yılları arasındaki yaşamına dair hiçbir kayıt bulunmadığından bunlar birer spekülasyondur.
1428 yılında, yakınlardaki Vaucouleurs kasabasının garnizon komutanı olan Robert de Baudricourt’un (yaklaşık 1400–1454) huzuruna çıkarak kendisini veliaht prense götürmesini talep etti. De Baudricourt, onun bu isteğini birden çok kez alaya almasına rağmen Jeanne onu görevinin ciddiyetine ikna etmeyi başardı.
Rivayetlerin birine göre, Jeanne 1429 yılının başlarında tekrar garnizon komutanının ofisine döndü ve ona Orléans Kuşatması ile ilgili bir Fransız yenilgisini, henüz kimsenin haberdar olamayacağı bir zamanda bildirdi ve böylece ilahi güçlerini kanıtlamış oldu. Bir başka rivayete göre Jeanne, Tanrı’nın kendisini Fransa’yı kurtarması için gönderdiğine inanmayan garnizon komutanını, halk önünde yüksek sesle azarlayarak utandırdı. Hangi rivayet doğru olursa olsun, Robert de Baudricourt ve birkaç adamı, Jeanne’a veliaht prensle görüşmesi için Chinon’a kadar eşlik ettiler.
Veliaht Prens ile Buluşma ve Orléans
VII. Charles, Jeanne’nin ziyaretinden haberdar edilmişti ve onu sınamak amacıyla kendisini saray mensuplarından biri gibi giydirdi; içlerinden birini ise veliaht prens kılığına soktu. Eğer Jeanne gerçekten Tanrı tarafından gönderildiyse, gerçek veliahtı tanıyacaktı. Jeanne meclis salonuna girdiğinde doğrudan Charles’ın yanına giderek ona “Veliaht Prens” diye hitap etti; Charles itiraz edip onu daha fazla kandırmaya çalışsa da kararlılığını korudu. Daha sonra aralarında geçen özel bir görüşmede ise Jeanne'ın, Charles'ın yalnızca dua ederken Tanrı'ya söylediği şeyleri bilerek onu kendi meşruiyetine ikna ettiği rivayet edilir.
Yine de Veliaht Prens, Jeanne’ın kendisini büyüyle etki altına almaya çalışan bir cadı olmadığından emin olmak zorundaydı ve bu nedenle onu Poitiers’de bir din adamları heyetine, inanç bütünlüğü ve iffet açısından incelettirdi. Jeanne ortodoks (doğru inanca sahip) Hristiyan olarak ilan edildi ve Orléans’daki sorunlara çözüm olarak kendini yeniden veliaht prensin huzuruna sundu.
Fransa’da yıllardır, zırhlar içinde bir genç kızın Lorraine bölgesinden çıkıp ülkeyi kurtaracağına dair kehanetler dolaşıyordu. Jeanne ise, orduyla birlikte tam bir savaş zırhı içinde Orléans’a doğru yola çıkarak bu kehaneti gerçekleştirmiş oldu. Şimdiye kadar savaşla hiçbir ilgisi olmamış ve tek bir askeri çatışmaya bile katılmamış olmasına rağmen, kehanet onunla öylesine özdeşleşti ki şehirde bir kahraman gibi karşılandı. İngilizler kuşatmayı, şehirde gerektiğinde çabucak kapatılabilecek boşluklar bırakacak şekilde gerçekleştirmişti. Jeanne ve birlikleri, Orléans'ın birkaç mil doğusundaki Loire Nehri üzerindeki bu açıklıkların birinden şehre girmeyi başardılar.
Bu noktada Orléans Kuşatması beş aydır sürmekteydi ve Fransızlar kuşatmayı kaldırmanın hiçbir yolunu bulamamışlardı. Akademisyenler, 1429 yılının Mayıs ayında daha önce denenmemiş yeni taktiklerin kullanıldığını ve şehri savunanların yeni olasılıklara açık olduğunu gerekçe göstererek, Jeanne d’Arc'ın kuşatmanın kaldırılmasındaki önemini tartışmaya devam etmektedir. Bu gerekçeye göre, Jeanne d'Arc'ın Orléans'daki varlığı, efsanelerin iddia ettiği kadar büyük bir etkiye sahip olmamış olabilir.
Ancak bu gerekçe yanıltıcıdır; zira Jeanne’ın, adeta bir kehanetin gerçekleşmesi gibi görünen Orléans'a varışının, taktik değişikliğine ve zaferin mümkün olduğuna dair aniden oluşan inanca ilham verdiği de öne sürülebilir ve nitekim geçmişte de öne sürülmüştür. Orléans, çatışmanın her iki tarafı için de taktiksel ve sembolik öneme sahip bir şehirdi. Eğer şehir düşerse, Fransızlar büyük ihtimalle savaşı kaybedeceklerdi.
Jeanne, Orléans halkını bizzat selamlayarak ve her gün aralarına karışarak onları cesaretlendirip ilham vererek, yiyecek ve malzeme dağıtarak kahraman rolünü hemen benimsedi. Şehrin savunmasından sorumlu olanlar, onu sürekli savaş meclislerinden uzak tutmaya çalıştı ancak o yılmadı, toplantılara katılamasa bile en azından dinleyebilirdi.
Jeanne defalarca kez, İngiliz hatlarının kilit noktalarına doğrudan saldırı çağrısında bulundu ancak çoğunlukla dikkate alınmadı. Buna rağmen sabırla önerilerde bulunmaya devam etti; halkın arasına girerek onları cesaretlendirdi ve morallerini yükseltti. Toparladığı birliklerle, İngilizlerin St. Loup’taki mevzisine yönelik başarıyla sonuçlanan bir saldırıya öncülük etti. Ertesi gün ise, onun ilhamıyla harekete geçen halk milislerini arkasına aldı ve başka bir çatışmaya katıldı, bu da kuşatmanın daha da zayıflamasına yol açtı. Jeanne bu çatışmalar sırasında göğsünden yaralandı ancak yine de direncini kaybetmedi; sancağını taşımaya devam ederek diğerlerine savaşma azmi aşıladı. Orléans Kuşatması, Jeanne’ın şehre varışından dokuz gün sonra kaldırıldı.
Diğer Çatışmalar ve Esaret
Jeanne, VII. Charles’ın Reims’te taç giymesini sağlayacak bir sefer başlatmak üzere hemen işe koyuldu ancak muhalefet ve sürekli itirazlarla karşılaştı. Reims, İngilizlerin kontrolündeki bölgenin tam kalbinde, müttefikleri Burgonyalıların elindeydi. Jeanne’ın, sadece Tanrı’nın lütfu ve kudretiyle korunarak yürüyüp şehri almayı öngören planı, Fransız komutanlara "naïve" (naif, safça) ve imkânsız bir öneri gibi görünmüştü. O dönemin hâkim anlayışına göre, kadınlara Tanrı tarafından belirli görevler verilmişti, erkeklerin ise çok daha önemli sorumlulukları vardı; bu nedenle kadınların, erkeklere ait konularda verdiği öğütler dikkate alınmazdı. Jeanne yalnızca bir kadın değil, aynı zamanda askeri tecrübesi ya da liderlik konusunda herhangi bir profesyonel eğitimi olmayan genç bir kızdı.
Buna rağmen, Orléans’taki zaferi sayesinde 1429’daki Loire Seferi’ne ülkenin dört bir yanından gönüllülerin katılmasını sağladı ve böylece komutanları önerisine ikna etmeyi başardı. Bu girişim Jeanne’ın ilhamıyla -her birinde doğrudan komuta etmese bile- Jargeau’dan Meung ve Beaugency’ye kadar uzanan Fransız zaferleriyle sonuçlandı ve Haziran ayında Patay’da kazanılan zaferle doruğa ulaştı. Loire Seferi, Reims’e doğru ilerlerken bölgeyi istikrarlı bir şekilde temizledi. Fransızlar öylesine başarılıydı ki, Reims’teki Burgonyalılar şehri direniş göstermeden teslip edip kapılarını açtılar. Böylece, VII. Charles, 1429 yılında geleneklere uygun olarak ve Jeanne d’Arc’ın yanında, Rheims Katedrali’nde Fransa Kralı olarak taç giydi.
Orta Çağ Yazarı Fransız Christine de Pizan (1364-1430) Orléans’ın kurtuluşunu kutlamak amacıyla “Tale of Joan of Arc” (Jeanne d’Arc’ın Hikâyesi) eserini yazmıştır (bu eser Jeanne’ın onuruna yazılmış ilk edebi eser olup onun yaşadığı dönemde kaleme alınan tek eserdir) ve kralın taç giymesinden büyük bir sevinç duymuş olmalıdır. O döneme ait kayıtlar, her yerde Fransızların arasında coşkulu bir hava olduğunu göstermektedir. Nihayet işler tersine dönmüş gibi görünüyordu ve yaklaşık bir asırdır süren, bitmek bilmeyen savaşta Fransa’nın galip gelme şansı doğmuştu. Ancak Fransızların umutları, 1430 yılında Jeanne’nin Burgonyalılar tarafından yakalanıp düşmanları İngilizlere satılmasıyla sarsıldı.
Yargılama ve İnfaz
Jeanne, İngilizlerin kontrolündeki Rouen şehrinde tutuldu ve burada sapkınlık davası görüldü. Aslında kadınlar tarafından gözetilip korunacağı bir kilise hapishanesinde tutulması gerekirken, dünyevi bir hapishanede kalmaya mahkûm edildi ve burada erkek gardiyanlarca taciz ve tehditlere maruz bırakıldı. Duruşma, başından itibaren bir komediydi ve birçok din adamı, İngiliz yetkililer tarafından hayatları tehdit edilene kadar bu duruşmaya katılmayı reddetti. Ancak nihayet katılmayı kabul edenler, bundan hiç de memnun değillerdi.
Eğer Jeanne doğruyu söylüyorsa, İngilizlerin savaşı sürdürmesi Tanrı nezdinde yanlıştı ve İngiliz din adamları da bunu destekleyerek hatalı davranmıştı. Jeanne’ın suçlu bulunması gerekiyordu, ancak Tanrı’nın onun zaferlerine yön verdiğine dair kanıtlar yadsınamazdı. Zira liderlik ya da askeri konularda hiçbir deneyimi olmamasına rağmen Jeanne, katıldığı her çatışmayı kazanarak olağanüstü bir stratejist olduğunu kanıtlamıştı. Yargıçlar, onun inanç bütünlüğü ve iffet açısından incelendiğini ve iyi bir Hristiyan ve bakire olarak değerlendirildiğini biliyorlardı. Mahkemenin onu mahkûm edebilmesi için, görüleri hakkında yalan söylediğini ve sapkınlıktan suçlu olduğunu itiraf etmesi için kandırması gerekiyordu.
Jeanne, bir askerî hapishanede tutuldu, hücresinde bile zincirlenmişti, gardiyanları tarafından kötü muamele gördü ve ardından dönemin en yetkin hukukçuları tarafından sorgulanmak üzere hücresinden çıkarıldı. Yargılama tutanaklarına göre Jeanne, özellikle yargıçlar ona “Tanrı’nın inayetine mazhar olduğunu hissediyor musun?” sorusunu yönelttikleri anda, kendini ustaca savundu. Kilise, bir kimsenin Tanrı’nın inayetine mazhar olup olmadığını bilemeyeceğini savunduğundan, Jeanne bu soruya “evet” cevabını verseydi sapkın ilan edilecekti; “hayır” cevabını verseydi ise Tanrı’nın inayetinden yoksun olduğunu itiraf etmiş olacak ve böylece iddia ettiği ilahi görüleri geçersiz sayılacaktı. Jeanne, bu tuzağı ustalıkla aşarak yalnızca şöyle yanıt verdi: “Eğer Tanrı’nın inayetine mazhar değilsem, Tanrı beni o hâlde getirsin, eğer Tanrı’nın inayetine mazhar isem, Tanrı beni o hâlde tutsun.”
Yakılarak ölüm ile tehdit edilen Jeanne, Fransa’yı kurtarması için Tanrı tarafından yönlendirildiği iddiasından vazgeçti. Ancak daha sonra görüleri ona geri döndü ve hayatını kurtarmak uğruna gerçeği inkâr ettiği için kendisini kınadılar. Jeanne, önceki inkârını geri çekti ve kilise hukuku uyarınca sapkın ilan edilerek ölüme mahkûm edildi. 30 Mayıs 1431’de Rouen’da kazığa bağlanarak yakıldı ve idamı boyunca İsa Mesih’in adını anmaya devam etti. Mahkeme, öldüğünden emin olmak için cesedinin iki kez daha yakılmasını ve küllerinin Seine Nehri’ne atılmasını emretti.
Sonuç
Jeanne’ın uğruna hayatını feda ettiği VII. Charles, neredeyse her bakımdan değersiz bir hükümdar olduğunu kanıtladı. Özellikle Jeanne’ın onunla ilişkisinden önceki yıllarda, genel olarak zayıf iradeli ve kayıtsız biri olarak değerlendirilir. 38 yıllık saltanatı boyunca elde ettiği başarıların başkaları tarafından teşvik edilip desteklendiği kabul edilmekte ve bu başarıların, onun iktidara yükselmesi için ödenen hayatın karşılığı olarak pek değerli olmadığı düşünülmektedir. Jeanne’ı kurtarmaya yönelik girişimler olmuşsa da bunların hiçbiri Charles tarafından planlanmamış ya da onaylanmamıştır.
Fransa, 1453 yılında Yüzyıl Savaşları’nı kazanacaktı ve yıllar boyunca aksini savunan birçok kitap yazılmış olsa da bu zafer Fransız askeri taktiklerindeki yeniliklerden çok, Jeanne d’Arc’ın sağladığı ilhamdan kaynaklanıyordu. Jeanne d’Arc’ın ortaya çıkışından önceki Yüzyıl Savaşları tarihine dair yüzeysel bir inceleme bile, Fransızların sürekli olarak daha fazla yenilgi aldığını açıkça gösterir. Bu gidişatı değiştiren başarılı taktiklerin ise, Orléans zaferinden sonra ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir.
Jeanne’nin ölümünden kısa bir süre sonra, kardeşleri Pierre ve Jean, Jeanne des Armoises adında bir kadını ‘evlat edindiler’ ve esaretten son anda kaçtığını iddia ederek onu halka Jeanne olarak tanıttılar. Üçlü, bu sahtekârlıkla altı yıl boyunca iyi bir geçim sağladılar; ta ki Jeanne’ın Rouen’da hayatta kaldığına dair söylentiler VII. Charles’ın kulağına ulaşana ve kral onu huzuruna çağırana kadar. Sahte Jeanne, 1429 yılında gerçek Jeanne’ın Charles’a söylediği sırları açıklayamayınca, sahtekârlık ortaya çıktı. Ancak herhangi bir hukuki sonucu olmadı; Orléans sonrasında 1429’da Jeanne’ın ailesindeki herkesle birlikte soyluluk unvanı verilen kardeşler hayatlarını refah içinde sürdürmeye devam etti ve Jeanne des Armoises da itibarlı bir evlilik yaptı.
Jeanne'ın babasının, kızının idamından kısa süre sonra kederden öldüğüne dair yaygın bir inanış olsa da kayıtlar kendisinin 1440 yılına kadar yaşadığı göstermektedir. Jeanne’ın annesi, kızının mahkumiyetinin bozulması için yetkililere sürekli dilekçeler sundu ve nihayet 1456’da bu mahkûmiyet kararı resmen iptal edildi. Jeanne’ın mahkûmiyeti geçersiz sayıldı ve Fransız davası uğruna hayatını feda eden bir şehit olarak ilan edildi. Günümüzün akademisyenleri ve uzmanları, onun görülerini -özellikle akıl hastalığı olarak- açıklamaya çalışmış olsalar da hiçbiri başarılı olamamıştır. Jeanne d’Arc, kendi döneminde olduğu gibi günümüzde de insanlara ilham vermeye devam etmekte ve kurtarılmasına yardımcı olduğu ülkenin azizelerinden biri olarak onurlandırılmaktadır.
