Antik Yunan bilimi, MÖ 6. yüzyılda İyonya'da Miletli Thales (MÖ y. 585) ile başlayan ve astronom Batlamyus'un (MS 100-170) çalışmalarıyla devam ederek modern ilmi metodun temelini oluşturan, fert, dünya ve kainat üzerine sistematik araştırmanın tatbik edilmesini ifade eden modern bir terimdir.
Thales ve ondan sonra gelen diğer Sokrates Öncesi filozoflar, Babilliler ve Mısırlıların eserlerinden etkilenmiş, ancak dünyayı ve ferdin dünyadaki yerini, devrin yaygın teistik anlayışının dışında açıklamak için bu erken dönem kavramlarını geliştirmişlerdir. Antik Yunan bilimi üzerine birçok münakaşa Hesiod (MÖ 8. yüzyıl) ve onun takvimiyle başlasa da, o yine de dünyanın nasıl işlediğine dair teistik açıklamayı benimsemiştir. Thales, tanrıların varlığını inkâr etmemekle birlikte, dünyanın onlarsız d tabiatıyla kendi kendine işleyebilme ihtimalini araştırmıştır.
İlk Sokrates Öncesi filozofların gayesi, varoluşun İlk Sebebini, yani kainatın temel özünü ve diğer her şeyin ondan türediğini bulmaktı. İlk Sebep'e yönelik araştırmalarıyla, Sokrates Öncesi filozoflar, insanın hayat gayesi, ahiret varlığı ve hakikatin tabiatı gibi insan durumunun diğer yönlerini de araştırdılar. Sokrates Öncesi filozofların veya onlardan sonra gelen düşünürlerin çoğunun, araştırmalarına ilmi metodu tatbik ettiği veya modern anlamıyla "bilim insanı" oldukları söylenemese de, çabaları Yunanlıların kendilerini ve dünyalarını anlama şeklinden önemli ölçüde sapmış ve bugün anlaşıldığı şekliyle ilmi düşünce ve metodun gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Thales ve İlk Sebep
Thales'le başlayan Sokrates Öncesi filozoflar (Atinalı filozof Sokrates'ten önce geldikleri için bu adı almışlardır), kainat ve dünyanın bilinebilir olduğu anlayışından bu şekilde sapmışlardır. İnsanın zihni, her şeyin tabiatüstü varlıkların iradesine göre var olduğu ve işlediği açıklamasını kabul etmek yerine, müşahede edilebilir fenomenleri incelemek ve sebeplerine dair neticeler çıkarmak için kullanılabilirdi.
Sıklıkla "bilimsel devrim" olarak adlandırılan şey, MÖ 6. yüzyılda İyonya'da (Batı Anadolu, günümüz Türkiye'si) gerçekleşti ve bunun büyük ihtimalle İyonyalıların, anakara Yunanistan'daki diğerleri kadar geçmişin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olmamaları sebebiyle olduğu düşünülüyor. Kıyı şeridindeki liman şehirleri, Yakın Doğu ve Akdeniz'den gelen gemileri düzenli olarak ağırlıyor, beraberlerinde yeni düşünceler ve dünyayı yorumlamanın farklı yollarını getiriyorlardı. Mezopotamya, Mısır ve Fenike'den gelen tüccarlar, kendileri de yolculuk yapan İyonyalılarla fikir ile mal alışverişinde bulunuyorlardı. Thales'in Babil'de tahsil gördüğü, burada muhtelif Mısır kavramlarıyla tanıştığı ve muhtemelen Mısır'a bizzat seyahat ettiği anlaşılıyor.
Bu kavramlar arasında kainatın ebedi olduğu anlayışı da yer almış olabilirdi. Hem Mısır hem de Mezopotamya dinlerinde tanrılar her zaman var olmuşlardı ve bu sebeple onların var olabileceği bir "şey" zaten mevcuttu. Thales, bu "şeyin" ne olduğunu, varoluşun altında yatan şeklin ne olabileceğini sordu ve bu soru diğer bütün soruların başlangıç noktası oldu. Bilim insanı Thomas Cahill şöyle yorumluyor:
Ancak [Sokrates Öncesi filozofların] her gün karşılaştıkları şey, ebedi olan değil, değişken olandı; yokluktan doğuma ve hayata, sonunda da ölüme, çürümeye ve yokluğa giden ferdi varlıklarda idrak ettikleri bütün çokluk, çeşitlilik, hareket ve değişme. Aynı şekilde, ayaklarının altındaki toprak ve hatta başlarının üzerindeki gökyüzü bile onlara devamlı değişmenin panoramalarını sunuyordu. Değişebilenin, neyin oluşmakta olduğunun, geçici bir şekilde varlığa gelip sonra sonsuza dek yok olanın ne olduğunu anlamanın mümkün olmadığını düşünüyorlardı. Ancak tecrübemizde bir kalıcılık vasfı da bulunduğundan -fertler ölür ama beşeriyet kalır, ekinler her yıl geri döner, meyve bahçeleri yeniden çiçek açar, burçlar kuşağı tam bir döngü oluşturur- keyfi bir evrende değil, kalıplaşmış bir evrende yaşıyoruz. Eğer vaziyet buysa, asla değişmeyen, hiç değişmemiş ve asla değişmeyecek olan, bütün değişken şeylerin ortaya çıktığı yaratılmamış madde gibi bir temel şey olmalı. (146)
Thales, bu İlk Sebep'in su olduğunu iddia etti. Su soğutulduğunda buz (katı) ve ısıtıldığında buhar (hava) haline gelmişti. Bir kanaldaki akışı boyunca taşlar, gemiler veya insanlar gibi diğer nesneleri hareket ettirirken, aynı zamanda balıklara ve diğer su canlılarına yuva sağlıyor ve insan hayatını da sürdürüyordu. Thales, bu müşahedelere dayanarak ünlü iddiasını ortaya attı ve onu takip eden Sokrates Öncesi düşünürler, bu iddiayı çürüterek, günümüzde ilmi araştırma olarak adlandırılan süreci başlattılar.
Sokrates Öncesi Bilim İnsanları
Thales'in öğrencisi olabilecek Anaksimandros (MÖ y. 610-546), onun iddiasını reddetti ve yerine apeiron adını verdiği yaratıcı bir güç koydu - "sınırsız, hudutsuz, sonsuz veya tanımsız" (Baird, 10). Bu güç her zaman var olmuştu ve her şey onun vasıtasıyla var olmuş, yok olmuş ve yeniden şekillenmişti. Müşahede edilebilir hiçbir unsur, tam da böyle olduğu için İlk Sebep olamazdı; suyun kendisi de varoluşu için bir sebebe ihtiyaç duyuyordu. Anaksimenes (MÖ y. 546), apeiron'u ispatlanamaz olarak reddetti ve Thales'in su için kullandığı mantığın aynısını kullanarak havayı İlk Sebep olarak iddia etti.
Bu erken Sokrates Öncesi düşünürler, onları neticelere götüren ampirik müşahedeler yapanlar için bir model oluşturdular, ancak bu neticeler hiçbir zaman test edilmemiş gibi görünüyor. Sokrates Öncesi düşünürlerin eserleri yalnızca parçalar ve sonraki yazarların referansları halinde mevcuttur, bu sebeple herhangi bir hipotezin gerçekten test edilip edilmediğini kesin olarak bilmenin bir yolu yoktur, ancak süreçleri hakkında bilinenlere dayanarak, öyle görünmemektedir. Sokrates Öncesi düşünürlerin "ilk bilim insanları" olduğu iddiasıyla alakalı olarak, akademisyen Robin Waterfield şunları belirtmektedir:
Bilimsel akıl yürütme, müşahede edilen fenomenleri açıklamak için test edilebilir hipotezler oluşturmanın ve bu hipotezleri deneme ve mantık yoluyla test edip tekrar test etmenin bir kombinasyonudur. Ortaya çıkan hipotez, müşahede edilen fenomenleri olabildiğince basit bir şekilde açıklamalı, alakalı fenomenlerin davranışını tahmin etmeyi sağlamalı ve kabul görmüş bilimsel teoriler ve doktrinler bütünüyle tutarlı olmalıdır. Her şey, mevcut teknolojinin sınırları dahilinde mümkün olduğunca kantitatif, ölçülebilir ve test edilebilir olmalıdır. Sokrates Öncesi düşünürlerin bu anlamada bilim insanı olduklarına dair hiçbir işaret yoktur. Deney yaptıklarına dair çok az işaret var... Elbette, Sokrates Öncesi düşünürleri deney yapmadıkları için tenkit etmek tamamen adil değil; neticede, onları alakadar eden şeylerin çoğu kendi devirlerinde ampirik olarak test edilemiyordu; ancak bu, onların kelimenin modern anlamıyla bilim insanı olarak tanımlanmamaları gerektiğini göstermeye yardımcı oluyor. (xvii-xviii)
Bu doğru olsa dahi, Sokrates Öncesi düşünürler, sonunda ilmi metot haline gelecek türden bir sürece doğru yolu göstermişlerdir ve bu sebeple, Waterfield'ın da belirttiği gibi, proto-bilim insanları olarak kabul edilebilirler. Ne de olsa Pisagor (MÖ 571-497), ruhun ölümsüz olduğunu 'ispatlayamadı', ancak matematiğin hakikatin altında yatan form olduğu iddiasıyla bunu denedi ve sayıların sonu olmadığı ve farklı kombinasyonlarda tekrarlandığı gibi, ruh da reenkarnasyon yoluyla tekrar tekrar dünyaya dönebilirdi. Bu test edilebilecek bir hipotez değil, ancak iddia en azından müşahede edilebilir bir fenomene, yani sayılara ve bunların kombinasyonlarına dayanıyor; bu, Yunanlıların tanrıların veya diğer tabiatüstü varlıkların herhangi bir fenomenden mesul olduğu yönündeki yaygın görüşünün aksine bir iddiaydı.
Kolofonlu Ksenophanes (MÖ yaklaşık 570-478), Yunanlıların antropomorfik tanrılarını reddedip insanlardan hiçbir şekilde farklı olarak her şeyi yaratan ve sürdüren tek bir Tanrı olduğunu iddia ederken, Efesli Herakleitos (MÖ takriben 500) bir İlk Sebep ihtiyacını tamamen reddederek, hayatın tabiatının devamlı değişme - var olma ve yok olma - olduğunu ve dolayısıyla değişmenin hayatın bir parçası olduğunu, varoluşun bir yönü değil, varoluşun kendisi olduğunu iddia etti. Bu iddia, varoluşun birliğini savunan Parmenides (MÖ yaklaşık 485) ve öğrencisi Elealı Zeno (MÖ takriben 465) tarafından çürütüldü. Onlara göre değişme bir ilüzyondu ve kişinin tecrübe ettiği her şey aslında Bir ve sonsuza dek değişmezdi.
Bu iddialar, Empedokles (MÖ 484-424), Anaksagoras (MÖ 500-428), Demokritos (MÖ 460-370) ve Leukippos (MÖ 5. yüzyıl) gibi diğer Sokrates Öncesi düşünürlere ilham kaynağı oldu. Bu düşünürlerin eserleri, atomik evren anlayışının temelini oluşturdu. Diğerlerinin iddialarından yola çıkan Demokritos, müşahede edilebilir dünyadaki her şeyi oluşturan atomoslar - atomlar - olarak bilinen küçük "kesilemezler" kavramını ortaya atan ilk kişiydi.
Sistematik Gelişim ve Tanım
Sokrates Öncesi düşünürlerin eserleri, sorgulama, müşahede ve netice çıkarma metodlarını insan davranışına ve etiğe tatbik eden Sokrates'in temelini oluşturdu. Sokrates, öğretilenleri kabul etmek yerine, kişinin doğruluğunu belirlemeye yönelik her iddiayı ve dahası, gerçekten mi yoksa yalnızca başkaları tarafından öğrenilmesi öğretilen senaryoya göre mi yaşadığını sorgulaması gerektiğini söyledi. Platon (MÖ 424/423-348/347), Sokrates'le sohbet eden çeşitli karakterleri tasvir ettiği diyaloglarıyla Sokratik Metodu sistemleştirdi (veya icat etti) ve okuyucuyu hayatın tabiatı ve buna verdiği reaksiyonlar üzerine sorularla yüzleşmeye zorladı. Platon'un eseri o kadar kapsayıcıdır ki, bilim, felsefe, edebi tenkitçilik, siyaset bilimi, din ile hukuk gibi modern kavramlar gibi çok çeşitli disiplinlere temas eder.
Bir mevzunun sistematik olarak incelenmesi, Modern Tıbbın Babası Hipokrat (MÖ 460-370 civarı) tarafından tıp sanatına tatbik edilmiştir. Hipokrat, sonuçlarına müşahede ve tecrübe yoluyla ulaşmıştır. Platon'un öğrencisi Aristoteles (MÖ 384-322 civarı), aynı tekniği, kelimenin tam anlamıyla, o devirde insanlığın bildiği her konuya tatbik etmiştir. Öğrencisi Theophrastus (MÖ 371-287 civarı), fizikten biyolojiye kadar uzanan sahalarda çalışmalarını sürdürmüş ve Bitkiler Üzerine Araştırmalar ile Bitkilerin Sebepleri Üzerine adlı eserleri ona Botanik'in Babası unvanını kazandırmıştır.
Aristoteles ve Theophrastus sıklıkla erken bilim insanları olarak anılsalar da, tıpkı Sokrates Öncesi düşünürler gibi, ilmi metodun yedi adımıyla karakterize edilen modern tanımı karşılamada başarısız olurlar:
- Soru
- Araştırma
- Hipotez
- Deney (Tecrübe)
- Analiz
- Netice (Sonuç)
- Neticelerin İletilmesi
Önceki düşünürler gibi, hipotezden neticeye doğru az çok doğrudan ilerlediler ve deney yaptıkları birçok durumda sonuçları yanlıştı. Yine de, çalışmaları başkalarının kendi iddialarını ve neticelerini oluştururken yararlanabilecekleri bir bilgi birikimi oluşturmaya devam etti. Aristoteles yanıldığında bile, başkalarının sonuçlarını kabul etmek yerine en azından mevzuyla kendisi alakadar olmaktadır.
Helenistik ve Roma Devirleri
Aristoteles, gençliğinde hocasından öğrendiği aynı araştırma metodunu öğrencisi Büyük İskender'e teşvik eden hocasıydı. İskender, Persleri fethetmek için muhtelif disiplinlerden bilginleri beraberinde getirdi ve onların çalışmaları daha sonra başkalarına da tesir etti. İskender'in ölümünden sonra, generali I. Ptolemaios Soter (MÖ 323-282), Mısır'da II. Ptolemaios Philadelphos (MÖ 282-246) devrinde inşa edilen ve zamanın en büyük beyinlerinden bazılarını cezbeden İskenderiye Kütüphanesi'ni kurdu. Baş kütüphaneciler arasında, dünyanın çevresini hesaplayan ve bilinen dünyanın haritasını çıkaran ilk kişi olan Eratosthenes (MÖ 276-195) de vardı. Kireneli Kallimakhos (MÖ 310-240), Yunan edebiyatı külliyatına sistematik bir sınıflandırma tatbik etti ve bir kütüphanede muayyen bir eserin yerini belirlemek için ilk 'kart kataloğu'nu oluşturdu. Büyük mühendis ve mucit Siraküzalı Arşimet (MÖ 287-212) burada eğitim görmüş ve daha sonra İskenderiyeli mühendis Hero (MS 60) burada ders vermiştir.
Eratosthenes, Arşimet ve Hero (ayrıca Heron olarak da bilinir), ilmi metodun yedi basamağının tamamını, belki de bazen eşit olmayan bir şekilde, neticelerine varmak ve icatlarını üretmek için tatbik ettikleri için, bu terimin modern anlamıyla 'bilim insanları' olarak kabul edilirler. Hero'nun sayısız icadı arasında, modern çağda sıklıkla hafife alınan sıradan bir cihaz da vardır: otomat. Bükülmüş bir bıçağı içine alan bir silindir olan Arşimet Vidası, bugün hâlâ kullanılmaktadır ve Arşimet, Matematik ve Matematiksel Fiziğin Babası olarak kabul edilmektedir.
Helenistik Çağ'ın diğer düşünürleri arasında, muhtemelen Pisagorcu filozof Krotonlu Filolaos'un (MÖ 470-385) çalışmalarına dayanarak, kainatın güneş merkezli bir modelini ilk defa ortaya atan Samoslu astronom Aristarkus (MÖ 310-230 civarı) da yer alır. İznikli Hipparkus (MÖ 190-120 civarı), Aristarkus'un iddiasını öncelikle Aristoteles tarafından kurulan standart modele aykırı olduğu için reddetmiştir. Ancak yine de Hipparkus'un büyüleyici katkıları arasında trigonometrinin icadı (veya geliştirilmesi), ekinoksların presesyonunun keşfi ve dünyanın ilk analog bilgisayarı olan ünlü Antikythera Mekanizması'nı icat etmiş olması sayılabilir.
Yaşlı Plinius (MS 23-79) Tabiat Tarihi adlı eserinde gözlemlenebilir fenomenlerin her yönüne ilmi sınıflandırmayı tatbik etti ve hekim Galen (129-216) tıp sanatlarında; yazar Vegetius (4. yüzyılın sonu/5. yüzyılın başı) da veteriner hekimliğinde aynısını yaptı.
Netice
Bu düşünür ve yazarların mühim bir kısmı modern 'bilim insanı' tanımına uymasa da, hepsi bugün ilmi metodu kullanan herkesle aynı arayış içindeydi: hakikati tespit etmek ve tanımlamak. Waterfield, Sokrates Öncesi düşünürleri ele alırken, bir kişinin 'bilim insanı' olarak kabul edilebilmesi için benimsemesi gereken beş 'ilmi tavır'dan bahseder. Liste kısmen şöyledir:
- Dünyanın ve parçalarının anlaşılabilir olduğuna dair iyimser faraziye.
- İnsanın rasyonel zihninin dünyayı anlamak için doğru vasıta olduğunda dair faraziye.
- Problem çözmeye karşı belirli bir yaklaşım kümesine bağlılık.
- Ölçülü merak: Dünyaya duyulan merak, bilim insanı için elzem olsa da, araştırmacıyı aceleci hipotezlere veya abartılı hayal gücü sıçramalarına sürüklemesine izin verilmemelidir.
- Mücerret kavramlara duyulan sevgi ve kabiliyet. (xix)
Waterfield'ın müşahede ettiği gibi, Sokrates Öncesi düşünürler yukarıdakilerin bir kısmını veya tamamını ve onlardan sonra gelenler ise daha da fazlasını sergiler. Antik Yunan tecrübeci, müşahit, düşünür ve yazarlarının -bugün sıklıkla "bilim insanları" veya "bilim öncüleri" olarak anılanların- eserleri, kendi devirlerinin insanlarının dünyaya bakış açısını değiştirmiş ve geleceğin insanlarının kendi dünyalarını anlamalarına yardımcı olmuştur. Erken Modern Çağ'a kadar en etkili astronomi eseri olan astronom Claudius Ptolemy'nin Almagest'i, Nicolaus Copernicus'un (h. 1473-1543) Gök Kürelerinin Dönüşü Üzerine adlı eserinin temelini oluşturmuş ve modern dünyayı şekillendiren ve her gün şekillendirmeye devam eden Bilimsel Devrim'e ilham kaynağı olmuştur.
