Engizisyon Tarihi

Katolik Kilisesinin Sapkınlığa Karşı Mücadelesi

Bilgi Yarışmasıyla Yıldönümümüzü Kutlayın!

23 Ağustos'ta, antik uygarlıklar, ABD tarihi, ilginç tarihsel gerçekler, popüler kültür ve daha pek çok konuyu içeren soruların yer alacağı ücretsiz sanal bilgi yarışmasına katılın.

$194 / $5000
Rebecca Denova
Yazan , Çeviren: Nizamettin Karaben
tarihinde yayınlandı
Translations 2
bookmark_addbookmark_addedMakaleyi Kaydet headphonesSesli Versiyon printYazdır picture_as_pdfPDF

Engizisyon; Orta Çağ Katolik Kilisesinin “sistematik Katolik Teolojisine” aykırı görüş ve dinsel uygulamaları araştırmak ve yargılama yapmak üzere Kilise yargıçları atamasını yapan resmi bir kurumun adı idi. Engizisyon Olayı, Kilisenin atadığı yargıçların kendi yargılama yetki alanlarına göre dava başlatabilecekleri, soruşturma ve yargılama yapabilecekleri bir Katolik Yargı yöntemiydi. Engizisyon Kurumu, genel olarak, Orta Çağda ve Reform döneminde yaygın olarak yargısal bir süreci başlatarak aykırı düşünce (heresy), dinden dönme, küfür, simya, büyücülük ve sapkın (deviant) kabul edilen geleneklerle mücadele etmeyi amaçlayan, devlet tarafından kurulup organize edilen çeşitli mahkemelerin adı olmuştur.

Expulsion of the Cathars from Carcassonne
Katharların Carcassonne Şehrinden Kovulmaları Unknown Artist (Public Domain)

Kökenleri

Hiristiyanlık kökenleri, MS 1.yüzyılda, İsrail peygamberleri sıfatına haiz gezgin bir vaiz olan Nasıralı İsa’nın gördüğü hizmetlerine dair anlatılan hikâyeler ile başlar. Vaiz İsa’nın takipçileri, Onun İsrail Tanrı’sının “meshedilmiş” kişisi, “yeryüzünde kurulacak Tanrı krallığında görev yapacak” beklenen “Mesih” olduğunu iddia etmişlerdir. İlk Havariler ve Havari Pavlus, bu mesajı yayarak Kudüs’ün ötesine taşımış, Roma İmparatorluğu Doğu eyaletlerinde ve daha sonra İtalya’da topluluklar kurmuşlardı. Ancak on yıllar geçmiş olmasına rağmen “Tanrı Krallığı kurulmamıştır”.

SAPKINLIK; “AFOROZ EDİLME”, YANİ TOPLULUKTAN DIŞLANMA İLE CEZALANDIRILIYORDU.

Bu arada, artık “Hıristiyan” (Yunanca’da “meshedilmiş” anlamına gelen Christos takipçileri anlamına gelen chrianoi) olarak tanımlanan insanlara, Kilise liderleri tarafından İsrail Tanrısı emirlerine, cinsiyet rollerine ve sosyal geleneklere uygun olarak ahlaki bir yaşam sürmenin yolları hakkında bilgi verilmesi istenmiştir. Ancak 1.yüzyıl ortalarında bir sorun ortaya çıkmıştı. Yahudilerin sünnet olma ve kendine has beslenme kuralları gibi benzersiz kimlik belirleyici özellikleri vardı. Yeni harekete kabul edilmek için Yahudi olmayanların (Gentiles) da sünnet olmaları ve Yahudiliğin diğer dinsel vecibelerini yerine getirmeleri gerekiyordu. Bu insan grupları, “Yahudi-Hıristiyan” (Tora’ya bağlı) ve “Yahudi olmayan/Gentile-Hıristiyan” olarak adlandırılmışlardı.

Kudüs’te büyük bir toplantı düzenlenmiştir. İddiaya göre İsa’nın kardeşi Yakup, bütün topluluklara gönderilen bir mektup kaleme almıştır. Şöyle ki;

Tanrı’ya yönelmiş putperestler için zorluk çıkarmamamız gerektiği kanaatindeyim. Bunun yerine onlara, putlara kurban edilmiş yiyeceklerden, cinsel ahlaksızlıktan, boğularak öldürülmüş hayvan etinden ve kandan uzak durmaları gerektiğini belirten mektuplar yazmalıyız. Çünkü Musa’nın Yasası en eski zamanlardan beri her şehirde vaaz edilmiş ve her Şabat günü Sinagoglarda okunmaktadır.

“Putların önünde kirlenen yiyecekler…” ifadesi ile büyük bir olasılıkla tapınaklardaki kurbanlardan kalan ve halka açık et pazarlarında satılan veya dağıtılan etler kastediliyor. “Boğulmuş hayvanların etinden ve kandan …” kaçınmak; Yahudilerde vahşi doğada ölen hayvan etinin yenmemesi kuraldır, çünkü etin kandan arındırılması gerekiyor, dini kurallara göre kesilmemiş olup artık murdardır. Yahudilerin bu dinsel kuralları gereği yaşadıkları şehirlerde kendi kasapları vardı. “Cinsel ahlaksızlıktan uzak durmak…” ifadesi; Roma İmparatorluğunda yüksek oranda zina ve boşanma oranlarıyla baskın kültür içinde yer almamak anlamına geliyor. “Açıkça belirtilmemiş olsa da, Yahudi olmayanların aslında sünnet olmaları gerekmiyordu. İsrail peygamberleri, Tanrı “krallığında” bazı Yahudi olmayanların (Gentiles) kurtarılacakları iddia etmişlerdir, ancak inanan Yahudi olmayanlar olarak Yahudiliğe geçmek zorunda değillerdi.

Saint Augustine Ordained a Bishop
Aziz Augustin’in Piskopos olarak atanması Fr Lawrence Lew, O.P. (CC BY-NC-ND)

Kurumsal Yenilikler

Hıristiyan toplulukları, 70’li ve 80’li yıllarda, piskoposların yönetimi altında hiyerarşik bir sosyal yapı geliştirmişlerdi. Yönetim şekli; şehir devletleri meclisleriyle yürütülen bir yönetim biçimi ve eyaletlerdeki Roma yönetimiydi. Bir piskopos, diocese olarak adlandırılan eyaletin bir bölümünde kanun ve düzeni denetleyen bir yargıçla eşdeğer yetkilere sahipti. İkinci bir yönetim kademesi ise, üyelere hayır işlerinde dağıtım yapmaya yardımcı olan diyakonlardan (deacons) oluşuyordu. Bu kademeler birlikte din adamaları sınıfını oluşturuyorlardı. Ancak, herkes için eşitliğin olduğu varsayılan bir hareket içinde üyeler neden din adamlarını dinlemek zorunda? gibi bir soru göndeme gelmiştir.

Piskoposlar ve diyakonlar, bekâr ve iffetli kalmaları şartıyla yüceltilmişlerdir. Bekârlık hali; bir evlilik sözleşmesini yapmamak; İffet ise; cinsel ilişkiye girmemek anlamına geliyordu. Bu durum, din adamlarına “kutsal kişi” olma özelliğini kazandırıyordu. Ayrıca, din adamları, aile kurma ve çocukları olma gibi normal bir hayatı feda ettikleri için “yaşayan şehitler” olarak kabul ediliyorlardı.

Milattan Sonra (MS) 2.yüzyılda, sonradan “Kilise Babaları” olarak bilinen bir grup piskopos, Yahudilikten ayrılıp yeni bir din olan Hıristiyanlığa geçme sürecini başlatmışlardı. Kavramlar ve ritüellere açıklama getiren risaleler yazmışlardır. O dönemde, daha sonra kurulan Vatikan gibi merkezi bir otorite kurumu yoktu. İmparatorluk şehirlerinde düzinelerce farklı Hıristiyan toplulukları vardı. Bu yazılar/risaleler daha sonra Hıristiyan “doğması” haline gelmişlerdir.

Gospel of Thomas
Tomas İncili Unknown author (Public Domain)

Ortodoks ve Sapkınlık

İlk iki yüzyıl zaman zarfında İsa anlatısına dair düzinelerce farklı hikâye dillendirilmiş ve yorum yapılmıştır. Topluca “Gnostikler” olarak adlandırılan bir grup insan, İsa’nın İlahi doğası ve dünyaya gelişi hakkında farklı görüşlere dair “gizli bilgiye” (Yunanca kelime, gnosis) sahip olduklarını iddia etmişlerdir. Kilise Babaları, Gnostikleri eleştirirlerken aynı zamanda “Ortodoksluk” ve “sapkınlık/aykırı düşünce” (heresy) kavramlarını yaratmışlardır. Ortodoksluk; “doğru inanç” anlamına geliyordu. Aykırı düşünce/Heresy ise felsefe okulları öğretilerine tanımlama getirmek üzere kullanılan Yunanca haeresis teriminden türetilmiştir. Aykırı düşünce/Heresy; “yanlış inanç ve ibadet uygulamaları” anlamında kullanıla gelmiştir. Ancak bu kavramlar aynı bir madalyonun iki yüzü gibidirler. Sapkın (heretics) olarak tanımlanan topluluk kendilerini böyle tanımlamaz. Doğru kavramlara ve ritüellere sahip olduklarını iddia ederler.

SAPKINLAR HAİN OLARAK KABUL EDİLİYOR VE ARENADA İDAM EDİLİYORLARDI.

Bu düzeyde aykırı düşünce/sapkınlık (heresy), cemaatten dışlanma anlamına gelen “aforoz” cezası ile cazalandırılıyordu. Sapkınlık suçlaması, kişinin “komünyon” gibi Kilise ritüellerine katılamayacağı anamına geliyordu. O dönemde merkezi bir otorite olmadığı için bazı “sapkınlar” (heretics) açıkça ayrılıp çeşitli şehirlerde kendi Kiliselerini kurmuşlardı. Antik Çağdan Modern Çağa kadar, “sapkınlık” (heresy) kavramı, özellikle Ahirette Cennet veya Cehenneme gidecek olanlara ilişkin farklı görüşlerin belirleyici kriter olmaya devam etmiştir.

İmparator Constantine

İmparator I. Konstantin (dönemi MS 306-337) 312 yılında resmi din olarak Hıristiyanlığı kabul etmiştir. İmparatorluğun başında olmasının yanı sıra artık Kilisenin de başı olma sıfatıyla yeni inancın karekteristik özelliklerini de belirleme yetkisine de sahiptir. İslam güçlerinin daha sonra şehri ferthetmelerinin ardında İstanbul olarak adlandırdıkları bu yeni başkent Konstantinopolis’in dışında bir bölgede, İznik şehrinde birliği sağlamak amacıyla bir toplantı düzenleme çağrısında bulunmuştur.

Constantine I
I. Konstantin Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

İmparator Konstantin, imparatorluğun dört bir yanından piskoposları toplantıya davet etmiş, onların ve maiyetlerinin konaklama giderlerini de karşılamıştır. Tam da bu dönemde, Tanrısallığın üç sıfatını; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh birliğini ifade eden karmaşık bir kavram “Üçleme/Teslis” doktrini oluşturulmuştur. İmparator daha orada iken, bütün Hıristiyanların inanması ve uygulaması gereken iman vecibelerini konu edinen “İnanç Bildirgesi” de kaleme alınmıştır. Ortodoksluk ve sapkınlık (heresy) hareketleri artık Konstantin huzurunda düzenlenen inanç bildirgesine bağlı olup olmamakla belirleniyordu. Herhangi bir aykırı düşünce, sapma davranış, imparatoru eleştirmek olarak kabul ediliyordu. İmparatorluğun refahını istememe anlamında yorumlanabilecek herhangi bir ifade veya davranış ihanetle eşdeğer olarak kabul ediliyordu. Vatana ihanet her zaman ölüm cezası gerektiriyordu; sapkınlar (heretics) hain olarak kabul edilip arenada idam ediliyorlardı.

Kuzey Afrika’da Hippo’lu Piskopos Augustine (354-439), görüşlerine katılmayan bütün gruplara karşı çıkmıştır. 410 yılında İmparator Honorius’a lejyonlara gönderilmesi için başavuruda bulunarak eşi benzeri görülmemiş bir adım atmıştı. Farklı görüşleri olan herkes idam cezasına çarptırılmış ve Kiliseleri de yıkılmıştır. Yapılan katliam o kadar şiddetli olmuştur ki, Augustus’un kendisi bile bir süre sonra itiraz etmek zorunda kalmıştır.

Engizisyon Mahkemesi

Sapkınlık (Heresy) olarak kabul edilen sorun daha ortadan kalkmamış olduğundan dolayı İkinci ve Üçüncü Lateran Konsilleri (1139 -1179), sapkın (heretics) olarak gördükleri kişiler için hapis ve mal müsaderesini ceza olarak öngörmüş ve cazalandırma yapmayan bölge prenslerini aforoz etmekle tehdit etmişlerdir. 12.yüzyılda, Güney Fransa’da Albigenler, Balkanlar’da Katarlar ve Valdensler olarak bilinen Hıristiyan mezhepleri, Gnostik benzeri öğretileri yaymakla suçlanmışlardır. Bu durum, Albigens Haçlı Seferi olarak bilinen, bölgede onları yok etmeyi amaçlayan özel bir Haçlı Seferine yol açmıştır.

Papa IX. Gregorius 1231 yılında Piskoposluk Engizisyon kurumunu resmen kurmuştur. Papa IX Gregorius, sapkınların (heretics) bulundukları bölge Kilise Mahkemesi önünde yargılamaları emrini vermiştir. Bu görev öncelikle Dominiken ve Fransisken tarikatlarına tevdi edilmiştir. Engizisyon görevlileri (inquisitors) bağımsız otoritesi, yerel din adamları ve piskoposlar arasında sık sık sürtüşme olmasına neden oluyordu. Kilise yetkilileri “ellerini kana bulaştırmazlardı”, bundan dolayı da sorgulama ve ardından gelen infaz işlerini yerel polis güçleri sorumluluğunda oluyordu. İşkence de dâhil olmak üzere son derece sert prosedürleriyle kötü bir şöhrete sahip Engizisyon faaliyeti, Orta Çağda İncil hükümlerine göre uygulamalar ve Augustine’nin “Onları içeri girmeye zorlayın…” sözü dikkate alınarak savunulmuştur. Luka İncili, 18. bölümde, bazı Ferisiler ve hatta bazı Havariler, çocuklarını getiren cemaat üyelerine kutsama verdiği için İsa’yı eleştirmişlerdir. “İsa, çocukları çağırdı ve müritlerine, “Coçukların bana gelmesine izin verin. Onları engellemeyin. Çünkü Tanrı Krallığı bu çocuklar gibi olanlara ait olacaktır. Size doğrusunu söylüyorum, Tanrı Krallığını bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu Krallığa asla girmeyecektir” diye ifada eder.

Pope Innocent III & the Albigensian Crusade
Papa III. Innocent ve Albigensian Haçlı Seferi Unknown Artist (Public Domain)

Engizisyon görevlileri (inquisitors) bir şehre vardıklarında, herhangi bir sapkın (heretic) kişiye inançlarından gazgeçmesi için bir süre tanırlardı. İtiraflar, diğer sapkınlar da dahil olmak üzere herkes tarafından yapılabiliyordu. İşkenceyi durdurmanın tek bir yolu vardı; bir itirafname imzalamak, ancak bu itiraf da kişinin suçluluğunu teyit eder nitelikte oluyordu. Mahkeme kişiyi sorgular ve itiraf almaya çalışırdı. Sanık kişi, kor halinde kömür ateşinde yakılarak, el ve ayak parmakları, dili, testisleri ve göğüsleri kesilerek veya dikey bir rafa gerilip asılmak suretiyle işkenceye maruz bırakılırlardı. Satandart bir infaz yöntemi, kazıkta yakılmak şeklinde oluyordu. İzleyici kitle de sapkın (heretics) kişinin cezalandırıldığına dair “tanıklar” oluyorlardı.

Engizisyon Mahkemesi kurbanları arasında Tapınak Şövalyeleri tarikat üyeleri, Fransız yurtsevar kahraman kadın Jaenne d’Arc ve Astronom Galileo Galilei de vardı. Galileo, dünyanın evrenin merkezi olmadığı öğretisini yayan diğer bazı astronomları izliyordu. Galileo, daha sonra görüşlerinden vazgeçtiğini bildirdikten sonra cezadan kurtulmuştur.

Engizisyon Mahkemesi, özellikle paganizm yaşam tarzı katılıntılarına hala da bağlı kalanlara karşı yöneltilen suçlamalarla birlikte, simya, büyücülük, küfür, cinsel ahlaksızlık ve çocuk öldürme suçlarını da kapsayacak şekilde genişletilmişti. Şeytan Lucifer’in işlenen bütün bu günahların arkasında olduğuna inanılıyordu. “Şeytanın kişileri ele geçirdiği” şeklinde eski bir kavram, Lucifer ve onun birçok temsilcisi aracılığıyla gerçekleştiği şeklinde yeniden canlandırılmıştı.

Simya; adeğersiz olan metalleri altına dönüştürme işlemi oluyurdu. Bu işlem, genellikle uzun ömür vaat eden “sihirli iksirler”, yani adak sunma eşliğinde yapılırdı. He ikisi de sapkınlık (heresy) olarak kınanırdı. Tanrı’nın her şeyin ve doğanın yaratıcısı olduğu kavramını alt üst eden ve tufandan sonra Tanrı’nın insan ömrünü “yetmiş yıl” olarak sınırlama getirme emrini de alt üst etmiştir.

The Alchemist by Wright
Wright'dan Simyacı Joseph Wright (Public Domain)

Ortaçağ Yahudi Halkbilimine (folklore) ve daha sonra gelişen Hıristiyanlık Teolojisine göre, en önemli cadı kişi, Âdem’i cinsel ilişki yaşamalarına sürükleyen ilk karısı Lilith olmuştur. Cadı bir kadın, uykusunda iken, Şeytanla veya en azından onun erkek iblislerinden (incubus) biriyle cinsel ilişkiye geçmek suretiyle ele geçirilmiş bir kadın olarak kabul ediliyordu. Şeytan’ın menisi, cadılara “gece uçma” ve sihir yapma gücü veriyordu. Cadılar genellikle güzel ve şehvetli kadınlar oluyorlardı, erkekleri geceleri rüyalarında ziyaret ederleri. Bir erkeğin menisini çalmak, yaşam enerjini tüketmek marifetiyle diğer iblisleri üreten succubus (dişi iblis) oluyorlardı. Bu durum sonuç itibariyle kişinin kötü bir sağlık hali, mali yıkım ve ölümüne yol açardı.

İki Engizisyoncu (İnquisotors) ; Heinrich Kramer ve James Sprenger, 15.yüzyılda “Cadı Çekici” olarak bilinen Malleus Maleficarum (Cadılıkla Mücadele) kitabını yazmışlardı. Bu kitap; cadıların nasıl tespit edileceğine dair birçok yöntemi listeleyen “bilimsel” nitelekte bir el kitap oluyordu. Örneğin, cadı bir kişiyi anlamanın yollarından biri; vucudunda mevcut benlerin sayısını incelemekten geçiyordu; sözkonusu benler şeytanın ona musallat olmuş olmasından sonra kalan izler oluyordu. 15.yüzyıldan sonra yakılan cadı kişlerin sayısı, bazı tahminlere göre 60.000’e kadar çıkıp sapkın (heretics) kişlerin sayısından daha fazla olmuştur.

“Suya Batırma” Ceza Yöntemi

Başlangıcında aykırı bir davrnış (deviance), “çile çekme”, yani sınavla yargılama yoluyla muhakeme ediliyordu, bu sınavdan geçme yönteminde Tanrı masumiyetin hâkimi oluyordu. Cadı olarak kabul edilen kişiler “suya batırma” yönetimiyle sınanmış oluyorlardı, yani nehre atılırlardı veya bir daldırma tahtasına oturtularak defalarca nehre “daldırılırlardı”. Cadılar vaftizden kaçındıkları için, suyun onları reddedeceğine ve yüzeye çıkacaklarına, dolayısıyla suçlu sayılacaklarına inanılırdı. Şayet boğulurlarsa, onların aslında masum oldukları anlamına geliyordu. Ancak o zaman kadar zaten çoktan ölmüş oluyorlardı. “Sınavla Yargılama” ceza yöntemi ilk olarak, İngiltere Kralı III. Henry’nin (1216-1272 yılları arası dönemde hüküm süren) İngiliz Parlamentosu temellerini atarak yeni bir hükümet anlayışı oluşturmasıyla birlikte İngiltere’de yürürlükten kaldırlımıştır.

Witch Trial of George Jacobs
George Jacobs'un Cadı Davası Thomkins H. Matteson (Public Domain)

Şeytanın cadıları ele geçirme suçuna karşı yürütülen Engizisyon Mahkemesi, Amerikan kolonilerine de taşınmıştı. Avrupa’daki kadar hapsamlı olmasa da, en ünlü olaylar 1692 ve 1693 yıllarında Massachusetts Eyaletinde yaşanan Salem Cadı Davaları olmuştur. İkiyüz kişi yargılanmış, otuzu suçlu bulunmuş ve asılarak idam edilmişlerdir. Salem kasabas, Azizler Günü bayramında büyük bir turistik ziyaretçi kalabalığına ev sahipliği yapmaya devam ediyor ve artık Wicca ve Yeni Çağda yaşanmış olaylarla ilgili hediyelik tarzında bazı ürünleri sergileyen satıcılar ve gelecek hakkında tahmini analizde bulunan astrologlar da hazır bulunuyorlar.

İspanya Engizisyon Mahkemesi

Kuzey Afrika ve Fas Müslüman güçleri 7.yüzyılda İspanya’yı işgal edip fethetmişlerdi. “Kültürün Çiçek Açması” olarak tanınlanan bu dönemde Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar (Moors/Kuzey Afrika’dan gelen İspanya Müslümanları) sık sık Belediye binalarında, halka açık olarak yapılan tartışmalarda bir araya gelerek Kutsal Metinlerin yorumlanması üzerine görüş alış verişinde bulunuyorlardı. Argon Kralı II. Ferdinad ve Kastilya Kraliçesi I. Isabella 15.yüzyılda evlenmişlerdi; Roma’da bulunan Papa’ya sadık geleneksel Katolik muhafazakâr kişilerdi. Granada şehrinde üslenerek İspanya’yı fethedip Müslümanlardan “geri almak” (Reconquista) üzere yola çıkmışlardı. Ayrıca İspanya’daki Yahudileri ortadan kaldırmayı da hedeflemişlerdi. Başengizisyoncu Tomas Torquemada krallık tacı ile özel bir otorite ilişkisi teorisini geliştirmiştir. Sapkınların (heretics) yanı sıra, nesillerden beri Hıristiyan olan Marronoları (Yahudilikten dönenler) ve Moriscoları (İslam’dan dönenler) da hedef almıştı. Onları asıl inançlarını gizlice uygulamaya devam etmekle suçlamıştı. Yahudiler, Müslümanlar ve onların din değiştirmiş kolları 1492 yılı, Ekim ayında İspanya’dan sürülmüşlerdir.

İman Eylemi

İspanyolca veya Portekizce kökenli “auto de fe” kavramı; “İnanç Eylem”i anlamına geliyordu. Kilise ve sivil liderlerin de katılmasıyla halka açık meydanlarda söz konusu bu eylem/tören gerçekleştirilirdi. Bu tören sırasında sapkın bir kişiye (heretic) tövbe etmesi için son bir şans verilirdi. Tören aşağıya çıkarılan eylemleri içeriyordu:

  • Sanığın gördüğü işkence sırasında çektiği acılara vurgu yapılarak ciddi bir geçit töreni
  • Pişmanlık belirtileri, özel giysiler giymek veya Haç işareti yaparak kendisini Haç’a geçirmek
  • Kiliseye itaat etmeyi vurgulayan bir ayin
  • Yapılan suçlamaların okunması

Irksal Özellikler

Bu dönem; Avrupalıların küresel keşifler yoluyla “koloniler” kurmaya başladıkları bir dönem olmuştur. Diğer insan ve ırklarla karşılaşma olmuş, farklı ırkların “bilimsel” olarak incelenmesi sağlanmıştır: Örneğin, farklı insanların kafatasları ölçümü yapılmış, kaşları, saç dokuları ve ten rengi incelenmiştir. Bu işlmlerle Tomas Torquemada’nın bu davranışı, “kanda” olduğu, fiziksel, ırksal safsızlıkların nesilden nesile aktarıldığı teorisiyle birleştirilmiştir. Başka bir deyişle yaşan “dönüşümleri” her zaman şüphe altında geçmiştir. Avrupalılar diğer dünya kültürlerini sömürgeleştirme dönemine başladıkları zaman, yerli halklarla karşılaşmış ve bu kültüre ırksal teorileri uygulamışlardır. Hıristiyan misyonların görevi, yerli davranışları sürekli olarak izlemek, Hıristiyan kavramları ve sosyal geleneklerini uygulamak şeklinde olmuştur.

Joan of Arc in Orleans
Jeanne d’Arc Orleons’ta Jean-Jacques Sherrer (Public Domain)

Engizisyon Mahkemelerinin sapkınlık (heresy) olarak gördükleri suçlarda, iktidardaki hükümete bağlı olarak zaman içinde değişiklik yaşanmıştır. Örneğin, Jaenne d’Arc 1531 yılında bir İngiliz Mahkemesinin yaptığı yargılama ile sapkınlıkla (heretic) suçlanarak kazıkta yakılma cezasına çarpıtılmıştır. Ancak, 1456 yılında, Fransa’da yapılan bir Engizisyon Mahkemesinde davası yeniden incelenmiş, “hile ve usulsüzlüklerle lekelenmiş” olduğu ilan edilerek kararı bozma yoluna gidilmiştir. Jeanne d’Arc, yeniden Fransa’nın koruyucu azisesi olarak kabul edilmiştir.

Amerika Kıtasında İspanyol ve Portekiz kolonilerinde, her ülkenin sapkınlığı (heresy) belirlemek üzere farklı Engizisyon yöntemleri vardı. Bu durum, özellikle köleleştirilmiş yerli kabileleri Hıristiyanlığa geçirmek ve eğitmek amacıyla kurulan Hıristiyan misyonlarıyla ilgili olmuştur. İsyan eden veya direnenler Engizisyon Mahkemesinde sapkın (heretics) olarak suçlanıp mahkûm edilirlerken, diğerleri ise kölelikten kurtarılıp Hıristiyanlığa geçirilmişlerdir.

19. ve 20. Yüzyıllarda Engizisyon Mahkemlerinin Sonu

Napoléon Bonaparte Hükümetinin hazırlayıp 1797 yılında çıkardığı kararname hükümleri gereği, Venedik Engizisyon Mahkemesi 1806 yılında kaldırılmıştır. Daha sonra gelen Napoléon hükümdarları, 1813-1825 yılları arasında Hispanik Amerika’da,1821 yılında Portekiz’de ve 1825 yılında İspanya’da Engizisyon Mahkemelerini kaldırmışlardır. Vatikan, İtalya’da, Orta İtalya Papalık Devletlerini kontrol ediyordu. Ancak, Paplık Devletleri 1870 yılında yaşanan Fransa-Prusya savaşları sırasında kaybedilmişlerdir. Çeşitli zamanlarda nominal olarak yeniden restore edilmiş olsalar da, tam restorasyon Benito Mussolini’nin diktatörlüğü (1922-1943) döneminde gerçekleşmiş olup Papa Pius XI’in müdahalesini içermektedir. Vatikan Şehri, Kutsal Makamın egemenliği altında bağımsız bir devlet olarak tanınmıştır. Buna karşılık Vatikan, Victor Emmanuel III’ü İtalya Kralı, Benito Mussoliniyi de Başbakan olarak atanmasına onay vermiştir. İtalya, Papalık Devletleri kaybı için mali tazminat ödemeyi kabul etmiştir. Engizisyon kurumu işlevleri korunmak suretiyle 1965 yılında İnanç Doktrini Cemaati adını almıştır.

Katolik Kilisesinin uyguladığı Engizisyon faaliyetleri üzerine ciddi bir şekilde düşünme, Papa II. John Paul’ün girişimiyle 2000 yılındaki Büyük Jubile hazırlıkları döneminde başlanmıştı. Papa John Paul, “gerçekte tanıklık karşıtı ve skandal kaynağı olan düşünce ve eylem örnekleri” konusunda tövbe etme çağrısında bulunmuştur. Papa II. John Paul, 2000 yılında düzenlenen Jübile kutlamaları sırasında, Katlolik Kilisesi ve bütün Hıristiyanlar adına, bu uygulamalar ve daha birçok eylem için özür dilemiştir. Bunlar arasında Yahudilere, kadınların onuruna, teolojik/İlahiyat konular ve ırksal azınlıklara karşı işlenen günahlar da vardı. Modern dönem Vatikan hala “sapkınlık” (heresy) suçlamalarını inceliyip soruşturuyor. Uygulanması istenen cezalar arasında “rahiplikten çıkarılma” ve “aforoz edilme” yer alıyor.

Bibliografya

  • Fltecher, J. (ed). On the Spanish Inquisition. Imperium Press, 2022
  • Homza, Lou Ann. The Inquisition in the New World: The History and Legacy of the Inquisition after Spain and Portugal Colonized the Americas Spanish Inquisition, 1478-1614 . Hackett Publishing Company, 2019
  • Murphy, Cullen. God's Jury: The Inquisition and the Making of the Modern World . Mariner Books, 2013

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Denova, R. (2026, Ağustos 11). Engizisyon Tarihi: Katolik Kilisesinin Sapkınlığa Karşı Mücadelesi. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-2960/engizisyon-tarihi/

Chicago Formatı

Denova, Rebecca. "Engizisyon Tarihi: Katolik Kilisesinin Sapkınlığa Karşı Mücadelesi." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Ağustos 11, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-2960/engizisyon-tarihi/.

MLA Formatı

Denova, Rebecca. "Engizisyon Tarihi: Katolik Kilisesinin Sapkınlığa Karşı Mücadelesi." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 11 Ağu 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-2960/engizisyon-tarihi/.

Reklamları Kaldır