Ticaret, mahalli veya milletlerarası seviyede olsun, her medeniyetin her zaman hayati bir yönü olmuştur. Fert, cemaat veya memleket olarak ne kadar çok malınız olursa olsun, her zaman eksik olan ve başkalarıyla ticaret yoluyla satın alınması gereken bir şey olacaktır. Antik Mısır, birçok tabii kaynağa sahip zengin bir ülkeydi, ancak yine de kendi kendine yetmiyordu ve bu yüzden elzem mallar ve lüks eşyalar için ticarete güvenmeye mecbur kalmıştı.
Mısır'da ticaret, Hanedanlık Öncesi Devir'de (yaklaşık MÖ 6000 - yaklaşık MÖ 3150) başladı ve Roma Mısır'ı (MÖ 30 - MS 646) boyunca devam etti. Antik Mısır ekonomisi, tarihinin büyük bölümünde nakit olmadan takas sistemiyle işledi. Ülkede nakit iktisadının kurulması ancak MÖ 525'teki Pers istilasıyla tahakkuk etti. Bu zamana kadar ticaret, her iki tarafın da adil kabul ettiği bir değer standardına dayalı mal ve hizmet alışverişi yoluyla gelişmişti.
Mallar ve hizmetler, deben olarak bilinen bir birimle değerlendirilirdi. Tarihçi James C. Thompson'a göre, deben "bugün Kuzey Amerika'da doların yaptığı gibi, müşterilerin şeylerin fiyatını bilmesini temin etmek için işliyordu, ancak deben madeni parası yoktu" (Mısır Ekonomisi, 1). Bir deben "yaklaşık 90 gram bakırdı; çok pahalı eşyalar, değerlerinde nispetli değişikliklerle gümüş veya altın deben cinsinden de fiyatlandırılabilirdi" (aynı yer). Bir papirüs rulosu ve bir çift sandalet de bir deben kıymetindeyse, sandalet çifti papirüs rulosuyla adil bir şekilde takas edilebilirdi. Aynı şekilde, üç sürahi bira bir deben değerindeyse ve bir günlük çalışma bir deben kıymetindeyse, kişi günlük emeği için adil bir şekilde üç sürahi bira ile mükafatlandırılırdı.
Lokalden Enternasyonel Ticarete
Yukarı ve Aşağı Mısır arasında ve bu bölgelerin farklı kısımları arasında ticaret, MÖ 3150 civarındaki birleşmeden önce başlamıştır. Mısır'ın Birinci Hanedanlığı (yaklaşık MÖ 3150 - MÖ 2890) devrine gelindiğinde, Mezopotamya ile ticaret çoktan tesis edilmişti. Birinci Hanedanlık kralları, payitahtları Memphis'te kuvvetli bir merkezi hükümet kurdu ve kısa zamanda ülkenin idaresinin detaylarını, civardaki ülkelerle ticareti de içine alan bir bürokrasi gelişti. Mezopotamya, Mısır sanatının, dininin ve kültürünün inkişafında tesiri birçok farklı bilim insanınca son yüzyılda incelenen, müzakere edilen ve ele alınan erken bir ticaret ortağıydı. Bununla birlikte, bilhassa Sümer kültürü olmak üzere, daha önceki Mezopotamya kültürünün Mısır'ın gelişen kültürü üzerinde önemli bir tesiri olduğu açıktır.
Yalnız bir örnek vermek gerekirse, erken devir Mısır sanatı bu tesirin ispatıdır. Mısırbilimci Margaret Bunson, Birinci Hanedanlık zamanına ait meşhur Narmer Paleti'nin "canavarların ve birbirine dolanmış uzun boyunlu yılanların tasvirleriyle bariz bir şekilde Mezopotamya dizaynına sahip olduğunu" belirtiyor (267). Bunson ayrıca, aynı çağa ait ve dizaynları daha sonraki Mısırlı zanaatkarlarca kullanılan Mezopotamya'dan bıçak sapları ve silindir mühürlerin Mısır'da bulunduğunu da belirtiyor.
Birinci Hanedanlık zamanına gelindiğinde, Levant, Libya ve Nubya bölgeleriyle beynelmilel ticaret başlamıştı. Mısır'ın Kenan'da bir ticaret kolonisi, Suriye'de birkaç kolonisi ve Nubya'da daha da fazla kolonisi vardı. Mısırlılar, papirüs kamışından yapılmış teknelerden ahşap gemilere geçiş yapmışlardı ve bu gemiler nizami olarak Lübnan'a sedir ağacı için gönderiliyordu. Vadi Hammamat üzerinden geçen kara ticaret yolu, Nil'den Kızıldeniz'e uzanıyor, mallar paketlenip eşeklerin sırtına bağlanıyordu.
Bu ticaret anlaşmalarının çoğu barışçı müzakereler yoluyla temin edilirken, bazıları askeri seferlerle tesis edilmiştir. Birinci Hanedanlığın üçüncü kralı Djer (yaklaşık MÖ 3050-3000), Nubia'ya karşı bir orduya liderlik ederek kıymetli ticaret merkezlerini teminat altına almıştır. Nubya, altın madenleri bakımından zengindi ve aslında adını Mısırcada altın anlamına gelen "nub" kelimesinden almıştır. Daha sonraki krallar, kaynakların ve ticaret yollarının güvenliğini sağlamak için sınırda güçlü bir Mısır varlığını sürdürmeye devam etti. Mısır'ın İkinci Hanedanlığının son kralı Khasekhemwy (yaklaşık MÖ 2890 - yaklaşık MÖ 2670), isyanları bastırmak ve ticaret merkezlerini teminat altına almak için Nubia'ya seferler tertipledi ve usulleri kendisinden sonra gelen krallar için standart haline geldi.
Mısır metinlerinde Nubya'nın en mühim ticaret merkezlerinden biri Yam olarak anılır. Eski Krallık devrinde (takriben MÖ 2613-2181) Yam, kereste, fildişi ve altın kaynağı olarak gösterilmektedir. Yam'ın kesin yeri bilinmemekle birlikte, günümüz Sudan'ındaki Nil Nehri'nin Shendi Reach bölgesinde bir yerde olduğu düşünülmektedir.
Yam, Mısır Orta Krallığı (MÖ 2040-1782) boyunca mühim bir ticaret merkezi olarak varlığını sürdürmüş, lakin daha sonra kayıtlardan kaybolmuş ve Yeni Krallık zamanında (yaklaşık MÖ 1570 - yaklaşık MÖ 1069) İrem adlı başka bir merkezle değiştirilmiştir. Yeni Krallık devri, Mısır imparatorluğunda ticaretin en karlı olduğu ve Karnak Mabedi, Memnon Heykelleri ve Hatşepsut'un cenaze lahdi gibi abidelerin inşası için elzem olan varlığa katkıda bulunduğu bir çağdı.
Hatşepsut, Punt'a (günümüz Somali'si) en meşhur ticaret seferini tertipledi ve bu seferden gemilerle tütsü ağaçları da dahil olmak üzere değerli eşyalarla geri döndü; ancak bu tür ticaretten elde edilen kar yeni bir şey değildi. Eski Mısır Krallığı zamanında başlatılan ticaret, Giza piramitleri ve sayısız diğer abidenin inşasının finansmanına yardım etti. Eski ve Yeni Krallık ticareti arasındaki fark, Yeni Krallık'ın lüks eşyalara çok daha fazla alaka duyması ve bu eşyalarla ne kadar çok hemhal olursa o kadar çok arzulamaları olmuştu.
Ticaret Malları
Ticaret edilen malların türleri bölgeden bölgeye değişiyordu. Mısır bol miktarda tahıla sahipti ve Roma zamanında 'Roma'nın tahıl ambarı' olarak bilinecekti, ancak muskalar, mücevherler ve diğer ziynet eşyaları için gerekli olan ahşap, metal ve diğer değerli taşlardan mahrumdu. Altın, öncelikle Nubia'da kölelerce çıkarılıyordu ve Mısır'ın komşu kralları sık sık büyük miktarlarda altın gönderilmesini talep eden mektuplar gönderiyordu. Nubia'ya yapılan yolculuklar her zaman kolay değildi. Yam güneyde çok uzaktaydı ve bir kervanın haydutlardan, mahalli idarecilerden ve sel veya fırtına gibi tabiatın tehditlerine katlanması gerekiyordu.
Yam'a yapılan en iyi belgelenmiş seferler, II. Pepi'nin (MÖ 2278-2184) hükümdarlığı zamanında oraya dört yolculuk yapan Elephantine valisi Harkhuf'un mezarından gelmektedir. Bir yolculuğunda, kralın başka bir bölgeye savaşa gittiğini ve kendisine gönderilen eşyaları teminat altına almak için onu geri getirmek meburiyetinde kaldığını, bu sırada ona birçok gösterişli armağan sunduğunu anlatır. Harkhuf'un en ünlü yolculuğunda ise dans eden bir cüceyle geri döner; bu hal genç kralı o kadar heyecanlandırır ki, Harkhuf'a cüceyi ne pahasına olursa olsun güvende tutmasını ve saraya aceleyle getirmesini emreden bir mektup gönderir. Resmi mektupta kısmen şöyle yazmaktadır:
Hemen kuzeye, saraya gel; [...] Tanrının raksları için, ruhlar diyarından canlı, bayındır ve sağlıklı olarak getirdiğin bu cüceyi de yanında getir; Yukarı ve Aşağı Mısır kralı, sonsuza dek yaşayan Neferkare'nin kalbini sevindirmek ve neşelendirmek için. O seninle birlikte gemiye indiğinde, geminin her iki yanında yanında duracak mümtaz kişileri vazifelendir; suya düşmemesi için dikkat et. Gece uyuduğunda, çadırında yanında uyuyacak seçkin kişiler vazifelendir; gecede on kere kontrol etsinler. Majesteleri bu cüceyi Sina ve Punt'un hediyelerinden daha çok görmek istiyor. Eğer bu cüce seninle birlikte sağ salim, bayındır ve sağlıklı bir şekilde saraya gelirsen, majesteleri, cüceyi görme arzusundan dolayı, sana İsesi zamanında Tanrı Burded'in hazinedarı için yapılanlardan daha büyük bir iyilik yapacaktır. (Lewis, 36)
II. Pepi'nin dans eden cücesi, Eski Krallık devrine ait lüks eşyalara sadece bir örnektir. Bazı akademisyenlerin iddialarının aksine, Mısır'daki ticaret pratiklikten lükse doğru ilerlememiş, ithal ve ihraç edilen mallar açısından oldukça tutarlı kalmıştır. Yeni Krallık'ın lüksüyle her zaman öne çıkarılmasının tek sebebi, Mısır'ın bu çağdaki daha önceki zamanlara kıyasla daha fazla ülkeyle doğrudan temas halinde olmasıdır; Yeni Krallık'ın aniden lüks malların farkına varmasıyla alakalı değildir. Bununla birlikte, Yeni Krallık devrindeki Mısır ticaretinin önceki zamanlara göre daha verimli ve şümullü olduğu ve lüks malların daha erişilebilir ve arzu edilir hale geldiği şüphesizdir. Bunson bu çağdaki Mısır ticaretini şöyle anlatıyor:
Kervanlar Libya çöl vahalarından geçiyor ve yük kervanları kuzey Akdeniz bölgelerine gönderiliyordu. Mısır'ın bu çağda Kıbrıs, Girit, Kilikya, İyonya, Ege adaları ve belki de anakara Yunanistan ile ticaret yaptığına inanılıyor. Suriye, ticaret filoları ve kervanları için popüler bir destinasyon olmaya devam etti; burada Suriye mahsulleri, Basra Körfezi bölgelerinden gelen mahsullerle bir araya getiriliyordu. Mısırlılar, altın, keten, papirüs kağıdı, deri eşya ve tahıl mukabilinde odun, şarap, yağ, reçine, gümüş, bakır ve sığır alıyorlardı. (268)
Levant'taki Byblos'a gönderilen papirüsler, daha sonra Mezopotamya ve komşu bölgelerdeki insanlarca kullanılan kağıda dönüştürülüyordu. Byblos'un kitap yapımıyla olan münasebeti, aslında İngilizce "İncil" kelimesinin temelini oluşturmaktadır. Mısır ticareti Levant'ta o kadar yaygındı ki, daha sonraki arkeologlar orada bir dizi Mısır kolonisi olduğuna inanıyorlardı; oysa bulguları aslında sadece Mısır mallarının bölge halkı arasında ne kadar popüler olduğunu ortaya koyuyordu.
Ticaret Teşvikleri ve Koruma
Mısır'da ticaret için devlet destekli teşvikler yoktu çünkü kral bütün toprakların ve ürettiği her şeyin sahibiydi; en azından teoride. Kral, her şeyi yaratan tanrılarca tayin ve takdis edilmiş, tanrılar ve halk arasında aracı vazifesi görmüştü; bu sebeple, toprakların meşru idarecisi olarak kabul ediliyordu. Ancak hakikatte, Eski Krallık çağından beridir, farklı kültlerin -bilhassa Amun Kültü'nün- rahipleri, vergiden muaf geniş toprak parçalarına sahipti. Rahiplerin ticaret yapmasını yasaklayan bir yasa olmadığı ve cümle kâr da kraliyet tacı yerine mabete gittiği için, bu rahipler sıklıkla kraliyet ailesi kadar rahat yaşıyorlardı.
Mamafih, ekseriyetle, Nil boyunca uzanan çiftliklerde üretilen her şey kralın mülkiyeti olarak kabul ediliyor ve payitahta gönderiliyordu. Bu mahsulün bir kısmı daha sonra taksim merkezleri aracılığıyla halka geri veriliyor, bir kısmı ise ticaret için kullanılıyordu. Mısırbilimci Toby Wilkinson şöyle yazıyor:
Hükümet geliri olarak toplanan zirai mahsuller iki şekilde ele alınıyordu. Muayyen bir kısmı doğrudan ikincil mahsullerin imalatı için devlet atölyelerine gidiyordu - mesela, sığırdan don yağı ve deri; domuzdan domuz eti; ketenden keten; tahıldan ekmek, bira ve sepetçilik. Bu katma değerli mahsullerin bir kısmı daha sonra kârla alınıp satılarak hükümete daha fazla gelir sağlıyordu; diğerleriyse devlet çalışanlarına ödeme olarak yeniden dağıtılarak sarayın ve projelerinin finansmanını sağlıyordu. Zirai mahsullerin geri kalan kısmı (çoklukla tahıl) muhtemelen Mısır çağındaki mühim mahalli merkezlerde bulunan hükümetin tahıl ambarlarında depolanıyordu. Depolanan tahılın bir kısmı ham haliyle saray faaliyetlerini finanse etmek için kullanılırken, mühim bir kısmı da yaygın kıtlığa mani olmak için kötü bir hasat halinde kullanılmak üzere acil durum stoğu olarak ayrılıyordu. (46)
Kralın mesuliyeti halka, toprağa bakmak ve ma'at (ahenk) prensibini korumaktı. Toprak bol mahsul verirse ve herkese yetecek kadar, hatta fazlası bile olursa, kral muvaffak sayılırdı; aksi takdirde, rahipler neyin yanlış gittiğini ve tanrıların iyi niyetini yeniden kazanmak için hangi adımların atılması gerektiğini belirlemek üzere müdahale ederdi.
Mısırlılar, ülkelerini idare ederken veya dış ticaret yaparken yalnızca tabiatüstü korumaya güvenmiyorlardı. Hükümet destekli kervanları korumak için silahlı muhafızlar gönderiliyor ve Yeni Mısır Krallığı çağında, sınır geçişlerinde polis gücü vazife yapıyor, geçiş ücreti topluyor, geçiş ücreti tahsildarlarını koruyor ve şehirlerden ve köylerden gelen tüccarları gözetliyordu. Kervanlara eşlik eden silahlı korumalar, hırsızlığa karşı güçlü bir caydırıcı unsurdu. Harkhuf, Yam'a yaptığı yolculuklardan birinden dönerken, önce mallarını almak niyetinde görünen ancak silahlı korumasının büyüklüğünü görünce kendisine boğalar da dahil olmak üzere birçok güzel armağan veren ve yoluna devam etmesine yardımcı olan bir kabile lideri tarafından durdurulduğunu anlatır.
Malların çalınması, ticaretle fiilen uğraşan tüccar için değil, seferi tertipleyen, tabiri caizse "iş adamı" için ciddi bir kayıptı. Bir tüccar soyulursa, adalet için geçtiği bölgenin otoritelerine başvururdu, ancak her zaman hak ettiğini düşündüğü şeyi alamayabilirdi. Hükümdarın mesul tutulabilmesi için hırsızın o bölgenin yurttaşı olarak tanımlanması gerekiyordu ve hatta hırsız kaçmayı başarsa bile, kral tüccara tazminat ödemekle mükellef değildi.
Bu tür bir vaziyet, Amun'un gemisi için kereste satın almak üzere bir ticaret seferine liderlik eden Wenamun'un maceralarını anlatan edebi eser Wenamun Raporu'nda (yaklaşık MÖ 1090-1075) tafsilatıyla anlatılmaktadır. Wenamun limanda kendi halkından birince soyulur ve hırsızlığı hükümdara bildirdiğinde, hırsızın vatandaş olmadığı için hiçbir şey yapılamayacağı söylenir. Prens, hırsızı ararken Wenamun'un birkaç gün kalmasını tavsiye eder, ancak daha fazlasını yapamaz.
Wenamun'un halinde, başka birini soyarak vaziyeti en iyi şekilde değerlendirir; ancak sıklıkla bir tüccar, seferi destekleyen müesseseye geri döner ve olanları açıklar. Hikaye kabul edilirse, soyulan tüccar suçsuz sayılır; eğer anlatı yanlış görünürse, suçlamalar yöneltilir. Her iki halde de, malları ticarete mevzubahis olan şahıs veya müessese zarar görürdü, malları taşıyan kişi değil. Elbette, kimse mal kaybetmeye dair kötü bir şöhret edinmek istemezdi ve bundan mütevellit, hükümet destekli ticarette çalışmayan tüccarlar için (ki bu ticarette askerlerden oluşan bir ekip de bulunuyordu), silahlı muhafız tutmak, ticareti sürdürmenin bir diğer maliyetiydi.
Lakin, tehlikeler ve masraflar ne olursa olsun, Mısır'da ticaretin gerilediği bir zaman hiç olmadı, güçlü bir merkezi hükümet olmadığında bile. Sözde ara zamanlarda, bölgelerin valileri hükümet organı rolünü uhdesine alarak ticaretin gerçekleşmesini sağlayan gerekli münasebetleri ve yolları korudular. Wenamun Raporu, kurgusal olsa da, antik dünyada ticaret ortaklıklarının nasıl işlediğini gerçekçi bir şekilde temsil etmektedir.
Wenamun'un yazılmasından kısa bir zaman sonra, Mısır'da Yunan şehri Naucratis kuruldu; bu şehir, ülkenin en önemli ticaret merkezi ve İskenderiye tarafından gölgede bırakılana kadar Akdeniz bölgesinin en önemli merkezlerinden biri olacaktı. Yunanistan, Mısır ve diğer milletler, Naucratis gibi şehirler ve kara ve deniz yolları aracılığıyla malların yanı sıra kültürel inançları da takas ettiler ve bu şekilde ticaret, katılan her milleti basit ekonomik alışverişten çok daha mühim şekillerde genişletti ve yükseltti.
