Yehova (Yahve), eski İsrail Krallığı'nın ve daha sonra Yahuda Krallığı'nın devlet tanrısının adıdır. Adı, Hz. Musa'nın halkına bildirdiği söylenen dört İbranice ünsüzden (Tetragrammaton olarak bilinen YHWH) oluşur ve bazen İngilizcede "Yehova" olarak verilir.
Adın anlamı muhtelif şekillerde "Ben Varım", "Var Olan", "Yapılmış Olanı Yapan" (Yahweh-Aşer-Yahweh), "Orduları Var Eden" (Yahweh-Teva-`ot) olarak yorumlanmıştır ve filozof Haham Musa Maimonides'e (h. 1138-1204) göre "mutlak varoluş" veya "varlığın bütünlüğü" anlamına gelir.
Yüce varlığın adı söylenemeyecek kadar mukaddes kabul edildiğinden, YHWH ünsüz harfleri, tanrının adı yerine 'adonai' (efendi) kelimesini söylemeyi hatırlatmak için kullanılırdı; bu, Yakın Doğu'da yaygın bir pratikti ve bir tanrıya atıfta bulunurken sıfatlar kullanılırdı. Ancak bütün bu şartlar ve detaylar daha sonra Tanrı'ya tatbik edildi; Yehova'ya ilk defa ne zaman, kim tarafından ve nasıl tapınıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Akademisyenler J. Maxwell Miller ve John H. Hayes şöyle yazıyor:
Yehovacılığın kökenleri sırlarla kaplıdır. Kitab-ı Mukaddes'teki Yaratılış - II. Krallar'ın son düzenlenmiş hali bile bu hususta farklı görüşler sunar. Dolayısıyla, edebiyat tenkitçileri tarafından sözde 'Yehovacı' kaynağa atfedilen Yaratılış 4:16, Yehova'ya tapınmayı insan ırkının en eski zamanlarına kadar götürürken, diğer pasajlar Yehova'nın vahyini ve tapınmasını Musa'ya [Çıkış Kitabı'na] kadar götürür. (111)
Ben-Gurion Üniversitesi'nden akademisyen Nissim Amzallag, Yehova'nın kökenlerinin belirsiz olduğu iddiasına katılmıyor ve tanrının başlangıçta Tunç Çağı'nda (MÖ 3500-1200 civarı) bir demirci tanrısı ve metalurjistlerin koruyucusu olduğunu müdafaa ediyor. Amzallag, bilhassa Timna Vadisi'ndeki (güney İsrail'de) antik bakır madenlerini, Kitab-ı Mukaddes ile onun dışındaki metinleri ve Yehova'nın diğer kültürlerdeki metalurji tanrılarıyla benzerliklerini destek olarak gösteriyor.
Kitab-ı Mukaddes ve bilhassa Çıkış Kitabı, Yehova'yı (Yahve) İsrailoğullarının tanrısı olarak sunsa da, bu tanrının Kenan'daki diğer halklarca da tapınıldığını açıkça ortaya koyan birçok pasaj vardır. Amzallag, Edomlular, Kenliler, Moavlılar ve Midyanlıların hepsinin bir dereceye kadar Yahve'ye tapındığını ve Timnah'daki madenleri işleten Edomluların, daha eski bir Mısır mabedi olan Hathor'u Yahve'ye tapınmaya dönüştürdüklerine dair deliller olduğunu belirtir.
Kitab-ı Mukaddes anlatıları Yahve'yi tek yaratıcı tanrı, evrenin efendisi ve bilhassa İsrailoğullarının tanrısı olarak tasvir etse de, başlangıçta Kenan kökenli ve yüce tanrı El'e bağlı gibi görünmektedir. Kenan kitabeleri, daha küçük bir tanrı olan Yehova'dan bahseder ve hatta Kitab-ı Mukaddes'teki Tesniye Kitabı bile, "En Yüce El, milletlere miraslarını verdi" ve "Yahve'nin payı, halkı Yakup ve kendisine düşen mirastır" (32:8-9) der. Bu gibi bir pasaj, Kenanlıların ve İsraillilerin politeizme veya daha doğrusu henoteizme (tek bir yüce tanrıya fokuslanarak birçok tanrıya inanma) olan ilk inançlarını aksettirir. İsraillilerin her zaman yalnızca tek bir tanrıyı kabul ettiği iddiası, İsrail'in Kenan'daki gelişmesinin ilk devirlerine dayanan daha sonraki bir inançtır.
Yahve adının anlamı, belirtildiği gibi, "Ben Varım" veya "Var Olan" olarak yorumlanmıştır ama birçok bilim insanı tarafından farklı yorumlar da sunulmuştur. Orta Çağ'ın sonlarında, 'Yahve' kelimesi Hristiyan rahiplerce 'Yehova' olarak değiştirildi ve bu ad günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır.
Yahweh'in karakteri ve kuvveti, MÖ 6. yüzyıldaki Babil Sürgünü'nün ardından sistemleştirildi ve İbranice mukaddes metinler, İkinci Mabet Devri'nde (yaklaşık MÖ 515-MS 70) Yehova'nın Yahudi halkına liderlik etmesi ve onları kurtarması için göndereceği bir mesih mefhumunu ihtiva edecek şekilde kanonlaştırıldı. Kainatin her şeye gücü yeten yaratıcısı, koruyucusu ve kurtarıcısı olarak Yehova, daha sonra erken Hristiyanlara göre, oğlu İsa'yı vaat edilen Mesih olarak gönderen ilahları olarak geliştirildi ve İslam, iman sisteminde bu aynı tanrıyı Allah olarak yorumladı.
Yehova'nın Kitab-ı Mukaddes Dışında Anılması
Yehova'dan en eski bahis, uzun zamandır Moab Kralı Meşa'nın MÖ 840 civarında İsrail'e karşı kazandığı zaferi kutlamak için diktirdiği Moab Taşı'nda (Meşa Steli olarak da bilinir) yer alır. Kitabede, Meşa'nın İsrailoğullarını yendikten sonra "Yahve'nin kaplarını Moab'ın baş tanrısı Kemoş'a götürdüğü" belirtilir. Kemoş, büyük ihtimalle İsrail'in başkenti Samiriye'deki mabette Yahve'ye tapınmak için kutsal sayılan nesneler anlamına gelir (Kerrigan, 78-79).
Moab Taşı, 1868 yılında günümüz Ürdün'ünde keşfedilmiş ve 1870 yılında yayınlanmıştır. Yehova'dan bahseden Kitab-ı Mukaddes dışı ilk kitabe olması sebebiyle, bu keşif çokça münakaşa edilmiştir. Çünkü dikilitaş, II. Krallar 3. bölümdeki Moablı Meşa'nın İsrail'e isyan ettiği Kitab-ı Mukaddes anlatısıyla aynı vakayı aktarmaktadır (ama dikilitaşta Moablıların zaferi iddia edilirken, Kitab-ı Mukaddes'te İsrail'in galip geldiği iddia edilmektedir). Yehova soyunun yorumlanma şekli, Meşa'nın İsrail tanrısının kaplarını kendi tanrısına haraç olarak aldığını iddia etmesi sebebiyle, Yehova'nın yalnızca İsrailoğullarının tanrısı olduğu düşüncesini daha da desteklemektedir.
1844'te, Nubia'daki Soleb antik şehrinin kalıntıları, sahayı detaylı olarak belgeleyen ancak kazı yapmayan arkeolog Karl Richard Lepsius tarafından kazılmıştır. 1907'de James Henry Breasted gelip sahayı fotoğrafladı ama yine herhangi bir kazı yapmadı. 1957'ye kadar arkeolog Michela Schiff Giorgini idaresinde bir ekip alanı kazmadı ve hipostil salonundaki mabedin sütunlarından birinin tabanında "Yahve'nin Şasu'su" olarak tanımlanan bir grup insana dair bir referans bulamadı. Mabet, III. Amenhotep (MÖ 1386-1353) tarafından inşa edilmişti ve Yahve'ye yapılan atıf, bu tanrının, Kitab-ı Mukaddes anlatılarındaki vakaların gerçekleştiği düşünülen zamandan çok önce başka bir halk tarafından tapınıldığını ispatlıyordu.
Şasular (Şaşu olarak da bilinirler), Mısırlılarca eşkıya veya haydut olarak tanımlanan Sami göçebe bir halktı. Nitekim, Soleb mabedinin sütununda Mısır'ın diğer düşmanları arasında adları geçer ve daha sonra, II. Ramses'in (MÖ 1279-1213) saltanatına ait bir kitabede, Kadeş Savaşı'nda firavunun hasımları arasında yer aldıkları görülür.
Göçebe bir halk oldukları kesinleştiğinden, onları İbraniler ve Levant'taki bir grup hain olan Habirularla münasebetlendirme teşebbüsleri olmuştur, ancak bu iddialar çürütülmüştür. Şasular kim olursa olsun, İbrani değillerdi ve Habirular, ayrı bir etnik grup değil, ülkenin geleneklerine uymayı reddeden Kenanlılar gibi görünüyorlardı.
III. Amenhotep'in Yahve'nin Şasu'sundan bahsetmesinin keşfi, tanrıyı tarihte daha önce kabul edilenden çok daha eski bir yere yerleştirmiş olsa da, Yehova'nın belki de Kenan'a mahsus olmadığını da düşündürmüştür. Bu, Yehova'nın İbranilerin Mısır'dan Kenan'a göçlerinde benimsedikleri bir çöl tanrısı olduğu teorisiyle örtüşmektedir. Yehova'nın geceleri bir ateş sütunu, gündüzleri ise bir bulut olarak görünmesi ve Çıkış Kitabı'ndaki diğer ateş tasvirleri, bazı akademisyenlerce bir fırtına tanrısı veya hava durumu tanrısı ve bilhassa da Hz. Musa'yı su kaynaklarına yönlendirebildiği için bir çöl tanrısı olarak yorumlanmıştır (Çıkış 17:6 ve Sayılar 20). Mamafih günümüzde genel kabul gören görüş, Yehova'nın Kenan panteonunda küçük bir tanrı olarak Güney Kenan'da ortaya çıktığı ve göçebeler olan Şasuların büyük ihtimalle Levant'ta geçirdikleri devirde ona tapınmaya başladıklarıdır.
Moab Taşı, Moab halkının da Yehova'ya taptığını gösteren son araştırmalar ışığında yeniden yorumlanmıştır ve Meşa'nın Yahve'nin kaplarını Kemosh'a götürmesi büyük ihtimalle Moablılara ait olduğunu düşündüğü şeyleri geri aldığı anlamına gelir; İsrail'i ve onun tanrısını kendi adına fethettiği anlamına gelmez.
Kitab-ı Mukaddes'te Yehova
Kitab-ı Mukaddes, Yahve'ye tapan diğer milletlerden ve tanrının İsrailoğullarına savaşta yardım etmek için Edom'dan nasıl geldiğinden bahseder (Tesniye, 33:2, Hakimler, 5:4-5), ama bu ana anlatı değildir. Kitab-ı Mukaddes'te Yahve, gökleri ve yeri yaratan ve ardından muayyen bir halkı, yani İsrailoğullarını kendi halkı olarak seçen tek gerçek Tanrı'dır.
Yahve, Yaratılış Kitabı'nın başlangıcında dünyayı yaratır ve güneş ile ayı göğe asar. Hayvanları ve insanları yaratır, Hz. Nuh, Nuh'un ailesi ve Nuh'un kurtardığı hayvanlar hariç herkesi büyük bir tufanda yok eder ve halkını Kenan diyarına götürmesi ve oraya yerleşmesi için İbram'ı (daha sonra İbrahim olarak bilinir) seçer (Yaratılış, 1-25).
Hz. İbrahim'in ilk cemaati, oğlu Hz. İshak ve ardından torunu Hz. Yakup (İsrail olarak da bilinir) tarafından tesis edilmiştir. Hz. Yakup'un en sevdiği oğlu Yusuf, kardeşlerince köle olarak satılıp Mısır'a getirildi. Rüyaları tabirindeki mahareti sayesinde burada ünlendi ve bölgeyi kıtlıktan kurtardı (Yaratılış, 25-50). Yaratılış Kitabı, Hz. Yusuf'un kardeşlerine, Yehova'nın onları Mısır'dan çıkarıp Hz. İbrahim, İshak ve Yakup'a vaat edilen topraklara geri getireceğini söyledikten sonra ölmesiyle sona erer.
Yıllar sonra, İsrailoğulları Mısırlılar için çok kalabalıklaştığında, adı bilinmeyen bir firavun onları köleleştirmeyi emreder ve hayatlarını zorlaştırır (Çıkış, 1-14). Buna rağmen, İsrailoğullarının nüfusu artmaya devam eder ve bu yüzden firavun bütün erkek bebeklerin öldürülmesini emreder (Çıkış, 1:15-22). İsrailoğulları arasında Levi kabilesinden bir kadın oğlunu saklar ve sonra onu bir sepet içinde nehrin aşağısına gönderir. Firavunun kızı onu bulur ve evlat edinir; bu çocuk Musa'dır (Çıkış, 2:1-10). Hz. Musa, bir İsrailli olarak hakiki hüviyetini öğrenir ve bir Mısırlıyı vurduktan sonra Midyan diyarına kaçar ve orada yanan bir çalı formunda Yehova ile karşılaşır (Çıkış, 3:4:1-17). Çıkış Kitabı'nın geri kalanında, Yehova'nın Mısır'a gönderdiği On Bela ve Hz. Musa'nın halkını nasıl hürriyete kavuşturduğu tafsilatlu olarak anlatılır.
Hz. Musa, Yehova ile yaşanan bir anlaşmazlık sebebiyle vaat edilmiş Kenan topraklarına asla ulaşamaz; bu anlaşmazlıkta, yapmaması gereken bir şey olduğu halde bir kayaya vurarak su ister (Sayılar, 20). Bunun yerine liderliği sağ kolu Yuşa'ya devreder ve Hz. Yuşa, halkına Yehova'nın talimatı istikametinde Kenan'ın fethinde liderlik eder. Topraklar fethedildikten sonra Yuşa, onu halkı arasında bölüştürür ve zamanla İsrail Krallığı'nı kurarlar.
Kenan Panteonu'nda Yehova
Ancak Kitab-ı Mukaddes anlatısı, göründüğü kadar basit değildir; zira İsrail'de (Tanrı'yla Beraber Mücadele Eden veya Tanrı'yla Dayanan) doğrudan adı geçen Kenan tanrısı El'e de atıfta bulunur. El, Kenan panteonunun baş tanrısıydı ve Kitab-ı Mukaddes'e göre Yehova'ya İsrailoğulları üzerinde otorite sunan tanrıydı:
En Yüce [El] milletlere miraslarını verdiğinde, insan oğullarını ayırdığında, halkların sınırlarını Tanrı Oğulları'nın sayısına göre belirledi. Çünkü Yahve'nin payı halkıdır, Yakup'un payı ise mirasıdır. (Tesniye 32:8-9, Masoretik Metin).
Kenanlılar, bütün eski medeniyetler gibi birçok tanrıya tapıyorlardı, ancak bunların en önemlisi gök tanrısı El'di. Tesniye'deki bu kısımda, El her tanrıya yeryüzündeki insanların bir kesimi üzerinde otorite veriyor ve Yehova, zamanla onu en yüce ve tek tanrı yapacak olan İsraillilere tayin edilir; ama daha önceden daha az bilinen bir Kenan tanrısı olarak var olduğu açıktır.
Metalurji İlahı Olarak Yehova
Ancak araştırmacı Nissim Amzallag'a göre, Yehova bir metalurji tanrısıydı. Amzallag şöyle yazar:
Yehova ile bakır arasında mühim bir bağ, İsrail Tanrısı'nın meskeninin iki bakır dağıyla sembolize edildiği Zekeriya Kitabı'nda (Zekeriya, 6:1-6) öne sürülmektedir. Hezekiel, kehanetlerinde ilahi bir varlığı "görünüşü bakır gibi parlayan bir adam vardı" (Hez. 40:3) şeklinde tanımlar ve bu kitabın başka bir bölümünde Yehova'dan açıkça bir eritici olarak bahsedilir (Hez. 22:20). İşaya, 54:16'da, Yehova hem bakır işçisinin hem de yaptığı işin yaratıcısı olarak açıkça belirtilir... Yehova'nın böyle bir müdahalesi, başka hiçbir yerde başka zanaatlar veya insan faaliyetleri için belirtilmemiştir. (394)
Amzallag, Yehova ile diğer metalurji tanrıları arasındaki benzerliklere de dikkat çeker:
Metalurji tanrısı genelde olağanüstü bir tanrı olarak karşımıza çıkar. Umumiyetle dünyanın ve/veya insanların yaratılışında rol oynar. Metalurji ilahının ezici önemi, bakır eritme tesislerinin antik dünyadaki medeniyetlerin ortaya çıkışında oynadığı merkezi rolü aksettirir. (397)
Amzallag, Mısırlı Ptah ve Mezopotamya'lı Ea/Enki ile Elamlı Napir'in hususiyetlerini (diğer özelliklerinin yanı sıra) Yehova ile kıyaslar ve çarpıcı benzerlikler bulur. Ayrıca, Edomluların tanrısı Qos'un adının Yehova için bir sıfat olduğunu iddia eder ve metalurjiyle yakından münasebetli bir halk olan Edomluların Timna'daki bakır madenlerinin başlıca işçileri ve idarecileri olduğunu belirtir. Ayrıca, Edom'un Kitab-ı Mukaddes'te hiçbir zaman yabancı bir tanrı adına İsrail'e meydan okuduğundan bahsedilmediğini; bu nedenle iki halkın aynı tanrıya taptığını öne sürer (390-392).
Amzallag'ın teorisi sorgulanmış olsa da çürütülmemiştir. Bilhassa Kitab-ı Mukaddes pasajlarından ve Timna madenlerinin kalıntılarından alıntılanan arkeolojik delillerden yola çıkarak öne sürdüğü argümanlar ilgi çekicidir.
Metalurji Tanrısından Yüce İlah'a
Amzallag'a göre Yehova, Demir Çağı'nda (MÖ 1200-930 civarı) İsrailoğullarınca, bronzun yerini demirin alması ve bir tür dönüştürücü büyü olarak görülen bakır eritme ustalarının benzersiz statülerini kaybetmesiyle, birçok tanrıdan biri olmaktan yüce bir tanrıya dönüştürüldü. Bu yeni çağda, Kenan'daki İsrailoğulları, siyasi ve askeri güçlerini pekiştirmek için komşularından uzaklaşmaya çalıştılar ve böylece Yehova'yı yüce varlık olarak El'in üzerine yükseltip kendilerininmiş gibi sahiplendiler. Demirci ocağı ve ateş, duman ve vurma imajlarıyla olan münasebeti, fırtına ve savaş tanrısını tasvirlerinde de işe yaradı ve böylece Yehova'nın karakteri bir dönüşme tanrısından fetih tanrısına dönüştü. Miller ve Hayes şöyle yorumluyor:
Belki de Yehova'nın İsrail'in ilk şiir ve anlatı edebiyatındaki en dikkat çekici hususiyeti, militanlığıydı. Çıkış 15:1-18'deki "Deniz Şarkısı" ve Hakimler 5'teki "Debora Şarkısı", takipçileri adına müdahale edebileceğine güvenilebilecek ilahi savaşçı Yehova'yı övmeleri bakımından tipiktir... Dolayısıyla, Yehova'nın milli tanrı statüsü kazanmasının başlıca sebebi İsrail'in savaşlarıyla bağlantılı olabilir. Barış zamanlarında kabileler, doğurganlığı sağlamak için çeşitli mahalli formlarıyla Baal'a büyük ölçüde güvenmişlerdir. Lakin müşterek düşmanlarına karşı savaşmak için bir araya geldiklerinde, zaferi sağlayabilecek ilahi savaşçı Yehova'ya yönelmişlerdir. (112)
Yehova'nın savaşçı olarak tasviri, Hristiyan Eski Ahit'i haline gelen İbranice mukaddes yazılarda açıkça görülür ve savaşçı imajı, önceki eserlerden (mesela Efesliler 6:11, Filipililer 2:25, II. Timoteos 2:3-4, I. Korintliler 9:7 ve diğerleri) yararlanan Yeni Ahit'teki pasajlarda da barizdir. Bu eserler yazıldığında, Yehova'ya tapınma, İsrailoğullarının Kenan'daki ilk günlerinden itibaren dramatik bir dönüşüm geçirmişti.
Erken ve Sonraki Dini İnanç ile Pratikler
İsrailoğulları da dahil olmak üzere Kenan halkı, başlangıçta, ferdi kabile ve aile bağları kurma çabasıyla, dünyevi atalarına hürmet göstermenin yanı sıra "babanın tanrısı" veya "evin tanrısı"na tapınma şeklini benimsedi (van der Toorn, 177). Zamanla bu pratik, El, Aşera, Baal, Utu-Şamaş ve Yehova gibi tanrılara tapınmaya dönüştü.
İsrailoğulları Kenan'daki topluluklarını geliştirirken, komşularından uzaklaşmaya çalıştılar ve belirtildiği gibi, Yehova'yı ananevi Kenanlı yüce tanrısı El'in üzerine çıkardılar. Mamafih, bu zamanda monoteizmi benimsemediler. İsrailoğulları, monarşinin yükselişinden önceki Hâkimler devrinde ve İsrail Krallığı zamanı boyunca (yaklaşık MÖ 1080-MÖ 722) henoteistik bir halk olarak kaldılar.
MÖ 931'de, Hz. Süleyman'ın vefatının ardından krallık ikiye bölündü ve güneyde başkenti Kudüs olan yeni bir siyasi varlık, Yahuda Krallığı meydana çıktı. İsrail ve Yahuda krallıkları, MÖ 722'de Asurlular İsrail'i yok edene ve olağan askeri politikalarına uygun olarak sakinlerini sürgün edip yerlerine imparatorluklarından başkalarını yerleştirene kadar periyodik olarak birbirleriyle savaştılar veya ittifak kurdular. Yahuda, Asur askeri harekâtlarına ancak Asur'a haraç ödeyerek dayanabildi.
Asur İmparatorluğu, MÖ 612'de Babilliler, Medler ve diğerlerinden oluşan işgalci bir güç tarafından yıkıldı ve Babilliler Kenan bölgesini ele geçirdi. MÖ 598'de Yahuda'yı işgal edip Kudüs'ü yağmaladılar, Süleyman'ın Mabedi'ni yıktılar ve önde gelen vatandaşları Babil'e geri götürdüler. Bu, Yahudi tarihinde Babil Sürgünü (yaklaşık MÖ 598-538) olarak bilinen devirdir. Babil, Perslerin Büyük Kiros'u (ö. MÖ 530) tarafından fethedildi ve Persler, Yahudi liderlerinin MÖ 538'de anavatanlarına dönmelerine izin verdi.
Bütün eski dinlerde (ve modern dinlerde olduğu gibi) olduğu gibi, halkın inancı, bir tanrıya hürmet gösterip hizmet edecekleri ve mukabilinde koruma ve rehberlik alacakları bir karşılıklılık (quid pro quo) anlayışına dayanıyordu. Mabet yıkılıp krallık yağmalandığında, Yahudi din adamları bu trajedinin bir sebebini bulmaya mecbur kaldılar ve bunun sebebinin Yehova'ya yeterince alaka göstermemeleri ve diğer tanrıları tanıyıp onlara tapınarak onu kızdırmaları olduğu neticesine vardılar.
İkinci Mabet Devri'nde (takribi MÖ 515 - MS 70) Yahudilik gözden geçirildi, Tevrat takdis edildi ve bugün monoteizm olarak bilinen yeni bir ilahi anlayış oluşturuldu; tek bir tanrıya inanç. Bilim insanları, bu çağda, nihayet İbranice Mukaddes Yazılar haline gelen eski eserlerin, İsrailliler arasında gerçekte tatbik edilmesinden çok daha önce, tek tanrılı bir inanç sistemini aksettirecek şekilde gözden geçirildiğini tespit ettiler.
İbranice Mukaddes Yazılar'daki monoteizm, daha sonra Hıristiyanlık taraftarları tarafından benimsenecek ve sonunda Yahve ve ardından basitçe "Tanrı" olarak bilinen Yehova'ya tapınmaya devam edeceklerdi. İslam da 7. yüzyıldan itibaren bunu Allah ("Hüve") adıyla açıklayacaktı. Yehova başlangıçta kim olursa olsun ve ona nasıl ibadet edilirse edilsin, bugün dünyadaki üç büyük monoteistik dinin temelini tesis etmektedir.
