Sur

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Şüheda Bulut tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Arch of Hadrian, Tyre (by Carole Raddato, CC BY-NC-SA)
Hadrian Köprü Gözü, Sur Carole Raddato (CC BY-NC-SA)

Sur (günümüzde Lübnan’da), dünyanın en eski şehirlerinden biridir ve 4.000 yılı aşkın süredir neredeyse sürekli olarak yerleşim görmüştür. Fenike’nin en önemli şehirlerinden biri olmuş ve zaman zaman baskın konumda bulunmuştur; şehir halkı, Sur’un büyük tanrı Melkart tarafından kurulduğunu iddia etmiştir.

Şehir, antik bir Fenike limanı ve sanayi merkeziydi. Mitolojide, Avrupa’ya adını veren Europa’nın ve Truva’lı Aeneas’a yardım eden ve ona aşık olan Kartaca’lı Dido’nun doğum yeri olarak geçer. Şehrin adı “kaya” anlamına gelir ve şehir iki bölümden oluşuyordu: ana ticaret merkezi olan ada ve yaklaşık yarım mil uzaklıktaki anakaradaki “eski Sur”. Eski şehir, Ushu (Melkart’ın eski adı) olarak bilinir ve MÖ 2750 civarında kurulmuştur; ticaret merkezi ise kısa süre sonra gelişmiştir. Zamanla ada kompleksi, Ushu’dan daha zengin ve kalabalık hale gelmiş ve ağır şekilde tahkim edilmiştir.

Sur’un refahı, Babil Kralı II. Nebukadnezar’ın (MÖ 605/604-562) dikkatini çekmiş ve MÖ 6. yüzyılda şehri 13 yıl kuşatma altında tutmasına rağmen savunmalarını kıramamıştır. Bu kuşatma sırasında, anakaradaki şehrin çoğu sakini, ada şehrinin görece güvenliği için burayı terk etmiştir. Ushu, ana karadaki Sur’un bir banliyösü haline gelmiş ve Büyük İskender’in gelişiyle birlikte bu durum sona ermiştir.

Sur, MÖ 10. yüzyılda altın çağını yaşamış ve MÖ 8. yüzyılda çevredekİ dİğer bölgelerİ kolonİleştirmeye başlamıştır.

Sur’lular, Murex deniz salyangozlarının kabuklarından elde ettikleri boyalarla çalışmalarıyla tanınırlardı. Bu mor boya, antik dünyada büyük değer taşır ve kraliyetle ilişkilendirilirdi. Ayrıca Fenikelilere, Yunanlılar tarafından verilen “Phoinikes” adı verilmiş; bu ad “mor halk” anlamına gelmektedir. Sur, kardeş şehir Sidon’u geride bırakarak tüm Fenike’de en güçlü şehir devleti olmuştur.

Sur, Yeni Ahit’te de geçer; burada hem İsa hem de Aziz Pavlus’un şehri ziyaret ettiği belirtilir. Ayrıca Büyük İskender’in kuşatmasıyla askeri tarih açısından ünlüdür. Günümüzde Sur, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almakta olup, bölgedeki devam eden çatışmalara rağmen tarihini koruma çabaları sürdürülmektedir.

Map of the Phoenician Expansion c. 11 - 6 centuries BCE
Fenike Yayılımı, MÖ 11. – 6. Yüzyıllar Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Mitolojik ve Tarihî Kökenler

Sur, antik tarihçiler tarafından sıkça tanrılar tarafından kurulduğu şeklinde anlatılır. Bir efsaneye göre, anakarada yaşayan iki ilahi kardeş – Shamenrum ve Ushu – muhtemelen arazi hakları yüzünden tartışmaya başlar. Shamenrum bir tarımcı olup sazdan kulübeler yaparak kalıcı yerleşimler kurarken, Ushu güçlü bir avcı olarak özgürce dolaşır ve hayvan derilerinden giysiler yapardı.

Tartışma (detayları verilmemiştir) çözülemediğinde, Ushu, yıldırım çarpmış bir ağacın gövdesinden küçük bir sal yapar ve anakarayı terk ederek kıyıdaki bir adaya ulaşır. Oraya bir tapınak inşa eder ve adayı, salını yönlendirmesine yardım etmiş olabilecek denizkızı Tyros’tan esinlenerek Tyre (Sur) olarak adlandırır. Bu hikâyede ada, sabit bir konumu olmayan serbestçe yüzen bir ada olarak tasvir edilir (muhtemelen Ushu’nun adaya ulaşmak için Tyros’un yardımına ihtiyaç duymasının nedeni budur) ve Ushu, ateş ve rüzgarın ilahi güçlerini onurlandırmak için tapınağını inşa ettiğinde, zümrüt ve altın sütunlarını o kadar derin bir şekilde toprağa çakar ki ada yerinde sabitlenir.

Adanın kökenine dair başka bir anlatımda, tanrıça Astarte, dallarında bir kartal ve tabanına dolanmış bir yılan olan yüzen bir adaya bir zeytin ağacı dikmiştir. Ada, kartal tanrılara kurban edilene kadar yüzer durumda kalacaktır ve Ushu salıyla adaya geldiğinde, kartal kendi isteğiyle hayatını verir. Ushu, tapınağını tanrılar için bir ev olarak kurar. Yunan tarihçi Herodot (MÖ 484–425/413 civ.) Tarihler adlı eserinin II.44 bölümünde Sur’u ziyaretini kaydeder. Burada, Sur rahiplerinin ona şehrin Herakles tarafından kurulduğunu söylediklerini aktarır (bu, Zeus’un oğlu ve 12 Görev’iyle ünlü yarı tanrı ile aynı kişi değildir). O dönemde Herakles, Melkart olarak tapınılan ve Ushu ile aynı tanrı olarak kabul edilen bir figürdür.

Oradaki tanrının rahipleriyle konuştum ve onlara tapınağın ne zaman kurulduğunu sordum… Onlara göre, tanrının tapınağı Sur ile aynı dönemde, yani yaklaşık 2.300 yıl önce kurulmuş.

Arkeolojik bulgular, Sur’daki ilk insan yerleşiminin MÖ 2900–2750 civarına tarihlendiğini göstermektedir; bu dönemdeki ilk evler terk edilmiş ve kalıcı yerleşim daha sonraki tarihten itibaren devam etmiştir. Şehir, Mısır’ın 18. Hanedanı dönemi (MÖ 1550–1292) sırasında zaten gelişmekteydi; o dönemde Sur, Mısır’ın hükûmetine, Tyrian Purple adıyla bilinen ve Roma İmparatorluğu ile sonrasına kadar kraliyetle ilişkilendirilecek pahalı boyalı giysiler tedarik ediyordu. Sur, Asur kralı II. Aşurnasirpal’in (MÖ 884–859) döneminde de refahını sürdürmüş ve kralın kendisine gümüş, altın, kalay, bronz ve diğer değerli metaller ile malzemeler şeklinde vergi veren şehirler arasında yer almıştır.

Assyrians Attacking Tyre
Sur’a Saldıran Asurlular Rajni Praveen (CC BY-NC-SA)

Sur’un Altın Çağı

Sur, MÖ 10. yüzyılda altın çağını yaşamış ve MÖ 8. yüzyılda bölgedeki diğer yerleşim yerlerini kolonileştirerek, İsrail ile olan ittifak sayesinde büyük zenginlik ve refah elde etmiştir. Sur Kralı Abibaal, yeni kral David’e Lübnan’ın ünlü sedirlerinden kereste göndererek bu ittifakı ve ticaret anlaşmasını başlatmıştır (Abibaal’ın oğlu Hiram’ın, Kral David’in oğlu Süleyman için yaptığı şeyin benzeri). Bu ittifak, her iki taraf için de çok kazançlı bir ortaklık sağlamıştır. Araştırmacı Richard Miles’a göre:

Ticari açıdan bu anlaşma, Sur’a yalnızca İsrail, Yahudiye ve kuzey Suriye’nin değerli pazarlarına ayrıcalıklı erişim sağlamakla kalmamış, aynı zamanda ortak denizaşırı girişimler için de fırsatlar sunmuştur. Nitekim, bir Sur-İsrail seferi Sudan ve Somali’ye gitmiş, belki de Hint Okyanusu’na kadar ilerlemiş olabilir. (32)

Sur’un refahını artıran bir diğer gelişme, Abibaal ve Hiram dönemlerinde şehirde yaşanan bir dini devrim gibi görünmektedir. Bu devrim, Fenike dininin daha popüler tanrı çiftlerinden Baal ve Astarte yerine Melkart’ı öne çıkarmıştır. Adı “Şehrin Kralı” anlamına gelen Melkart’ın önceliği, geleneksel tanrı panteonunun rahiplerinden güç alarak sarayın kullanımına sunulmuş, çünkü Melkart yönetici aile ile yakından ilişkilendirilmiştir. Araştırmacı Miles şöyle yorum yapmaktadır:

Görünüşe göre, Sur’daki tapınakları kontrol altına alma isteği, şehrin geleneksel baş tanrılarını yeni bir tanrı olan Melkart ile değiştirme yönündeki kraliyet kararının arkasındaki neden olmuştur. (32)

Hercules-Melqart
Herkül-Melkart Dan Diffendale (CC BY-NC-SA)

Belirtildiği gibi, Melkart Sur için yeni bir tanrı değildi ve her zaman burada saygı görmüştü; ancak artık daha fazla otorite ve öncelik kazanmıştı. Sur’lular hiçbir zaman tek tanrılı değildi, fakat Melkart’ın şehirdeki yükselişi, tek tanrılı Yahve’ye tapan İsrailli yönetici haneyi memnun etmiş ve ticarette verimli bir çalışma ilişkisini ilerletmiştir. Sur’lular, İsrail’e tapınakları için değerli metaller ve kraliyet için ünlü mor boyalı giysiler sağlarken, karşılığında gerekli malları ve lüks eşyaları almışlardır. Araştırmacı Miles şunları yazmaktadır:

Karşılığında [değerli metaller ve giysiler için], İsrailliler yıllık 400.000 litreden fazla buğday ve 420.000 litre zeytinyağı tedarik ederdi – bu, sınırlı topraklara sahip Sur için büyük bir kazançtı. (32)

Sonuç olarak, sadece sarayın serveti artmakla kalmamış, bu servetin daha verimli dağıtımı sayesinde şehrin tamamı için refah da yükselmiştir. Bu zenginlik, Asur İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra (MÖ 612) Babillilerin dikkatini çekmiş ve Kral II. Nebukadnezar, MÖ 586’da şehri kuşatmıştır. Kuşatma 13 yıl sürmüş, Sur’un surları dayanmış olsa da ticari faaliyetler zarar görmüş ve refah azalmıştır. Sur, Pers Ahameniş İmparatorluğu döneminde toparlanmış, şehir MÖ 539’da Persler tarafından ele geçirilmiş ve Büyük İskender’in gelişine kadar Persler tarafından tutulmuştur.

Siege of Tyre
Sur Kuşatması The Department of History, United States Military Academy (Public Domain)

Büyük İskender ve Kuşatma

Persler, sonunda Fenike şehirlerine kendi valilerini atamış olsalar da, mevcut dini ve siyasi geleneklere müdahale etmemiş ve başlangıçta Sur’un Melkart ile ilişkilendirilen kralının görevine devam etmesine izin verilmiştir. Artık kral, rahipler değil, “dünyevi ve göksel dünyalar arasında köprü” olarak görülmekteydi; göksel tanrıların ihtiyaçları, sarayın siyasi gereklilikleriyle yakından uyumlu olabiliyordu (Miles, 33). Bu yeni dini politika, şehrin halkı arasında daha sıkı bir birlik duygusu oluşturmuş; onları Fenike’nin diğer şehir-devletlerinden farklı ve tanrılarının gözünde özel kılmıştır. Araştırmacı Miles şunları yazar:

Kral, Melkart’ın yıllık festivalini kutlamak için kapsamlı yeni bir tören bile başlatmıştır. Her bahar, egersis adı verilen özenle düzenlenmiş bir festivalde, tanrının bir heykeli devasa bir sal üzerine konur ve denize sürüklenirken ritüel bir şekilde yakılır; toplanan kalabalık ilahiler söyler. Sur’lular için, tıpkı diğer antik Yakın Doğu halkları gibi, burada vurgu ateşin iyileştirici ve yeniden canlandırıcı özellikleri üzerindeydi; tanrı yok edilmez, dumanla yeniden canlandırılır ve heykelin yakılması yeniden doğuşu temsil eder. Egersis’in Sur halkının iç bütünlüğünü korumadaki önemini vurgulamak için, tören süresince tüm yabancıların şehirden ayrılması zorunluydu. (33–34)

İşte bu tören ve halk için taşıdığı önem, Sur’un yıkımına ve nüfusunun öldürülmesi ya da köleleştirilmesine yol açacaktı. MÖ 332’de, Büyük İskender, Ahameniş İmparatorluğu’nu fethetme sürecinde şehre ulaştı. Teslim olan ve bol hediyeler sunan Sidon’un boyun eğmesinden hemen sonra, Sur’un derhal teslim olmasını talep etti. Sidon’un örneğini izleyerek, Sur’lular İskender’in büyüklüğünü kabul etti ve ona Sidon’dan aldığı hediyelere eşdeğer değerlerde hediyeler sundu.

Passages under the Hippodrome of Tyre
Sur Hipodromu Altındaki Geçitler Carole Raddato (CC BY-NC-SA)

Her şey iyi gidiyor gibi görünüyordu ve boyun eğmelerinden memnun olan İskender, Melkart Tapınağı’nda tanrıları onuruna bir kurban sunacağını söyledi. Sur’lular bunu kabul edemezdi; çünkü bir yabancının, tanrılarının gerçek evi olarak kabul ettikleri tapınakta kurban sunması kutsal saygısızlık olurdu, üstelik egersis töreni de yakındı. Araştırmacı Ian Worthington, sonrasında yaşananları şöyle anlatır:

Sur Kralı Azemilk, bir uzlaşma önerdi: Sur, İskender’in müttefiki olacak, ancak kurbanı adanın karşısındaki Eski Sur’da, anakarada sunsun. Öfkeli İskender, elçilerin kabul edilemeyeceğini ve Sur’luların teslim olması gerektiğini iletmek için elçiler göndermiştir. Sur’lular elçileri öldürmüş ve surlardan aşağı atmıştır. (105)

30.000 Sur’lu ya katledİlmİş ya da köle olarak satılmış ve şehİr Büyük İskender tarafından yıkılmıştır.

İskender, ardından Sur’un kuşatılmasını emretti. Anakaradaki Eski Sur (Ushu) şehrinin büyük bir kısmını söktü ve düşen molozlar, taşlar ile kesilmiş ağaçları kullanarak anakara ile ada arasındaki denizi doldurdu; böylece savaş makinelerinin geçebileceği bir kara köprüsü oluşturdu. Sonraki yüzyıllar boyunca bu, aşırı tortulaşmaya yol açtı ve adayı kalıcı olarak anakaraya bağladı; bu nedenle günümüzde Sur artık bir ada değildir. Yedi aylık kuşatmanın ardından, İskender insan yapımı yolunu kullanarak Sur’un surlarını yıktı ve şehri ele geçirdi.

Sur’un 30.000 sakini ya katledildi ya da köle olarak satıldı ve şehir, ona bu kadar uzun süre karşı koymuş olmalarına duyduğu öfke nedeniyle İskender tarafından yok edildi. Sur’un düşüşü, (MÖ 814 civarında zaten bir Fenike kolonisi olarak kurulmuş olan) Kartaca’nın daha da gelişmesine yol açtı; çünkü kuşatmadan sağ kurtulanların birçoğu, rüşvet vererek ya da gizlice kaçarak İskender’in gazabından kurtulup Afrika’nın kuzeyindeki eski kolonilerine göç etti.

Tyre, Lebanon
Sur, Lübnan Carole Raddato (CC BY-NC-SA)

İskender’in MÖ 323’te ölümünün ardından, generalleri onun fethettiği topraklar için birbirleriyle savaştı ve farklı bölgeler bazen oldukça hızlı bir şekilde birinin ya da diğerinin kontrolüne geçti. Midilli’li general Laomedon başlangıçta Sur’u elinde tutuyordu ve şehir, (İskender’in haleflerinin savaşları olan Diadokh Savaşları olarak bilinen) çatışma boyunca el değiştirdi; ta ki MÖ 315’te Antigonos I tarafından ele geçirilene kadar. Onun halefleri şehri, Fenike’nin Seleukos İmparatorluğu’ndan III. Antiokhos (hük. MÖ 223-187) tarafından MÖ 198’de fethedilmesine kadar elinde tuttu.

Roma’nın Gelişi

III. Antiokhos kendi topraklarını genişletmekle meşgulken, MÖ 218’de Roma ile Kartaca arasında İkinci Pön Savaşı patlak verdi. Büyük Kartacalı general Hannibal Barca (MÖ 247-183), Makedonya kralı V. Filip (hük. MÖ 221-179) tarafından destekleniyor ve yardım alıyordu; Filip, yaklaşık MÖ 205’te Mısır’ı birlikte fethetmek için III. Antiokhos’u ikna etti. Ancak Mısır, Roma’nın başlıca tahıl kaynağıydı ve Roma, V. Filip’in önerisine devam etmesi halinde III. Antiokhos’u ağır sonuçlarla tehdit etti. Bunun üzerine III. Antiokhos geri adım attı ve Romalılar, MÖ 197’de Kinoskefalai Muharebesi’nde V. Filip’i yenilgiye uğrattı.

Romalılar, Pompeİus Magnus’un tüm Fenİke’yİ İlhak ettİğİ MÖ 64 yılında, şehrİ bİr kolonİ olarak ele geçİrdİler.

III. Antiokhos, Roma’nın sıradaki hedefinin kendisi olabileceğinden korkarak MÖ 191’de ve ardından MÖ 190’da Magnesia Savaşı’nda önleyici bir saldırı başlattı ancak burada yenildi. MÖ 188 tarihli Apameia Antlaşması, III. Antiokhos’un topraklarını ciddi ölçüde küçülttü ve Seleukoslara, imparatorluklarının çöküşüne katkıda bulunan ağır bir savaş tazminatı yükledi. Seleukos hükümdarları, devletin işlevinden ziyade kendi güvenlikleri, rahatları ve lüksleriyle ilgilenmeye başladı; bu da pek çok bölge üzerindeki hâkimiyetlerini zayıflattı ve MÖ 126’da Sur bağımsızlığını ilan edebildi.

Şehir, Pontus kralı VI. Mitridates (hük. MÖ 120-63) ile Roma arasında gerçekleşen ve Büyük Tigranes’in (hük. MÖ 95 civ.-56 civ.) de VI. Mitridates ile ittifak kurduğu Mitridatik Savaşlar (MÖ 89-63) sırasında bir başka gerileme yaşadı. Sur bağımsızlığını koruyabilse de, bölgedeki sürekli savaşlar ticari girişimleri ciddi şekilde engelledi ve ekonomik düşüşe yol açtı.

Seats of the Hippodrome of Tyre, Lebanon
Sur Hipodromu Oturma Yerleri, Lübnan Carole Raddato (CC BY-NC-SA)

Romalılar, MÖ 64’te, Roma generali ve konsülü Pompeius Magnus’un tüm Fenike’yi ilhak etmesiyle şehri bir koloni olarak ele geçirdiler. Sur, Romalılar döneminde yeniden inşa edildi ve onarıldı; ironik bir şekilde, hayatta kalan Surluların daha önce kaçtığı Kartaca şehrini Romalılar yok etmişti. Roma, modern dönemde hâlâ görülebilen yolları, anıtları ve su kemerlerini inşa etti. Şehir, Roma yönetimi altında gelişti ancak Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra geriledi. Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu döneminde de bir liman şehri olarak varlığını sürdürdü; 7. yüzyılda bölgenin Müslümanlarca fethiyle ele geçirildi.

Sonuç

Şehir, Birinci Haçlı Seferi’nin ardından 1124’te Hristiyan Haçlılar tarafından kontrol altına alındı ve Batı’yı Doğu ile İpek Yolu üzerinden bağlayan önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Bu dönemde Sur, ünlü mor boyasını üretmeye devam etti ve Kilise’nin bir başpiskoposluk merkezi olarak, ayrıca Kudüs Krallığı’nın bölgede Hristiyan varlığını sürdürmesinde en önemli savunma noktalarından biri olarak refah kazandı.

Sur, 1291’de Müslüman Memlük Sultanlığı tarafından ele geçirildi ve ardından mor boya ve giysi üretimi sona erdi; çünkü artık daha ucuz boyalar mevcuttu. 1516’da şehir Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası oldu ve 1918’e kadar Osmanlıların elinde kaldı; Arap İsyanı’nın başarıyla sonuçlanmasının ardından Arabistan Krallığı’nın bir parçası oldu. Bu dönemde Surlular, ekonomilerinin her zaman önemli bir unsuru olan balıkçılığa büyük ölçüde bağımlı hâle geldi ve Sur’un geçmişteki ihtişamını simgeleyen el sanatları üretimine çok daha az önem verdi.

Günümüzde Sur, ekonomisini sürdürmek için büyük ölçüde turizme dayanmaktadır. Arkeolojik kazılar burada 1946’da ciddi şekilde başlamış ve o tarihten beri aralıklı olarak devam etmiştir. 20. yüzyılın sonlarından günümüze kadar bölgede süregelen çatışmalar, arkeolojik çalışmaları engellemiş ve zaman zaman turizmi tamamen durdurarak ekonomiye zarar vermiş, antik dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Sur’un daha fazla keşfedilmesini önlemiştir.

Çevirmen Hakkında

Şüheda Bulut
Şüheda Bulut, tarihe ve uluslararası konulara ilgi duyan bir tercümanlık öğrencisidir. Dünyayı anlamaya, insanları bir araya getirmeye ve merakını bilgiye dönüştürmeye heveslidir.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2025, Kasım 24). Sur. (Ş. Bulut, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-503/sur/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Sur." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, Kasım 24, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-503/sur/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Sur." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, 24 Kas 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-503/sur/.

Reklamları Kaldır