Platon (MÖ 424/423 - 348/347), Diyaloglar'ı ve Batı dünyasının ilk üniversitesi olarak kabul edilen Atina'daki Akademi'sini kurmasıyla tanınan önde gelen Yunan filozofudur. Platon, Sokrates'in öğrencisiydi ve Batı felsefesinin temelini oluşturan diyaloglarının neredeyse tamamında eski hocasından söz eder.
Kolitoslu Ariston'un oğlu olan Platon'un, Devlet adlı diyaloğunda yer alan iki ağabeyi (Adeimantus ve Glaucon) ve tek kız kardeşi Potone vardı. Daha sonraki yazarlardan Diogenes Laertios'a (y. 180-y. 240) göre, doğum adı Aristokles'ti ve "Platon", geniş omuzları sebebiyle güreş antrenörünün ona taktığı bir lakaptı (Yunancada Platon, geniş anlamındadır).
Bu iddia, Platon'un doğum tarihini MÖ 424/423 olarak belirleyen ve ananevi MÖ 428/427 doğum tarihini reddeden bilim insanı Robin Waterfield tarafından da itiraz edildi. Waterfield şöyle yazıyor:
Doğum tarihinin 428/7'den sonra olduğunu gösteren birkaç faktör var. En mühimi, 406 ve 405 yıllarındaki Peloponez Savaşı'nın son muharebelerinden herhangi birinde savaştığına dair hiçbir dedlil olmaması, yani muhtemelen yirmi yaşından küçük olması. Atina o devirde ciddi bir insan gücü sıkıntısı yaşıyordu, bu yüzden kesinlikle askere çağrılmış olmalı. (Plato of Athens, 3)
Waterfield ayrıca, Platon'un MÖ 405'te 20 yaşın altında olduğunu ve reşit olduktan sonra Atina'nın kamu hayatına katılma planlarından bahsettiği, gerçek kabul edilen 7. Mektubu'na da dikkat çeker (3). Bu sebeple, Platon'a atfedilen ananevi doğum tarihi olan MÖ 428/427'nin yanlış olduğu kabul edilmelidir.
Platon'un ailesi aristokrattı ve siyasi olarak iyi bağlantıları vardı ve siyasette bir kariyer yapması bekleniyordu. Ancak ilgi alanları, siyaseti de ihtiva etmesine rağmen, sanata da yönelmişti ve gençliğinde oyunlar ve belki de şiirler yazmıştı.
Platon, siyasi ve edebi meşgalelerini bırakıp yargılanma ve idam süreci boyunca bile kendini Sokrates'e adadıktan sonra, dünya kültürüne tesir edecek olan antik dünyanın temel felsefi eserlerini yazdı. Dünyadaki üç büyük tek tanrılı din, ister doğrudan isterse öğrencisi ve dostu Aristoteles'in (MÖ 384-322) eserleri vasıtasıyla olsun, Platoncu düşünceye çok şey borçludur. Aristoteles, Platon'un felsefesinin bazı detaylarından ayrılsa dahi, öğretileri Platon'un kişinin ruhuna itina göstermesi ve faziletli bir hayat tarzı sürdürmesinin önemine dair vizyonuyla tutarlı kalmıştır.
Sokrates ve Platon
Platon, onlu yaşlarının sonlarında veya yirmili yaşlarının başlarındayken, Sokrates'in pazarda ders verdiğini duydu ve siyasi veya edebi bir kariyer yapma planlarından vazgeçti; ilk eserlerini yaktı ve kendini felsefeye adadı.
Platon'un, en azından şöhretiden dolayı, Sokrates'i gençliğinden beri tanımış olması muhtemeldir. Atinalı politikacı Kritias (MÖ y. 460-403), Platon'un annesinin kuzeniydi ve gençliğinde Sokrates'le çalışmıştı. Bu yüzden, Sokrates'in Platon'un aile evini düzenli olarak ziyaret ettiği öne sürülmüştür. Her ne kadar böyle olsa da, antik yazarlar, Sokrates'in Platon yaklaşık 20 yaşına gelene kadar Platon üzerindeki tesirini gösteren hiçbir şey teklif etmemektedir.
Diogenes Laertios, Platon'un Baküs Tiyatrosu'nda trajedi dalında mükafat kazanmak için yarışmak üzereyken "Sokrates'in konuşmasını dinlediğini ve 'Vulkan, buraya gel; Platon senin yardımını istiyor' diyerek şiirlerini yaktığını ve dedikleri gibi, yirmi yaşında Sokrates'in öğrencisi olduğunu" yazar. Platon'un sonraki sekiz yıl boyunca faaliyetleri hakkında, MÖ 399'da dinsizlik suçlamasıyla yargılanıp idam edilene değin yaşlı filozofun yanında eğitim alması dışında hiçbir şey bilinmemektedir.
Sokrates'in idamı Platon'a önemli ölçüde tesir etmiş ve diyaloglarını yazmak ve Akademi'yi kurmak üzere memleketine dönmeden önce Atina'dan ayrılıp Mısır ve İtalya'yı da ziyaret ederek seyahat etmiştir. Diyaloglar'ının neredeyse tamamında ana karakter olarak Sokrates'i öne çıkarır, ancak bunun Sokrates'in eylem ve inançlarını doğru bir şekilde tasvir edip etmediği uzun zamandır münakaşa edilmektedir.
Platon'un çağdaşı ve aynı zamanda Sokrates'in öğrencilerinden biri olan (ve en çok Platon'un kendi adını taşıyan diyaloğuyla tanınan) Phaedo'nun, Laertius'a göre Platon'un kendi fikirlerini Sokrates'in ağzından aktardığını ve diyaloglarındaki dramatik halleri kendisinin uydurduğunu iddia ettiği söylenir. Devrin diğer filozof ve yazarları da Platon'un Sokrates tasvirinin doğruluğunu sorgulamış olsalar da, Platon'un birçok kişi için anlaşılması zor olan yüce fikirleri olan çok ciddi bir adam olması hakkında hemfikir gibi görünüyorlar.
Platon'un Kritikçileri
Hayatı boyunca muazzam kabiliyete sahip bir filozof olarak saygı duyulmuş olsa da (en az iki defa kaçırılıp yüksek bir bedel karşılığında fidye istenmiş), üniversel olarak takdir görmemiştir. Platon'un felsefesinin kıymetini en çok sorgulayan kişi, Platon'u "elitist bir züppe" ve "sahtekâr" olarak gören Kinik filozof Sinoplu Diyojen'dir.
Yine Laertius'a göre, Platon bir insanı tüysüz iki ayaklı bir varlık olarak tanımladığında, Diyojen'in bir tavuğu tüylerini yolup Platon'un sınıfına sunduğu ve "İşte, Platon'un insanı!" diye bağırdığı rivayet edilir. Platon, tanımının artık revize edilmesi gerektiğini söylemişti, lakin bir kritikçiye yapılan bu taviz kaideden ziyade bir istisna gibi görünüyor. Ancak tenkitler bir yana, Platon'un çalışmaları çağdaşları ve sonrakiler üzerinde muazzam bir tesir bırakmıştır.
Platon'un Diyalogları
Platon'un Euthyphron, Savunma, Kriton ve Phaedo Diyalogları genelde Sokrates'in Son Günleri başlığı altında toplanır ve bu dört perdelik drama, Sokrates'i Atina mahkemesindeki yargılanmasından önce, yargılanma esnasında ve sonrasında gösterir. Akademisyen I. F. Stone, Platon'un Savunma'sını "dünya edebiyatının bir şaheseri, mahkeme müdafaasının bir örneği ve günümüze ulaşan en büyük Yunan nesri" olarak över. "İnsana her zaman derinden tesir eden bir doruk noktasına ulaşır" (210) ve Stone, eser hakkındaki değerlendirmesinde katiyen yalnız değildir.
Savunma, üniversel olarak Batı felsefesinin başlangıcı olarak kabul edilir. Platon'un Euthyphro'su, ne kadar sıklıkla gözden kaçırılsa da, Savunma için zemin hazırlarken aynı zamanda okuyucuya Sokrates'in sahip olabileceği değerlere ve bu değerleri öğretme şekline dair yeni bir bakış açısı sunar. Belki de Platon'un gayesi, Sokrates'in niçin ilk etapta yargılandığını göstermekti; çünkü genç fundamentalist Euthyphro, inançlarıyla kimseye zarar vermez ve şüphesiz kendi babasına karşı açtığı dava reddedilirdi. Euthyphro, Yunan tanrılarına açıkça ve hararetle inanırken ve Sokrates de ona inançlarının tutarsız ve eksik olduğunu açıkça gösterirken, diyalog, Sokrates'e yöneltilen "gençliği yozlaştırma" suçlamasının ne anlama gelebileceğini örneklendirir.
Platon, Savunma'da, Sokrates'in (ister gerçek ister kendi kurgusu olsun) filozofun -veya herhangi birinin- toplumun görüşüne karşı hususi inançlarını müdafaa hakkının önemini müdafaa ederken yaptığı temel konuşmayı aktarır. Sokrates, kendisini suçlayanların haksız suçlamalarına karşı kendini savunurken şöyle der:
Atinalılar, sizi gururlandırıyor ve seviyorum; ama sizden çok Tanrı'ya itaat edeceğim ve hayatım ile kuvvetim olduğu müddetçe felsefe yapmaktan ve öğretmekten asla vazgeçmeyeceğim, yolumda karşılaştığım herkese nasihat edeceğim ve onu ikna ederek şöyle diyeceğim: Ey dostum, büyük, güçlü ve bilge Atina şehrinin bir yurttaşı olan siz, neden en büyük miktarda parayı, şerefi ve itibarı biriktirmekle bu kadar çok alakadar olurken, bilgelik, hakikat ve ruhun en büyük gelişmesiyle bu kadar az ilgileniyorsunuz ve bunları asla dikkate almıyor veya önemsemiyorsunuz? Bundan utanmıyor musunuz? Ve eğer münakaşa ettiğim kişi, Evet, ama umursuyorum derse; onu hemen terk etmem veya bırakmam; onu tahkik eder, sorgular ve çapraz sorguya çekerim ve eğer hiçbir fazileti olmadığını düşünür, yalnız fazileti olduğunu söylersem, onu daha büyük olanı değersiz, daha küçük olanı ise fazla değerli bulmakla suçlarım. Bunu, karşılaştığım herkese, genç yaşlı, yurttaş yabancı, ama bilhassa yurttaşlara, çünkü onlar benim kardeşlerimdir, söylemeliyim. Çünkü bilmenizi istediğim gibi, bu Tanrı'nın emridir ve bugüne kadar devlette Tanrı'ya hizmetimden daha büyük bir iyilik olmadığına inanıyorum. Çünkü tek yaptığım, yaşlı genç demeden hepinizi, şahsınız ve mallarınız için değil, her şeyden önce ve özellikle ruhani en büyük gelişmeyi önemsemeniz için ikna etmeye çalışmaktır. Size şunu söylüyorum ki, fazilet parayla gelmez, faziletten para ve insanın hem umumi hem de hususi her türlü iyiliği gelir. Benim öğrettiğim budur ve eğer gençliği yozlaştıran öğreti buysa, tesirim gerçekten yıkıcıdır. Ama eğer biri benim öğretim bu değildir derse, yalan söylüyordur. Bu sebeple, ey Atinalılar, size diyorum ki, ister Anytus'un emrettiğini yapın, ister yapmayın, beni ya beraat ettirin yahut da ettirmeyin; Fakat ne yaparsanız yapın, bilin ki, yollarımı asla değiştirmeyeceğim, defalarca ölmem gerekse bile. (29d-30c)
Bu konuşma, son iki bin yıldır aktivistlere, ihtilalcilere ve birçok kişiye ilham vermeye devam ediyor; ancak Sokrates sözlerinin arkasında durmak için hayatını ortaya koymasaydı, hiçbir manası olmazdı. Kriton'un diyaloğu, Sokrates'in tam da bunu yaptığını gösteriyor; zira bu, bir hukuk münakaşası ve bir devletin yurttaşı olarak, kişi hukuka katılmasa bile ona nasıl uyması gerektiğini anlatıyor.
Sokrates'in arkadaşı Kriton, ona kaçmayı teklif eder ve kaçması için gerekli vasıtaları sunar, ancak Sokrates teklifi reddeder ve söz ile fiillerinin neticelerinden kaçmaya çalışması halinde hayatının emeğinin hiçbir şey ifade etmeyeceğini belirtir. Sokrates'in idamını beklediği hapishane hücresinde geçen bu diyalog, okuyucuyu oyunun son perdesi olan Platon'un Phaedo'suna hazırlar. Bu perdede Sokrates, ruhun ebediyetini ispatlamaya çalışır.
Platon, diyalogda o gün orada olmadığını son derece şuurlu bir şekilde belirtir ve Sokrates'in öğrencileriyle felsefi bir diskura ayrılmış son saatlerindeki hadiseleri anlatmayı ana karakteri anlatıcı Phaedo'ya bırakır. Platon, Sokrates karakterine bir yerde şöyle dedirtir:
Sık sık bahsettiğimiz mevzuya geri dönüp, mutlak bir güzelliğin, mutlak bir iyiliğin, mutlak bir büyüklüğün vs. var olduğu faraziyemle başlayacağım. Eğer bana bunu ve bunların var olduğunu kabul ederseniz, gayemin ne olduğunu size gösterebileceğimi ve ruhun ölümsüz olduğunu keşfedebileceğinizi umuyorum.(100b)
Okuyucu bunu Sokrates'e bahşederse, ruhun ölümsüz olduğu ispatlanır; ancak bu faraziye kabul edilmezse, ruh ölümsüz değildir. "Mutlak bir iyilik ve mutlak bir yücelik" olduğu faraziyesi oldukça geniştir ve Platon'un diyalogları, hangi mevzuyu ele alırlarsa alsınlar, Sokrates'in dinleyicilerden kabul etmesini istediği şeyin doğruluğunu ispatlamak için ömür boyu süren bir çalışma olarak okunabilir.
Hakikat Arayışı
Platon'un Diyalogları, üniversel olarak Hakikat arayışı ve İyi'nin ne olduğunun anlaşılmasıyla ilgilidir. Platon, bir insanın tanıması ve ona göre yaşamaya çabalaması gereken tek bir üniversel hakikat olduğunu ileri sürmüştür. Bu hakikatin, İdealar (formlar) aleminde tecessüm ettiğini öne sürmüştür. Platon'un İdealar Teorisi, basitçe ifade etmek gerekirse, daha yüksek bir hakikat âleminin var olduğunu ve duyularla idrak ettiğimiz dünyanın, daha yüce olanın yalnızca bir ilüzyonu olduğunu belirtir.
Bir kişi bir ata baktığında ve onu 'güzel' olarak değerlendirdiğinde, yeryüzündeki o atın İdealar âlemindeki 'Güzellik İdeası'na kadar yakın bir şekilde karşılık geldiğine tepki vermiş olur. 'Güzellik İdeası'nı fark etmek için, öncelikle idrak edilen bu dünyanın yalnızca bir ilüzyon veya akis olduğunu ve yeryüzünde 'güzel' olarak adlandırılan şeyin kendi başına güzel olmadığını, yalnızca 'Güzellik İdeası'na (Platon'un Devlet'indeki VII. Kitap'ta ünlü 'Mağara Alegorisi'nde daha etraflıca ele alınan bir kavram) katıldığı ölçüde 'güzel' olduğunu fark edebilmek gerekir. Platoncu düşüncenin bu temel kavramı, sofist Protagoras'ın "Her şeyin ölçüsü insandır", yani gerçekliğin ferdi yoruma tabi olduğu iddiasını çürütür. Platon bu iddiayı tamamıyla reddetmiş ve hayatını eserleri aracılığıyla bunu çürütmeye çalışarak geçirmiştir.
"Güzellik bakanın gözündedir" şeklindeki eski söz Platon için kesinlikle kabul edilemezdi. Eğer A Kişisi bir atın güzel olduğunu, B Kişisi ise atın güzel olmadığını iddia ediyorsa, biri iddiasında haklı, diğeri haksız olmalıdır; ikisi birden doğru olamaz. Platon'a göre haklı olan, o belirli atta ifade edildiği şekliyle Güzellik Formu (İdeası)'nu anlayan ve tanıyan kişidir. Bu iddia, elbette, Protagoras'ın "İnsan her şeyin ölçüsüdür" iddiasına doğrudan aykırıdır ve öyle de olması gerekiyordu. Platon, hayatının çoğunu İdealar aleminin hakikatini ispatlamaya ve Protagoras'ın izafiliğini çürütmeye, hatta yazdığı son diyalog olan Yasalar'a dek adadı.
Platon'un bütün eserlerinde, değişmeyen tek şey, insanın tanıması ve uğruna çabalaması gereken bir Hakikat'in var olduğu ve insanın istediği şeye inanamayacağıdır (yine, Protagoras'a doğrudan bir meydan okuma). Her ne kadar İdeaların (Formların) varlığını kesin olarak ispatlayamamış olsa da, onun standardı daha sonraki filozoflara ve yazarlara, bilhassa da erken dönem Hristiyanlık üzerinde mühim bir tesir bırakan Neo-Platoncu ekolün kurucusu olarak kabul edilen Plotinus'a ilham kaynağı olmuştur.
Platon'un Tesiri
Platon'un tesirinin muazzamlığı, yukarıda belirtildiği gibi, genelde güvenilmez olarak kabul edilse de, bu hususta doğru bir değerlendirme sunuyor gibi görünen Diogenes Laertios tarafından kaydedilmiştir:
Favorinus'un Üniversel Tarih adlı eserinin sekizinci kitabında anlattığı gibi, o, diyalog şeklinde incelemeler yazan ilk yazardır. Ayrıca, Tasoslu Leodamos'a öğrettiği analitik araştırma metodunu ilk tatbik eden kişidir. Ayrıca felsefede antipotlardan, elementlerden, diyalektikten, eylemlerden (poiêmata), dikdörtgen sayılardan, düzlem yüzeylerden ve Tanrı'nın takdirinden bahseden ilk kişidir. Aynı zamanda, Kefalos'un oğlu Lysias'ın iddiasını kelimesi kelimesine Phaedrus adlı eserinde açıklayarak çürüten ilk filozoftur. Ayrıca, gramer bilgisi mevzusunu ilmi açıdan inceleyen ilk kişidir. Kendisinden önce yaşamış hemen hemen herkese karşı çıktığı için, neden Demokritos'tan hiç bahsetmediği sıkça sorulur. (Hayatlar, XIX)
Bu pasajda Laertius, özünde Platon'un kendisinden önce gelen bütün kabul görmüş teorileri çürüttüğünü veya önemli ölçüde geliştirdiğini iddia etmektedir ve 20. yüzyıl filozofu Alfred North Whitehead, Platon'un günümüze kadar dünya üzerindeki tesirinin önemli bir örneğini, "Avrupa felsefe geleneğinin en güvenilir genel tanımı, Platon'a yazılmış bir dizi dipnottan oluşmasıdır" (Baird, 67) diyerek hülasa etmiştir.
Bu tesir belki de en iyi Platon'un en meşhur diyaloğu Devlet'te temsil edilmektedir. Profesör Forrest E. Baird, "Batı medeniyetinde Platon'un Devlet'i kadar tesirli olan çok az kitap vardır - İncil dışında belki de hiçbiri" (Ancient Philosophy, 68) diye yazmaktadır. Devlet, faşizm üzerine bir inceleme olarak tenkit edilmiş (Karl Popper tarafından, başkaları arasında) ve Bloom ile Cornford gibi akademisyenler tarafından belagatli ve yüceltici bir eser olarak övülmüştür. Diyalog, Adalet'in ne anlama geldiği üzerine bir değerlendirmeyle başlar ve ideal, kusursuz Devlet'i geliştirerek devam eder. Eser boyunca, Platon'un Hakikat, Güzellik, İyilik ve Adalet fikirleri, Sokrates ile muhataplarınca keşfedildikçe geliştirilir.
Eser ananevi olarak Platon'un mükemmel derecede adil ve verimli bir toplum modeli taslağını çizme teşebbüsü olarak anlaşılsa da, mühim bir nokta sıklıkla göz ardı edilir: Sokrates'in karakteri, II. Kitap 369'da kusursuz "ruhun" fonksiyonunu daha iyi anlamak için bu "şehri" yarattıklarını açıkça belirtir. Binaenaleyh, yazarların münakaşa ettiği toplum, gerçek bir fiziki siyasi-içtimai varlığı aksettirmek için değil, okuyucunun kendi yapısındaki güçlü ve güçsüz yönleri fark edebileceği sembolik bir vasıta olarak hizmet etmek için dizayn edilmiştir.
Genç şair ve oyun yazarı Platon, filozof Platon'un olgun eserlerinin oluşmasında her zaman yer almış ve bütün diyaloglarda, okuyucunun eseri bir şiir kadar dikkatli bir şekilde incelemesi beklenmiştir. Meşhur öğrencisi Aristoteles'in aksine, Platon bir diyaloğun manasını okuyucuya asla açıkça ifade etmez. Okuyucunun, diyaloğun sunduğu gerçeklerle ferdiyetiyle yüzleşmesi beklenir. Artistik kabiliyetle felsefi tecritin bu birleşimi, Platon'un bir filozof ve sanatçı olarak kalıcı kıymetini sağlamıştır.
Aristoteles ve Platon'un Mirası
Aristoteles, Platon'un İdealar Teorisi'ne ve felsefesinin birçok başka yönüne katılmasa da, hocasından derinden etkilenmişti; bilhassa doğru bir hayat tarzı ve kişinin hayatta doğru bir yol izlemesine dair ısrarı (ki en açık şekilde Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'inde hülasa etmiştir). Aristoteles, Büyük İskender'e öğretmenlik yapmış ve böylece Platon'un kurduğu felsefe cereyanının bilinen dünyaya yayılmasına yardım etmiştir.
Platon, MÖ 348/37'de 80 yaşında ölmüş ve Akademi'nin liderliği yeğeni Speusippus'a geçmiştir. Gelenek, Akademi'nin, pagan düşünceyi bastırmak maksadıyla 529'da Hristiyan İmparator Justinianus tarafından kapatılıncaya kadar yaklaşık 1000 yıl boyunca yüksek öğrenimin bir sembolü olarak varlığını sürdürdüğünü ileri sürer. Antik kaynaklar ise Akademi'nin MÖ 88'deki Birinci Mithridates Savaşı'nda ciddi şekilde hasar gördüğünü ve MÖ 86'da Roma diktatörü Sulla'nın Atina'yı yağmalamasında neredeyse tamamen yıkıldığını iddia ediyor. Yine de, Akademi'nin bir versiyonu, yeni Hristiyanlık dininin taraftarları tarafından kapatılıncaya kadar varlığını sürdürmüş gibi görünüyor.
Platon'un Akademisi, evlerinden birinin yakınında bulunan ormanlık bir bahçeydi ve bugün böyle bir müessese olarak düşünülebilecek bir üniversite değildi. Bu sebeple bölge, Platon'un okulunun kurulmasından önce ve sonra birçok değişikliğe uğramış ve asırlar boyunca bir öğrenim merkezi olarak kalmış gibi görünüyor.
Romalı yazar Cicero, Platon'un Akademi bahçelerinde bir okul kuran ilk kişi olmadığını, ancak Demokritos'un (yaklaşık MÖ 460) bölgedeki bir felsefe okulunun ilk banisi ve lideri olduğunu iddia ediyor. Simplicius'un, 560 yılına kadar hâlâ Akademi olarak bilinen bahçedeki bir okulun müdürü olduğu da tespit edilmiştir. Yine de, günümüzde bu saha, filozofun tesirinin ve mirasına duyulan saygının önemini aksettiren Platon Akademisi olarak bilinmekte ve onurlandırılmaktadır.
