Büyük Oyun

Büyük Britanya ve Rusya İmparatorlukları Arasında Rekabet
Mark Cartwright
Yazan , Çeviren: Nizamettin Karaben
tarihinde yayınlandı
Translations
bookmark_addbookmark_addedMakaleyi Kaydet headphonesSesli Versiyon printYazdır picture_as_pdfPDF
The Khyber Pass by Rattray (by James Rattray, Public Domain)
Hayber Geçidi, Rattray James Rattray (Public Domain)

Büyük Oyun; İngiliz ve Rus İmparatorlukları arasında, 19.yüzyılda, Orta Asya’da hâkimiyet kurma konusunda rekabet anlatısıdır. Sergilenen oyun, esas itibariyle Orta Asya’da belirli bölgeler üzerinde kimin kontrol sağlayacağı ve İngiliz güçlerinin Britanya Hindistan’ı savunma konusuyla ilgilidir. Bu rekabetin gelişim seyri bazen abartılı ve aşırı bir hayal ürünü şeklinde olmuş olsa da, uluslararası diplomasi, askeri birlik hareketleri, işgal olayları ve casusluk faaliyetleri bir kez daha açık savaş şeklinde kendisini göstermiştir. Bu oyunun, büyük güçlerin Afrika’yı paylaşım mücadelesi gibi dünyanın diğer bölgelerinde de dolaylı sonuçları olmuştur. Büyük Oyun, Rusya’nın 1905 yılında Japonya’da utanç verici bir şekilde yenilmesi ve İmparatorluk Almanya’sının Avrupa’daki ihtirası nedeniyle çok daha gerçek ve tehlikeli bir tehdidin ortaya çıkmasıyla birlikte fiilen sona ermiştir.

Büyük Oyun Kavramının Kökeni

İngiliz subayı ve kâşif Arthur Connolly, 19.yüzyılda, Büyük Oyun kavramını bulup gündeme taşımıştır. Ancak yazar Rudyard Kipling’ın (1865-1936) 1901 yılında yayınlanan “Kim” romanında konu edinmesiyle birlikte bu kavram daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu terim aynı zamanda İngiliz ve Rus imparatorluk güçleri arasındaki ilişkileri, tarafların birbirlerini ve ittifaklarını baltalama çabalarını ifade eder.

Bu oyun 1820’lerde oynanmaya başlanmış ve Birinci Dünya Savaşından (1914-1918) önce sona ermiş ancak 19.yüzyıl boyunca devam etmiştir. Yazar E. L. James gibi tarihçiler bu oyun dönemini bir çeşit Soğuk Savaş olarak tanımlamışlardır. Bu dönemde ABD ve SSCB arasında gelişen olaylar modern dönem soğuk savaşı gibi doğrudan çatışmalar yaşanmamıştır. Hamleleri; vekâlet savaşları, casusluk faaliyetleri, diplomatik stratejileri, blöf hamlelerini kapsamaktadır. Bu oyunun tek bir istisna hali vardır; her iki tarafın özellikle Karadeniz’de deniz üstünlüğü kurmak üzere doğrudan savaştıkları Kırım Savaşı olmuştur (1853-1856).

İRAN VE AFGANİSTAN; İNGİLİZ VE RUS İMPARATORLUKLARI ARASINDA TAMPON BÖLGELERİ OLMUŞLARDI.

Rus İmparatorluğu yaklaşık olarak 160 milyon nüfusu barındırıyor ve otoriter bir Çar imparatorluğu yönetiyordu, buna karşılık Britanya’da daha köklü bir parlamenter demokrasi vardı. Britanya İmparatorluğu ise 50’den fazla ülkeden meydana gelmiş olup yaklaşık olarak 400 milyon nüfusu kapsıyordu. Britanya kolonilerinde icra edilen yönetim şekli ana ülkedeki yönetim kadar demokratik olmasa da, Britanya yönetici sınıfı ve diplomatları kendilerini Rusya’daki meslektaşlarından çok daha üstün görüyorlardı. Rusya’da seçimle iktidara gelen bir yönetim şekli yoktu, otokrat biri devleti yönetiyordu ve Rusya Sanayi Devrimi konusundan da çok gerilerde kalmıştı.

Map of the British Conquest in India c. 1857
İngilizlerin 1857 yılında Hindistanı fetih haritası Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Güney Asya’da Hedefleri

Britanya ve Rusya imparatorlukları, Asya’da belirli bölgeleri kontrol altına alma politikasını izlemede özellikle ısrar etmişlerdir. Britanya İmparatorluk yönetimi, Rus İmparatorluk güçlerinin İngiliz İmparatorluğu için değerli bir varlık olan Britanya Hindistan’ına, günümüz Pakistan ve Afganistan arasında mevcut sınır olan Kuzeybatı Sınırından saldırı düzenleyebileceklerinden endişeleniyordu. Bu bölge, 19.yüzyılda, zorlu arazisi şartları ve Hayber Geçidi gibi stratejik öneme sahip dağ geçitleriyle, tıpkı MÖ 4.yüzyılda Büyük İskender güçleri açısından olduğu gibi, Orta Asya’dan gelebilecek askeri bir gücün alt kıtaya giriş kapısı olarak görülüyordu.

İran (Persia) ve Afganistan bölgeleri, İngiliz ve Rus imparatorluk güçleri arasında adeta bir tampon bölge görevi görüyorlardı ve her iki imparatorluk güçleri de rakip tarafın varlık sorunu pahasına bölgede nüfuz alanı kurmaya çalışıyorlardı. Tarafların nüfuz kazanma politikası; büyük ölçüde rakip siyasi gruplara karşı bir hükümdarı veya başka bir güç sahibini desteklemek şeklinde oluyordu. İngilizler, Rusların Afganistan’ı işgal edip kontrol altına almak istemesinden şüphe duyuyor ve Ruslar da İngilizlerin de aynı amaçları olduğunu düşünüyorlardı. İngilizlere göre şayet Rusya Afganistan’ı kontrol altına alırsa, bu ülke coğrafyasını Hindistan’ı işgal etmek üzere adeta bir fırlatma rampası olarak kullanabilirdi. Ruslar da, İngiltere güçleri Afganistan topraklarını Orta Asya’da Rusya kontrolündeki devletlere saldırmak üzere bir üs olarak kullanabilir diye düşünüyorlardı. İngilizler, ilk önce kendileri söz konusu topraklara ulaşamazlar ise Rus güçlerinin ulaşacağını düşünerek Afganistan’a karşı daha saldırgan bir politika izlemişlerdir.

Büyük Oyun çoğu zaman; oyuncu bir tarafın casusluk faaliyeti, söylenti yayma, karşı propaganda yapma, sosyal gerilim yaratma ve tam anlamıyla paranoya şeklinde faaliyetlerde bulunmayı içeriyordu, ama aynı zamanda bu gelişmeler her zaman hayali tehditler üzerine kurulu olmuyordu. Persler, 1837 yılında, Rusya’nın da desteğiyle Afganistan’ın kuzeyinde Herat şehrini kuşatma altına almışlardı. İngilizler daha sonra Birinci Anglo - Afgan Savaşında (1838-1842) Afganistan’ı kontrol altına almaya çalışmış ancak ciddi bir şekilde başarısız olmuşlardı. Rusya bu arada, doğuda İngiltere’ye meydan okuyarak, Çin topraklarında ticari imtiyaz kurmuş ve 1858 yılında Çin’in Amur şehrini,1860 yılında Ussuri kentini ilhak ederek Vladivostok’ta bir donanma üssü kurmayı başarmıştı. Rus güçleri daha sonra Orta Asya’da eski Moğol hanlıklarında daha fazla toprak ele geçirmişlerdi; 1864 yılında Hive, 1865 yılında Taşkent ve 1868 yılında Semerkant şehrini işgal etmişlerdi.

The Last Stand of the Retreat from Kabul
Kabil’den Geri Çekilmenin Son Direnişi William Barnes Wollen (Public Domain)

İngilizler, Britanya Doğu Hindistan Şirketi (devlet destekli özel bir şirket olup kendi ordusu vardı) aracılığıyla bölgede hiç boşa zaman geçirmemiş ve özellikle kuzeybatıda olmak üzere Hint alt kıtasında kontrol faaliyetlerini pekiştirmişlerdi. 1843 yılında Sind Eyaletini, 1846 yılında Jammu ve Kaşmir kentlerini, 1849 yılında Pencap Eyaletini (İkinci İngiliz-Sikh Savaşında alınan başarı ardında) ve 1876 yılında Belucistan Eyaletini ele geçirmişlerdi. İngilizler, İkinci İngiliz-Afgan Savaşı sırasında (1878-1880), bir kez daha Afgan tampon bölgesini kontrol altına alma girişiminde bulunmuşlardı; Rusya’nın Afgan Hükümdarı Emir Şer Ali Sarayında daha doğrudan nüfuz kazanma yönünde diplomatik hamlelerine bir yanıt olarak yapılmış ve bu girişimleri kısmen de olsa başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

RUSYA, TEORİK OLARAK, 300.000 KİŞİLİK ASKERİ GÜCÜ AFGANİSTAN SINIRINA SEVK EDEBİLİRDİ.

Asya’da bu olaylar yaşanmaya devam ederken, Büyük Oyun dünyanın başka bölgelerinde de gelişme gösterdiğine tanıklık ediliyordu. Britanya, Fransa ve Osmanlı İmparatorluk güçleri Kırım Savaşı sırasında dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu bazı bölgelerini ele geçirmeye çalışan Rusya’yı kesin olarak mağlup etmişlerdi. Karadeniz çevresindeki bölgede mevcut statüko korunmuştur. Önemli diğer bir savaş ise 1857 -1858 yıllarında meydana gelen Sepoy İsyanı olmuştur; bu isyan hareketi, İngiliz yönetimine karşı Hindistan’da gelişen bir iç isyan haraketiydi. İngiliz diplomatlar, İngiliz yönetiminden bağımsızlık talep eden Hindistan ayrılıkçı hareketlerinin olası bir İngiliz-Rus Savaşını fırsat olarak kullanabileceklerinden kaygılanıyorlardı. Sepoy İsyanı boyutunda herhangi bir isyan olması halinde İngilizler için bir felaket olurdu.

Kraliçe Viktoria’nın (dönemi1837-1901 yılları arası), 1884 yılında torunu Alexandra Feodorovna (1872 -1918) Çar II. Nikolay (iktidar dönemi1894-1917) ile evlendiği zaman Büyük Britanya ve Rusya arasında yakın aile bağları kurulmuştur. Aile bağları ile taraflar arasında seyreden bu gelişme, Büyük Oyun seyrini etkileyen yönde olmamıştı, çünkü Rusya birlikleri 1885 yılında Pandjeh Olayı (Kuşka Muharebesi) olarak bilinen olayda Afganistan sınırına zaten konuşlandırılmış durumdaydı. Orta Asya’da, örneğin Transkaspi Demiryolu (günümüz Türkmenistan ve Özbekistan topraklarından geçerek Afganistan sınırına kadar uzanan demiryolu hattı) gibi yeni projelendirilen Rus Demiryolu inşaatının tamamlanmasıyla bu türden bir askeri gücün gerektiğinde kolayca ikmal ve takviye edilebileceği anlamına geliyordu. Rusya, teorik olarak, üç aydan kısa bir sürede yaklaşık olarak 300.000 askeri gücü sınırda konuşlandırabilirdi. Britanya’nın sınırda bulunan Anglo-Hint Ordusu ise yaklaşık 95.000 kişilik bir güçle daha küçük bir orduydu. İngilizlerin, 19.yüzyıl sonlarında, bu orduyu takviye etmesi kolay bir iş olmamıştır. Çünkü İmparatorluğun başka bölgelerde, özellikle Güney Afrika’da yaşanan Boer Savaşında (1899-1902) önemli askeri yükümlülükleri vardı.

Building the Transcaspian Railway
Trans Hazar Demiryolu İnşaatı Unknown Artist (Public Domain)

İngiltere ve Rusya’nın bölge üzerindeki tasarımlarına rağmen, Afganistan son derece bağımsız veya en azında görünürde fethedilemez bir ülke olarak kalmıştı. Rus ve İngiliz güçleri böylesine düşman gördükleri bir ülkeyi kontrol altına almada başarısızlık yaşadıkları zaman, İngilizler de “ustalık eseri hareketsizlik” politikası olarak bilinen bir çevreleme politikasını izlemeye yönelmişlerdir.

İngilizler, o dönemlerde Dalai Lama ve Budist rahiplerin yönettiği, ancak en azında kâğıt üzerinde olsa da Çinin egemenliği altında bulunan, neredeyse tamamen erişilemez bir devlet olarak görülen Tibet konusunda çok daha saldırgan bir politika benimsemişlerdir. İngilizler, Rusya’nın bir şekilde Tibet’i işgal edeceği ve Tibet üzerinden Orta Asya’da daha fazla karışıklık çıkaracağı düşüncesine kapılmışlardı. Böylesi bir durumu önlemek amacıyla asker-kâşif Francis Younghuband (1863-1942) komutasında bir İngiliz gücü 1904 yılında Tibet’i işgal etmişti. Tibetlilerin donanımlı modern bir ordunun düzenlediği saldırıya karşı koyabilecek çok az imkânı vardı ve kısa süren askeri çatışmaların çoğu katliam olaylarıyla sona ermiştir. İngiliz Yarbay Francis Younghusband, yabancıların ulaşması çok zor olup neredeyse efsanevi bir bölge olarak kabul edilen Tibet başkenti Lhasa şehrine vardığı zaman, Rus gücünden hiç kimseyi görememiş ve herhangi bir Rus’un daha önce bölgede bulunduğuna dair hiçbir kanıt da bulamamıştı. Çin İmparatorunun rakip herhangi bir gücün Tibet üzerine egemenlik kurmasına izin vermeyeceği yönünde verdiği güvence ardından Tibet’ten çekilmişti.

Casuslar ve Rusya Düşmanlığı

İngiliz hükümeti ve sömürge yetkilileri Rusya’nın bölge üzerindeki planı konusunda adeta paranoyak hale gelmişlerdi ve Orta Asya’da olası bir yolculuk yapacak herhangi bir kişiye şüpheyle bakıyorlardı. İsveçli Sven Hedin (1865-1952) gibi ünlü kâşifler bile bilimsel amaçlı keşif gezileri için resmi onay veya bir rehberlik yardımı alamamışlardı. İngilizlere göre Kâşif Hedin bile kaynağını Tibet topraklarından alıp Güney Tibet alanlarını sulayan Brahmaputra Nehri ve İndus Vadisi gibi büyük nehir kaynaklarını arıyor olabilirdi. Yetenekli bir haritacı olan Sven Hedin’in Güney Asya’yı işgal etmeyi amaç edinen düşman bir güç için son derece faydalı istihbarat toplamadığından kim emin olabilirdi? “Rusya’ya düşmanlık düşüncesi, 19.yüzyılda neredeyse her bir İngiliz devlet adamı, diplomatı ve strateji uzmanının zihin dünyasını etkilemiş ve bu duygu bütün sınıf ve de siyasi görüşler arasında güçlü bir şekilde hissediliyordu” (James, 180). Rusya askeri güçlerinin Hindistan’ı fiilen işgal etmelerinin lojistik olarak zaten çok zor olduğu ve işgal başarısının mümkün olmadığı gerçeği İngilizlerin (ve aynı zamanda hayalperest bir iki Rus generalinin) görmezden gelme eğiliminde oldukları bir konuydu.

Potala Palace, Tibet
Potala Sarayı, Tibet Bundesarchiv, Bild 135-KA-07-089 (CC BY-SA)

Maaşa bağlanan İngiliz casusları (ve muhtemelen Rus casusları da, ancak bu casuslar hakkında çok az bilgi bulunuyor) düşmanın hedefi, askeri kapasitesi ve Orta Asya’da askeri birlik hareketleri hakkında mümkün olduğu kadar çok istihbarat verileri toplamakla görevlendirilmişlerdi. Dilenci kılığına girerek fark edilmeden ve aynı zamanda hiç rahatsız edilmeden sınırları geçebilen yerel halktan bazı kişiler bu amaçla işe alınmışlardı. Telgraf operatörlerine ve postane çalışanlarına Rus yetkililer arasındaki iletişim metinleri kopyalarını çıkarıp İngilizlere vermeleri için rüşvet verilmişti. Evlerde hizmetçi kılığına girmiş İngiliz casusları Rus konsolosluk binalarına yerleştirilmişlerdi. Her iki tarafa da yanlış bilgi aktarıp kendilerini meşgul edecek iş çıkarıp kimliklerini koruyan çift taraflı çok sayıda ajan da vardı. Bu dönemde casusluk faaliyeti adeta başlı başına bir endüstri haline gelmiş ve sadece yazıcılarına ücret sağlamak üzere hazırlanmış şüpheli bazı raporlar ile var olan şüphe daha da körüklemiştir. Bu gelişmeyle birlikte, Asya genelinde yoğun bir şekilde elden ele geçen rapor rüzgârı, devam ede gelen diplomatik bir paranoyayı daha da beslemiştir.

Fransa’nın Büyük Oyuna Katılması

Büyük Oyunun bir parçası; başka ülkeleri de oyuna dâhil etmekten oluşuyordu. Her bir asıl oyuncu diğer tarafın geleneksel ittifaklarını bozmaya çalışıyordu. Britanya, 1882 yılında, Avrupa ülkeleri ile Britanya Hindistan’ı arasında önemli bir bağlantı noktası olan Mısır’da Süveyş Kanalını ele geçirmeye çalışıyordu. Fransız hükümet yetkilileri, Avrupa imparatorluklarının kıtadan alabildikleri her şeyi aldıkları Afrika’nın Paylaşımı sırasında benzer anlaşmazlıkların yaşanması ardından, Mısır ülkesini geleneksel olarak kendi özel alanı olarak görüyorlardı ve meydana gelen bu gelişmelerden hiç de memnun kalmamışlardır. Fransız güçleri, 1885 yılında, Rusya’nın Afganistan sınırına asker konuşlandırmasını bir fırsat olarak görmüşlerdir. Fransız Hükümeti, “Britanya’nın Orta Asya’da karşı karşıya kaldığı zor durumu, Afrika ve Pasifik bölgelerinde taviz elde etmek üzere kullanmıştır (James, 382).

Rusya yönetimi, Fransa-İngiltere arasında yaşanıp süregelen bu anlaşmazlığı fırsat bilerek Fransa ile ittifak kurmayı seçmiştir. On yıl sonra, 1892 yılında, bir grup Rus gemileri İstanbul Boğazdan Akdeniz’e geçerek Toulon’da bulunan Fransız deniz üssüne demir atmışlardı. İngiliz Kraliyet Donanması, Avrupa’daki esas rakip Fransa ile Rusya arasında olası bir deniz ittifakından dolayı dehşette kapılmıştı. Çünkü böylesi bir ittifak, İngiliz güçlerinin Akdeniz’de artık kontrol sağlayamayacakları anlamına geliyordu.

Map of the Russian Empire on the Eve of World War I, 1914
I.Dünya Savaşı Arifesinde Rus İmp. Haritası, 1914 Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Fransa-İngiltere-Rusya ilişkileri, Rus-Japon Savaşı (1904-1905) ile birlikte daha da karmaşık hale gelmişti. Fransa artık Rusya’nın müttefiki ülkesi olmuş, oysa Britanya 1902 yılında Japonya ile bir ittifak imzalamıştı. Japonya, büyük ölçüde daha etkili donanması sayesinde, doğrudan bir yardım almadan savaşı kazanmış ve Rus donanmasının, dünyanın üçüncü donanması olarak bilinmesine rağmen, eski bir donanma olarak kaldığı anlaşılmıştır. Japon güçleri, Mançurya’yı ele geçirmiş ve Rus imparatorluk güçlerinin Çin’e kadar yayılmasını engellemiştir. Rusya yenilgisi, Çar Nikolay’ın iktidarını zar zor koruduğu 1905 Rus Devrimi nedenlerinden biri olmuştur. Britanya açısından Japonya ile savaş önemli bir gelişme olmuştur, çünkü casusların açıklamayı pek tercih etmedikleri bir durum gelişmeye baş göstermiştir: Rusya, Hindistan’ı işgal etmek için askeri açıdan yetersiz konumdaydı. Bu Büyük Oyun, aşırı hayal gücüne sahip emperyalist güçler için sadece bir oyundan ibaret olmuştur. Ancak sadece oyun oynanmak üzere olsa da yapılan bu girişim; insan hayatları, ülkelerin geçim kaynakları ve hatta devletleri yok edilen olağan insan topluluklarının ödemek zorunda kaldıkları yüksek bir bedele mal olmuştur.

Oyunun Sonu

Önemli bir olay olarak; İmparatorluk Almanya’sı güçlerinin Fransızların elinde bulunan Fas topraklarına zorla girmeye çalıştıkları 1905 - 1911yılları arası dönemde yaşanan Fas Krizi ardından İngiliz-Fransız İlişkilerinde gelişme kaydedilmişti. İngiltere’nin Fransa’ya verdiği destek, Almanya’nın geri adım atmasına yol açmıştır. Büyük Oyun, 1907 yılında İngiliz-Rus Sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte fiilen sona ermiştir; düzenlenen bu Sözleşme ile Afganistan, Tibet ve İran’a yönelik rakip girişim iddiaları üzerinde gerginlik de sona ermiştir. Rusya, İngiliz Hindistan’ına müdahale etmemeyi kabul etmiş ve her iki taraf da İran’daki etki alanı konusunda anlaşmaya varmışlardır. Tarafların bu yeni pozisyon almaları; Rusya’nın Japonya’ya karşı aldığı felaket yenilgisinden sonra hem Rusya’nın zayıflığı anlaşılmış ve hem de İngiltere ve Fransa’nın en nihayetinde Almanya’nın küresel barış için daha büyük bir tehdit olduğuna dair karar vermeleri sonucuna yol açmıştır. Karşılıklı şüphe duyma durumu devam etmiş, ancak 1907 yılında, İngiltere, Fransa ve Rusya Üçlü İtilaf ittifak bloğunda bir araya gelmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı döneminde Almaya ve Avusturya-Macaristan güçlerine karşı zafer kazanan taraf İtilaf Devletleri bloğu olmuştur.

Çevirmen Hakkında

Yazar Hakkında

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Cartwright, M. (2026, Temmuz 15). Büyük Oyun: Büyük Britanya ve Rusya İmparatorlukları Arasında Rekabet. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26472/buyuk-oyun/

Chicago Formatı

Cartwright, Mark. "Büyük Oyun: Büyük Britanya ve Rusya İmparatorlukları Arasında Rekabet." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Temmuz 15, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26472/buyuk-oyun/.

MLA Formatı

Cartwright, Mark. "Büyük Oyun: Büyük Britanya ve Rusya İmparatorlukları Arasında Rekabet." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 15 Tem 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-26472/buyuk-oyun/.

Reklamları Kaldır