Feodalizm, 10.-13. yüzyıl Avrupa Orta Çağ toplumlarında, mahalli idari kontrol ve toprağın birimlere (fief) dağıtılmasına dayalı bir sosyal hiyerarşinin tesis edildiği bir sistemdi. Bir toprak sahibi (lord), fief'i alan kişiden (vassal) bir nevi ödeme mukabilinde, askeri ve hukuki koruma vaadiyle beraber bir fief verirdi.
Vassalın lorda yaptığı ödeme umumiyetle feodal hizmet şeklinde olurdu; bu, askerlik hizmeti veya düzenli mahsul yahut da para ödemesi manasına gelebilirdi. Hem lord hem de vasal hür insanlardı ve feodalizm terimi genelde hür olmayan köylüler (serfler veya köylüler) ile topraklarında çalıştıkları daha yüksek sosyal statüdeki kişiler arasındaki münasebette tatbik edilmez.
Feodalizmi Tanımlamanın Problemleri
"Feodalizm" ve "feodal toplum" terimleri tarih metinlerinde yaygın şekilde kullanılsa da, bilim insanları bu terimlerin tam olarak ne manaya geldiği konusunda hiçbir zaman fikir birliğine varamamıştır. Bu mefhumlar, 16. asırdan itibaren Avrupa Orta Çağ toplumuna ve daha sonra Çin'in Zhou (MÖ 1046-256) ve Japonya'nın Edo devirleri (1603-1868) gibi diğer toplumlara tatbik edilmiştir. Feodalizm mefhumu, Orta Çağ'da yaşayan insanlarca kullanılmamıştır. Feodal sistem, bir kere tanımlandıktan sonra, farklı coğrafi bölgelerde ve yüzyıllarda yasalar ve gelenekler farklılık gösterdiğinden, farklı Avrupa devletlerinde tek tip olarak tatbik edilemez. Neticede, birçok tarihçi feodalizm teriminin Orta Çağ cemiyetlerini anlamada yalnızca sınırlı bir kullanım sahasına sahip olduğuna inanmaktadır.
Oxford İngilizce Sözlüğü, feodalizm için her yerde olduğu gibi özlü bir tanım sunarken, aynı zamanda çeşitli tatbik seviyelerini de içerir:
Orta Çağ Avrupası'ndaki baskın sosyal sistem; soyluların askerlik hizmeti karşılığında Kraliyet Tacından toprak aldığı, vasalların da soyluların kiracısı olduğu, köylülerin (köylüler veya serfler) ise kavramsal açıdan askeri koruma karşılığında lordlarının topraklarında yaşamak ve ona haraç, emek ve mahsulden pay vermeye mecburdular.
Feodalizmin Kökenleri Nelerdir?
Feodalizm' kelimesi, Orta Çağ Latincesi'nde ücret manasına gelen feudalis ve fief anlamına gelen feodum kelimelerinden türemiştir. Ücret, düzenli askerlik hizmeti mukabilinde verilen toprağı (fief) ifade ederdi. Sistemin kökleri, Roma derebeylik sistemine (işçilerin büyük arazilerde yaşarken koruma ile tazmin edildiği sistem) ve bir kralın sadık soyluları mükafatlandırmak ve mukabilinde hizmet almak için ömür boyu toprak verdiği 8. yüzyıl Frank krallığına dayanır. Feodal sistem, 11. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa'da yaygınlaştı ve bu büyük ölçüde Normanların, ordularının fethettiği her yeri bölüştürüp dağıtmaları sayesinde gerçekleşti.
Lordlar ve Vasallar
Toplum piramidinin tepesinden başlayarak, hükümdar - iyi bir örnek, bütün İngiltere topraklarını şahsi mülkü olarak gören Fatih William'dır (hükümdarlığı 1066-1087) - karşılığında o hükümdarın vasalı olacak, yani gerektiğinde sadakat ve hizmet sözü verecek bir soyluya (sabit bir büyüklüğü olmayan) bir toprak parçası verebilirdi. Böylece şahsi bir bağ yaratılmış olurdu. En yaygın ve ihtiyaç duyulan hizmet askerlik hizmetiydi. Askeri mükellefiyetler, o hükümdarın ordusunda savaşmayı veya kaleler gibi Kraliyet Tacının varlıklarını korumayı ihtiva ediyordu. Bazı hallerde, hükümdarın daha sonra paralı askerleri ödemek için kullandığı bir para ödemesi (scutage olarak bilinir) askeri hizmet yerine teklif edilebilirdi. Vasal, topraktan elde edilen bütün geliri alırdı, sakinleri üzerinde otoriteye sahipti ve aynı hakları mirasçılarına geçirebilirdi.
Toprak sahibi olan soylular, umumi olarak süzeren vasallar olarak adlandırılırlardı ve ihtiyaç duyduklarından veya kendi başlarına idare edebileceklerinden çok daha fazlasına sahip olabilirlerdi. Bu sebeple, topraklarının bir kısmını genelde kiracı vasallara kiraya verirlerdi. Kişiye bu toprakları kullanma ve kâr etme hakkı verilir ve karşılığında, bir şekilde toprak sahibine hizmet borcu olurdu. Bu hizmet yine askerlik hizmeti şeklinde olabilirdi (bir şövalye için tipiktir) veya kiracılar daha düşük bir sosyal sınıftan (ama yine de hür) olabileceği ve kafi askeri maharet veya teçhizata sahip olmayabileceği için, umumiyetle kiraladıkları topraklardan elde ettikleri gelirin bir yüzdesini (nakit veya mahsul olarak) teklif ederlerdi veya daha sonra Orta Çağ'da sabit bir kira öderlerdi. Ayrıca, en büyük kızı evlendiğinde veya oğlu şövalye ilan edildiğinde lorda ödenmesi gereken düzensiz özel ücretler de vardı.
Bir vasal yaratan düzenleme, genelde kendi feodal lordlarının önünde diz çöküp sadakat yemini ettikleri için 'biat' olarak biliniyordu. Bunun karşılığında, yalnız toprakları değil, gerektiğinde lordlarının korumasını da alıyorlardı. Savaş zamanlarında, düşman komşu devletlerden sık sık baskınlar olduğunda ve umumi bir haydutluk tehlikesi devamlı var olduğunda, koruma vaadi önemsiz bir mevzu değildi. Bir vasal kendini bir hukuk veya kilise mahkemesinde bulursa, koruma hukuki destek ve temsil şeklinde de geliyordu. Bir kiracı umumiyetle kira mukavelesini mirasçısına devrederdi lakin bazen arazinin sahibi olan lordun rızasıyla kira hakkını üçüncü bir tarafa satmak mümkündü.
Feodal cemiyetlerde, bilhassa Orta Çağ Almanya ve Fransa'sında, bir başka münasebet türü de, devredilemez bir mülk olan allodu, yani geri alınamayan bir mülkü, ihtiva ediyordu. Bir allodun sahipleri, üstün bir mahalli lorda bir nevi bağlılık borçluydu, ancak ilişki toprak mülkiyetine dayanmıyordu ve bu sebeple bu bağlılığın tatbik edilmesi daha zordu.
Feodal sistem, toprak kontrolünün askerlik hizmeti yapma becerisini gerektirmesi ve ilgili maliyetler (silah, zırh ve atlar) yüzünden askerlik hizmetini finanse etmek için toprak gerektirmesi sebebiyle bir statüko olarak kendini devam ettirdi. Bu yüzden, toprak sahibi aristokrasi (hükümdarlar, lordlar ve bazı kiracılar) ile onlar için toprağı işleyenler (hür veya hür olmayan işçiler) arasında daimi bir uçurum vardı. Hür olmayan işçiler, sosyal piramidin en altında yer alan ve nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan serflerdi (serseriler, köylüler). Köylüler, kendileri için yiyecek ve aynı derecede mühim olan efendileri için yiyecek ve kâr üretmek gayesiyle başkalarının sahip olduğu veya kiraladığı topraklarda ücret almadan çalışırlardı. Genelde köle muamelesi görürlerdi ve yaşadıkları ve çalıştıkları toprakları terk edemezlerdi. Ancak feodalizm terimi, modern tarihçilerce umumi olarak yalnız lordlar ve vasallar arasındaki münasebet için kullanılır, köylüler için değil. Serf ile toprak sahibi veya kiracı arasındaki münasebet, en yaygın toprak birimi olan 'malikane'den ilham alınarak, malikane sistemi olarak adlandırılır.
Feodalizmin Neticeleri ve Tesirleri
Feodal sistemin neticesi, topraklarında mutlak otorite tatbik eden belirli bir yerel lorda sadakat borcu olan oldukça mahalli cemaat gruplarının zuhur etmesiydi. Tımarlar genelde ırsi olduğundan, toprağı olanlar ile onu kiralayanlar arasında kalıcı bir sınıf ayrımı oluşmuştu. Sistem umumiyetle hükümdarın lehine işliyordu; çünkü bir soylu mirasçı bırakmadan öldüğünde, mülkü ya kendisi için saklamak yahut da başka bir soyluya yeniden dağıtmak üzere hükümdara geri dönüyordu. Hükümdarlar, siyasi gayelerle toprak dağıtabiliyor, bir soylunun mülklerini parçalayabiliyor veya onu saraydan uzaklaştırabiliyordu. Ayrıca, kimin neye sahip olduğunu takip etmek zorlaşmış ve bu da 1087 tarihli Domesday Kitabı gibi kontrollerin ortaya çıkmasına yol açmıştı.
Bunun ilave etkisiyse vasalların lordlarının mülkleriyle alakalı davaları görüşen mahalli mahkemelerdeki varlığıydı. Bu sebeple, daha ciddi ceza davaları Kraliyet mahkemelerine sevk edilse bile, açık bir çıkar çatışması ve tarafsızlık eksikliği mevzubahis olabilirdi.
Ayrıca, feodal münasebetler sistemi ciddi huzursuzluklara yol açabilirdi. Bazen bir hükümdar, bir savaş yüzünden aktif askerlik hizmeti talep edebilirken, soylular da reddedebilirdi; tıpkı 1215'te İngiltere Kralı John ve Magna Carta'nın imzalanmasına yol açan Baronlar İsyanı'nda olduğu gibi. 1215 ve 13. yüzyıldaki sonraki isyanlarda, baronlar kendi çıkarları istikametinde tek vücut hareket ediyorlardı ve bu, lordların ve vasalların kendi hususi düzenlemelerini yapmalarına dayanan bütün feodalizm sistemine doğrudan bir tehdit oluşturuyordu. Askerlik hizmeti, soyluların topraklarını uzun süre nezaretsiz bırakmamaları için üzerlerindeki yükü azaltmak maksadıyla, İngiltere'de genelde 40 güne indirilmişti. Lakin 40 gün bir seferi tamamlamak için umumiyetle kafi olmuyordu ve bu sebeple bir hükümdar paralı askerlere ödeme yapmaya mecbur kalıyor; bu da feodalizm ve vasallık geleneğine bir darbe daha vuruyordu.
Feodalizm Niçin Geriledi?
Orta Çağ feodalizmi, esasen lord ve vasal arasındaki karşılıklı yardımlaşma münasebetine dayanıyordu ama bu sistem zamanla daha karmaşık hale geldikçe bu münasebet de zayıfladı. Lordlar birden fazla malikaneye sahip oldu ve vasallar muhtelif toprak parsellerinin kiracıları olabildi, böylece sadakatler karmaşıklaştı ve hatta insanların kendi ihtiyaçlarına en uygun münasebeti seçmesiyle çatışmaya girdi.
Sisteme bir diğer darbe de, bilhassa 1347-1352 yılları arasında zirveye ulaşan Kara Ölüm ve köylü isyanları (en ünlüsü 1381'de İngiltere'de) yüzünden yaşanan ani nüfus düşüşlerinden geldi. Bu nevi krizler, kronik bir iş gücü kıtlığına ve malikanelerin terk edilmesine yol açtı zira onları çalıştıracak kimse yoktu. Büyük kasaba ve şehirlerin büyümesi, iş gücünün daha iyi bir gelecek ve oradaki yeni işler bulmak için kır kısmından ayrılmasına da sebep oldu.
13. yüzyıla gelindiğinde, ticaretin artması ve madeni paranın daha fazla kullanılması, feodal sistemin işleyiş şeklini değiştirdi. Para, feodal lordların askerlik hizmeti yerine hükümdarlarına ödeme yapmalarına imkan sağladı; hükümdarın paralı asker kullanması o zamanlar askerlik hizmeti manasına geliyordu ve böylece baronların kendileri krallığın müdafaası için daha az önemli hale geldi. Tersine, bir hükümdar artık mükafat sisteminde toprak yerine para dağıtabilirdi. Hükümdarları, tedarikçileri ve müşterileri dışında kimseye sadakat bağı olmayan zengin bir tüccar sınıfı gelişti. Hatta serfler bile bazen hürriyetlerini satın alıp içine doğdukları şartlardan kaçabiliyorlardı. Bütün bu faktörler, feodalizm bazı şekillerde ve bazı yerlerde Orta Çağ'dan sonra da devam etse bile, toprak mülkiyeti ve hizmete dayalı feodal sistemi zayıflatmak için bir araya geldi.
