Hinduizm

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Batuhan Aksu tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Shiva Nataraja (Lord of the Dance) (by Peter F, CC BY-SA)
Shiva Nataraja (Dansın Efendisi) Peter F (CC BY-SA)

Hinduizm, Orta Asya ve İndus Vadisi'nde meydana çıkan ve günümüzde hâlâ tatbik edilen dünyanın en eski dinidir. Hinduizm terimi, ekzonim (başkalarınca bir halka, yere veya kavrama verilen ad) olarak bilinir ve İndus Nehri'nin karşı yakasında yaşayanları ifade eden Farsça Sindus kelimesinden türemiştir.

Bu inancın mensupları, bu inanca Sanatan Dharma ("ebedi nizam" veya "ebedi yol") adını verir ve Vedalar olarak bilinen mukaddes metinlerde belirtilen prensiplerin, tıpkı bütün yaratılışın ortaya çıktığı Yüce Ruh Brahman gibi her zaman var olduğunu anlarlar. Brahman, her şeyi harekete geçiren İlk Sebep'dir; ancak aynı zamanda hareket halinde olan, yaratılışın seyrini ve kendisini yönlendiren de odur.

Buna göre, Hinduizm tek tanrılı (tek tanrı olduğu için), çok tanrılı (tek tanrının birçok avatarı olduğu için), henoteist (bu avatarlardan herhangi birini yüceltmeyi seçebileceğiniz için), panteist (avatarların tabii dünyanın yönlerini temsil ettiği şeklinde yorumlanabileceği için) veya hatta kişinin en iyi benliği olma çabasında Brahman kavramını kendi benliğiyle değiştirmeyi seçebileceği için ateist olarak yorumlanabilir. Bu inanç sistemi ilkin, MÖ 1500-500 arasında Vedik Devir olarak bilinen zamanda Vedalar olarak bilinen eserlerde yazılı hale getirilmiş, ancak kavramlar çok daha önce şifahi olarak aktarılmıştır.

Hinduizm'in bir kurucusu, köken tarihi veya -inanca göre- inanç sisteminin bir tekamülü yoktur; Vedaları yazan yazıcıların yalnız her zaman var olan şeyleri kaydettikleri söylenir. Bu ebedi bilgi, şruti ("duyulan şey") olarak bilinir ve Vedalar'da ve Samhitalar, Aranyakalar, Brahmanalar ve en meşhuru Upanişadlar olarak bilinen muhtelif kısımlarında yer alır; bunların her biri inancın farklı bir yönünü ele alır.

HAYATIN GAYESİ, HAYATTAKİ VAZİFESİNE BAĞLI KALMAK YOLUYLA, VAROLUŞUN ÖZ BİRLİĞİNİ, FERDİ BENLİĞİN YÜKSEK YÖNÜNÜ TANIMAKTIR.

Bu eserler, kişinin inancını nasıl yaşaması gerektiğine dair hikâyeler anlatan ve Puranalar, Mahabharata ve Ramayana destanları, Yoga Sutraları ve Bhagavad Gita'yı ihtiva eden smritis ("hatırlanan") olarak bilinen başka bir türle tamamlanır. Mamafih bunların hiçbiri "Hindu İncili" olarak kabul edilmemelidir zira "Tanrı'nın sözü" oldukları iddiası yoktur; aksine, evrenin rasyonel, yapılandırılmış ve özünde bütün insanların yer aldığı Brahman olarak bilinen Yüce Üst Ruh/Zihin tarafından kontrol edildiğini iddia eden varoluş gerçeğinin vahiyidirler.

Hayatın gayesi, varoluşun özlü birliğini, herkesin benliğinin ve Üst Ruh/Zihin'in bir parçası olan ferdi benliğin daha yüksek yönünü (Atman olarak bilinir) fark etmek ve kişinin hayattaki vazifesine (dharma) uygun eylemle (karma) bağlı kalarak, fiziki varoluşun bağlarından sıyrılıp yeniden doğuş ve ölüş döngüsünden (samsara) kaçmaktır. Fert bunu başardığında, Atman Brahman ile birleşir ve kişi kadim birliğe geri döner.

Kişiyi bu birliği fark etmekten alıkoyan şey, ikilik ilüzyonudur, yani kişinin başkalarından ve Yaratıcısından ayrı olduğuna dair inançtır. Ancak fiziki alemdeki tecrübelerle desteklenen bu yanılgı (maya olarak bilinir), bütün varoluşun özlü birliğini fark ederek, kişinin başkalarına ve nihayetinde ilahi olana ne kadar benzediğini anlayarak ve aydınlanmış bir öz-gerçekleştirme haline ulaşarak aşılabilir.

Erken Gelişmeler

Hinduizm'i oluşturacak veya en azından ona tesir edecek inanç sisteminin bir şekli, büyük ihtimalle MÖ 3. binyıldan önce, kendilerine Aryan diyen göçebe kabilelerin Orta Asya'dan bölgeye gelmesinden önce İndus Vadisi'nde mevcuttu. Günümüzde Hint-İranlılar olarak anılan bu insanların bir kısmı, günümüz İran bölgesine yerleşmiş (bazıları Batı'da Persler olarak bilinirken), günümüzde Hint-Aryanlar olarak bilinen diğerleri ise İndus Vadisi'nde yuva kurmuşlardır. Aryan terimi bir ırkı değil, bir insan sınıfını ifade ediyordu ve "hür insan" veya "asil" anlamına geliyordu. Kafkasyalıların bölgeye "medeniyet getirdiği" uzun süredir devam eden "Aryan İstilası" miti, dar görüşlü ve peşin hükümlü 18 ve 19. asır Batılı bilim adamlarının mahsulüdür ve uzun zamandır itibarını yitirmiştir.

Map of the Indus Valley Civilization, c. 3300-1300 BCE
İndus Vadisi Medeniyeti Haritası, MÖ 3300-1300 civarı Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Mohenjo-daro ve Harappa gibi şehirlerin bakiyelerinden (sadece en meşhur ikisini saymak gerekirse), MÖ 3000 civarında İndus Nehri Vadisi'nde oldukça gelişmiş bir medeniyetin, MÖ 7000'den önceki Neolitik Çağ yerleşmelerinden büyüdüğü açıkça anlaşılmaktadır. Bu devir, günümüzde İndus Vadisi veya Harappan Medeniyeti (MÖ 7000-600) devri olarak anılmaktadır ve bu devir, Hint-Aryan kültüründen etkilenmiş ve onunla kaynaşmıştır.

MÖ 2000 civarında, büyük Mohenjo-daro şehri tuğla sokaklara, akan suya ve oldukça gelişmiş bir sınai, ticari ve siyasi sisteme sahipti. Ayrıca, ritüel yıkanma ve diğer dini pratikleri içeren bir tür dini inanç geliştirdikleri neredeyse kesindir, ancak bunu teyit edecek yazılı bir kayıt bulunmamaktadır. Bu din hangi biçimde olursa olsun, onun mühim unsurlarının başka yerlerde ortaya çıktığı daha kesindir; çünkü temel Vedik düşünce (ve birçok tanrının adları ve karakterleri) Perslerin Erken Devir İran Dini ile yakından örtüşmektedir.

İndus Vadisi'nin erken devir dini, Vedik Dönem'de yeni gelenlerin tesiriyle inkişaf etmiştir. Bu devirde, Vedalar'ın yazıldığı dil olan Sanskritçe yazan sözde Vedik halklar tarafından Vedizm olarak bilinen inanç sistemi geliştirilmiştir. Akademisyen John M. Koller şöyle yazar:

Vedaların günümüze ulaşan en eski ifadesi olan Sanskrit dili baskın hale gelmiştir. Sanskrit geleneği, Vedik olmayan kaynaklardan ödünç alma ve uyarlamalar aksetse de, bu katkıların açığa çıkardığından daha fazlasını gizler. Bundan mütevellit, antik İndus medeniyetinin ihtişamına rağmen, en eski Hint düşüncesini anlamak için Vedalara başvurmalıyız. (16)

Vedalar, varoluşun tabiatını ve ferdin kozmik nizamdaki yerini anlamaya çalışmıştır. Bilgeler bu soruların peşinden giderek, Hinduizm'e dönüşecek olan son derece gelişmiş teolojik sistemi yarattılar.

Excavation Site at Mohenjo-daro
Mohenjo-Daro Kazı Sahası Grjatoi (CC BY-NC-SA)

Brahmanizm

Vedizm, müşahede edilebilir bütün vakıaların ve varoluşun görünmeyen yönlerinin temelindeki Hakikat'e, İlk Sebep'e fokuslanan dini bir inanç olan Brahmanizm'e dönüştü. Brahmanizm'i geliştiren bilgeler, işe muayyen kaidelere göre işleyen müşahede edilebilir dünyayla başladı. Bu kaidelere rita ("düzen") adını verdiler ve rita'nın var olabilmesi için, onu yaratacak bir şeyin önceden var olması gerektiğini; bir kaide koyucu olmadan kaidelerin olamayacağını kabul ettiler.

Bu devirde, Vedizm panteonunda İlk Sebep olarak görülebilecek birçok tanrı vardı, ancak bilgeler antropomorfik tanrıların ötesine geçerek, Koller'in de belirttiği gibi, "varlıktan veya yokluktan daha temel bir bütünlük, bölünmemiş bir hakikat" olduğunu kabul etti (19). Bu varlık, bütün insan kavrayışının ötesinde olacak kadar büyük ve güçlü bir fert olarak tasavvur edildi.

Brahman olarak adlandırdıkları varlık, hakikatte (diğerleri gibi başka bir varlık) veya hakikatin dışında (varolmayan veya önceden var olan) değil, gerçek hakikatin ta kendisiydi. Brahman yalnızca şeylerin oldukları gibi olmasına sebep olmakla kalmıyordu; şeylerin oldukları, her zaman oldukları ve her zaman olacaklarıydı. Bu yüzden inanç sisteminin adı olarak Sanatan Dharma - Ebedi Nizam - deniyordu.

Brahman Worshipper
Brahman'a Tapan Biri James Blake Wiener (CC BY-NC-SA)

Ancak vaziyet böyle olsaydı, yeryüzünde kısa bir zaman yaşayan önemsiz bir ferdin bu nihai hayat kaynağıyla rabıta kurma ümidi olmazdı. Brahman kavranamadığı için, hiçbir münasebet mümkün olamazdı. Vedik bilgeler, dikkatlerini İlk Sebep'ten ferde yöneltmiş ve benliğin unsurlarını fiziki beden, ruh ve zihin olarak tanımlamışlardı, lakin bunların hiçbiri, kişinin diğer fonksiyonlarını idare eden daha yüksek bir benliğin olması gerektiğini anlayana kadar Nihai Olan'la rabıta kurmaya yeterli değildi. Koller şöyle diyor:

Bu Benliğin "bilinenden ve bilinmeyenden farklı" olduğu söylenir [Kena Upanişad I.4]. Bilgenin sorduğu soru şudur: Görmeyi, duymayı ve düşünmeyi mümkün kılan nedir? Lakin soru fizyolojik veya mental süreçlerle alakalı değil; bilen nihai özneyle ilgilidir. Gözü renkleri görmeye, mental fikirleri düşünmeye kim yönlendirir? Bilge, bilginin muhtelif fonksiyonlarını yönlendiren bir iç idareci, bir iç faktör olması gerektiğini farzeder. (24)

Bu "dahili idareci"nin, Brahman olduğu için Brahman'a bağlı olan Atman - kişinin yüksek benliği - olduğu belirlendi. Her fert, içinde Nihai Hakikati ve İlk Sebebi taşır. Bu varlığı dışarıda aramanın bir sebebi yoktur, zira kişi bu varlığı kendi içinde taşır; onu yaşamak için yalnızca bu gerçeğin farkına varması gerekir; Çandogya Upanişad'da Tat Tvam Asi - "Sen O'sun" - ifadesinde ifade edildiği gibi, kişi zaten olmak istediği şeydir; yalnızca bunun farkına varması gerekir.

Bu farkındalık, yalnızca Brahman'ı kutlayan değil, aynı zamanda her şeyin yaratılışını yeniden canlandıran ritüellerle teşvik edildi. Rahip sınıfı (Brahminler), Vedaların ilahileri, dini nağmeleri ve şarkıları vasıtasıyla Nihai İlahi'yi yücelterek, dinleyicilere zaten olmak istedikleri yerde olduklarını, yalnızca İlahi'nin huzurunda olmadıklarını, aynı zamanda onun ayrılmaz bir parçası olduklarını ve yapmaları gereken tek şeyin bunun farkında olmak ve bu vazifeye göre yerine getirilen hayatta ilahi olarak belirlenmiş vazifelerini yerine getirerek bunu kutlamak olduğunu aşılayarak onları yüceltirdi.

Klasik Hinduizm

HİNDUİZMİN TEMEL MİHRAKI, HANGİ ŞEKİLDE OLURSA OLSUN, KİŞİNİN KENDİ özünü TANIMASIDIR; KİŞİ KENDİNİ TANIDIĞINDA TANRI'YI TANIR.

Brahmanizm, günümüzde Hinduizm olarak bilinen sisteme dönüşmüştür ve umumiyetle bir din olarak kabul edilse de aynı zamanda bir hayat şekli ve felsefe olarak da kabul edilir. Hinduizm'in temel mihrak noktası, hangi şekilde olursa olsun, kişinin kendi özünü tanımasıdır; kişi kendini tanıdığında Tanrı'yı tanır.

Kötülük, iyinin ne olduğunu bilmemekten kaynaklanır; iyinin ne olduğunu bilmek kötülüğü ortadan kaldırır. Kişinin hayattaki gayesi, iyinin ne olduğunu fark etmek ve onu kendi hususi vazifesine (dharma) göre takip etmektir ve bu doğru takipte yer alan eylem ise kişinin karmasıdır. Kişi karmasını dharmasına uygun olarak ne kadar vazife şuuruyla yerine getirirse, kendini gerçekleştirmeye ve dolayısıyla kendi içindeki İlahi'yi fark etmeye o kadar yaklaşır.

Fiziki dünya, yalnızca kişiyi ikilik ve ayrılığa ikna ettiği ölçüde bir ilüzyondur. Kişi dünyaya sırtını dönüp dindar bir münzevi hayatı sürdürebilir, ama Hinduizm, puruşarthalar - hayat hedefleri - vasıtasıyla hayata tamamen katılmayı teşvik eder:

  • Artha – kişinin kariyeri, aile hayatı, maddi zenginliği
  • Kama – aşk, cinsellik, şehvet, haz
  • Mokşa – kurtuluş, hürriyet, aydınlanma, kendini gerçekleştirme

Ruh, bunların hepsinin geçici zevkler olduğunu bilse de, bu meşgalelerden zevk alır. Ruh ölümsüzdür; Brahman'ın bir parçası olarak her zaman var olmuştur ve var olacaktır; bu sebeple ölümün kesinliği bir ilüzyondur. Ölüm anında ruh bedeni terk eder ve Mokşa'ya ulaşamamışsa yeniden doğar; ulaşmışsa Atman Brahman'la bir olur ve ebedi yuvasına döner. Samsara olarak bilinen yeniden doğuş ve ölüm döngüsü, ruh dünyevi tecrübe ve zevklerle dolup taşana ve hayatını geçici değil, ebedi değerlerin peşinden koşmaya fokuslayana dek devam eder.

Ganesha Statue
Ganeşa Heykeli Swaminathan (CC BY)

Bu hedefe ulaşmada kişiye yardımcı veya mani olan, her ruhun tabiatında bulunan ve gunalar olarak bilinen üç keyfiyet veya hususiyettir:

  • Satva – bilgelik, iyilik, bağımsız aydınlanma
  • Rajas – tutkulu yoğunluk, devamlı aktivite, saldırganlık
  • Tamas – kelimenin tam anlamıyla "rüzgarlar tarafından savrulmak", karanlık, kafa karışıklığı, çaresizlik

Gunalar, kişinin en düşükten en yükseğe doğru 'içinden geçtiği' üç durum değildir; her ruhta az veya çok mevcutturlar. Genelde sakin ve iyi bir hayat süren bir fert bile tutkuya kapılabilir veya kendini çaresiz bir kafa karışıklığı içinde döne döne bulabilir. Ancak gunaları oldukları gibi kabul etmek ve daha az arzu edilen yönlerini kontrol altına almaya çalışmak, kişinin hayattaki dharmasını ve bunu nasıl gerçekleştireceğini daha net görmesine yardımcı olur. Kişinin dharması yalnızca kendisi tarafından gerçekleştirilebilir; hiç kimse bir başkasının vazifesini yerine getiremez. Herkes yeryüzüne belirli bir rolle gelmiştir ve eğer kişi mevcut hayatında bu rolü oynamamayı seçerse, yerine getirene kadar daima başka bir rolde geri dönecektir.

Bu süreç umumi olarak, kişinin hiçbir şekilde değiştiremeyeceği belirli bir statüye doğduğu, o sınıfın bir parçası olarak belirlenen fonksiyonunu ömür boyu yerine getirmesi gerektiği ve doğru şekilde yerine getiremezse yeniden doğacağı Hinduizm'in Kast Sistemi ile münasebetlendirilir. Bu kavram, yaygın düşüncenin aksine, 19. yüzyılda Britanya koloni hükümeti tarafından Hindistan halkına dayatılmamış, ilk olarak Krişna'nın Arjuna'ya gunaları ve kişinin dharma'sına karşı mesuliyetini anlattığı Bhagavad Gita'da (MÖ yaklaşık 5.-2. yüzyıllarda yazılmıştır) ortaya atılmıştır.

Krishna Manifesting His Full Glory to Arjuna
Krişna, Arjuna'ya Bütün Görkemini Gösteriyor Steve Jurvetson (CC BY)

Krişna, kişinin yapması gerekeni yapması gerektiğini söyler ve bir ferdin İlahi İrade'ye göre hayatını nasıl yaşaması gerektiğini anlatırken, varna (kast) sistemini de bunun bir parçası olarak ele alır; eğer kişinin dharma'sı buysa, herkes Brahman, savaşçı veya tüccar olabilirdi; kast sistemi, tıpkı gunalar gibi her ferdin içinde mevcuttur. Krishna'nın sözleri daha sonra MÖ 2. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar yazılmış olan Manusmriti ("Manu Kanunları") adlı eserde gözden geçirilmiştir. Bu eserde, kişinin doğduğu sosyal sınıfta ömür boyu kalmaya mahkûm olduğu İlahi Nizam'ın bir parçası olarak katı bir kast sisteminin emredildiği iddia edilmektedir. Manu Kanunları el yazması, bu kavramın günümüzde anlaşıldığı şekliyle ilk ifadesidir.

Metinler ve Riayet

Manu'nun sonraki müdahalesi bir yana, Ebedi Nizam kavramı, mukaddes Hindu metinleri olarak kabul edilen metinler vasıtasıyla açıklığa kavuşturulur. Belirtildiği gibi, bu eserler iki sınıfa ayrılır:

  • Şruti ("duyulan") - varoluşun tabiatının, onu "duyan" ve Vedalar'a kaydeden yazıcılarca kaydedildiği şekliyle vahiy edilmesi.
  • Smritiler ("hatırlanan") - geçmişin büyük kahramanlarının ve Ebedi Nizam'ın prensiplerine uygun olarak nasıl yaşadıklarının - veya yaşamayı başaramadıklarının - anlatıları.

Şruti ile alakalı metinler Dört Veda'dır:

  • Rig Veda – Vedaların en eskisi, ilahiler koleksiyonu
  • Sama Veda – ayin metinleri, ilahiler ve şarkılar
  • Yajur Veda – ritüel formülleri, mantralar, ilahiler
  • Atharva Veda – büyüler, ilahiler, dini neşideler, dualar

Bunların her biri metin türlerine göre ayrılır:

  • Aranyakalar – ritüeller, riayetler
  • Brahmanalar – söz konusu ritüeller ve riayetlerini açıklayan yorumlar
  • Samhitalar – takdisler, dualar, mantralar
  • Upanişadlar – hayatın anlamı ve Vedalar üzerine felsefi yorumlar
The Vedas (Rig-veda)
Vedalar (Rig-veda) BernardM (CC BY-SA)

Smritiler ile ilgili metinler şunlardır:

  • Puranalar – kadim geçmişin figürleriyle alakalı folklor ve efsaneler
  • Ramayana – Prens Rama'nın destansı hikayesi ve kendini gerçekleştirme yolculuğu
  • Mahabharata – Beş Pandava'nın destansı hikayesi ve Kauravalarla savaşları
  • Bhagavad Gita – Krişna'nın Prens Arjuna'ya Dharma hakkında talimat verdiği popüler hikaye
  • Yoga Sutraları – Yoga ve öz-hürleşmenin farklı disiplinleri üzerine yorumlar

Bu metinler, kozmik kuvvetlerin, yıldırımların, fırtınaların, savaşın ve cesaretin efendisi İndra; şuur, konuşma ve açık iletişim tanrıçası Vac; ateş ve aydınlanma tanrısı Agni; ölüm tanrıçası Kali; engelleri kaldıran fil başlı tanrı Ganeşa; aşk, bereket ve kuvvet tanrıçası ve aynı zamanda Şiva'nın eşi Parvati; ve deniz, bereket, aydınlanma ve coşku tanrısı Soma gibi çok sayıda tanrıya gönderme yapar veya mahsus onlara hitap eder. Tanrıların en önemlileri arasında, sözde "Hindu Üçlüsü"nü oluşturanlar yer alır:

  • Brahma – yaratıcı
  • Vişnu – koruyucu
  • Şiva – yok edici

Bütün bu tanrılar, yalnızca kendi yönleriyle anlaşılabilen Nihai Hakikat Brahman'ın tezahürleridir. Brahma, Vişnu ve Şiva, her ikisi de bu yönlerin ve kendi karakterleri, motivasyonları ve arzuları olan ferdi tanrılardır. Bunlar, kendi avatarları aracılığıyla da anlaşılabilirler - zira kendileri de tek başlarına tam olarak kavranamayacak kadar bunaltıcıdırlar - ve böylece diğer tanrıların şeklini alabilirler; bunların en ünlüsü, insanlığın anlayış ve hatalarını düzeltmek için periyodik olarak dünyaya gelen Vişnu'nun avatarı Krişna'dır.

Bhagavad Gita'da Krişna, Arjuna'nın Kurukşetra Muharebesi'nde akrabalarıyla savaşmaya dair şüpheleri olacağını bildiği için Prens Arjuna'nın arabacısı olarak görünür. Arjuna'ya dharmanın tabiatı ve ölümün kesinliği ilüzyonu hakkında bilgi vermek için zamanı durdurur, zihnini mevcut şartlara dair yorumunun ötesine taşır ve bir savaşçı olarak vazifesini yerine getirmesine imkan tanır.

Bu metinler, umumi olarak iki yönü olan Sanatan Dharma taraftarlarının dini riayetlerini bilgilendirir:

  • Puja - hususi bir türbe veya mabette ibadet, ritüel, kurban ve dua
  • Darşan - bir tanrının heykeliyle doğrudan görsel temas

Kişi, İlahi Olan'a evinde, hususi bir türbe veya mabette ibadet edebilir. Mabette, din adamları, talimatlar, ilahiler, şarkılar ve dualar vasıtasıyla tanrı adına aracılık ederek bir ferde ve ailesine yardımcı olurlar. Şarkı, dans ve kişinin kendini Tanrı önünde ifade etmesindeki genel hareketler umumiyetle dini bir ayini karakterize eder. Bunun mühim bir unsuru, bir heykel veya figürinle temsil edilen tanrının gözleriyle görsel temas kurmaktır.

Darşan, ibadet ve birleşme için hayati önem taşır çünkü tanrı, inananı, inananın Tanrı'yı aradığı kadar içtenlikle arar ve gözler aracılığıyla buluşurlar. Hindu mabetlerinin hem iç hem de dış kısımlarında çok sayıda tanrı figürü bulunmasının nedeni budur. Heykelin tanrının kendisini temsil ettiği düşünülür ve kişi, tıpkı bir arkadaşıyla buluşurken olduğu gibi göz temasıyla takdis ve teselli alır.

Statue of Lord Vishnu
Lord Vişnu Heykeli PHGCOM (Copyright)

Netice

Bir inanan ile tanrı arasındaki bu münasebet, yıl boyunca kutlanan birçok festivalde en belirgin şekilde görülür. Bunlardan en popüler olanı, parlak enerjilerin ve ışığın menfi ve karanlık güçler üzerindeki zaferini kutlayan ışık festivali Divali'dir. Bu festivalde, günlük kutlamalarda olduğu gibi, bir tanrının heykelinin veya heykelciğinin varlığı, bir inananın zihnini ve ruhunu yüceltmek ve rabıta kurmak için önemlidir.

Divali, sevgi dolu bağlılığa ve hizmete fokuslanan Bhakti Yoga disiplininin muhtemelen en iyi örneğidir. İnsanlar, bereket ve refah tanrıçası Lakşmi'nin şerefine evlerini temizler, yeniler, dekore eder ve güzelleştirir ve ondan aldıkları her şey için şükrederler. Bununla beraber, inananın ihtiyaçlarına ve geçen yıl boyunca aldığı şeylere bağlı olarak, Divali'de Lakşmi'nin yerini alması için çağrılabilecek birçok başka tanrı da vardır.

Ferdi bir tanrının nihai bir ehemmiyeti yoktur zira panteondaki bütün tanrılar, tıpkı tapma ve tapınma fiili gibi Brahman'ın birer parçasıdır. İbadetin tafsilatı, kişinin kainattaki yerini kabul eden ve hayatının her sahasında ilahi birliği ve eve doğru aynı yolda ilerleyen diğerleriyle bağlantısını tanıma taahhüdünü tekraren vurgulayan ibadetin kendisi kadar önemli değildir.

Sorular & Cevaplar

Hinduizm nedir?

Hinduizm, ferdin manalı bir hayat yaşayabilmesi için Ebedi Nizam ve Nihai Hakikate inanması gerektiğini müdafaa eden hem bir din hem de felsefi bir sistemdir.

"Hinduizm" terimi ne anlama gelir?

"Hinduizm", Hindistan'daki Sindus Nehri'nin karşı yakasında yaşayan ve muayyen bir dinin mensuplarını ifade eden Farsça "Sindus" kelimesinden türemiştir. Hinduizm taraftarları buna "Ebedi Nizam" anlamına gelen Sanatan Dharma adını verirler.

Hinduizm'de tek Tanrı kimdir?

Hinduizm'deki tek Tanrı, Yüce Ruh ve Yaratıcı olan Brahman'dır; Hinduizm'deki diğer bütün tanrılar Brahman'ın tezahürleri/avatarlarıdır.

Hinduizm çok tanrılı bir din midir?

Hayır. Hinduizm, tek bir Ebedi Hayat Kaynağı (Brahman) olduğu için tek tanrılıdır; ancak Brahman'ın birçok avatarı olduğu için çok tanrılı olarak da düşünülebilir; ayrıca, bu avatarlardan herhangi birini Yüce bir Varlığın tapınma seviyesine yükseltebileceğiniz için henoteistiktir.

Çevirmen Hakkında

Batuhan Aksu
Batuhan, Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü'nde doktora öğrencisidir. Üniversiteye katılmadan önce Boğaziçi Üniversitesi (MA-BA) ve Manchester Üniversitesi'nden (ER+) dereceler almıştır. İlgi alanları arasında seyahat çalışmaları ve entelektüel tarih bulunmaktadır.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2025, Ağustos 15). Hinduizm. (B. Aksu, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-10215/hinduizm/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Hinduizm." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, Ağustos 15, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-10215/hinduizm/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Hinduizm." tarafından çevrildi Batuhan Aksu. World History Encyclopedia, 15 Ağu 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-10215/hinduizm/.

Reklamları Kaldır