Antik Yunan kıyafetleri, Girit'teki Minos Medeniyeti'nden (MÖ 2000-1450) Miken Medeniyeti'ne (MÖ 1700-1100) kadar, Arkaik Dönem'e (8. yüzyıl - yaklaşık MÖ 480) kadar gelişmiş ve en çok Klasik Dönem'den (MÖ 480-323) itibaren tanınır hale gelmiştir. Sonraki devirlerin sade modası, Yunan kıyafetlerini benimseyen ve yaygın olarak kullanan diğer kültürlere de ilham kaynağı olmuştur.
Genel olarak, antik Yunan kıyafetleri hakkında bilinenlerin çoğu, ekseriyetle sanat eserlerinde tasvir edildikleri için yalnızca üst sınıfı aksettirir ve bu eserler giyilen kıyafet türlerini muhafaza eder. Minos Dönemi'nde, saraydaki üst sınıf erkeklerin çoğunlukla peştamal, pelerin, sandalet ve bazen de başlık giydiği, kadınların ise göğüsleri dışında tamamen örtülü olduğu görülmektedir. Miken moda anlayışı Minos'tan etkilenmişti, ancak Arkaik Dönem'de giyim tarzı sadeleştirilmiş ve Klasik Dönem boyunca da bu şekilde kalmıştır.
Giysi türleri, Arkaik dönemden Klasik döneme kadar temelde aynıydı:
- Strophion – Kadınlara sütyen olarak kullanılan bir bez bant
- Perizoma – Erkekler ve kadınlar tarafından iç çamaşırı olarak giyilen bir peştamal
- Kiton – Her iki cinsiyet tarafından da giyilen, Dor ve İyon olmak üzere iki farklı stilde bir tunik
- Hlamis – Kısa bir pelerin veya manto olarak kullanılan ve ekseriyetle erkeklerce giyilen bir dış giysi
- Peplos – Çoklukla kadınlarca bir kitonun üzerine veya yerine giyilen bir giysi
- Epiblema – Hem erkekler hem de kadınlarca bir kitonun veya peplosun üzerine giyilen bir şal
- Himation – Her iki cinsiyet tarafından da uzun bir pelerin veya manto olarak giyilen daha büyük bir dış giysi
Bunların hepsi kesilmemiş, dikilmemiş, keten veya yün kumaş parçalarıydı ve bunlar farklı tesirler yaratmak için bir kişinin üzerinde farklı şekillerde düzenlenmişti. Temel giysiler, bir kişinin üzerine sarılan veya örtülen ve daha sonra yerinde tutmak için iğneler, düğmeler veya broşlarla tutturulan kare, silindir veya dikdörtgen kumaşlardı. Kumaşın farklı stillerde düzenlenebilen bir giysiye dönüştürülmesinin kolaylığı, tek bir kumaş parçasını farklı kıyafetler yaratmak için birden çok kez kullanılabileceği manasına geliyordu.
Temel kitona ilave giysiler, farklı takılar ve diğer aksesuarlar ilave ederek veya çıkararak, komşu kültürlerce fark edilen ve beğenilen, giyilmesi kolay ve rahat giysiler yaratıldı. Bu giyim paradigması Helenistik ve Roma dönemlerinde de devam etti ve Orta Çağ'dan günümüze kadar hem erkek hem de kadın modasına tesir etti.
Minos ve Miken Modası
Antik Yunan kıyafetleri hakkında bilinen her şey, devrin sanat eserleri ve Yunan edebiyatındaki tasvirlerden gelir ve bu, bilim insanlarının Erken Minos (EM), Orta Minos (MM) ve Geç Minos (LM) dönemlerine ayırdığı ve her dönemin de kendi içinde alt dönemlere ayrıldığı Minos Uygarlığı ile başlar. En eski heykel ve sanat eserlerinden bazıları, Orta Minos döneminin MM I'inden (MÖ 2100-1900) MM III'e (MÖ 1600 civarında sona eren) kadar olan devrin kıyafetlerini giymiş insan figürlerini tasvir eder.
Minos erkekleri peştamal, pelerin ve sandalet giyerken görülür, ancak bilhassa iç mekanlarda ekseriyetle çıplak ayakla dolaştıkları görülmektedir. Erkekler ayrıca pazubent, bileklik ve mücevher takarken de tasvir edilir. Saçları uzun ve dağınıktı, ancak bazen tüylü bir başlık veya şapka gibi bir başlıkla sabitlenmişlerdi ve kıyafetleri parlak kırmızı, sarı, siyah ve mor renklerdeydi. Girit'te murex kabuğunun hasadı yoluyla mor boya elde ediliyordu ve her renkten boyalı giysiler oldukça pahalıydı, ancak hiçbiri mor kumaştan daha pahalı değildi.
MM I'deki eserler ve tasvirler, peştamallı erkekleri, aynı veya çıplak erkek atletleri ve çan şeklinde etekler, göğüsleri kaldırıp ortaya çıkaran dar korseler, mücevherler ve başlıklar giyen kadınları göstermektedir. MM III'teki aynı tür parçalar, aynı temel stil ve deseni, ancak daha ayrıntılı olarak göstermektedir. Bunun ünlü bir örneği, MM III'e tarihlenen ve bir tanrıyı veya din adamlarından birini tabii formda tasvir ettiği düşünülen Yılan Tanrıçası veya Hizmetkarı olarak bilinen figürdür; böylece, o bu devirde üst sınıf bir kadının giyeceği türden kıyafetler giydiği anlamına gelir. Sanat tarihçisi ve akademisyen John Griffiths Pedley şöyle diyor:
[Yılan Tanrıçası veya Hizmetçisi heykelciği] 34,5 cm (13 ½ inç) boyundadır ve günümüze ulaşan en büyük yuvarlak Minos heykel örneklerinden biridir. Çan şeklinde, fırfırlı bir etek, dar bir kemer ve kısa bir önlük giymektedir; göğüsleri çıplaktır. Yılanlar kolları boyunca, belinin ve omzunun etrafında kıvrılırken, bir diğeri de yüksek şapkasının etrafında dolanmaktadır. [Onunla birlikte bulunan] diğer figürler de benzer duruş, orantı ve parlak kırmızı, mavi ve yeşil tonlarında giysiler sergilemektedir. (49)
Yunanistan anakarasının Helladik Çağı olarak adlandırılan devrinin sonuncusu olan Miken Medeniyeti de bilim insanlarınca farklı devirlere ayrılmıştır ve Erken Helladik Dönem'den (MÖ 3200-2000 civarı) Geç Helladik Dönem'e (MÖ 1550-1050 civarı) kadar olan eserler, Minos Uygarlığı ile benzer stiller göstermektedir. Geç Helladik II Dönemi'ne (MÖ 1450-1400 civarı) tarihlenen Keos'ta bulunan pişmiş topraktan bir kadın figürü, aynı çan biçimli eteği, çıplak göğüsleri ve benzer bir korsajı giyen bir kadını göstermektedir. Bu heykelciğin Yılan Tanrıçası heykelciğinin bir kopyası olması mümkün olmakla birlikte, devrinin orijinal bir eseri de olabilir.
Erkek giyimi, Minos Dönemi'nden bazı farklılıklar gösterir; bu durum, Minoslular ile aynı tür peştamal giymiş, ancak farklı türde bir başlık ve yüksek bir etek giymiş genç bir adamı tasvir eden bir heykelde görülebilir. Geç Hellas III dönemine (LH IIIB, yaklaşık MÖ 1300-1200) tarihlenen Pilos Sarayı'ndaki bir duvar resmi, savaşta chiton tunik giyen savaşçıları, etek, miğfer ve diz üstü çizme giyen diğerleriyle savaşırken gösterir. Şu anda Atina Ulusal Müzesi'nde bulunan ve resimle aynı devreye tarihlenen Savaşçı Vazosu, Miken savaşçılarını aynı miğfer, etek ve çizmeleriyle ancak vücut zırhlarıyla tasvir eder ve zamanın askerlerinin gerçekçi bir tasviri olarak kabul edilir.
Arkaik Sadeleştirme ve Klasik Stil
Minos ve Miken kültürleri, bilhassa kadınlar için parlak renkli ve itinayla dikilmiş kıyafetlere dair deliller sunar; ancak bu tür bir moda ve onu üreten teknoloji, Miken Medeniyeti'ni yıkan Tunç Çağı Çöküşü'nden sağ çıkamadı. Pedley şöyle diyor:
Miken saraylarının yıkılmasıyla, merkezleri oldukları sosyal sistem de yok oldu. Krallar, altlar, yazıcılar ve yazı bilgisi de yok oldu. Onlarla birlikte, kesme bloklar kullanılarak yapılan duvarcılık ve inşaat bilgisi, duvar resmi, fildişi işleme, değerli metaller... Yunan Tunç Çağı'nın bütün gelişmiş başarıları da yok oldu. (105-106)
Sözde Yunan Karanlık Çağı'ndan (MÖ 1100-700 civarı) sonra, medeniyet Arkaik Dönem'de tekrar canlanmaya başladı, ancak moda önemli ölçüde değişmişti. Giyim artık kişinin üzerine örtülen ve sonra şahsi zevke göre katlanıp yerinde tutulan tek parça bir kumaştı. Minos ve Miken kadınlarının çan etekli ve korsajlı heykelleri ve resimleri, peplos giyen Yunan kadınlarının daha sonraki tasvirleriyle karşılaştırıldığında, stilin sadeleştiği açıkça görülüyor ve eski giyimin nasıl yapıldığına dair bilginin kaybolduğu düşünülüyor.
Arkaik ve Klasik devirlerde, Antik Yunan'da giyim üretimi, bilhassa da yün eğirme, kadın işi olarak kabul ediliyordu ama erkek tüccarlar ekseriyetle bitmiş ürünü satıyordu. Ancak fahişeler boş zamanlarında sıklıkla yün eğiriyor ve kadınlar genelde ekstra para kazanmak için bunu satıyordu. Giysiler umumi olarak evde, kadınlar kısmında dikiliyordu, ancak profesyonel dokumacılar ve boyacılar da vardı. Varlıklı Yunanlılar, oldukça pahalı olan renkli giysilere para ayırabiliyordu; alt sınıf ise genellikle yalnız beyaz kiton veya peştamal giyiyordu.
Giysiler, Broşlar ve Ayakkabılar
Giysiler keten veya yünden yapılırdı. Keten daha pahalıydı ve yalnızca üst sınıfa aitken, yün eğirme işlemi Antik Yunan'da kadınlarca yaygın olarak tatbik ediliyor ve her sınıf ile her yaş grubundan insan için kıyafet yapımında kullanılıyordu. Boyalı giysiler de yalnızca varlıklıların kullanımına açıktı; ayrıca, vücuda tam oturması ve sıkıca tutunması için alt kısımlarına baskılar ve ağırlıklar işlenmiş giysiler de öyleydi.
Üst sınıfın kıyafetleri, yalnızca sınırlar boyunca bile olsa, parlak renkliydi. Akdeniz'de mavi rengin bilinmediği iddiası, ancak Tunç Çağı Çöküşü'nden sonra geçerlidir. Mısır ve Minos sanatlarının her ikisi de mavinin uzun bir zaman kullanıldığını gösterir, ancak Arkaik Dönem'de mavi pigmentin nasıl yapılacağına dair bilgi yoktur. Yunan sanatı veya edebiyatında mavi giysilere dair bir teklif bulunmasa da, mor hala popülerdi ve birçok başka renk düzenli olarak kullanılıyordu.
Antik bir üst sınıf Yunan gardırobunda, perizoma (peştamal/iç çamaşırı) ve strophion (sütyen) dışında dört temel giysi vardı. Minos korsesine dair hiçbir delil yoktur ve perizoma, Minos peştamalından daha az zarif görünmektedir. Bu dördü şunlardır:
Kiton: Bu, bir iç çamaşırı veya günlük genel kıyafet olabilen sade, beyaz bir tunikti. İçine girilen, omuzlarından broş veya iğnelerle tutturulan ve belinden deri veya kumaştan yapılmış bir kemer olan zon (zo-nay olarak telaffuz edilir) üzerine geçirilerek giyilen bir bez silindirdi. Kiton, Dor ve İyon olmak üzere iki stille tanımlanır. Akademisyen Iris Brooke farkı şöyle açıklıyor:
[Dor ve İyon adlandırmaları], onları mimarideki iki ana üsluba göre ayırır; bu üsluplar, iki önde gelen ırk grubu olan Dor Yunanlıları ve İyon Yunanlıları tarafından geliştirilmiştir. Dor son derece sade bir üsluptu; İyonik, her anlamda olduğu gibi biraz daha karmaşıktır. Dor kitonu, vücudun etrafına sarılan ve omuzlara iğnelenen düz, dikilmemiş bir kumaş parçasıydı. Kumaş, bir yardadan yaklaşık üç yardaya kadar neredeyse her genişlikte olabilirdi, ancak muhtemelen üç yardadan daha geniş değildi. İyonik khiton, Dor'dan çok daha dolgundur ve geniş, şekilsiz bir etek gibi dikilir. Giymek için, açık kenarlardan biri başın geçmesi için biraz daha geniş bir aralık bırakarak düzenli aralıklarla iğnelenmelidir. Daha sonra eller, her iki uçtaki son iğne ile kumaşın kıvrımı arasından geçirilir. Bu, kolu süsleyen iğnelerle bir tür uzun kol oluşturacak ve kumaşın aralarından düşmesine izin vererek çıplak kolu gösterecektir. İstenildiği gibi kuşaklanabilir [ve] kuşak, eteğin pilelenmesine yardımcı olacaktır. (Nardo, 42-43)
Erkekler, kadınlar ve çocuklar kiton giyerlerdi, ancak kadınlar ve kızlar giysinin üzerlerinde nasıl göründüğü konusunda çok daha titiz görünüyorlardı. Erkek kitonları genelde yalnızca dizlere kadar uzanırdı ve kuşaklıydı. Bu, zanaatkârların, fahişelerin (erkek ve kadın), savaşçıların, atletlerin ve el emeğiyle çalışmayan kölelerin (sadece peştamal giyenlerin) tipik kıyafetiydi. Köle kitonlarının Dor dizaynına sahip olduğu anlaşılıyor.
Hlamis: Bazı erkekler (kadınlardan daha fazla) kitonun üzerine hlamis giyerdi. Bu, ya boyundan bağlanan ve her iki omuzdan sırta doğru inen veya bir omuzdan diğer omuza bağlanan kısa bir pelerindi. Hlamis ekseriyetle askerler, haberciler ve üst sınıf hizmetkarlar tarafından giyilirdi.
Peplos: Bu, bir kadın veya erkek tarafından khiton yerine veya khitonun üzerine giyilebilen ve daha çok kadınlar tarafından giyilen büyük, kare bir kumaş parçasıydı. Genellikle üst sınıftan bir kadın, üzerinde ayaklara kadar uzanan ve bazen arkada sürüklenen süslü bir peplos bulunan bir khiton iç çamaşırı giyerdi. Filmlerde aristokrat Yunan kadınlarının tasvirleri, genellikle kenarlarında renkli bezemeler bulunan çok katlı bir cüppe gibi görünen, bir khitonun üzerine peplos giydikleri şekilde gösterilirdi. Kişinin statüsü, giydiği kıyafet miktarıyla açıkça belli olurdu çünkü özellikle boyalı veya süslü giysiler pahalıydı. Klasik Dönem heykelleri, tanrıçaları ve soylu kadınları sıklıkla peplos ve khiton veya sadece peplos giymiş olarak tasvir eder. Atina Akropolü'ndeki Erechtheion sundurmasının üzerindeki karyatid sütunları, bluzlu peplos giyen kadınları tasvir eder.
Epiblema: Bazı kadınlar kıyafetlerini bir şal ile süslerdi; bazen sıcaklık katmak için basit bir şey, bazen de süslü bir giysi parçası. İnce dokunmuş bir şal, bilhassa boyalı veya desenliyse, kişinin zenginliğini göstermenin pek de incelikli olmayan bir yoluydu ve erkekler de kıyafetlerini bu şekilde tamamlardı.
Himation: Erkekler ve kadınlar tarafından bir kiton, peplos veya her ikisinin üzerine giyilen himation, genellikle boyalı ve süslü, beş yarda uzunluğunda ve yaklaşık bir yarda genişliğinde büyük bir pelerindi. Brooke giysiyi şöyle anlatıyor:
Uçları süslüydü ve umumiyetle saçak veya püsküllerle ya da köşelerine tutturulmuş küçük boncuk ağırlıklarıyla, hareket halindeyken ağırlık gövdeden uzaklaşarak kenar deseninin örüntüsünü vurguluyordu. Bütün giysiler gibi bu da hem erkekler hem de kadınlar tarafından giyiliyordu. Her iki cinsiyete mahsus bariz bir giysi yoktu, ancak alt kenarı sivri uçlarla örülmüş ve üst kenarı bir kolun altına takılıp karşı omuza tutturulmuş bir bant şeklinde pilelenmiş bir himation versiyonu, erkeklerden çok kadınlarda gibi görünüyor. Bu son derece süslü pileli himation, neredeyse her zaman Athena'nın giysilerinden biri olarak, ayrıca kraliçelerin ve diğer asil kadınların giysilerinden biri olarak tasvir edilir. Şekli kolayca heykeltraşlığa uygundur ve süslemenin kenarları figürlü vazolarda güzel bir desen oluşturur. (Nardo, 45)
Himation, filmlerde ve video oyunlarında Yunan generallerinin, krallarının, kraliçelerinin ve soylularının giydiği pelerindir. Modern çağda, 2006'da 300 filminin vizyona girmesinden sonra Kral I. Leonidas'ın kırmızı himation giymesiyle iyice ünlendi. Hlamis'te olduğu gibi, himation da pelerin, cübbe veya battaniye olarak giyilebilirdi ve bilhassa soğuk Yunan kışlarında, vücut ısısını koruyan kalın yünden yapıldığı için çok değerliydi.
Bütün bu giysiler, iğne, düğme veya broş gibi çeşitli tutturucularla kişiye sabitlenirdi. Broşlar oldukça süslü olabilirdi ve Roma Dönemi'nde fibula olarak bilinirdi ve başlı başına bir sanat eseri haline gelirdi. Kuşak ayrıca belde bir chiton veya peplos'u sabitlemeye yardımcı olurdu ve zon olarak bilinen kemer de aynı fonksiyonu görürdü. Aksesuarlar arasında erkekler için geniş kenarlı bir şapka (petasos), kadınlar içinse bazen düz kenarlı, sivri bir şapka bulunurdu.
Erkekler ve kadınlar sandalet, terlik, ayakkabı ve bot giyerlerdi. Filozoflar, sade bir kiton, sade bir himation ve en temel deri ayakkabıları giymeleriyle meşhur olmuşlardı. Sokrates veya Platon örneğinde olduğu gibi idealize edilmemiş, ortalama bir felsefe hocası olan Yunan filozofunun basmakalıp imajı, en kötü ayakkabılarla, zorunlu asa ve eski bir pelerinle tasvir edilir. Askerler, baldır koruyucuları olan bot veya sandaletler giyerlerdi. Çoğu Yunanlı, bilhassa evde yalınayak dolaşırdı ve bilhassa sporcuların ayakkabı giymeyi reddettiği bilinirdi. Sporcular ayrıca, hem antrenmanlarında hem de müsabakalarda yukarıdaki giysilerin çoğunu kullanmazlardı zira çıplakken daha iyi performans gösterdikleri düşünülürdü.
Netice
Yunanlıların kıyafetleri, aynı giysilerin çoğunu kendileri için benimseyen Romalıların moda anlayışına tesir etmiştir. Bilim insanı Don Nardo şöyle diyor:
Antik Yunanistan'da (ve MÖ 600 ile MS 200 yılları arasında Yunan kıyafetlerini bir dereceye kadar taklit eden diğer birçok Akdeniz ülkesinde) giyilen kıyafetlerin çoğu, birkaç basit ve temel formdan oluşuyordu. Her biri, vaziyete ve/veya giyenin hususi zevkine bağlı olarak çeşitli varyasyonlarda ve stillerde giyilebiliyordu. (42)
Kadınlar için çok daha karmaşık görünen Minos ve Miken modasının aksine, Arkaik ve Klasik Yunan giysilerinin sadeliği, onları bölgedeki diğer kültürlere de ilham vermiş ve daha sonra başkalarınca da benimsenmiştir. Kumaşın toplanıp katlanarak sırt boyunca düz çizgiler oluşturularak boyun vurgulandığı Antik Yunan himation'unun pileleme teknikleri, daha sonra Rönesans devrinde Avrupa'da asillerin manto ve pelerinlerinde kullanılmıştır.
Antik Yunan kıyafetleri ve tarzı, günümüz modasına bile tesir etmekte. Kadın gece elbiseleri umumiyetle Yunan desenlerini takip eder ve kadınsı güzellikle münasebetlendirilen kum saati figürü, ilk olarak Yunanlılarca kadın kıyafetleri vasıtasıyla fark edilip vurgulanmıştır. Boy, kuvvet ve kudreti vurgulayan erkek modası da ilk olarak, erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna ve bu role uygun görünmeleri gerektiğine inanan antik Yunanlılarca standartlaştırılmıştır. Ancak, Yunan kıyafetlerinin kullanım kolaylığı ve unisex yönü, onu komşu medeniyetler için anında cazip kılmıştır. Yunan giysileri muhtelif iklimlere ve kültürlere kolayca uyabiliyordu ve bu kıyafetlerin temel formları, ilk yaratılışlarından 2000 yılı aşkın bir zaman sonra bile modada model olarak kullanılmaya devam ediyor.
