Yermük Nehri Muharebesi (veya Yermük Nehri; ayrıca Cebiya-Yermük Savaşı olarak da yazılır), 15-20 Ağustos 636 tarihleri arasında altı gün boyunca, Halid ibn el-Velid (ö. 642) kumandasındaki Hulefa-yı Raşidin'in (632-661) Müslüman ordusu ile Ermenistanlı Vahan (ö. 636) kumandasındaki Bizans lejyonları arasında yapılmıştır. Muharebe, Ürdün vadisindeki Yermuk Nehri yakınlarında gerçekleşmiş ve sayıca çok az olan Raşidin ordusu için kesin bir zafer olmuştur. Bu zafer, Levant ve Suriye'deki hakimiyeti Bizans İmparatorluğu'ndan Halifeliğe kalıcı olarak kaydırmıştır. Dahası, bu, zaferiyle efsanelerde ebedileştirilen Halid'in magnum opus'u olmuştur.
Girizgah
İslam Peygamberi Hazreti Muhammed'in 632'de vefatından sonra, en yakın sırdaşı Ebu Bekir (632-634 arasında hüküm sürdü), Hulefa-i Raşidin'in (632-661) ilki olarak cemiyetin idaresini devraldı. Halifeliği elde eden Hazreti Ebu Bekir, Arabistan'ın her köşesinden açık bir isyanla karşı karşıya kaldı. Peygamberin önünde eğilmiş olan muhtelif kabileler, Hz. Muhammed ile olan ahitlerinin onun ölümüyle sona erdiğini ilan ettiler. Bu dönekler mürted olarak tavsif edildi ve sonrasında Ridde Savaşları (632-633) olarak adlandırılan bir dizi çatışmada Raşidin ordusunun bütün gücüyle karşı karşıya kaldılar.
Bu çatışmadaki en mühim Raşidin askeri lideri, kusurlarına rağmen savaşta eşsiz mahareti sebebiyle Hz. Ebu Bekir tarafından çok sevilen Halid bin Velid (585-642) idi. Savaşta kendini göstermiş, Seyfullah (Allah'ın kılıcı) lakabını kazanmış ve zamanının en iyi stratejistlerinden biri olmuştu. Raşidin'in isyancılara karşı zaferini sağlamada çok önemli bir rol oynamış ve isyancıların tamamı bir yıl içinde bastırılmıştı.
Ebu Bekir daha sonra imparatorluğunu Irak ve Suriye'ye doğru genişletmeye başladı. Halid'in birliği Irak'a gönderildi ve halifelik ordusu onun kumandasında büyük muvaffakiyetler elde etti. Lakin, önemli ölçüde toprak kazanmış olan Suriye birliklerine müteallik Bizans karşı hücumu tehdidi, Ebu Bekir'i Halid'i oraya göndermeye sevk etti. Halid, en iyi adamlarıyla beraber, su deposu olarak develeri kullanarak, çorak ve geçilmez çölü geçti ve Suriye'nin sınırlarına ulaştı. Burada, bazı baskınlar ve fetihlerden sonra, Ecnadeyn'de (634) büyük bir Bizans kuvvetiyle karşılaştı ve onları mağlup etti.
Bu arada, Hz. Ebu Bekir tabii nedenlerle öldü ve yerine Hz. Ömer (634-644) geçti. Ömer, ya şahsi bir siniri yahut da sert şahsiyeti sebebiyle Halid'i kumandanlığından azletti. Onun yerine, ahlaki standartlarıyla tanınan Ebu Ubeyde (583-639), Suriye valisi ve orada mevzilenmiş Raşidin birliklerinin kumandanı oldu. Müslümanlar bölgeye akınlar düzenlemeye devam ettiler; Şam 634'te düştü, Filistin'deki Bizans garnizonu Fehl (Pella) Savaşı'nda (635) yenildi ve Emesa (Humus) 636'da düştü, Halep ise yalnızca bir yürüyüş mesafesindeydi. Topraklarını Araplardan kurtarmaya kararlı olan Bizans İmparatoru Heraklius (610-641), işgalcilerini ezmek için Antakya'da büyük bir ordu topladı.
Savaşan Taraflar
Arap tarihçilerin düşman sayısını abartıp kendi sayılarını küçümsemeleriyle meşhur olmalarına rağmen, Müslüman ordusu bu vakada Bizanslılar karşısında gerçekten de sayıca çok azdı. Yunanlar, Slavlar, Franklar, Ermeniler, Gürcüler ve Suriye'nin Gazani (Hristiyan) Arap vasallarından oluşan devasa bir imparatorluk gücü, takribi 40.000 kişilik bir toplam güce sahipti.
Bizans saha kumandanı Vahan, bir Ermeniydi ve daha önce Emesa'nın Magister militum per Orientem'i (Doğu'daki Askerlerin Üstadı; en üst seviyede askeri kumandan) olarak vazife yapmıştı. Devlet hazinedarı Theodore Trithurius teoride kumandayı elinde tutuyordu, ancak varlığı yalnız birliklerin moralini yükseltmek içindi. Bizans saflarındaki bir diğer önemli figür ise, Bizanslılarla olan ittifakından büyük fayda elde eden ve Araplara karşı onlara hizmet etmekten çekinmeyen Gassani hükümdarı Cebele'ydi (ö. 645).
Daha önceki zaferlerinin ardından Filistin, Ürdün, Caesarea ve Emesa'ya yayılmış olan Raşidin ordusu, yeniden gruplandırılarak güneye, Yermuk Platosu'na çekildi. Orada, İslam başkenti Medine'den gelen yeni savaşçılarla takviye edilerek, muharebe arifesinde sayıları 20-25 bin kişiye ulaştı.
Muharebe
Halid resmen kumandan olmasa da, savaştaki mahareti sebebiyle büyük saygı görüyordu ve bu hususta ihtisası olmayan Ebu Ubeyde kumandayı ona devretti. İlkin Bizanslılar, on yıllarca süren savaştan sonra ittifak kurdukları Sasanilerle eş zamanlı olarak saldırmak istedikleri için ilerlemelerini geciktirdiler. Lakin Sasani İmparatorluğu'nun hükümdarı III. Yazdegerd (632-651) hazırlık için zamana ihtiyaç duyuyordu ve Arapları bir an önce kovmak isteyen Bizanslılar kendi başlarına ilerlediler. Halid, kuzeydeki mevkilerinin müdafaasız olduğunu bilerek, kuvvetlerini Yermük Nehri'nin ötesindeki vadiye kadar geri çekti. Bu plato, Arap hafif süvarileri için çok uygun olan dalgalı, düz bir araziydi ve ordusunun dörtte birini bu süvariler oluşturuyordu.
Müzakereler yaklaşık üç ay sürdü ve bu zaman zarfında Raşidin ordusu Medine'den takviye aldı. Daha fazla gecikmeden memnun olmayan iki taraf da harbe hazırlandı. Vahan, nümerik üstünlüğünü kullanarak cephe hattını takribi 13 kilometreye kadar genişletti ve Müslüman hattını daha ince bir şekilde yayarak 12 kilometrelik bir sahayı kaplamaya zorladı. Bizans kuvvetleri, sağ kanatları güneydeki boğazı, sol kanatları ise Jabiya tepelerini çevreleyecek şekilde Allan Nehri'nin önüne yerleştirildi. Vahan kuvvetlerini şu şekilde tertiplendirdi:
- Cebele kumandasınaki Gassani hafif süvarileri, öncü birlik halinde vazife alarak koruma ve çatışmalarda yer aldı.
- Sol kanatta Slavik piyadeler (Müslüman sağ kanadına karşı) bulunuyordu.
- Merkezde Ermeni piyadeleri (Vahan kumandasında) ve Avrupali birlikler yer alıyordu.
- Sağ kanatta ise Yunan piyadeleri (Müslüman sol kanadına karşı) mevzilenmişti.
- Süvari tümenleri, ekseriyetle ağır süvari birliklerinden (katafraktlar) oluşuyordu ve her iki kanadın ve iki merkez tümenin arkasında mevzilendirilmişti.
Halid, 36 piyade alayını Harir Nehri önünde benzer bir şekilde mevzilendirdi; hattın arkasında 3 hafif süvari tümeni ve en arkada da kendi emri altında daha büyük bir süvari yedek birliği mevzilendirdi. Çok etnikli Bizans güçlerinin aksine, Araplar sadece vatancı hisleriyle değil, aynı zamanda ortak bir inançla da birleşmişlerdi. Her iki orduda da piyade, yakın dövüşçülerden ve okçular gibi hafif piyadelerden oluşuyordu ve Müslümanlar, düşmanlarının saflarında bolca bulunan ağır birliklerden mahrum olsalar da, bu kaybı daha yüksek hareket kabiliyeti ve eşsiz yakın dövüş maharetleriyle telafi ettiler.
15 Ağustos'ta, bölgenin geleneğine uygun olarak, Müslüman şampiyonların rakiplerini alt ettiği birkaç düello ile çatışmalar başladı. Bunun ardından Vahan, Müslüman hatlarındaki zayıf noktaları tespit etmek için kuvvetlerinin yalnızca üçte birini ilerletme emri verdi; çatışmalar aşırı şiddetlenmedi ve Bizanslılar günün sonunda geri çekildi. Arapları gafil avlamak isteyen Vahan, muhtemelen Müslümanların Fecir namazlarını kılmakla meşgul olacağını bilerek, ertesi gün şafak vakti ilerledi. Lakin Halid, böyle bir sürpriz saldırıyı öngörerek ana ordunun önüne keşif birlikleri yerleştirmişti. Bizanslılar, Müslümanların tamamen tetikte olduğunu görünce yine de saldırdıl ve merkezlerini kilit altına alırken, kanatlarından da darbeler indirdiler. Müslüman kanatları, önce sağ, sonra sol, kamplarına çekildiler ve burada kadınlarının da yardımıyla, Halid'in süvari yedek kuvvetleri gelene kadar düşmanı durdurmayı başardılar. Cesur Müslüman kadınların azmi, tarihçi David Nicolle tarafından etkileyici bir şekilde anlatılmıştır:
…Müslüman sağ kanat geri çekildi ve Bizans birlikleri Arap kamplarından birine veya birkaçına ulaştı. Orada geri çekilen Müslüman piyade ve süvarileri, kaçtıkları için onlara hakaret eden, davul çalan, taş atan ve erkekleri utandırmak için şarkılar söyleyen kadınlarıyla karşılaştı. Aynı senaryo biraz sonra Müslümanların sol kanadında da yaşandı… (68)
Bizanslılar sonraki iki gün boyunca Müslüman saflarını aşmaya çalışmaya devam ettiler ve Vahan'ın birlikleri bir hamle yapmış gibi görünürken, Halid yedek birliklerini kullanarak onları kaçmaya zorladı. Askerlerine biraz nefes alma fırsatı sağlamak isteyen Ermeni saha kumandanı, beşinci gün barış istedi. Memnuniyetle kabul etmeye hazır olan Ebu Ubeyde'nin büyük şaşkınlığına rağmen, Halid teklifi reddetti; uyanık general, harekete geçme zamanının geldiğini biliyordu. Beşinci gün fazla çatışma olmadan sona erdi ve Halid, düşmanlarının moralinin bozulduğunu bilerek, baştan beri planı olan ertesi gün için topyekün bir taarruz hazırladı.
Gecenin karanlığında, Vadi Rukkad üzerindeki tek köprüyü ele geçirmek ve imparatorluk ordusunun tek kaçış yolunu kesmek için sahanın etrafından bir süvari birliği gönderdi. Savaş, 20 Ağustos 636'da, Ebu Ubeyde'nin Yunan kumandanı Gregory'yi alt ettiği bir başka düello ile başladı ve ardından bütün Müslüman birlikleri hücuma geçti. Piyadeler karşı taraftaki birliklerini yerinde tutarken, Halid harekete geçti ve bütün süvari tümenlerinden topladığı büyük bir süvari kuvvetini Bizans sol kanadının etrafına yönlendirdi. Vahan, çok geç fark ederek dağılmış süvarilerini zamanında organize edemedi ve Müslümanlar Bizans sol kanadını merkezlerine doğru ezdi.
Üç cepheden kuşatılan ve zırhlı süvarilerden yardım ümidi kalmayan imparatorluk birlikleri ricata başladı, ancak bilmedikleri şey, kaçış yollarının çoktan kapatılmış olmasıydı. İmparatorluk birlikleri geri çekilirken katledildi ve birçoğu ırmakta boğuldu, bazıları ise vadinin dik yamaçlarından düşerek öldü (birçoğu Araplarla çatışmadan kaçınmak için ölüme atladı). Halid, düşmanını neredeyse tamamen yok etti ve ezici bir zafer elde ederken, yalnızca yaklaşık 4.000 kayıp verdi. Vahan ya savaşta öldü yahut da bazı kaynaklara göre bu ağır mağlubiyeti müteakiben manastır hayatını benimsedi. Cebele'nin ise harbin doruk noktasında Raşidin tarafına geçtiği ve 638'de İslam'ı kabul ettiği ama daha sonra irtidat ile Ermenistan'a kaçtığı söylenmektedir.
Netice ve Değerlendirme
Bu çarpıcı zaferle Müslümanlar, Levant ve Suriye üzerinde su götürmez bir güç elde etti. Üç tek tanrılı dinin (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam) mukaddes şehri olan Kudüs, emniyetine dair teminatlar aldıktan sonra 637 yılında şahsen Halife'ye teslim oldu. Ancak Halid bin Velid, hak ettiği prestiji alamadı. Hz. Ömer, savaştan kısa bir süre sonra bölgeyi ziyaret ettiğinde onu resmen vazifeden aldı. Halid'in etiği Ömer'in standartlarına uymasa da (ona karşı bazı münakaşalar vardı), bu fiil çok tenkit edildi; zira Müslüman davasını kesin bir felaketten kurtaran Halid olmuştu, lakin Hz. Ömer, bunu insanlara zaferi yalnızca Rabbin verdiğini göstermek için yaptığını açıkladı.
Halid huzur içinde emekli oldu (ama Ömer'e kendisine kötü davranıldığından şikayet ettiği rivayet edilir), 642'de öldü ve Humus'a gömüldü. Birçok kişi tarafından Hz. Ömer'e karşı isyan etmesi için teşvik edilmesine rağmen, Halid bunu reddetti. Müslümanlar kısa zamanda Mısır'ı, Kuzey Afrika'nın bazı bölgelerini ve Akdeniz'deki birkaç adayı ele geçirdi. Sasaniler cephesinde de, Kadisiye Muharebesi'nde (636) elde edilen benzer şekilde görklü bir zafer, benzer bir fetih kanalını açarak, İslami imparatorluğu sadece birkaç on yıl içinde devasa bir boyuta ulaştırdı.
Müslümanların bu süper güçlere karşı zaferi, çeşitli sebeplerin birleşmesinden kaynaklanıyordu. Birincisi, Suriyelilere ve Iraklılara karşı tatbik ettikleri kötü muamele, bu halkları yeni işgalcileri yalnızca memnuniyetle karşılamakla kalmayıp, onlara yardım etmeye bile yöneltmişti. İkincisi, senelerdir süregelen mütekabil savaşlar, iki devasa imparatorluğu önemli ölçüde zayıflatmıştı. Üçüncüsü, Arapların teçhizatı düşmanlarınınkiyle aynı seviyede olmasa da, harp maharetleri eşsizdi ve Halid bin Velid gibi büyük generallerin katkıları da küçümsenemezdi.

