Hayvancılık, sıklıkla hayvanların muhtelif maksatlarla ehlileştirilmesi, yetiştirilmesi ve büyütülmesiyle ilgilenen bir ziraat dalı olarak tanımlanır. Bu maksatlar arasında iş gücü (büyük hayvanlarda olduğu gibi), besin kaynağı, koruma ve arkadaşlık (bilhassa köpeklerde olduğu gibi) ve giyim ile alet yapımında kullanılan deri ve kemik gibi maddi malların kaynağı yer alır.
Hayvanların ehlileştirilmesi, MÖ 10.000 civarındaki Birinci Tarım Devrimi'ne dayanır; ancak muhtemelen çok daha önce başlamış ve insanların hayat şeklini önemli ölçüde değiştirmiştir. Hayvanların ehlileştirilmesinden evvel, insan toplulukları, vahşi hayvanların avlandığı ve bitkilerin toplandığı avcı-toplayıcı paradigması etrafında dönüyordu; daha sonra ehlileştirilen hayvanlar ve bitkiler, insanların ihtiyaçları için kaynaklara sahip kalıcı yerleşimlerin kurulmasını teşvik etti.
Ehlileştirilen ilk hayvanlar, avlanma, koruma ve arkadaşlık için kullanılan köpeklerdi; muhtemelen koyun ve keçiler ve ardından tavuk gibi diğer hayvanlar. Atlar ve öküzler gibi daha büyük hayvanlar, muhtemelen küçük hayvanlardan sonra ehlileştirilmiştir. Otçullar, topraktan beslenebildikleri için seçilmişlerdir ve bu yüzden bilim insanları, bitki hayatının ehlileştirilmesinin hayvanlarınkinden önce geldiğini savunmaktadırlar; hayvan popülasyonunun gelişmesi için güvenilir bir besin kaynağına ihtiyaç duyulmuştur; ancak bu iddiaya itirazlar da olmuştur.
Hayvancılık, bir kere yerleştikten sonra insanlara birçok yönden fayda sağladığı gibi, artık korunan ve bakılan hayvanların hayat standartlarını da yükseltmiştir. 18. ve 19. asırlardan itibaren (daha önceki örnekler de mevcut olsa da), bu iddiaya hayvan hakları aktivistlerince itiraz edilmiştir. Bu aktivistler, hayvancılığın hayvanlara ve çevreye zarar vererek insanlara fayda sağladığını, hayvanların refahını hiçe sayarak kâr mihraklı bir yapıya dönüştüğünü ve modern çağda ticari hayvancılığın sürdürülemez olduğunu müdafaa etmektedirler.
Ehlileştirmeye Giden Yollar
İngilizce "domestication" (ehlileştirme) kelimesi, Latince "eve ait" anlamına gelen domesticus kelimesinden gelirken, husbandry (yetiştirme) kelimesi "bakmak" veya "tedbirli bir şekilde idare etmek" anlamına gelir ve hayvanlar için kullanıldığında, eskiden vahşi olan hayvan türlerinin insanlarca bakımı, yetiştirilmesi ve idaresi anlamına gelir. Hayvanların ehlileştirilmesinin, takriben 21.000 yıl önce av hayvanlarını dağıtan ve insanları avlanmak ile yiyecek aramak için daha uzun mesafeler kat etmeye zorlayan son Buzul Çağı'nın ardından gelen iklim değişikliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Topladıkları bitkilerden düşen tohumların filizlendiği ve bu tohumların şuurlu olarak ekilmesini ve ziraatin başlamasını teşvik ettiği düşünülmektedir.
Köpeklerin bu devirde Avrupa'da ehlileştirilmiş olduğu düşünülüyor çünkü tarihleri yaklaşık 32.000-18.800 yıl önce olarak belirlenmiş ve daha erken bir zaman dilimi tercih edilmiştir. Köpeklerin Asya kurdu ve Avrupa boz kurdundan evrimleştiği düşünülüyor ve hangisinin önce ehlileştiği hala münakaşa ediliyor olsa da, Asya kurdunun önce Avrupa'ya taşınmış olması ve ardından artık ehlileştirilen olan bu hayvanların, Avrupa kurtlarını insan topluluklarına güvenmeye ve onlara yaklaşmaya teşvik etmiş olması muhtemeldir. Ancak bu iddia spekülatiftir ve sorgulanmıştır.
İlk hayvanların nasıl evcilleştirildiğini kesin surette bilmek imkansız olsa da, genetikçiler ve akademisyenler makul ölçüde sağlam kabul edilen çeşitli teoriler geliştirmişlerdir. Mesela, akademisyen Melinda A. Zeder, Hayvanları Ehlileştirmeye Giden Yollar (Pathways to Animal Domestication) adlı eserinde, akademik çevrelerce yaygın olarak kabul gören hayvanların ehlileştirilmesinde izlenen üç yolu özetlemektedir:
- Ortak Hayat Yolu: Alışma - Ortaklık - Yönlendirilmiş Üreme
- Av Yolu: Av - Av İdaresi - Sürü İdaresi - Üreme
- Yönlendirilmiş Hayat Yolu: Rekabet - Av - Kontrol - Yönlendirilmiş Üreme
Ortak Hayat Yolunda, hayvan insanlarla münasebet kurarak alışır. Mesela kurtlar, büyük ihtimalle bir topluluğun çöp çukurunun kemiklerine veya sakatatlarına olan alakaları veya belki de kendilerine atılan artıklarla ehlileştirilmişlerdir. Zamanla kurtlar insanlara alışmış, karşılıklı fayda sağlayan bir ortaklığa girmiş ve ardından farklı gayeler için doğrudan yetiştirilmişlerdir. Kediler de ehlileşmek için aynı yolu izlemiş olmalıdır.
Av Yolu, başlangıçta insan avı olan at, sığır, koyun ve keçi gibi hayvanları ifade eder. Bu hayvanlar ferdi olarak ehlileştirilmiş, sonunda sürüler halinde idare ve yine insan ihtiyaçlarına göre yönlendirilmiş üremeye tabi tutulmuşlardır. Ehlileştirmenin ardından eski av, insan topluluğunun bir ortağı haline gelir ve yine bu münasebetten insanlar kadar faydalandığı düşünülür.
Yönlendirilmiş Yol, eskiden av için rakip olan veya kendileri av olan hayvanların (atlar, eşekler, develer ve filler gibi) insan kontrolü altına alınıp muayyen maksatlar için yetiştirilmesiyle alakalıdır. Fil misalinde, bu, antik Roma arenalarında kullanılışlarından da anlaşılacağı gibi, iş, avlanma, harp veya eğlence maksatlı olurdu. Zeder şöyle diyor:
Ehlileştirmeye giden bu hızlı yol, insanların halihazırda ehlilleştirilmiş hayvanların idaresinden edindikleri bilgileri, insanların arzu ettiği bir veya birden fazla kaynağa sahip vahşi bir türü ehlileştirmek üzere kullanmalarıyla başlar. (246)
Köpeğin ehlileştirilmesinden sonra insanların, diğer hayvanları çekmek ve ehlileştirmek için de aynı yaklaşımları kullandığı düşünülmektedir.
Antik Ehlileştirme
Zeder'in de belirttiği gibi, ehlileştirmeye giden yol daima hızlı ilerlememiş ve yerleşik, zirai hayat tarzı avcı-toplayıcı topluluklarca anında benimsenmemiştir. Göçebe avcılardan yerleşik çiftçilere ve hayvan yetiştiricilerine geçiş yavaş bir süreçti. Akademisyen Marc van de Mieroop şöyle diyor:
Avcılık-toplayıcılıktan çiftçiliğe ani bir geçiş yaşanmamış, aksine insanların doğrudan idare ettikleri kaynaklara bağımlılıklarını artırdıkları, ancak beslenmelerini yine de yabani hayvanları avlayarak destekledikleri yavaş bir süreç yaşanmıştır. Ziraat, insanların daimi yerleşmesinde artışa imkan sağlamıştır. (12)
Mezopotamya'da bitki ve hayvanların ehlileştirmesi yaklaşık MÖ 10.000 civarında gerçekleşmiştir. Mezopotamya kasaba ve şehirlerinin dışındaki çöplüklerde yapılan kazılar, MÖ 7000'den sonra yabani ceylan kemiklerinin sayısında kademeli bir düşüş olduğunu (bunun yabani av hayvanlarının azaldığını gösterdiği öne sürülmüştür) ve ehlileştirilmiş koyun ve keçi kemiklerinin sayısının arttığını göstermiştir. Bilim insanları, kemiklerin durumuna ve elbette kitabe ve sanat eserlerine dayanarak, bu koyun ile keçilerin yabani değil, ehlileştirilmiş hayvanlar olduğunu tespit ettiler.
Yabani koyun ve keçilerin, insanlarla temastan kaçınan tabii avcılardan kaçmak maksadıyla insan yerleşmelerinin çevresinde otlamaya geldikleri düşünülüyor. Zamanla, bu hayvanlar giderek daha ehlileşti ve Zeder'in Av Yolu'nun yolunu izleyerek kolayca erişilebilir bir besin kaynağı haline geldiler. Buğday, MÖ 7700'de Mezopotamya'da ehlileştirildi ve yaygın olarak kullanıldı; keçiler MÖ 7000'de, koyunlar MÖ 6700'de ve domuzlar MÖ 6500'de ehlileştirildi. Eridu şehrinin MÖ 5400'de kurulmasına gelindiğinde, hayvancılık yaygın olarak tatbik ediliyordu ve evcil hayvanlar iş gücünde (misal saban sürmede), evcil hayvan ile besin kaynağı olarak kullanılıyordu. Atlar MÖ 4000 civarında ehlileştirildi ve zamanla savaşlarda mühim bir unsur haline geldi.
Aynı temel örüntü İndus Vadisi Uygarlığı, Mısır ve Çin bölgelerinde de belirlenmiştir. İndus Vadisi'nde bitkiler ile hayvanlar Harappan öncesi dönemde (MÖ 7000-5500 civarı) ehlileştirilmiş ve ehlileştirme, Mısır'da Hanedanlık Öncesi Dönem'den (MÖ 6000-3150 civarı) ve Çin'de ehlileştirilmiş köpek ve domuzların beslendiği Banpo Köyü'nün (MÖ 4500-3750 civarı) kuruluşundan önce gerçekleşmiştir.
Aynı devirde, dünyanın diğer bölgelerindeki insanlar da aynı pratiği sürdürüyordu. Amerika'da, Arkaik Devir'de (MÖ 8000-1000) bitkiler ile hayvanlar ehlileştirildikçe kalıcı yerleşmeler kurulmuştu. Amerika kıtasındaki en eski medeniyet olan Caral-Supe (günümüz Peru'su), kabak, fasulye ve mısırın yanı sıra diğer sebzelerden oluşan 'üç kız kardeş'i yetiştiriyordu ve lamayı MÖ 3000'den önce bir yük hayvanı olarak ehlileştirmişti. Olmek Medeniyeti, Mayalar, Aztek İmparatorluğu ve diğerleri, Cahokia ve Poverty Point gibi büyük kültür merkezlerini kuran kuzeydeki medeniyetlerle aynı modeli izlediler.
Bitki ile hayvanların ehlileştirilmesi, insanların hayat şeklinde çarpıcı bir değişikliğe yol açtı. Geçim kaynağı olarak avcılık ve toplayıcılığa dayanan medeniyetler, artık kalıcı yerleşimler kuruyor ve sığırları ile ekinlerine dayanan bir pastoral hayat sürdürüyorlardı. Tarım Devrimi, aslında, medeniyetin başlangıç noktası olarak kabul edilir zira bu kavramı tanımlayan beş unsuru mümkün kılmıştır:
- fazla gıda
- işbölümü
- şehirleşme
- idare
- yazı sistemi
Dahası, insanlar hayvanların ehlileştirilebileceğini fark ettiğinde, bu mahluklar kültürün en temel ve yaygın ritüellerine, bilhassa da dini ritüellerde kurbanlık olarak veya tanrıların ve nizam kavramının temsilcileri olarak dahil edildi.
Ehlileştirme ve Nizam
Mezopotamya, Mısır ve diğer medeniyetlerde tanrılar nizamın tesisiyle münasebetlendirildi. Zamanla, hayvanların ehlileştirilmesi de aynı anlamı kazanmış gibi görünüyor. İnsanlar, dünyanın düzenini sağlamada tanrılarla birlikte çalışarak, vahşi olanı ehlileştirme ve kontrol altına almada üzerlerine düşeni yapıyorlardı.
Mısır'da hayvanlara tapınma, bilhassa da ocak ve yuva tanrıçası Bastet ile münasebetlendirilen kediye duyulan saygı iyi bilinir ama birçok antik kültür, hayvan imajlarını dini ikonları ve pratiklerine dahil etmiştir. Vahşi hayvanlar evrendeki ehlileştirilmemiş güçleri temsil etmeye başladı (Mezopotamya'da tanrıça İnanna'nın aslanları gibi), ehlileştirilmiş mahluklar ise rahatlık ile güvenliği sembolize ediyordu (misal, Yunanistan ve Roma'da köpek). Hindistan'da, bilgin Will Durant'a göre:
Hayvanlar ile insanlar arasında gerçek bir uçurum yoktu; hayvanların da insanların da ruhları vardı ve ruhlar devamlı insanlardan hayvanlara ve tekrar insanlara geçiyordu; Bütün bu türler, sonsuz bir karma ve reenkarnasyon ağının içine örülmüştü. Mesela fil, tanrı Ganeşa olmuş ve Şiva'nın oğlu olarak kabul edilmişti; insanın hayvan tabiatını kişileştirmiş ve aynı zamanda imajı kötü talihe karşı bir tılsım vazifesi görmüştür. (509)
Hinduizm, Jainizm ve Budizm, reenkarnasyon kavramını öğretmiş ve Durant'ın da belirttiği gibi, hayvanların ruhlarının insanları canlandıranlarla aynı ebedi özden geldiği inancını teşvik etmiştir. İnsanlar hayvanları ehlileştirerek, onları tehlikeli ve belirsiz bir dünyadan insan topluluğunun güvenliğine çekmişlerdir. İndus Vadisi Uygarlığı halkının, erkek eşi vahşi hayvanlarla birlikte tasvir edilen bir Ana Tanrıça'ya taptığı düşünülmektedir; bu, muhtemelen tanrıların ehlileştirmeye rıza göstermeleri veya tanrıların insan kontrolü dışındaki unsurlara karşı koruma sağlamalarına bir göndermedir. Ehlileştirilmiş hayvan, ehlileştirilemeyen dünyanın kaosuna karşı düzeni sembolize eder hale gelmiştir.
Bilhassa hayvan bakımı olarak tanımlanan hayvancılık, kedi ile köpeklerin yaşadıkları insan ailesinin bir parçasıymış gibi bakıldığı antik Mısır'da zirveye ulaşmıştır. Mısır'daki mezarlarda kedi ile köpek mumyaları bulunmuştur ve Herodot'un belirttiğine göre, Mısırlılar kedilerine o kadar derinden acırlardı ki, bu evcil hayvanlardan birinin ölümü üzerine kaşlarını tıraş eder ve bir cenaze töreni düzenlerlerdi. Diğer hayvanlar da herhangi bir aile mensubu kadar yas tutulurdu ve bu pratik sonra ölen evcil hayvanlar için abidelerin dikildiği Yunanistan ve Roma'da da tatbik edilmiştir.
Ehlileştirildikten sonra hayvanlar insanlık tarihinin bir parçası haline geldi ve tıpkı insanların tanrılara hizmet ettiği gibi hayvanlar da insanlara hizmet etti. Akademisyen Stephen Bertman şöyle diyor:
Antik Mezopotamya'da en önemli evcil hayvanlar bir yandan öküzler ile eşekler, diğer yandan koyunlar ile sığırlardı. İlki yük hayvanı olarak kullanılırdı; ikincisi ise sütü ve giysiye dönüştürülebilen postu ve yünü için yetiştirilirdi... Çiftlik avlularında ayrıca yumurtaları ve etleri için yetiştirilen ördekler ve kazlar da bulunurdu... ve antik Mezopotamyalıların domuz yetiştirdiğine dair deliller mevcuttur. (246)
Antik Mezopotamya'da hayvanlar bu ve diğer birçok gayeye hizmet etmek üzere yetiştirilirdi, ancak İndus Vadisi'nde olduğu gibi doğrudan ilahilikle münasebetlendirilirlerdi. Sümer şifa tanrıçası Gula, rutin olarak bir köpek eşliğinde tasvir edilir ve sıklıkla koruma maksatlı muska olarak kullanılırlar. Aynı paradigma, hayvanların ilahilikle ilişkilendirildiği Mezoamerika için de geçerlidir; bilhassa da ölülerin ruhlarını emin bir şekilde cennete götürebileceği düşünülen köpekler.
Netice
Köpekler ve diğer hayvanlar aynı zamanda ilahilikle alakalandırılırken, bir besin kaynağı olarak tutulmuş ve ilkin insanlığa hizmet eden aletler olarak anlaşılmıştır. Genomik arkeoloji alanından gelen ilginç bir müşahede, ehlileştirilmiş hayvanların seçici üremesinin muhtelif türleri nasıl değiştirdiğidir. Tavşanların, koyunların ve bazı köpek ırklarının sarkık kulakları, sarkık kulakların bir itaat işareti haline geldiği insanlarca yönlendirilmiş üremenin bir neticesidir. Kediler, inekler, köpekler, keçiler, atlar ile tavşanlar dahil olmak üzere hayvanlardaki benekler veya diğer tanımlayıcı işaretler, yönlendirilmiş üremenin kasıtsız bir sonucu gibi görünmektedir.
Hayvanlar, müspet hususiyetlerini (dikkat çekme ve çevredeki değişikliklere uyabilme gibi) koruyacak ve menfi olanları (uyabilmede zorluk ve insanlara karşı temkinli olma gibi) ortadan kaldıracak şekilde yetiştirilmiştir. Zeder, "tüm ehlileştirilmiş hayvanlarda, ehlileştirilmeye karşı en önemli davranışsal tepkinin, dış uyaranlara karşı azalmış temkin ve düşük tepkisellik olduğunu" belirtir (232). Bu ihtiyatlılık azalması, Zeder'in ehlileştirilmiş hayvanların beyin kütlesinde vahşi hayvanlara kıyasla mühim bir azalma yaşadığını ve ehlileşme için yetiştirilen gümüş tilkilerin "yalnız 40 yıllık yoğun üreme sonrası kafatası yüksekliği ve genişliğinde ve dolayısıyla beyin boyutunda bir azalma" yaşadığını müşahedesiyle, beyin boyutunda bir azalmaya denk geliyor gibi görünüyor (233).
18. ve 19. asırlarda, evcil hayvanların yetiştirilmesi ve ehlileştirilmesi pratiğine karşı bir tepki oluşmuş ve bu tepki, hayvanların tabii hayatlarını yaşama hakkına sahip oldukları ve insanlığa hizmet etmek için yetiştirilmemeleri gerektiği iddiasına fokuslanmıştır. İngiliz filozof Jeremy Bentham (h. 1748-1832), hayvanların ehlileştirilmesini, hayvanların acı çekmesine ve yaşamaları gereken hayattan mahrum bırakması sebebiyle etik dışı olarak reddetmiştir. Bu iddia, günümüzün Peter Singer, Liz White ile gitarist Brian May gibi birçok hayvan hakları aktivistince de dile getirilmektedir.
Bu noktada, paradigmanın değişmesi pek muhtemel görünmüyor ve birçok modern aktivist, evcil hayvanların tutulmasının kaldırılmasını değil, ticari fabrika çiftçiliği gibi işletmelerde onlara daha insani ve etik davranılmasını savunuyor. Bu aktivistler ve hayvan haklarıyla doğrudan bağlantısı olmayan diğerleri, evcil hayvanların kullanılmasını yönlendiren mevcut politikaların, bilhassa sığırlarla alakalı olanların, iklim değişikliğine doğrudan katkıda bulunduğunu ve insanlar, çevre ile hayvanların kendileri için sürdürülebilir olmadığını belirtiyorlar.
