Kasım 1688'deki Muhteşem Devrim veya Şanlı Devrim, Protestan Orange'lı William'ın (hükümdarlığı 1650-1702) İngiltere'yi işgal ederek Katolik II. James'in (hükümdarlığı 1685-1688) tahtını ele geçirmesine şahit oldu. Savaş çıkmadı ve William, Parlamento tarafından kral olmaya ve eşi II. James'in kızı olan İngiltere Kraliçesi II. Mary (hükümdarlığı 1689-1694) ile birlikte ülkeyi idare etmeye davet edildi.
II. James'in Katolik taraftarı politikaları ve otoriter idaresi kaderini mühürledi ve sonrasında Fransa'da sürgünde yaşadı. Bu arada, William ve Mary, monarşinin otoritelerinin azaltılıp Parlamentonunkilerin artırıldığı, anayasal monarşi olarak bilinen yeni bir idare sisteminin parçası olarak hüküm sürdüler. Bu sistem bugün hala Birleşik Krallık'ta görülmektedir.
Muhteşem (Şanlı) Devrim'in temel sebepleri şu şekilde hülasa edilebilir:
- Kral II. James, Protestan bir devlette Katolikti.
- Kral, mühim tayinlerinde Katoliklere karşı peşin hükümlüydü. Kral, hukuki mevzularda otoritesini aşmıştı.
- Kral, Parlamento'yu feshetmiş ve bir daha asla geri çağırmamıştı.
- Endüljans Beyannamesi, Katolik haklarının bir koruması olarak görülüyordu.
- Büyük Protestan kız kardeşlerinin yerine Katolik bir erkek varis doğdu.
- Bir grup önde gelen Protestan soylu, Protestan Orange'lı William'ı kral olmaya davet etti.
- Orange'lı William, Katolik Fransa ve İngiltere'nin kendisine karşı güçlerini birleştirmesinden korkuyordu ve bu yüzden kral olmak istiyordu.
Protestanlık ve Otoriterlik
1688 hadiselerini ve bunların ehemmiyetini anlamak için, Britanya tarihinin muhtelif hükümdarlarına geri dönmek gerekir. İngiltere, İskoçya ve İrlanda tahtları, İngiltere Kralı I. James'in (hükümdarlığı 1603-1625), İngiltere Kralı I. Elizabeth'in (hükümdarlığı 1558-1603) yerine geçmesiyle birleşti. James, Stuart hanedanının ilk hükümdarıydı ve yerine oğlu İngiltere Kralı I. Charles (hükümdarlığı 1625-1649) geçti. Şimdiye kadar her şey yolundaydı ve ekseriyetle barışla ilerledi. Ardından Charles, otoriter idaresi ve Parlamento'yu feshederek işleri berbat etti. İngiliz İç Savaşları (1642-51) patlak verdi ve nihayetinde, sınırlı bir monarşi yerine cumhuriyet fikrinin benimsenmesi fikrine olan destek artmaya başladı. Pişmanlık duymayan ve taviz vermeyen Charles, 30 Ocak 1649'da idam edildi. Oliver Cromwell (1599-1658) liderliğindeki "Commonwealth" cumhuriyeti de Charles kadar sevilmiyordu. Merhum kralın oğlu Charles, 1660 Restorasyonu ile zaferle İngiltere'ye ve tahta geri döndü. Monarşi geri dönmüştü. Ne yazık ki, önceki on yılların yıkıcı hadiselerinden ders çıkarmamıştı. İngiltere Kralı II. Charles (hükümdarlığı 1660-1685) 1685'te öldü, ancak çocuğu yoktu. Netice olarak, kralın küçük kardeşi İngiltere Kralı II. James oldu. Stuart soyu her zamanki gibi devam ediyordu, ancak her şey göründüğü gibi değildi. Parlamento'nun son 50 yılda giderek artan önemi bir yana, İngiltere Kralı VIII. Henry'nin (1509-1547) saltanatından bu yana Britanya Adaları'na rahatsızlık veren eski mesele de büyük bir gürültüyle geri dönmüştü: Protestanlık ve Katoliklik.
II. Charles bir Protestandı; mesele, halefinin Katolik olmasıydı. II. James 1668'de Katolikliğe geçmişti ve birçok kişi onun İngiltere'yi Katolik bir devlete geri döndürmek istediğinden korkuyordu. Tarihçiler, kralın tam olarak ne hedeflediğine dair münakaşaya devam ediyor. James mevzunun ehemmiyetini çok iyi biliyordu; Parlamento, 1679'da (Dışlama Krizi) inancı yüzünden onu tahtan indirmişti, ancak kardeşi onu tekrar tahta çıkardı. Bu iade, James'in hayatta kalan iki çocuğu Mary (d. 1662) ve Anne'i (d. 1665) Protestan olarak yetiştirmesi sözünü de ihtiva ediyordu.
Herkes statükoyu sürdürmenin barışçı ve daha az yorucu yolunu tercih ederken, 51 yaşındaki James'in 1685'te tahta çıkmasına izin verildi. Kral, taç giyme merasiminin komünyon kısmını bile kaldırdı. Destekçileri coşkuyla karşılandı, tarafsızlar başka kimi destekleyeceklerini bilemediler ve düşmanları, saltanatının kısa sürmesini ve Protestan kızı Mary'nin İngiliz Reformasyonu'nun muvaffakiyetlerinin bozulmadan kalmasını sağlamasını umuyordu.
Ayaklanma
James, hükümdarlığının başlarında iki isyanla epeyce mesele yaşadı. İlki, Mayıs 1685'te İskoçya'da, Campbells'ın lideri Presbiteryen Argyll Kontu'nun İskoçya'daki krala karşı bir ayaklanma başlatmasıyla gerçekleşti. Argyll, Glasgow'a doğru yürürken yakalandı ve isyan bastırıldı. Bu ayaklanmanın, İngiltere'nin güneyinde Haziran-Temmuz 1685'te gerçekleşen daha ciddi bir başka ayaklanma olan Monmouth İsyanı'na paralel bir eylem olarak planlanmış olması muhtemeldir.
Monmouth Dükü James Scott (d. 1649), II. Charles'ın gayri meşru oğluydu. 1663'te, İç Savaş'tan kalma bir grup kıdemli Parlamento üyesinin, Newmarket'taki bir yarış toplantısından sonra II. Charles ve kardeşini öldürmeye çalıştığı Rye House Komplosu adlı tahta geçme planına daha önce de dahil olmuştu. Komplo kötü planlanmış ve başarısızlığa uğramıştı, Monmouth hadiseye karıştığı için Hollanda'ya sürgüne gönderildi. Şimdi Monmouth geri dönmüştü ve onunla birlikte 80'den fazla hoşnutsuz sürgün daha vardı. Karışık mürettebat Haziran ayında Lyme Regis'e çıktı ve silahlı bir isyan için adam toplamaya başladı. II. James'e karşı yeterince kötü his vardı ve Monmouth ordusu için 4.000'e kadar adam toplamayı başardı, ancak bu amatörce ve kifayetsizce teçhiz edilmiş bir orduydu. Kraliyetçi bir ordu, 6 Temmuz'da Somerset, Sedgemoor'da isyancıları kolayca yendi. Monmouth, amcasının af dilemelerine rağmen yakalanıp idam edildi. James, Monmouth İsyanı'yla uzaktan yakından bağlantısı olan herkesi avlamada acımasızdı. Birkaç yüz kişi asıldı, 850 kişi Karayipler'de ağır işlerde çalıştırılmak üzere sınır dışı edildi ve sayısız kişi kırbaçlandı. Suçlananların duruşmaları 'Kanlı Assizes' olarak bilinmeye başlandı. İsyancıları sert bir şekilde cezalandırmak olağandışı olmasa da, kanlı intikam kralın popülaritesine hiçbir fayda sağlamadı.
Endüljanslar ve Tayinler
Hem Argyll hem de Monmouth isyanları nispeten küçük çaplı hadiselerdi, ancak gelişebilecekler için birer uyarı işareti olmalıydılar. Bunun yerine, kralın politikaları Katolikliğe daha da fazla yöneldi. James, hükümette, mahkemelerde, donanmada, orduda ve hatta üniversitelerde kilit pozisyonlara Katolikleri tayin ederek devamlı onları vazifelendirdi. James ayrıca bazı yasaları görmezden geldi, bazılarını uzattı ve tercih ettiği Katolik fertlere tatbik edilen cezaları kaldırdı; bu, daha sonra "İlave ve Askıya Alma" otoritesi olarak bilindi. Parlamento bu politikalara itiraz etti ve kral, Kasım 1685'te Meclis'i feshederek karşılık verdi; tahta yeni bir hükümdar çıkana kadar Meclis geri çağrılmayacaktı.
Bir diğer münakaşalı karar ise Nisan 1687 tarihli Endüljans Beyannamesi'ydi (diğer adıyla Vicdan Hürriyeti Beyannamesi). Bu beyanname aslında bütün inançlar için dini müsamahayı artırmıştı, ama birçok Protestan bunu yalnızca Katoliklerin statüsünü iyileştirmenin bir yolu olarak görüyordu. Kral, 1687'de "Kolayca inanılacağı gibi, topraklarımızdaki bütün insanların Katolik Kilisesi mensubu olmasını yürekten diliyoruz" (Miller, 332) dediğinde Katolik olmayanlara pek güven aşılamamıştı. Daha da kötüsü, James 1688'de Endüljans'ı yeniden yayınladı ve bütün kiliselerde okunmasına dair ısrar etti. Canterbury Başpiskoposu ve diğer altı piskopos buna itiraz etti, ancak kral onları Londra Kulesi'ne kapatmakla iktifa etti. Daha sonra yargılandılar, ancak beraat ettiklerinde bu teşebbüsleri ters tepti ve kamuoyunda büyük bir kutlama yapıldı.
Katolik Bir Prens
Protestanların Katolik bir kralı kabul etmeye mecbur kalmalarının yanı sıra, Katolik bir kraliçeye ve ardından tahta Katolik bir varise de katlanmak zorundaydılar. James, ikinci eşi Modenalı Mary (ö. 1718) ile 1673'te evlenmişti; hatta kraliçenin aslında bir papanın kızı olduğuna dair çılgın şayialar dahi vardı. Belki de daha militan Protestanlar için son darbe bu oldu. Kral, birçok çocuğunun doğum esnasında veya erken çocukluğunda ölmesinin trajedisine katlandıktan sonra bir erkek çocuk sahibi oldu. James Francis Edward, 10 Haziran 1688'de doğdu. Bu, ne Mary'nin ne de Anne'in bir sonraki hükümdar olmayacağı anlamına geliyordu ve her iki ebeveyni de Katolik olduğu için, Prens James'in bu inançla yetiştirileceği kesin görünüyordu. Bu hadise kral için o kadar elverişliydi ki, birçok kişi çocuğun kendi çocuğu olmadığından, yalnızca İngiltere'de Katolikliği sürdürmek gayesiyle getirildiğinden şüpheleniyordu. Prens James'in vaftiz babasının Papa XI. Innocentius olması da gereksiz bir kışkırtmaydı. Yaşlı kral ölüp Protestan Mary tahta geçene kadar itidal çağrısı yapan Protestanların artık itirazı yoktu. İsyankar Protestan soylular, ya şimdi harekete geçmeleri gerektiğini yahut da asla harekete geçmeyeceklerini biliyorlardı.
Protestan Bir Prens
Yakıcı soru, kralın nasıl tahttan indirileceği değil, yerine kimin geçeceğiydi. İsyankar soylular dışarıya yöneldi. 30 Haziran'da, Devonshire ve Shrewsbury dükleri ile Londra Piskoposu'nun da aralarında bulunduğu yedi kişilik bir grup bir araya gelerek İngiltere'deki Hollanda büyükelçisi vasıtasıyla Protestan Orange Prensi William ile temasa geçti ve onu İngiltere, İskoçya ve İrlanda kralı olmaya davet etti. William'ın dininin yanı sıra lehine birçok nokta da vardı. İngiltere Kralı I. Charles'ın torunuydu ve 1677'de II. James'in kızı Mary ile evlenmişti. William, işgali zaten planladığı için bu tekliften şüphesiz çok memnun olmuştu. Büyük bir donanma kuran prens, yalnızca müspet bir "Protestan rüzgarı" beklediğini söyledi. Başlıca motivasyonu, İngiltere'nin Katolik olmasına ve ardından Hollanda'ya saldırmak için Fransızlarla güçlerini birleştirmesine mani olmaktı.
William'ın İngiltere'ye deniz yoluyla ulaşma teşebbüsü fırtınalı hava şartları sebebiyle başarısız oldu, ancak ısrarcı oldu ve 15-21.000 kişilik bir orduyla 5 Kasım 1688'de Devon'a çıktı. Ordu tecrübeli bir savaş gücüydü ve Hollandalılar, İngilizler, İskoçlar, Danimarkalılar, Huguenotlar ve hatta Surinam'dan gelen bir birlikten oluşuyordu. Prens ayrıca Protestan taraftarı propagandayı daha kolay yayabilmek için bir matbaa makinesi de aldı. Brixham'a vardığında, William karşılaştığı İngilizlere "Size iyilik yapmaya geldim. Bütün iyilikleriniz için buradayım" diye teminat verdi (Cavendish, 338).
William, elverişsiz hava şartlarında yavaşça doğuya, Londra'ya doğru ilerledi. Bu esnada James, John Churchill ve hatta kızı Anne gibi eski destekçilerince terk edilmiş, yalnız bırakılmıştı. Kraliçe, Aralık ayında güvenli bir yer olan Fransa'ya gitmek üzere İngiltere'den ayrıldı. James, üst seviye ordu personeli arasında daha mühim firarlar yaşadı ve Cheshire, Yorkshire ve Nottinghamshire'da William lehine anında isyanlar çıktı. Ardından, bir dizi tuhaf burun kanaması geçirdikten sonra kral, savaş sahasını terk edip karısını izlemeye karar verdi. Kral bu noktada muhtemelen bir akıl hastalığı geçiriyordu çünkü babasıyla aynı korkunç kaderi paylaşacağına tamamen ikna olmuştu. Kraliçe Mary Manş Denizi'ni geçmeyi başardı, ancak kral, kadın kılığına girmesine rağmen geçemedi. Balıkçılarca görüldü ve Kent'te esir alındı. William o esnada Londra'daydı ve rakibi ile kayınpederine dair yapabileceği en iyi şeyin, istediği gibi Fransa'ya gitmesine izin vermek olduğuna karar verdi. William, 1066'da adaşı Fatih William'dan (hükümdarlığı 1066-1087) bu yana İngiltere'ye karşı ilk muzaffer işgali idare etme gibi fevkalade bir zaferi başarmıştı.
Anayasal Bir Monarşi
Resmi beyanlara göre James tahttan feragat etmişti ve Parlamento, hükümdarın tahttan indirilmesini James'in İngiliz kıyılarından ayrıldığı gün olan 23 Aralık 1688'de kaydetmişti. William, Parlamento'nun 13 Şubat 1689 tarihli bir kararnamesiyle İngiltere Kralı III. William (aynı zamanda İskoçya Kralı II. William, hükümdarlığı 1689-1702) oldu. Bu rejim değişikliği, tamamen barışçı bir şekilde gerçekleştiği için Muhteşem Devrim olarak anıldı (veya neredeyse barışçı bir şekilde; William'ın Londra'ya yürüyüşü sırasında Katolik hane ve şapellerine taarruzlar olmuştu). Her iki tarafı da destekleyen herhangi bir savaş veya ülke çapında isyan kesinlikle yaşanmamıştı. Whig tarihçiler (Protestan yanlısı) de devrimi, mevcut iktidar müesseselerini koruduğu için "muhteşem" buluyorlardı; bu doğruydu, ancak bunlar arasındaki münasebet değişmişti ve bu değişim zamanla daha da önemli hale geldi.
William'ın altın mükafatının bazı sınırlamaları vardı. İlki, William'ın artık İngiltere Kralı II. Mary olan eşiyle birlikte hüküm sürmesiydi; ancak pratikte hakimiyet otoritesi yalnızca ona aitti. Lordlar Kamarası'ndaki (Parlamento'nun üst kanadı) 'Muhafazakârlar', haleflik geleneğini koruduğu için Mary'nin tek başına hüküm sürmesini istiyordu; ama William, gerçek bir kral rolünden daha azına razı olmayacaktı. İkinci sınırlama, yeni bir idare şekli olan anayasal monarşinin Parlamentoca dizaynıyla getirildi. Müteakip birkaç yıl boyunca, Parlamentonun çıkardığı bir dizi yasa, monarşinin otoritesini sınırladı. Artık, Parlamento'yu keyfî feshedebilen otoriter monarşilerin günleri geride kalmıştı. Artık iki müessese, 16 Aralık 1689 tarihli Haklar Beyannamesi ile belirlenen bir düzenlemeyle, ahenk içinde hüküm sürüyordu.
Parlamento, yasa çıkarma ve vergi toplama gibi kilit sahalarda nihai selahiyete sahipti. Ayrıca, bilhassa ordu ve donanma olmak üzere, devlet maksatları için paranın nasıl harcandığının muhasebeleştirilmesinde de çok daha fazla söz sahibi oldu. Monarşi artık topladıkları vergi veya satabildikleri topraklarla değil, 1697 tarihli Sivil Liste Yasası'yla başlayarak Parlamento tarafından çıkarılan Sivil Liste'den elde edilen parayla ayakta duruyordu. William, para kesesindeki bu kontrolü sevmemiş olabilir, ancak bu, seleflerinin çoğunun yaptığı gibi, Parlamento'yu uzun zamanlarca dağıtıp ancak parası bittiğinde geri toplayamayacağı anlamına geliyordu. Kral ise, yeni mevkisini kullanarak nihayet savaş sahasında Fransızlarla yüzleşmeye ve Avrupa'daki hakimiyetlerine son vermeye kararlı olduğundan, bol miktarda paraya ihtiyaç duyuyordu; böylece Dokuz Yıl Savaşları (1688-1697) başladı.
Britanya'da William'ın maruz kaldığı sınırlamalar listesi devam ediyordu. Bundan sonra hiçbir hükümdar kendi daimi ordusunu koruyamazdı, yalnızca Parlamento savaş ilan edebilirdi ve her yeni hükümdar, taç giyme töreninde Protestan Kilisesi'ni destekleyeceğine yemin etmek zorundaydı. Hiçbir Katolik veya bir Katolikle evli fert bir daha asla kral veya kraliçe olamazdı. Parlamento'nun kendisine verilen selahiyeti kötüye kullanmasına mani olmak için, her üç yılda bir serbest seçimler yapılacak ve iki Meclisinde ifade hürriyeti garanti altına alınacaktı. Son olarak, Mayıs 1689 tarihli Müsamaha Yasası, Kalvinist William'ın umduğu kadar ileri gitmese de, nüfusun takribi %7'sini oluşturan Protestan muhaliflerin (diğer adıyla Non-Conformistlerin) haklarını korudu. Stuart devrindeki bir zulüm devrinin ardından, artık diledikleri gibi hür ibadet edebiliyor ve kendi okullarını kurabiliyorlardı. Müsamaha Yasası Katolikler veya Yahudiler için geçerli değildi.
İrlanda ile İskoçya
II. James ölmemişti, sürgündeydi ve sonunda Fransa Kralı XIV. Louis'nin (hükümdarlığı 1643-1715) teşvikiyle tahtını geri almaya çalıştı. Mart 1689'da İrlanda'ya ayak basan James, başlangıçta bir miktar muvaffakiyet elde etti, ancak Protestan Londonderry'yi (Derry) 105 gün süren kuşatması başarısızlıkla sonuçlandı. Ardından kralın, hem silah hem de eğitim bakımından James'inkinden üstün olan büyük bir İngiliz-Hollanda ordusuyla bizzat gelmesi, 1 Temmuz 1690'da Boyne Muharebesi'nde nihai zaferi getirdi. İrlanda'nın %75'i Katolikti ve bir gerilla savaşı devam etse de ülke kendini bir kere daha Protestan bir kralla buldu.
İskoçya'da, Jakoben desteği (Latince Jacobus kelimesinden gelen II. James için) bilhassa Highlands'de güçlüydü, ancak şehirlerde Protestan William'a daha fazla destek vardı. Orange Prensi İngiltere'ye ilk ayak bastığında, kısa bir zaman sonra Edinburgh'da Katoliklere ve mülklerine saldıran sempatizan isyanlar yaşandı. Kimin destekleneceğine karar vermek üzere bir Konvansiyon toplandı ve karar 11 Nisan 1689'da William lehine alındı. Aynı zamanda, Hak İddiası, İngiliz Haklar Beyannamesi'nde belirtilen şartlara benzer şekilde orada monarşiyi kurdu. Mary ve William, 11 Mayıs 1689'da İskoçya'da tacı kabul ettiklerinde birlikte hüküm sürdüler. Temmuz 1689'da Killiecrankie'de William taraftarı bir orduyu yenen Vikont Dundee liderliğindeki bir Jakoben isyanı yaşandı. Ardından Ağustos ayında Dunkeld'de 'Bonnie' Dundee'nin öldürüldüğü bir geri dönüş yaşandı. Bu arada, İskoçya hükümeti Presbiteryen Kilisesi'nin kontrolü altında kuruldu.
1692'de, James'in destekçileri MacDonald klanının liderleri Campbell'larca Glencoe'da katledildiğinde, İskoçya'daki bölünmeler daha da derinleşti. II. James 1701'de Fransa'da sürgünde öldü, ancak oğlu James (Yaşlı Taht Sahibi) ve torunu Charles (Genç Taht Sahibi) Highlands'deki isyanın alevlerini canlı tuttular. Mamafih, 1715 ve 1745'teki iki Jakoben ayaklanması başarısızlıkla sonuçlandı ve problemli Stuart Kraliyet Hanedanı için geri dönüş yolu kalmadı.
İngiltere, İskoçya ve İrlanda'dan oluşan üç krallık, en azından siyasi ve idari açıdan her zamankinden daha güçlü bir şekilde birbirine bağlıydı. William, Mary ve Parlamento, daha önce hiç görülmemiş bir siyasi, dini ve iktisadi istikrar sağlayan yeni bir monarşi ve idare şekli yaratmıştı. Muhteşem Devrim, sonunda "Britanya'yı bölünmüş, istikrarsız, asi ve marjinal bir ülkeden, gezegenin en güçlüsü haline gelecek bir devlete dönüştürmüştü" (Starkey, 399).
