Fransa - Kızılderili Savaşı (1754-1763), Büyük Britanya ile Fransa arasında Kuzey Amerika’da yaşanan büyük son sömürge savaşı olmuştur. Genellikle küresel Yedi Yıl Savaşının (1756-1763) bir cephesi olarak kabul edilen bu savaş, Ohio Nehri Vadisinde bir toprak anlaşmazlığı nedeniyle başlamış ancak tam anlamıyla bir fetih ve emperyal egemenlik savaşına dönüşmüştür. Bu savaş, 1759 yılı, Eylül ayında Abraham Ovaları Savaşıyla doruk noktasına ulaşmış ve bu durum İngiliz güçlerinin Quebec Şehrini ele geçirmelerine ve Yeni Fransa’nın çöküşüne neden olmuştur. Fransa, 1763 yılında yapılan Paris Anlaşmasıyla Kanada topraklarını İngiltere’ye devrederek, iki imparatorluk güçleri arasında Kuzey Amerika Kıtası kontrolü için sürdürüle gelen yüzyıllık bir mücadeleyi sona erdirmiştir.
Arka Planı
Büyük Britanya ve Fransa sömürge imparatorlukları, 18.yüzyılın ilk yarısında, Kuzey Amerika’da egemenlik kurmak üzere savaşıyorlardı. Bu emperyalist rekabet süreci; Kral William Savaşı, Kraliçe Anne Savaşı ve Kral George Savaşı olmak üzere üç büyük savaş şeklinde seyretmiştir. Köyler yıkılmış, çiftlik alanları yerle bir edilmiş, İngiliz, Fransız askerleri ve yerli halkın kan nehirleri Yeni İngiltere kayalık alanları ve Virginya ile Pelsinvanya dağlık kesim koyu renk toprak alanlarını sulamıştır. Sömürgeci güçlerin büyük iştahı hala da doymamıştı, ancak Sömürge Amerika’yı öfkesiyle sarsacak son büyük bir savaşın, yani başka bir fırtınanın yaklaşmakta olduğu gayet açıktı.
Esas sorun, her iki sömürgeci gücün de göz dikmekte oldukları yeşil ve verimli bir vadi olan Ohio Nehri kıyı boylarında başlamıştı. Ohio Bölgesi elbette ıssız bir bölge değildi, en azından ismen de olsa güçlü İrokualar Konfederesyonu bölgeyi kontrol ediyordu ve Konfederasyon, İrokua/İroquois koruması altında yaşayan farklı yerli halk topluluklarına ev sahipliği yapıyordu. Yerli halklar arasında Algonkin dilini konuşan Delaware ve Shawnees halkları ile İrokua dilini konuşan Mingolar bulunuyordu. İngiliz tüccarlar, yüzyılın ortalarına doğru, Ohio Bölgesinde faaliyet göstermeye ve farklı Yerli Amerikan köyleriyle ticari bağlar kurmaya başlamışlardı. Bu ticari faaliyet, İngilizlerin fazla nüfuz kazanması durumunda hızla çözülebilecek hassas bir yerli ittifak ağını kurmuş, on yıllarını bu işler uğruna harcamış Fransızları tehdit ediyordu.
İngilizler Ohio Nehri kıyı boylarında bir ticaret merkezi kurmakla yetinmemiş, aynı zamanda bölgede daha kalıcı bir faaliyet geliştirme çabasına girmişlerdi. İngiliz kolonisi Virginia Eyaleti özellikle batıya doğru genişleme kaydetmeye çalışıyordu. Virginia Eyaleti, Ohio Bölgesini zaten sahiplenmiş, hatta sömürge tüzüğünde batı sınırının Pasifik kıyılarına kadar uzandığını büyük bir gururla ilan etmişti. Nehir kıyı boylarında verimli topraklara son derece ihtiyacı vardı. Virginia ekonomisi, ekilen toprağın besin maddesini tüketen bir ürün olan tütün üretimine dayanıyordu. Bundan dolayı, Virginyalı çiftçiler sürekli işleyebilecekleri yeni topraklara ihtiyaç duyuyorlardı ve doğal olarak Ohio Vadisinin el değmemiş alanlarına yönelmişlerdi. Zengin yatırımcılar, Ohio Şirketi gibi arazi spekülasyon şirketleri kurmak üzere fonları bir araya getirmiş ve bölgede hızla arazi satın almaya yönelmişlerdi.
Fransızlar yaşanan bu gelişmeleri kaygıyla izlemişlerdi, çünkü batıya doğru Anglo-Amerikan genişlemesinden kendişe duymak için yeterince nedenleri vardı. İngiliz kolonileri Appalachian Dağları doğusunda kaldıkları sürece, Kuzey Amerika’da belirli bir güç dengesi korunabilirdi. İngilizlerin kıtanın iç kesimlerine etki alanı kurmaları halinde, Fransız ticaret çıkarları çok kolay alt-üst olabilirdi. Dahası, Fransızlar, Kuzeyde Kanada ve Güneyde Louisiana da dâhil olmak üzere Yeni Fransa’nın (New France) iki farklı bölümünü birbirlerine bağlayan bir suyolu olan Ohio Nehrine bağlıydılar. Fransızlar, Nehrin kontrolünü kaybetmeyi göze alamazlardı; 1747 yılı, Haziran ayında hem can sıkıcı İngiliz tüccarlarını bölgeden uzaklaştırmak ve hem de yerli halka sadakatinin nerede olduğunu hatırlatmak üzere Pierre-Joseph de Céloron komutasında bölgeye bir askeri sefer düzenlemişlerdi.
Kâşif Subay Céloron komutasındaki askeri sefer, 1750’lerin başlarında Ohio Bölgesinde aktif olmaya devam eden İngilizleri korkutup gitmelerini sağlamada başarılı olamamıştı. Yeni Fransa Genel Valisi Marquis de Duquesne, 1752 yılında, verilen emirleri görmezdan gelerek İngilizlerle ticaret işleri yapmaya devam eden yerli Pickawillany köyünü cezalandırmak amacıyla Ohio Bölgesine yeni bir sefer daha düzenlemişti. Fransız güçleri girdikleri köye ateş ve kan getirmişlerdi; üç İngiliz tüccarını esir almış ve Yerli Amerikalı unsurlardan 14 kiyi de öldürmüşlerdi. Fransızlar ertesi baharda daha da saldırgan davranmış ve nehir kıyı boylarında bir dizi kale inşa etmeye başlamışlardı. Bu durum Ohio Şirketi çıkarlarına doğrudan müdahale anlamına geliyordu; Fransızlar geri adım atmaya ikna olmaz ise Ohio şirketi satın aldığı bütün toprakları kaybedecekti.
Virginia Eyalet Vali Yardımcısı Robert Dinwiddie şirket hisedarlarından biriydi ve makam yetkisini kullanarak İngiltere’nin toprak üzerinde hak iddiasını uygulamaya koymaya kararlıydı. Fransızlara toprakların onlara ait olmadığını hatırlatmak ve derhal ayrılmalarını talep etmek üzere daha yeni inşa edilen Le Boeuf Kalesine diplomatik bir heyet göndermeye kararını almıştı. Bu durumda görülen tek bir sorun vardı; Vali Yardımcısı Dinwiddie’nin bu hasas diplomatik misyona kimin liderlik etmek üzere seçeceği oluyordu.
Washington Çılgınlığı
Eyalet Vali Yardımcısı Diwiddie’nin tercih ettiği kişi, kesinlikle alışılmadık birisi olmuştu. Henüz 21 yaşında, daha çok genç ve deneyimsiz bir kişiydi; formel düzeyde az bir eğitim almış ve Fransızcayı da bilmiyordu. Ancak, George Washington, diğer yönleriyle bu iş için mükkemel bir tercih olmuştur. Şöhret olma arayışında olup kalıcı bir itibar kazanmaya da hevesliydi. Dahası, Ohio Şirketi başarısında kişisel bir payı da vardı. Merhum üvey kardeşi Lawrence, şirketin ilk hissedar yatırımcılarından biriydi. Vali Yardımcısı Dinwiddie, bu tercihin iyi bir fikir olup olmadığını dikkate almadan Ohio Bölgesi kaderini Washington’ın deneyimsiz elerine bırakmıştı. Washington, 01 Kasım 1753 tarihinde, Vali Yardımcısından bir mektup alarak Williamsburg’dan ayrılarak sömürge başkentinden gitmek üzere yola çıkmıştı. Vahşi doğada Fransız kalelerine doğru ilerlerken, aralarında Ohio Şirketinde bir rehber, bir tüccar ve İngilizler nezdinde Yarım-Kral olarak bilinen kurnaz bir Mingo Şefi Tanacharison’un da bulunduğu birkaç yol arkadaşı ona eşlik etmişlerdi.
Washington, Le Boeuf Kalesine doğru yol almış ve orada Fransız komutan onu kibarca karşılamış ancak kararlı bir şekilde geri çevirmişti. Virginia Eyaltine dönüş yolculuğunda ölümcül düzeyde tehlikeleri atlatmıştı. Buzlu Alleghany Nehrini geçerken az daha boğulacak gibi olmuş, hayal kırıklığına uğramış genç bir subay olarak başarısızlığını Robert Dinwiddie’ye bildirmişti. Ancak Dinwiddie Washington’u görevlendirme çabasından yılmamış ve tarihçi Fred Anderson’ın sözleriyle, Washington ertesi yılın ilk başlarında “hizmete zorlanan yoksul ve serseriler” topluğundan oluşan 159 kişiyle bu göreve tekrar gönderilmişti (45). Washington, 27 Mayıs 1754 tarihinde Büyük Çayırlar adı verilen bölgede kamp kurduğu zaman bölgede bir grup Fransız askerin olduğu istihbaratını almıştı. Ertesi sabahın erken saatlerinde, Fransız askerleri adeta sersemlenmiş halde çadırlarından çıkıp kahvaltı yapmaya hazırlanırken Fransız kampını kuşatmıştı.
Sonrasında nelerin yaşandığı hala da belirsizdir. Washington’un başında bulunduğu birlikler ya Fransız askerlerine pusu kurmuş veya Virginyalıları kampın dışında görünce şaşkınlık geçiren Fransız askerleri ilk ateşi açmışlardır. Her halükarda, alan üzerindeki duman dağıldığı zaman 14 Fransız askeri ölü veya yaralı olarak yerde yatar halde bulunmuşlardır. Yaralı Fransızlar arasında 35 yaşında bir teğmen olan Joseph Coulon de Villiers de Jumonville de vardı. Jumonville, bir tercüman aracılığıyla, tıpkı bir önceki yıl Washington’un görevli olduğu gibi, sadece diplomatik bir misyonla orada bulunduğunu ve İngilizleri Ohio Eyaletinden uzak durmak üzere uyarmak için orada olduğunu açıklamaya başlamıştı. Ancak açıklamasını daha henüz bitirmişti ki Tanacharison üzerine atlayıp Fransızca, “Daha ölmedin mi babam” diye seslenmiş ve savaş baltasını Jumonville’ın başına saplayıp ellerini akan beyin sıvısıyla yıkamıştı. Tanacharison’un bu motivasyonu nedenleri kesin olarak bilinmese de, Tarihçi Fred Anderson, onun bu eylemini halkını İngiltereye bağlamak amacıyla yaptığı şüphesini taşımıştır.
Jumonville Glen Savaşı – veya bazılarına göre katliam – Fransız ve Kızılderili Savaşı başlangıcıydı. Kaderinin tayin edildiğinin farkında olan Washington, Büyük Çayır alanlarına çekilmiş ve burada Fort Necessity adını verdiği ilkel bir Kale inşa etmişti. Fransız güçleri kısa bir sürede onun izini bulmuşlardı. Washington’un emri altındaki askeri güçten iki kat daha fazla olan 700 kişilik Fransız askeri gücü, 03 Temmuz 1754 tarihinde, Kaleyi kuşatma altına almıştı. Sonraki sekiz saatlik zaman süresinde “her bir küçük yükseltiden, ağaçtan, kütükten, taştan ve de çalıdan” sürekli ateş açılmıştı (Freeman, 60). Washington, akşam saat 8’e kadar gücünün üçte birini kaybetmiş ve teslim olmak zorunda kalmıştı. Aynı zamanda istenmeden Jumonville’i öldürdüğünü de itiraf belgesi olan teslimiyet maddeleri imzalandıktan sonra Washington ve perişan halde askerlerinin bölgeden ayrılmalarına izin verilmiş ve Virginia’ya doğru yol almak üzere uzun ve aşağılanmış bir şekilde geri çekilmeleri de başlamıştı.
Braddock Yenilgisi
Ohio Eyaleti sorununa bir çözüm yolu bulmak bir yana, Washington’un yaşadığı talihsiz maceraları, durumunu daha da kötü hale getirmişti. İngiliz güçleri, Fransızları gerçekten yerlerinden etmek istiyorlarsa, daha büyük bir güç gösterisi yapmaları gerekiyordu. Tümgeneral Edward Braddock 1755 yılı, Şubat ayında, düzenli iki İngiliz alayının başında Amerika’ya gelmişti. General Braddock, kralın yetkisiyle hareket ettiğini ve taşralılar arasındaki aptal kişilere tahamül edemeyeceğini açıkça belirtmişti. Sömürge valilerini “korkak ve uygunsuz” davranışlarından dolayı azarlamış ve batıya doğru büyük çaplı bir sefer düzenlemeye başlamıştı (Anderson, 86). Amacı, Alleghany ve Mononghela nehirlerinin birleştiği yerde kurulu Fransız kalelerinden en güçlüsü olan Duquesne Kalesini ele geçirmekti. Bunu yaparken Fransız güçlerine Ohio Eyaletinin artık sonsuza dek Britanya’ya ait olduğu mesajını vermeyi umuyordu.
General Edward Braddock, 29 Mayıs 1775 tarihinde, Maryland Eyaleti, Cumberland Kalesinden 2200 kişilik bir güçle (Braddock yaverliği sıfatıyla imza atan Washington da dâhil) yola çıkmıştı. İlerleme yavaş seyrediyordu, belirlenen rota engebelli bir araziden geçiyordu, top ve erzak dolu vagonların taşınması, yürüyüş halinde askeri birliklerin sevkiyatı için uygun değildi. Hayal kırıklığı yaşayan Braddock, en sonunda ordusunu iki kısma ayırmıştı ve 1300 kişiden oluşan “seyyar bir kıtayı” öncü birlik olarak gönderirken, kalan diğer kısmı ise öncü birliği takip etmeye çalışıyordu. Seyyar Kıta, 09 Temmuz günü, Duquesne Kalesine 16 Km mesafede Monongahela Nehrini geçmişti. İstilacı İngiliz ordusu, Kaleden çıkan 800 kişilik Fransız askeri gücü ve yerli savaşçılarla karşılaşmıştı. İngiliz askerleri, yorgun olmalarına rağmen, zafer kazanacaklarından emin olarak ateş açmışlardı. Fransız komutan Yüzbaşı Beaujeau anında vurulup öldürülmüş, Fransızlar ve Kızılderililer yeniden siperlere geçmek üzere etrafa dağılmışlardı.
Ancak bu sadece başlangıç olmuştu. Çalıların, kayalıkların ve diğer siperlerin arkasında mevzi alan Fransız askerleri ve Kızılderililer, İngiliz güçlerine ateş açarak karşılık vermişlerdi. Açık alanda omuzu omuza vererek mevzi alan İngilizlerin hareket alanı kalmamış ve sığınacak başka yerleri de yoktu. Sonraki üç saat bounca kolay hedef haline gelmiş, düşman kurşunları başlarının üzerinde sinek gibi vızıldayıp yağarken yerlere düşmüşlerdi. General Braddock, bir kurşun darbesi alıp atından düşenceye kadar düzeni sağlamaya çalışmıştı. Washington, Genarali savaş alanından alıp ilk etapta kurtarmayı başarmış olsa da, General ölümcül ağır bir yara almış ve kısa bir süre sonra zaten ölmüştü. Hayatta kalan İngiliz ve sömürge birlikleri kısa bir süre sonra kaçmış ve silah arkadaşlarından yaklaşık olarak 1000 kişiyi ölü, yaralı veya düşman elinde esir bırakmışlardı. Braddock Yenilgisi tanımlamasıyla daha iyi bilinen Monongahale Muharebesi, Britanya’nın 18.yüzyılda en kötü askeri kayıplarından birisi olmuş ve Ohio Eyaleti için mücadelenin daha yeni başladığının bir işareti olmuştur.
Gerginlik
General Edward Braddock’un1755 yılında başlatığı talihsiz seferi İngiliz güçlerinin düzenledikleri tek saldırı değildi. Sir William Johnson, sömürge milisleri ve Mohavk savaşçılarından oluşan birleşik bir askeri güç ile Lake George Muharebesinde (08 Eylül) zafer kazanmıştı. Başka bir İngiliz seferiyle günümüz New Brunswick’deki Beauséjour Kalesini ele geçirmişti (zafer kazanan İngilizler, bölge evlerinde Fransızca konuşan binlerce Akadyalıyı/Acadians sürgün etmişlerdi, bu durum erken modern dönemde etnik temizliğin bir örneği olmuştu). Ancak savaşın sürekli değişiklik arz eden kaderi 1756 yılında tekrar değişmişti. İlk olarak, İngiltere’nin Fransa’ya resmen savaş ilan etmesiyle birlikte o yıl savaş seyrinde tırmanma olmuş ve Avrupa’da Yedi Yıl Savaşı dönemi başlamıştı. İkincisi, bu Yeni Dünya’ya yeni bir Fransız komutan gelmişti. Korgeneral Louis-Joseph de Montcalm - Marquis de Montcalm - Avrupa savaşları sanatında deneyimli 44 yaşında bir askerdi. Kurallara göre hareket ediyordu ancak Kuzey Amerika vahşi sınır savaşında nasıl bir performans sergileyeceği merek konusuydu.
Cevap; Louis Joseph’in oldukça etkili bir komutan olduğu şeklinde olmuştu. 1756 yılı, Ağustos ayında yapılan kısa bir kuşatmanın ardında Ontario Gölü üzerindeki Oswega Kalesini ele geçirmişti. İngiliz garnizonunun daha fazla direniş göstermediğine karar kılarak, onlara savaş onurunu vermeyi reddetmişti. General Montcalm, ertesi yıl kendisini aşarak George Gölü kıyısında William Henry Kalesine karşı Fransız, Kanadalı ve yerli askerden oluşan 7000 kişilik bir orduya komutanlık görevini üstlenmişti. Bu seferde garnizonunun onurlu bir şekilde savaştığını görmüş ve teslim olmaları halinde, yakınlardaki Edward Kalesine çekilmelerine izin vereceğini açıklamıştı. Yerli Amerikalı müttefikleri önemsemeyen ve onları anlamak için zaman ayırmayan Montcalm’ın farkında olmadığı bir şey vardı: Yaşanan bu durum sadece ganimet ve esir alma beklentisiyle sefere katılmayı kabul eden yerli savaşaçıları gücendirip hayak kırıklığına uğratmıştı.
Öfkelenen savaşçılardan bazıları cepheye katılma amaçlarının karşılığını alma kararını almışlardı. Kaleden çekilen İngiliz askerlerini bir süre takip edip sonra onlara saldırmışlardı. General Montcalm ve subayları onlara engel olamadan yüzlerce erkek, kadın ve çocuk katledilmiş veya esir alınmıştı. Wiliam Henry Kalesinde yaşanan katliam savaşın dönüm noktası olmuştur. General Montcalm ile Yerli müttefikleri arasında ayrılık olmasına neden olmuş, Montcalm ile Yeni Fransa Genel Valisi Vaudreuil arasında bir husumet olmasına da yol açmıştı (Genel Vali, yerli müttefiklere duyulan ihtiyacın farkındaydı ve komutan Montcalm’ı onları kötüye kullanmakla suçlamıştı). İngiliz sömürgecilerinin Fransızlardan nefret etmelerine ve bilinçli olarak katliamların olmasına izin verdiklerini düşünmelerine yol açmıştı.
Fransız savaşçıları için 1757-1758 yılları kış dönemi felaketle sonuçlanmıştı. Yerli toplulukar arasında çiçek hastalığı salgını başgöstermiş ve Fransızların halka önemli bir yardım yapmaları önünde engelleyici olmuştur. Dahası, kötü bir hasat dönemi olması Yeni Fransa’nın büyük bir bölümünde kıtlık olmasına yol açmış ve General Montcalm’ın Kanadalı milislerin ailelerine bakmak üzere evlerine dönmelerine izin vermesine neden olmuştur. Bundan dolayı komutan Montcalm, en çok ihtiyaç duyduğu zamanda ciddi bir insan gücü sıkıntısı çekilmesiyle karşı kaşıya kalmıştı. Londra’da, Kolonilerden Sorumlu Devlet Bakanı William Pitt the Elder, Fransızları Ohio Eyaletinden sadece kovmanın yeterli olmadığının, Yeni Fransa’yı fethetmenin ve Fransızları Kuzey Amerika’dan tamamen çıkarmanın zamanı geldiğine karar vermişti. Üç saldırı düzenleme emri vermiş ve bu saldırılardan ikisi başarıyla sonuçlanmıştı; aynı yılın sonuna kadar hem Duquesne Kalesi ve hem de Fransız Kalesi Louisbourg İngilizlerin eline geçmişti. Acadian kökenli Amerikalı Yarbay John Bradstreet, Frontenac Kalesine saldırı düzenleme görevini üstlenmiş ve tek bir can kaybı bile olmadan Kaleyi ele geçirebilmişti.
İngilizlerin 1758 yılında yaşadıkları yenilgilerden biri, 08 Temmuz günü, Carillon Kalesi surları dışında meydana gelmişti. General Montcalm, elindeki az sayıda askeri gücü – 3500’den az asker – toplayarak, kale dışındaki yüksek arazide güçlü tahkimatları inşa etmişti. İngiliz Tümgeneral James Abercromby 18.000 kişilik bir askeri güçle geldiğinde, kısa sürede bir zafer bekliyordu ve sahra topçu desteği almadan cepheden bir saldırı emri vermişti. İngiliz birliklerinin büyük bir kısmı Fransız siperleriyle karşı karşıya kalmış ve “çimen gibi” biçilmişlerdi (Anderson, 244). Genral Montcalm, güneş batana kadar yaklaşık olarak 500 kayıp verme pahasına kalenin kontrolünü elinde tutarken, yaklaşık 2.500 kişilik İngiliz ve sömürge askeri gücü ölü veya yaralı olarak yerde yatıyordu. General Abercromby’nin alandan çekilmekten başka seçeneği kalmamıştı. Carillon Kalesi Muharebesi sadece Genral Montcalm’ın en parlak görev anı değil, aynı zamanda savaşın en kanlı muharebesi olmuştu.
Yeni Fransa’nın Düşüşü
İngilizler, Carillon Kalesi yenigisine rağmen, bir yıl öncesine göre çok daha iyi bir konumdaydılar. 1759 yılı, Temmuz ayında Carillon Kalesini (İngilizler Kaleyi Ticonderaga olarak yeniden tanımlamışlardı) ve Niagara Kalesini arda ard ele geçirerek Fransızları baskı altına almaya devam etmişlerdi. Niagara Kalesi en sonunda Fransızlara karşı önemli sayıda Iraquois savaşçısını seferber etmeyi başaran Sir William Johnso ele geçirmişti. Ancak, asıl olay Kanada’da yaşanmıştı; burada James Wolfe adında genç bir tümgeneral, Quebec şehrine karşı düzenlenen bir seferde 4.500 kişilik güce komuta ediyordu. Zirve noktası, 13 Eylül gününde, Abraham Ovası Muharebesi sırasında şehrin dışında gerçekleşmişti. Çatışma 20 dakikalık bir sürede sona ermiş ve her iki taraftan yaklaşık olarak 600 kayıp verilmişti; bu kayıplar arasında her ikisi de ölümcül bir şekilde yaralanan ve birkaç saat içinde ölmüş olan komutanlar Wolfe ve Montcalm da yer alıyorlardı.
İngiliz güçleri, generallerinin kaybına rağmen, ilerlemeye devam etmiş ve birkaç gün sonra Quebec şehrine girmişlerdi. Sir Jeffrey Amherst, 1760 yılında, Montreal kentine üç koldan bir saldırı başlatarak ölümcül darbeyi indirmişti. Montreal’in 3.500 hasta ve yetersiz düzeyde ikmalı yapılmış Fransız savunma gücü, Amherst komutasına bağlı 18.000 kişilik askeri güce karşı koyamamış ve şehir 08 Eylül 1760 yılında teslim alınmıştır. Motreal şehrinin düşmesiyle birlikte Yeni Fransa’nın tamamı İngiliz işgali altına alınmıştı. Paris Anlaşması üç yıl sonra imzalanmış olsa da, Kuzey Amerika’da savaş fiilen sona ermişti. Barış Anlaşması resmiyet kazandığı zaman Fransa, Kanada kontrolünü İngiltere’ye devretmişti. Kuzey Amerika’da sömürge egemenliği sorusuna nihayet bir cavap bulunmuş, İngiltere galip gelmişti. Ancak, bu zafer, İngiltere’nin tahmin ettiğinden daha pahalıya mal olmuştur. Savaş, İngiltere’yi devasa bir yük altına sokmuş ve Parlamento da bu borcu On Üç Koloni sırtına yükleme kararını almıştı. Bu yeni vergilere karşı toplumsal direniş, sosyal huzursuzluğa ve nihayetinde Amerikan Devriminin olmasına yol açmıştı.

