Ridde veya İhanet Savaşları (632-633), Hulefa-yı Raşidin (632-661) orduları ile Arabistan'ın isyancı kabileleri arasında gerçekleşen bir dizi askeri çatışmaydı. İsyancılar, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed'in (570-632) vefatından sonra yeni kurulan İslami İmparatorluğa olan bağlılıklarını reddetmişlerdi; bazı kabile liderleri ise kendilerini peygamber ilan ederek İslam ve Halifelik ile çatışmaya girmişlerdi. Bir yıl içinde Halifelik, aktif savaş ve diplomasiyi güçlü bir şekilde kullanarak bütün Arabistan üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırdı; her türlü isyan işareti bastırıldı. İçeride kontrolü sağladıktan sonra, Hazreti Ebu Bekir Suriye ve Irak'a doğru muzaffer akınlar başlattı.
Giriş
622 yılında Medine'de bir üs kurduktan sonra, İslam Peygamberi ve Müslüman cemaatinin ilk hükümdarı Hz. Muhammed, on yıl içinde Arap kabilelerinin çoğunu kendi hakimiyeti altında birleştirmişti. Müşterek bir iman ve milli his, kısa zamanda Arabistan'ın büyük bir bölümüne yayılan Müslüman ümmetinin (cemaatinin) davasını güçlendirdi. Lakin, 632'de Hz. Muhammed'in ölümü, birçok kişi için İslam öncesindeki kabile hayat tarzına geri dönme fırsatı olarak görülürken, diğerleri kendilerini peygamber ilan ederek benzer bir şöhret arayışına girdiler. Hz. Muhammed, hayatı boyunca Allah'ın (Tanrı'nın) uzun bir elçi serisinin sonuncusu olduğunu açıkça belirtmişti ve buna binaen Müslümanlar için bu insanlar sahtekarlardı.
Hükümet meselesi şiddetli bir şekilde münakaşa edildi; birçok kişi İslam öncesi devirdeki muhtariyet idaresi sistemine geri dönmeyi isterken, Peygamberin yakın arkadaşı Ebu Bekir (573-634) gibi bazıları ise çabalarının boşa gitmesini istemiyordu. Başka bir grup ise Peygamberin kuzeni ve damadı Ali ibn Ebu Talib'in (601-661) cemaatin liderliğini üzerine almasını müdafaa etti. Bir süre devam eden ve her iki yöne de (Peygamber zamanındaki gibi merkezi bir idare veya İslam öncesindeki gibi ademi merkeziyetçilik) gidebilecek olan bu çıkmaz, mümtaz bir Müslüman olan Ömer bin Hattab'ın (584-644) cesurca Ebu Bekir'e alenen biat etmesi ve kartopu etkisi yaratmasıyla kırıldı. Hızla halk desteği kazanan Hazreti Ebu Bekir, kendisini Peygamberin ilk halifesi (ki Halife vekil demektir) ve İslam'ın en yüksek hükümdarı, Raşidin halifelerinin ilki (Sünni Müslümanlar ilk dört halifeye bu şekilde atıfta bulunur) ilan etti.
Zengin Hicaz bölgesindeki Araplar tam desteklerini sunsalar da, Hz. Ebu Bekir yarımadada yaşayan muhtelif Bedevi kabileleri üzerinde otoritesini genişletmeyi başaramadı. Bu insanlar merkezi idareye karşıydılar ve inşasında hiçbir rolleri olmayan bir milletin parçası olmak istemiyorlardı. Vazifeye yeni başladığı esnada, Hz. Ebu Bekir, Mu'te Muharebesi'ndeki (629) önceki mağlubiyetinin intikamı olarak, Suriye'nin hudutlarında bulunan Gazani (Bizans vasalı) topraklarında küçük çaplı bir baskın için bir sefer kuvveti gönderdi. Bu kuvvet ayrılırken, yeni hükümdar aynı zamanda topyekün bir isyanla da karşı karşıya kaldı.
İsyanın Sebepleri
İsyankar Arap kabileleri, Hz. Muhammed ile yaptıkları anlaşmanın şahsi hüviyette olduğunu ve yeni imparatorluğa hizmet etme mükellefiyetleri olmadığını ilan etti; zekât (muayyen bir mali varlığa sahip bütün Müslümanların ödediği sadaka) toplamalarını Medine'ye teslim etmeyi reddetti. Bu insanlar mürted olarak damgalandı ve Hz. Ebu Bekir, bölgeyi düzene sokmak için onlara karşı bir Cihad (bağlam gereği mukaddes savaş) ilan etti. Ridde Savaşlarının sosyo-ekonomik ve siyasi nedenleri şu şekilde hülasa edilebilir:
- Her biri kabile mensuplarınca desteklenen çeşitli fertler, Hz. Muhammed'in misyonunun nihailiğini açıkça ilan etmesine ve hatta bu tür sahtekarların ortaya çıkacağını öngörmesine rağmen, peygamberlik ilanına başlamışti.
- Muhtar topluluklar bağımsızlıklarını korumak istemişti ve elde edecekleri faydalardan bağımsız olarak daha büyük bir cemaatin küçük bir parçası olmayı reddetmişlerdi. Mesela Yemen, İslam cemaatinden ve Sasani İmparatorluğu'nun Pers tesirinden istiklalini ilan ederek ilk adımı attı.
- Araplar uzun zamandır kabileler halinde yaşamış ve milliyetçilik veya milli gurur duygusuna sahip olmamışlardı; böylesine ani bir değişme bazıları için şok edici olmuş olabilir.
- Bu isyancıların küçük bir alt kümesi, Hz. Ali'nin destekçileriydi ve sadece ona bağlılık yemini etmeyi reddediyorlardı; ancak kötü zamanlama sebebiyle mürtedler ve isyancılarla karıştılar.
Bu insanların hepsi dinlerinden vazgeçmemiş olsa da, isyanları İslam için yakın bir tehdit oluşturuyordu ve bu sebeple "mürted" mefhumunun dini manasının yanı sıra siyasi anlamda da kullanılması anlaşılabilir. Bu grupların en tehlikelileri, sahte peygamberlerce idare edilenlerdi; bunların en güçlüsü, Müslümanlarca "Baş Yalancı" olarak anılan Müseylime idi (ölümü Aralık 632). Hz. Muhammed'in yakın arkadaşı ve sadık bir yoldaşı olan Ebu Bekir, Peygamberinin inancının farklı versiyonlara dönüştürülmesine izin veremezdi; binaenaleyh isyanı bastırmak için ilkin askeri harekata başvurma kararında pratik olanlarla da iç içe geçmiş hissi sebepler olabilir.
Hainlerin Boyun Eğdirilmesi
Medine, tıpkı Peygamber zamanında olduğu gibi, İslam'ın tek kalesi olarak duruyordu; ancak bu sefer çeşitli çevrelerden destek vardı. Müslüman birliklerinin Gassani İmparatorluğu'ndan dönüşü üzerine Hazreti Ebu Bekir, destekçilerini bir araya topladı ve onları birleşmiş bir Arabistan için savaşmaya çağırdı. Cihad bayrağı altında toplanan ordular, her biri belirli bir bölgenin boyun eğdirilmesi için dizayn edilmiş on bir kolorduya ayrıldı. Halife, bölünmüş kabilelere tek tek karşı savaşmak için tek bir büyük ordu kullansaydı, Medine'yi hasımlarının hücumuna açık bırakmış olurdu; ancak onlarla eş zamanlı olarak savaşarak, yalnızca karşı hücumlarına mani olmakla kalmadı, aynı anda onları izole de etti.
İsyankar kabileler, birbiri ardına, ya silah zoruyla yahut da her zaman Ebu Bekir'in güçlü yönü olan diplomasiyle bastırıldı ve bir yıl içinde tehdit en aza indirildi. Ancak Necd vilayetindeki Yemame (veya el-Yemame) ciddi bir tehdit oluşturmaya devam etti. Burada, Beni Hanife kabilesinden Müseylime, çağdaşlarının hatalarından ders alarak, Secah adında başka bir sahte peygamberle evlilik yoluyla ittifak kurmuş ve güçlü bir takipçi kitlesi edinmişti. Müseylime'yi uzak tutmak için İkrime ve Şuhrabil adında iki kumandan, emir verilene kadar çatışmaya girmemeleri talimatıyla sırayla gönderildi; ancak her iki lider de aceleciliğe yenik düşerek mağlup oldular.
Bu merhalede, sahtekârın etrafını namağlupluk havası sarmışken, Hz. Ebu Bekir en iyi kumandanının öne sürdü. Halid bin Velid (ö. 642), Ebu Bekir'in sadık bir astıydı ve yarımadadaki asi kabileler üzerindeki hakimiyetini tesis etmede tesirli oldu; bu kabileleri boyun eğdirmek için sık sık sert tedbirler kullandı ve bu sebeple daha sonra tenkit edildi. Savaşta en büyük zorluğu, sayıca kendisinden çok daha fazla olan Müseylime'nin kuvvetlerini yenmekti, ancak taktikleri onu asla yarı yolda bırakmadı ve az sonra göstereceği gibi, harbin gidişatını değiştirmeye yabancı değildi. 625'te, Medine İslam ümmeti Mekke ile harp halindeyken, Mekkeli bir süvari kumandanı olarak Uhud Savaşı'nda Müslümanlara sarsıcı bir mağlubiyet yaşatmıştı. Daha sonra İslam'a geçişi, İslam için başlı başına bir zafer olmuş; İslam davasına olan askeri hizmetleri ona "Allah'ın kılıcı" anlamındaki Seyfullah unvanını kazandırmıştı.
Yemame'daki (Aralık 632) önemli çatışmayla alakalı gerçekleri efsanelerden ayırtmak zordur, çünkü çağdaş kayıtlar yoktur; ancak can kaybı çok büyüktü. Kaynaklara güvenilecek olursa, Müslümanlar sayıca çok azdı ve savaş her iki taraftan da büyük kayıplara yol açtı; bu yer daha sonra Şuyb ud-Dam (Kan Vadisi) olarak adlandırıldı. Uzun süren çatışmalardan sonra, sahtekarın ordusu orijinal gücünün yalnız dörtte birine kadar azaldı ve Müseylime harp sahasında öldüğünde, geri kalan kuvvetleri de derhal bozguna uğratıldı ve Halid şehri ele geçirdi. Savaş bu zaferden sonra birkaç ay daha devam etti, ancak netice açıktı. Mart 633'de Hadramut'taki (Güney Arabistan) son isyancıların da bastırılmasıyla, Halife, Arabistan'ı İslam bayrağı altında birleştirmeyi başardığı için rahat bir nefes alabildi.
Netice ve Değerlendirme
Hz. Ebu Bekir, Arap Yarımadası üzerindeki kontrolünü tesis için aktif harp ve diplomasiyi (isyancılara karşı ittifaklar arayarak) güçlü bir şekilde harmanladı. Irak bölgesinde halifenin yanında yer alan mahalli bir Arap reisi olan Müsenna Bin Harise, Sasani topraklarına baskınlar tertiplemeye başladı ve Ebu Bekir'i bu toprakların müdafaasızlığına dair bilgilendirdi. Bu vaziyet, halifenin Halid'i Irak'a göndermesine yol açtı ve Raşidin ordusu burada büyük muvaffakiyetler elde etti.
Hz. Ebu Bekir ayrıca Suriye'ye de baskın birlikleri gönderdi ve her iki cephede de baskınlar hızlı ve kalıcı fetihlere dönüştü. Halid daha sonra Ebu Bekir'in isteğiyle Suriye'ye gitti ve burada Bizans İmparatorluğu'nun sayıca üstün ordusuna karşı halifelik için birçok zafer kazandı; en mühimleri arasında Ecnadeyn (634) ve Yermük Savaşı (636) yer alır.
Arap milletinin ittihadı Hz. Muhammed'in misyonuydu ve Ridde Savaşları esnasında Hz. Ebu Bekir bunun tahakkuk etmesini sağladı. Hz. Ebu Bekir, boyun eğdirilen kabilelerden iyi davranış garantisi olarak esirler aldı, ancak onları cezalandırmaya çalışmadı. Bu kişiler, halefi Hz. Ömer (634-644) vazifeye geldiğinde serbest bırakıldı. Savaştan sonra cemiyet siyasi olarak tabakalaştı: Halifeliğin destekçileri idari elitlere dahil edildi; tarafsız kalanlar idari çevrenin dışında tutuldu; ancak en düşük mevki, cezalandırılan isyancılara aitti.
Ridde Savaşları, kararlı ve sakin tabiatıyla kabiliyetli bir lider olduğunu ispatlayan Halife Ebu Bekir'in meziyetinin zuhuruna tanıklık etti. Hasımlarının bölünmüşlüğünden yararlanarak onları izole ve boyun eğdirmiş ve fiilleriyle daha sonra su götürmez hale gelen mevkiini teminat altına almıştı. Yemame'deki insan gücü kaybı, ki bunların çoğu huffâzdı (tekil hali: hafız, anlamı koruyucu; bağlamda – Kur'an'ı ezberleyenler), Ebu Bekir'i Ömer'in isteği üzerine Kuran-ı Kerim'in derlenmesini emretmeye sevk etti. 634 yılında ölümünden bir gün önce, Hz. Ebu Bekir, müstakbel idarecilerce daha da genişletilip büyütülecek, henüz emekleme merhalesinde bir imparatorluk bırakmıştı.

