Osman bin Affan veya Hazreti Osman (h. 576/583-656), İslam'a erken devirde girmiş, Hazreti Muhammed'in (h. 570-632) yakın arkadaşı ve damadı ile Raşidun Halifeliği'nin (632-661) üçüncü halifesiydi (644-656). Hayırseverliği ve tevazusuyla erken devir İslam cemaatinde öne çıkmış ve Hz. Muhammed'in en sevgili ve sadık yoldaşlarından biri olmuştu. Seleflerinin siyasi kuvvetinden mahrum olan Hazreti Osman, vazife zamanı boyunca Beni Ümeyye kabilesinden akrabalarınca (daha sonra Emeviler olarak halifelik koltuğuna yükseleceklerdi) yönlendirildi. Bu vaziyet, onun idaresinde karşı direnişi körükledi ve bu mukavemet açık bir isyana dönüşerek 656 yılında katledilmesiyle neticelendi. Onun vefatı, İslami İmparatorluk'ta tesirleri günümüzde bile görülebilen bir tefrikaya yol açtı.
Erken Hayatı ve İslam'a İhtidası
Hz. Osman, 576/583 yıllarında Hicaz bölgesindeki bir dinlenme beldesi olan Taif'te, başarılı bir tacir ve varlıklı bir adam olan Affan bin Ebû'l-Âs'ın oğlu olarak dünyaya geldi. İyi tahsilli olan Osman, kısa zaman sonra vefat eden babasının yerine geçti ve Mekke'nin en zengin adamlarından biri oldu. İslam Peygamberi risaletini ilan ettiğinde, müşterek bir arkadaşı olan Hazreti Ebu Bekir (h. 573-634), 611'de Hz. Osman'ı İslam'ı kabul etmeye ikna etti ve onu bunu gerçekleştiren ilk Mekkeli asillerden biri yaptı. Hz.
Osman, azametli bir mümindi ve kısa zamanda İslam'a olan bağlılığıyla ünlendi. Hayırseverliği, bilhassa Hicret'ten (Mekke'den Medine'ye göç, 622) sonra Medine'deki yeni İslam cemaati arasında tebarüz etti ve ona Gâni (cömert) lakabını kazandırdı. Meşhur bir efsaneye göre, o bir kuyu satın aldı ve insanların kuyudan ücretsiz su çekmelerine izin verdi. Ancak akrabalarını tercih etmeye meyillydi ve bu vaziyet daha sonra bir mesele halini aldı.
Asil bir aileden gelen ilk Müslüman olarak Peygamber'le arkadaş oldu. Hz. Muhammed'in, kızı Hz. Rukayye (h. y. 601-624) sayesinde 615'te Hz. Osman'ı damadı yapmasıyla bu münasebet pekişti. Çiftin bir oğlu vardı ve altı yaşında vefat etti. Rukayye, Müslümanların Bedir'de Mekkelilere karşı ilk savaşlarını yaptıkları zamanda, 624'te hastalandı. Karısına bakmak üzere evde kalan Hz. Osman, muharebeye katılmadı lakin kaderin bir cilvesi olarak Hz. Rukayye vefat etti. Aynı yılın ilerleyen zamanlarında, Peygamber'in bir diğer kızı olan Ümmü Gülsüm (h. y. 603-630) ile evlendi; bu evlilik çocuksuzdu ve onun 630'da vefatıyla sona erdi. Hz. Muhammed'in iki kızıyla olan evlilik bağı sayesinde kendisine Zünnureyn (İki Nur Sahibi) unvanı verildi.
İktidara Yükseliş
İslam cemaati, lideri Hz. Muhammed'in 632 yılında hastalığından sonraki vefatını müteakiben sarsıldı. İslam'ın ilk halifesi olarak cemaate liderlik eden, en yakın arkadaşlarından biri olan Hz. Ebu Bekir'di. Cemaatten ayrılan birçok kabile, daha sonraları Ridde Savaşları veya Dinden Dönme Savaşları (632-633) olarak anılacak olanların ardından İslam'ın himayesine geri döndü. Hazreti Ebu Bekir, toprakları ele geçirdikten sonra Suriye ve Irak'a müteveccih saldırılar başlattı, ancak daha fazlasını yapamadan 634'da vefat etti.
Hz. Ebu Bekir'in liderlik iddiasını destekleyenler, Müslüman ümmeti içinde Sünni Müslümanlar olarak bilinen bir grup oluşturdu; rakip bir grup ise Hz. Peygamber'in kuzeni ve damadı olan Ali bin Ebu Talib'in (601-661) iddiasını destekledi ve Şii Müslümanlar olarak anılmaya başlandı. İlk grubun taraftarları, Raşidun devrindeki dört halifenin (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali) iddiasını desteklerken, ikinci grup sadece Hz. Ali'yi Peygamber'in meşru varisi ve ümmetin ilk manevi lideri veya imamı olarak kabul eder.
Hz. Ebu Bekir'in ateşli bir destekçisi olan Ömer bin Hattab (liderliği, 634-644), Hz. Ebu Bekir tarafından Hz. Osman'a dikte ettirilen vasiyetnamede ikinci halife olarak namzet gösterilmiştir. Hem Osman hem de Ali, İslam İmparatorluğu'nun gelişmesine şahitlik eden on yıllık vazife zamanı boyunca Halife'ye danışmanlık yapmıştır. Onun hükümeti, imparatorluğun büyüklük ve gücünün katlanarak artmasıyla damgasını vurmuştur. İdare, asayiş, ordu, kamu refahı ve hemen hemen her şey onun himayesi altında resmileştirilmiştir. Halife Ömer, 644'te Sasani İmparatorluğu'nun mağlubiyetinin intikamını almak isteyen bir Pers kölesince katledildi. Halife, ölüm döşeğindeyken, varisini belirlemek üzere altı üyeden oluşan bir şura (meclis) belirledi.
Şura, seçenekleri Hz. Ali ve Hz. Osman arasında daralttı; sonunda Osman namzet gösterildi. 60'lı yaşlarının ortalarında, asayı zaptederek Raşidun Halifeleri'nin üçüncüsü ve en uzun süre hükümette kalan halifesi oldu. İki selefi zamanında imparatorlukta yükselen akrabaları olan Emeviler, onun devrinde benzeri görülmemiş bir prestij kazandı; zira Hz. Osman, onların ihtisasına büyük ölçüde güveniyordu.
İç Siyaset
Hz. Osman, iktidara geldiğinde, halkın umumi bütçesini (aslen Hz. Ömer tarafından getirilmişti) dörtte bir nispetine artırdı. Ayrıca, o zamana kadar yasak olan devlet hazinesinden, iş ve ticaretin büyümesini destekleme bahanesiyle borç almalarına izin verdi. Devlet hazinesinden hiçbir zaman maaş almamış olsa da, muhtelif kısımlardan armağanlar kabul etti ve altlarının da aynısını yapmasına izin verdi. Bu müsamaha, Hz. Ömer'in katı politikalarıyla tam bir tezat tesis ediyordu ve tesirli bir şekilde kontrol etmek için aşiret bağlarına dayanarak tayin ettiği valileri, bu hafifmeşreplik yüzünden yozlaşıyordu ve serbest, hatta müstebit bir şekilde hareket etmeye başlamışlardı.
Hz. Ömer'in politikasının bir başka tersine dönüşü de ona atfedilir; bu belki de en yıkıcı olanıydı. O zamana kadar, fethedilen halkın toprakları resmen onların mülkü olarak tanınıyordu ve Araplarca satın alınamıyordu. Bu statüko, bu halkın haklarını korumak ve fetheden orduların moral bozukluğuna mani olmak içindi. Bu geri dönüş, muazzam servetlere sahip olan Emevilerin giderek daha fazla toprak edinmelerine ve eskisinden daha fazla otoriteye sahip olmalarına imkan sağladı. Niyeti meçhul olsa da netice yıkıcı oldu.
Kur'an Metninin Standardizasyonu
Hz. Osman'ın en büyük mirası, İslam'ın mukaddes kitabı Kur'an'ın bugün okunma şeklidir. İlk Halife Ebu Bekir, Kur'an'ı derlerken metnin tahrif edilmemesini temin ederek mühim bir adım atmıştı. Ancak Hz. Osman, İslam diyarı genişledikçe ve bu diyara daha fazla insan girdikçe Kur'an'ın birden fazla lehçede okunduğunu fark etti. Bu küçük tuhaflık çoğu kişiye mühim gelmemiş olabilir, ancak Hz. Osman, farklı lehçelerin kullanılmasının metnin yanlış yorumlanmasına yol açabileceğini anlamıştı.
Metnin Hz. Ebu Bekir'in nüshasına göre standartlaştırılmasını emretti ve bu vazife, Hz. Peygamber'in katiplerinden biri ve Hz. Ebu Bekir'in ilk projesinde seçtiği kişi olan Zeyd bin Sabit'e (h. y. 610-660) verildi. Standartlaştırma tamamlandıktan sonra, bütün izinsiz nüshalar imha edildi. İnancına duyduğu saygının tesiriyle yaptığı bu dahice hareket, hasumlarınca küfürle suçlanmasına yol açtıysa da, vefatından sonra bu suçlamadan kurtuldu.
Askeri Harekâtlar
Daha önce Halife'nin kararlarına uygun hareket eden askeri kumandanlar, Hz. Osman devrinde müstakil hareket etmeye ve imparatorluğun hudutlarını kendi istekleriyle genişletmeye başladılar. Yerli Suriyelilerin kabiliyetlerinden faydalanan Müslümanlar, deniz muharebelerine giriştiler. İskenderiye'yi geri almaya çalışan bir Bizans donanması 646'da geri püskürtüldü. Kıbrıs 649'da, ardından Rodos 654'te düştü; Bizans'ın bu genişleme karşısısnda başlattığı karşı saldırı, 655'te, daha sonra Zatüssavari Muharebesi olarak anılacak olan çatışmada bastırıldı.
Arapların Akdeniz'in kazançlı suları üzerindeki hakimiyeti su götürmezdi ve akıncı birlikleri Girit ile Sicilya'ya dek yelken açtı. Bizanslılarca baskı ve zulüm gören mahalli Hristiyanlar (ekseriyetle Kıptiler, Monofizitler ve Yakubiler), yeni Müslüman efendilerinin Bizans İmparatorluğu'na karşı mücadelesine yardım etmekten çekinmedi.
Kuzey Afrika şeridinin Trablus'un ötesindeki bir kısmı, Sufetula Muharebesi'nde (647) Bizanslılara karşı kazanılan kesin zaferi takiben teslim alındı. Sasani (Pers) cephesinde, İmparator III. Yezdigirt (624-651), 651'de Merv'de bir yerli tarafından öldürüldü. Onun vefarı, Pers İmparatorluğu'nu daha da dağıttı ve doğudaki Sasani eyaleti Horasan'ın (651-653) boyunduruk altına alınmasını sağladı; imparatorluk, Sind'i (günümüz Pakistan'ı) de içine alacak kadar doğuya doğru uzandı. Suriye sınırları da bütün Ermenistan'ı kapsayacak kadar genişledi (653-655).
Hz. Osman'ın askeri muvaffakiyetleri, bir istisna dışında her bakımdan fevkaladeydi: mali açıdan. Hz. Ömer'in ihtiyatlı siyasetine rağmen yayılmacı politikası, büyük miktarda savaş ganimeti getirmişti; ne yazık ki aynı şey bu fetihler için geçerli değildi. Hz. Osman'ın askeri seferleri devletin gelişmesi için gereken sayıya ulaşamadı.
Halifeye Karşı İsyan
Kendisine karşı kayırmacılık iddiaları imparatorluk sathında yaygındı ve Peygamber'in bazı önde gelen sahabeleriyle yaşadığı anlaşmazlıklar da halkı skandalize ediyordu. İtibarı, asılsız küfür suçlamalarıyla daha da zedelendi. Ancak tabuta çakılan son çivi, bir imparatorluğu idare etmenin muazzam maliyetiyle çakıldı: devamlı büyüyen bir orduya verilen düşük maaşlar, zayıf ticaret, hızla artan enflasyon ve diğer sosyoekonomik meseleler, Hz. Osman'ın canını fazlasıyla sıktı.
Bu zorlu zamanlarda Hz. Osman, kabiliyetsiz ve yozlaşan yapısı yüzünden vazifeden azlettiği Mısır fatihi ve valisi Amr bin As'ı (h. y. 573-664) buldu; Amr bin As, bilhassa Mısır'da Halife'ye karşı muhalefeti körükledi. Kendisine karşı bu kadar çok gücün faaliyet göstermesiyle, garnizon şehirlerinde gömülü olan yeraltı öfkesi patlak verdi ve önce Mısır'ın Fustat şehrinde, ardından Irak'ın Kufe ve Basra kentlerinde isyan bayrakları dikildi. Binlerce kişiden oluşan asiler, onun merkezi Medine'ye yürüdüler ve Hz. Osman'ın meseleleri çözme teşebbüsleri neticesiz kaldı.
Hz. Osman, memleketinde destek eksikliğiyle karşı karşıya olmasına rağmen, savaşta tecrübeli ve sadakatli Suriye ordusunu isyancıları ezmek için kullanabilirdi. Suriye valisi Muaviye (602-680) onun kuzeniydi ve selefinin zamanında bu vazifeyi kazanmıştı. Bir müfreze göndermeye istekliydi, ancak Hz. Osman bunu yasaklamıştı. Muaviye ondan Şam'a taşınmasını istediğinde, peygamberinin ve dostunun yaşadığı ve öldüğü şehri terk etmeyi reddetti. Yaşlı adamın meseleyi sulhe dayalı bir şekilde çözmek istediği açıktı, ama hasımları için aynı şey söylenemezdi. Asi liderler Halife'ye giderek şikayetlerini (ekseriyetle maddi) ona ilettiler. Hz. Osman, elzem istişarelerin ardından adil bir karara varacağına söz verdi ve geri çekilmelerini istedi.
Hainler önce ayrıldı ama kısa zaman sonra geri döndü ve Fustat'a yazılmış, şehir valisine döndüklerinde adamları idam etmesini emreden bir mektubu ele geçirdiklerini iddia etti. Şaşkına dönen Halife, mektubun sahte olduğuna yemin etti, ancak adamlar ikna olmadı. Hz. Osman'ın yardımcısı Mervan bin Hakem (h. y. 623/626-685, daha sonra Emevi Halifesi'nin I. Mervan'ı), sahtekârlığıyla bilinen ve Osman'ı birçok kötü karar almaya ikna eden kişiydi ve bu fiyaskoda en büyük suçluydu ve Osman'ın katledilmesini temin etmiş olabilirdi. Hz. Osman'dan halifelik koltuğundan çekilmesi istendiğinde, Tanrı'nın ona bahşettiği bir şeyi bırakmayacağını söyledi ve bunu söyledikten sonra evine girdi.
Vefat ve Sonrası
Asiler onu katletmek üzere karar kılmıştı ve evinin ön girişinin korunduğunu görünce arka duvardan içeri girdi. Yaşlı halifeyi Kur'an okurken buldular ve onu yere serdiler. Hz. Osman'ın karısı Naile, kocasını korumak için cesurca koştu ve çıplak elleriyle onu korudu, ancak parmaklarının birçoğu kesildi. Hz. Osman'ın kanı Mukaddes Yazılar'ın üzerine akarken ve bedeni yerde cansız yatarken, saldırganlardan biri kılıcını kaldırıp cesedini kesti. Bunu gören eşleri (o sırada yanında olan ikisi) ölü kocalarının üzerine atılıp feryat etti. Başka bir şey yapamayan asiler, hanesini yağmaladılar ve hatta çıkarken kadınların örtülerini bile çaldılar.
Hz. Osman'ın bedeni, gecenin karanlığında gömülmeden önce üç gün boyunca evinin zemininde yattı. Onun vefatı, İslam ümmetinde derin çatlaklar yarattı ve ümmeti ilk iç savaşına, yani Birinci Fitne'ye (656-661) sürükledi. Suriye ve Osman'ın valisi Muaviye, intikam talep etti ve daha azına razı olmayı reddetti. Bir sonraki halife Ali bin Ebu Talib (656-661) ise kendini derinden bölünmüş bir ümmetin idarecisi olarak buldu ve Muaviye'nin taleplerini hemen yerine getiremedi çünkü bir başka ayaklanmaya daha tahammülü yoktu. İki taraf arasında kısa zamanda çatışma çıktı ve rekabet ancak 661'de, Hz. Ali'nin kendi partisinden ayrılan bir grup hain, yani Hariciler tarafından katledilmesiyle sona erdi.
Netice
Hz. Osman'ın hayırseverliği, Muaviye'nin onun vefatının intikamını almak üzere bayrağı altında toplanan kitlelerden de anlaşılacağı gibi, cemaatteki birçok kişiye ilham verdi. Lakin, pek çok sevimli hususiyetine rağmen, liderlik mücadelesinin üstesinden gelemedi. Aceleci kararları, mantıksız müsamahası ve safdil yapısıyla birleşen akrabalarını tutması, vazife müddeti boyunca onu rahatsız etti. Sünni ve Şii kaynaklar, onun karakteri hakkında çok farklı tablolar çiziyor; hakikat ise sıklıkla çoğu şeyde olduğu gibi, bu iki uç noktanın arasında yer alıyor: Hz. Osman, azametli bir dindarlığa sahip olsa da, akrabasını tutmaya meyilliydi.
Kur'an metnini standartlaştırma kararı, günümüzde dünyanın dört bir yanından insanların benzer biçimde okuması ve metnin kusursuz bir şekilde korunması sayesinde takdir görüyor. Lakin hasımları için bu da, propagandalarını güçlendirmek ve onu küfür sahibi olarak damgalamak için bir fırsattı; vefatından sonra ise onun akılcılığı ispatlandı. Onun vefatı İslam cemaati içinde derin tefrikalara yol açtı ve halifelerin katledilmesinin emsalini oluşturdu.

