Kraliçe Semiramis, küçük yaştaki oğlu III. Adad Nirari'nin olgunluk yaşına gelmesine kadar naip olarak tahtı elinde bulunduran Asur İmparatorluğu kraliçesi olup hikâyesinin tarihi bir kişilik olan güçlü kraliçe Sammu-Ramat (MÖ 811-806) anlatısına dayandığı düşünülen efsanevi bir kraliçedir. Aynı zamanda Shammuramat veya Sammuramat olarak da bilinir. Herodot, Diodorus ve Plutarch (Plütarkos) gibi antik dönem Yunan ve Roma tarih yazımı çalışmalarıyla bilinen birçok tarihçiler kraliçe Semiramis'e atıfta bulunmuşlardır.
Semiramis, Yeni Asur İmparatorluğu kralı V. Shamshi-Adad/Samşi-Adad'ın (dönemi MÖ 823-811) eşiydi. Kocasının ölümü ardından küçük yaşta olan oğlu III. Adad-Nirari reşit yaşına gelinceye kadar imparatorluk yönetim işlerini üstlenmiş ve zamanı geldiğinde tahtı oğluna devretmiştir. Asurolog tarihçi yazar Gwendolyn Leick'e göre "Semiramis, daha yaşarken zaten büyük bir güç kazanmış ve ölümünden sonra da büyük bir şöhret sahibi olmaya devam etmiştir. Dönem ile ilgili kayıtlara bakıldığında, Asur sarayında kayda değer bir etkisinin olduğu açıkça görülüyor." (155) Bu durumu, kocasının ölümünden sonra imparatorluk tahtındaki konumunu nasıl koruyabildiğine dair açıklama getirir nitelikte. Asur İmparatorluğunda kadınların yönetim faaliyetlerinde yetki sahibi olmalarına izin verilmezdi; dolayısıyla iktidar gücünü ele geçirip elinde tutabilecek kadar güç sahibi olmasaydı, kadın bir hükümdar olarak varlığı zaten düşünülemezdi.
Ne vark ki, kraliçe Sammu-Rammat'ın saltanat dönemine ilişkin asıl sorun tam da bu husus olmaktadır: İcraatları ve ve bu icraatları nasıl gerçekleştirdiği hakkında çok az bilgi bulunuyor. Hatta bazı araştırmacı tarihçiler nezdinde sadece "bir kitabede saray hanımı" olarak anılması dışında hakkında kesin hiçbir şey bilinmiyor, MÖ 8.yüzyıldan kalma, pek de tanınmayan Asurlu bir kadın (rbedrosian.com 2) şeklinde söz ederler. Yine de görülen o ki, kraliçe Semiramis bundan çok daha fazlasıydı. Saltanatına dair geçmişten gelen kayıtlar ne kadar az olsa da, yine de onun selefi hükümdarlarla denk bir konumda olduğunu ve kocasının ölümü ardından krallığı güvence altına aldığını ortaya koymaya yetecek kadar mevcut kanıt bulunuyor.
Semiramis'in Soyu
Kral Samaşi-Adad V; Kral III. Salmaneser'in (dönemi MÖ 859-824) oğlu ve II. Asurnasirpal'in (dönemi MÖ 884-859) torunuydu. Ağabeyinin başlattığı isyan hareketi olmasaydı, başarılı hükümdarlıkları ve askeri seferleri Kral V. Samaşi-Adad'a kendi başarılı hükümdarlığı için gereken istikrarı ve kaynakları sağlamış olacaktı.
Anlaşılan o ki; Kral III. Salmaneser'in büyük oğlu Ashur-danin-pal, tahta geçmeyi beklemekten sıkılmış ve MÖ 826 yılında babasına karşı bir isyan hareketi başlatmıştı. V. Samşi-Adad babasının safında yer alarak kardeşinin isyanı bastırmış, ancak, bu isyanın bastırılması onun altı yılını almıştı. Asur-danin-pal yenilgiye uğradığı zaman Kral V. Samaşi-Adad'ın elinde bulunan kaynakların büyük bir kısmı tükenmiş, Asur İmparatorluğu da zayıflamış ve istikrarsız bir duruma düşmüştü.
Semiramis'in Saltanat Dönemi
Kraliçe Sammu-Ramat, tarihsel kayıtlarda işte bu dönemde karşımıza çıkar. Kral ile hangi yılda evlendiği bilinmemekle birlikte, kocası öldüğü ve tahta çıktığı zaman, ulusuna ihtiyaç duyduğu istikrarı sağlamayı başarmıştır. Tarihçiler, Asur (Assyria) halkı için koşulların son derece belirsiz seyrettiği bir dönemde, bir kadının başarılı yönetiminin – benzeri görülmemiş bir durum olması nedeniyle – bir kral yönetimene kıyasla çok daha büyük bir hayranlık ve huşu uyandırmış olabileceğini öne sürmüşlerdir. Kraliçe, kendi adına bir dikilitaş (obelisk) hazırlatmış, üzerine yazı işlemiş ve Asur kentinde herkesin görebileceği şekilde öne çıkan bir konuma yerleştirecek kadar güçlü olmuştur. Dikilitaş yazısı şöyleydi:
Evrenin Kralı ve Asur Kralı Samşi-Adad'ın kraliçesi, Evrenin Kralı ve Asur Kralı Adad-Nirari'nin annesi, Dünyanın Dört Bölgesi Kralı Salmaneser'in gelini Sammuramat'ın dikilitaşı (stele).
Kraliçe Sammu-Rammat'ın salatanat dönemi sırasında tam olarak nelerin yapıldığı bilinmemekle birlikte, çeşitli inşaat projelerini başlattığı ve askeri seferlere bizzat liderlik etmiş olabileceği anlaşılıyor. Akademisyen tarihçi yazar Stephen Bertman, kraliçenin saltanat dönemine ilişkin bilinenlerin (hepsi olmasa da) büyük bir kısmı tek bir paragraf ile şöyle özetlenebilir diye yazar:
Semiramis (Sammuramat), Kral V. Samaşi–Adad'ın eşi ve kendisinden sonra tahta geçen Kral III. Adad-Nirari'nin annesiydi. Eşine en az bir askeri seferde eşlik ederek sıra dışı bir adım atmış ve kraliyet kitabelerinde önemli bir yer almıştır. Daha sonraki dönemlerde yaşamış Yunanlı tarihçilerin biyografisine ekledikleri abartılı unsurlar ile güzelliği, acımasızlığı ve cinsel arzu konularıyla efsaneleşerek Asur'un en ünlü kraliçesi haline gelmiştir (102).
Bu dönemden sonra gelen tarihçi yazarların yazdıkları "abartmalar/güzellemeler", bu tarihi şahsiyet kraliçenin kişiliğini büyük ölçüde gölgelemiştir. Öyle ki, verilen bazı en uç örneklerin haricinde, efsane konusunu gerçek bir konudan ayırt etmek güçtür. Kocası öldükten sonra askeri seferlere bizzat liderlik etmeye devam ettiği de anlaşılıyor. Saltanat döneminin büyük bir kısmına dair iddialarda olduğu gibi, bu konuda da sorgulama yapılmıştır.
Her ne yapmış olursa olsun, ülkesinde yaşanan bir iç savaşın ardından imparatorluğu istikrara kavuşturmuş ve oğlu tahta çıktığı zaman ona büyük ve güvenli bir devlet bırakmasını sağlamıştır. Medleri yenip topraklarını ilhak ettiği, muhtemelen Ermeni toprakların da fethettiği ve tarihçi Herodot'un verdiği bilgiye göre, onun döneminde hala ününü koruyan Fırat Nehri üzerindeki Babil setlerini inşa etmiş olabileceği bilgisi vardır. Ancak, saltanat döneminden sonraki yıllarda, bunların dışında gerçekleştirdiği diğer icraatları efsaneler ile iç içe geçmiştir. Tarihçi yazar Susan Wise Bauer bu konuyu şöyle yazarak değerlendirmiştir:
Babil prensesi Sammu-Rammat, iktidar sahnesine adım atmıştı. Asur tahtında bir kadın; bu daha önce hiç görülmemiş bir durumdu ve Sammu-Rammat bunun gayet iyi farkındadydı. Kendisi için diktirdiği dikilitaş/Stele, onu dönemin Asur karllarının her biriyle ilişkilendirmek için özel bir çaba arfeder. O, sadece Samşi-Adad'ın kraliçesi ve Adad Nirari'nin annesi olarak değilk, aynı zamanda "dört bölgenin kralı Salmaneser'in gelini" olarak da anılır. Sammu-Rammat'ın iktidar gücünü elinde tutuş tarzı o denli çarpıcı olmuştur ki, bu durum tarih sahnesine daha yeni çıkan bir halkın uzak tarihsel belleğinde bile yankı bulmuştur. Yunanlılar onu hatırlamış ve kendisine Yunanca bir isim olan Semiramis ismini vermişlerdi. Yunan tarihçi Ktesias, onu bir balık tanrıçasının kızı olduğunu, güvercinler tarafından büyütüldüğünü, Asur kralıyla evlenip Ninyas adında bir erkek çocuk dünyaya getirdiğini anlatır. Kocası oldüğü zaman Semairamis, haince bir hamle yaparak tahtı ele geçirmiştir. Bu kadim hikâye, efsanevi kraliçenin oğlu Ninyas'ın isminde Adad-Nirari'nin adının bir yansımasını barındırır, üstelik bu, Sammu-Rammat'ın iktidarı pek de meşru olmayan yollarla ele geçirdiğine işaret eden tek hikâye de değildir. Bir diğer Yunan tarihçi Diodoros ise bize, Semiramis'in kocasını, iktidarı ne kadar iyi yönetebileceğini görmesi için kendisine sadece beş günlüğüne davretmeye ikna ettiğğni anlatır. Kocası bunu kabul ettiğinde, Semiramis onu idam ettirmiş ve tacı kalıcı olarak ele geçirmiştir. (349)
Semiramis'in Asur Kralı Ninyas (aynı zamanda Ninus olarak da bilinir) ile evliliğine dair bazı efsaneler, kraliçenin saltanat dönemine ilişkin daha pek çok anlatıya ilham kaynağı olmuştur. Germen kökenli bir kabile olan Treveri kabilesini konu alan "Gesta Treverorum" (MS 12.yüzyıl) adlı esere göre, Kraliçe Semiramis antik Germen toprakları üzerinde de nüfuz sahibi olmuştur. Anlatıla gelen hikâyeye göre Kral Ninyas'ın, daha önceki bir evliliğinden Trebeta adında bir oğlu olmuştur. Kralliçe Semiramis üvey oğlundan nefret ediyor ve ailesine bir tehdit olarak görüyordu. Kral Ninyas/Ninus'un ölümü ardından Semiramis onu sürgüne göndermiş veya Trebeta - can güvenliğinden endişe ederek – bir grup taraftarıyla birlikte Asur topraklarını terk ederek Germen topraklarına gelip yerleşmiş ve en nihayetinde gelişen zamanla Roma İmparatorluğu en büyük şehirlerinden biri haline gelecek olan Trier şehrinin ilk kuruluş çalışmalarını gerçekleşmiştir.
Tarihçi Diodorus Siculus gibi diğer antik dönem yazarları kaynaklarında da Kraliçe Sammu-Ramat saltanatına dair daha eski anlatılar, Sümer panteonu Astarte ve İştar/İnnana gibi tanrıçalarla iligili mitos ve efsaneler ile harmanlamış gibi görünüyor. Öyle ki; geçen zamanla birlikte bu tarihi bir şahsiyet, mitolojik ve yarı ilahi bir figür Semiramis kişiliğine dönüşmüştür. Ancak, bu teori aynı zamanda tartışmalıdır; zira Sammu-Ramat tanımlamasının sonradan ortaya çıkan Semiramis figürüyle hiçbir ilgisi olmadığını öne süren tarhiçiler olduğu gibi onun hiçbir zaman naip sıfatıyla hüküm sürmediğini iddia eden tarihçiler de vardır.
Bir örnek vermek gerekirse; tarihçi Wolfram von Soden şöyle bir açıklama yapar: "Yunan Edebiyatında Semiramis şeklinde yer alan Sammu-Rammat'ın MÖ 810 yılından sonra geçici bir süre naiplik yaptığı konusu kesin olarak kanıtlanamaz" (67). Asuroloji alanında çalışmalar yapan tarihçi yazar von Soden bu görüşünü savunmada yalnız değildir; yazar Susan Wise Bauer gibi diğer tarihçiler de Kraliçe Sammu-Ramat'ın sadece Asur İmparatorluğunu yönetmekle kalmayıp aynı zamanda Kraliçe Semiramis kişiliğini çevreleyen miotos ve efsanelere de ilham kaynağı olduğu yönündeki iddilarında aynı derecede ısrarcı olmuşlardır.
Edebiyat'ta Semiramis
Kraliçe Semiramis, antik dönem tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri olmaya devam ediyor. Özellikle de Hıristiyan bir din âlimi olan Alexander Hislop'un, Kraliçe Semiramis kişiliğini Kutsal Kitap Eski Ahit, Vahiy Kitabı 17. bölümünde geçen "Babil Fahişesi" kavramı ile ilişkilendirdiği "The Two Babylon" (İki Babil) adlı kitabının yayınlamasından (ilk baskı 1853, daha sonra popüler bir baskı 1858 yılında) bu yana Semiramis kişiliğinin bu tartışmalı konumu daha da pekişmiştir. "The Two Babylon" adlı eserin açıkça Katolik karşıtı bir propaganda niteliği taşımasına, Kutsal Kitap'ta da yer alan ve de tarihsel gerçeklere dayalı herhangi bir doğruluk iddiası bulunmayan bazı bilgilerin bu eserin konusu olmasına rağmen, Protestan Hristiyan kitaplarının yazılmasında konuyla ilgili otorite kaynağı olarak referans gösterilmeye devam edilmekte ve böylece Kraliçe Semiramis hakkındaki tartışmalı konulara katkıda bulunmaya devam edilmektedir.
The Two Babil kitabından, Kutsal Eski Ahit Kitabına dayalı anılan yanlışlıklara sadece iki örnek vermek gerekirse; Yaratılış Kitabının 10. bölümümde aslında böyle bir ifadenin yer almamasına rağmen Semiramis'in Nemrut'un karısı olduğu iddia edilmekte ve adı Kutsal Kitabın hiçbir bölümünden böyle anılmadığı halde Babil Fahişesi olduğu konusunda ısrar edilmektedir. Bu eserde yer alan tarihsel yanlışlıklar sayılmayacak kadar çoktur. Yine de sözkonusu bu kitap, belirli okuyucu kitlesi üzerinde ve onların gerek antik tarihsel genel anlayışı gerekse özel olarak Kraliçe Semiramis hakkındaki anlayışı üzerinde güçlü bir etki yaratmaya devam etmektedir.
Asur Kraliçesi Sammu-Ramat anlatısının, Kraliçe Semiramis için bir esin kaynağı olup olmadığı konusu, genellikle çelişkili tezleri desteklemek amacıyla aynı antik dönem kitabelerini referans alan modern dönem tarihçileri arasında tartışılmaya devam etmekte ve bu tartışmanın yakın zamanda bir sonuca bağlanması da pek olası görünmemekte. Yine de, Asur Kraliçesi Sammu-Ramat'ın saygın bir şehir olan Asur'da kendi dikilitaşını (anıttaşı) diktirebilmiş olması gerçeğinden yola çıkacak olursak, onun daha sonraki nesillerce Semiramis adıyla son derece etkileyici ve güçlü bir Asur kraliçesi olarak anılması anlaşılır bir durumdur.
