Fransa'nın Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na (1775-1783) müdahalesi, yalnızca harbin gidişatında değil, aynı zamanda Fransa için kritik bir an olarak da mühimdi. Fransa'nın savaşa müdahalesi, gidişatı Amerikalılar lehine çevirmeye yardımcı olurken, bunun yarattığı borç, daha sonraki Fransız İhtilali'ne (1789-1799) katkıda bulunacaktı.
Fransa ve Büyük Britanya arasındaki gerilim asırlardır vardı ve Fransa'nın Yedi Yıl Savaşları'nda (1756-1763) yaşadığı utanç verici mağlubiyetle bu daha da kötüleşmişti. Amerikan yanlısı hislerin yükselişi ve Fransız tarihinin büyük kahramanlarına duyulan nostalji, Fransız halkının savaş arzusunu körüklerken, Kral XVI. Louis (hükümdarlık dönemi 1774-1792) hükümeti, savaşı, Fransa'nın yenilgisinden sonra kaybedilen prestij ve kuvvetin bir kısmını geri kazanmanın ideal bir yolu olarak görüyordu.
Fransa ve Amerikalı müttefiklerinin zaferi, 1783'te Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla pekiştirildi ve Fransa'nın büyük bir askeri güç olarak statüsünü yeniden teyit etti ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsızlığını sağladı. Ancak Fransa'nın müdahalesi, maliyesine büyük zarar verdi ve bu mesele, hükümetinin çözemediği bir problem olarak ortaya çıktı. Bu borçtan kaynaklanan meseleler ve devam eden devlet harcamaları, Fransız Devrimi'nin ve Fransa'nın Ancien Régime'inin devrilmesindeki en acil sebeplerden bazılarıydı.
Vatanseverler ve Siyaset
Yedi Yıl Savaşları'nın 1763'te sona ermesinin uzun vadeli etkileri olacak ve bunlar 18. asrın geri kalanına ve hatta dünya tarihinin akışına tesir edecekti. Bu tesirlerden biri, İngiliz hükümetinin savaşı kazanma sürecinde üstüne aldığı borçların doruk noktasına ulaşmasında görülebilirdi. Bu borcu ödemek üzere İngiliz Parlamentosu, 1760'ların geri kalanında ve 1770'lerin başlarında on üç Amerikan kolonisine bir dizi farklı vergi koydu. Parlamentonun bu vergileri koymasındaki sebeplerden biri, savaşın bu kolonileri müdafaa için başladığı ve savaşın neticelerini bedelini bu kolonilerin ödemesi gerektiğiydi. Amerikan halkının, bilhassa da toprak sahibi sınıfın bu vergilere karşı mukavemeti, 1775'te Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın patlak vermesine önemli ölçüde katkıda bulunan bir faktördü.
Yedi Yıl Savaşları'nın sona ermesinin ikinci bir etkisi, mağlup olan ülke Fransa'da görülebilirdi. 1763 barışı, Fransa'yı Kuzey Amerika'daki müstemleke mülklerinin büyük bir kısmından, en mühimi de Kanada kolonisinden mahrum bırakmıştı. Kanada'nın Britanya'ya devredilmesi, koloninin son yıllarda bir tür mali yük haline gelmesi yüzünden çok büyük bir kayıp değildi, ancak Fransa'nın büyük bir güç olarak statüsüne ve prestijine verilen zarar bir meseleydi. Yedi Yıl Savaşları, Fransa ile Britanya arasında 1689'a kadar uzanan bir dizi savaşın sonuncusuydu. Bazı modern tarihçiler bu savaşları İkinci Yüz Yıl Savaşları (1689-1815) olarak adlandırır. Bu sebeple, bilhassa Fransa'nın Britanya karşısındaki mağlubiyeti utanç vericiydi ve birçok Fransız memur, Britanya'dan intikam almak için bahane aramaya başladı.
XVI. Louis'in (1754-1793) 1774'te Fransa tahtına çıkmasıyla bu bahane ufukta belirdi. Britanya ile on üç kolonisi arasındaki gerilim neredeyse doruk noktasına ulaşmıştı ve Louis'in nazırlarının çoğu yaklaşan savaşa katılmak istiyordu. 1776'da, düşmanlıkların patlak vermesiyle koloniler istiklallerii ilan ederken, Fransa Dışişleri Bakanı Kont de Vergennes (1719-1787), "İlahi Takdir, İngiltere'nin aşağılanması için bu anı belirledi" diyerek tecrübesiz ve henüz 22 yaşında olan yeni kralı müdahale etmek için ikna etmeye çalıştı (Doyle, 66).
Vergennes gibi adamların şahin temayüllerinin, tarafsız ve hesaplı bir iktidar mücadelesinden kaynaklandığı iddia edilebilirken, aynı şey Fransız halkı için söylenemezdi; çoğu Amerikan Devrimi'nin maksatlarını içtenlikle destekliyor ve Britanya'dan intikam almak istiyordu. Fransız aristokrat çevrelerindeki birçok kişi, Amerika'ya zaten romantik bir bakış açısıyla nazar ediyor, onu Eski Dünya'nın alaycılığından ve kırılganlığından ayrı, yenilenmiş bir cemiyet olarak görüyor, yerleşimcilerinin de çok beğenilen masumiyet ve hürriyet vasıflarına sahip olduğunu düşünüyordu. Thomas Jefferson'ın (1743-1826 yılları arasında yaşamış) Amerikan İstiklal Beyannamesi'nde ortaya koyduğu hayat, hürriyet ve saadet arayışına dair taahhütler, Fransa'da oldukça popüler hale gelen benzer Aydınlanma ideallerine işaret ediyordu.
George Washington (h. 1732-1799) gibi Amerikan liderleri Fransızlar arasında büyük hayranlık uyandırıyordu, ancak belki de hiçbir Amerikalı, Amerika'nın Fransa büyükelçisi Benjamin Franklin (h. 1706-1790) kadar meşhur değildi. Yeni Dünya'nın bir hürriyet ve masumiyet mahalli olduğu şeklindeki Fransız klişesini destekleyen Franklin, saray davetlerine karşı gösterişsiz kahverengi bir ceket giydi ve kunduz şapkası takmaya başladı. Fransız elitleri arasında bilimsel öğrenmeye duyulan açlığın farkında olan Franklin, bilimsel bir zihin olan ününe yaslandı ve kısa zaman sonra günlüğü Poor Richard's Almanack Fransızcaya tercüme edilmeye başlandı. Franklin'in münevver, tahsilli ve şatafatsız Amerikalı imajı, Fransız halkına tam da istediklerini verdi. Franklin ününün zirvesindeyken, Paris'teki evinden dışarı çıksa bile, etrafı hayran kitlesiyle çevrili olurdu. Bebekler, enfiye kutuları ve mürekkep hokkaları üzerinde görülen resmi, bir süre kralınkinden daha tanınırdı.
İstiklal Savaşı başladığında, Fransızlar, Amerikanların İngilizlere karşı kazandığı zaferleri anan gravürlerle desteklerini göstermeye başlarken, Fransız sosyetesi kısa zamanda 13 koloniyle dayanışma içinde 13 rakamını fetişleştirmeye başladı; 13 kişilik gruplar halinde bir araya gelir, her biri 13 koloniden birinin amblemini takar ve ardından Amerikan zaferine 13 kadeh kaldırırlardı.
Fransa'da savaşa verilen halk desteği, kendi yurtseverliğinin yeniden canlanmasından kaynaklanıyordu. Fransa'da birçok kişi, 1763'teki mağlubiyete nostaljik bir şekilde tarihi Fransız kahramanlarına dönerek başa çıktı. Fransa Kralı IV. Henry (hükümdarlığı 1589-1610) ve Jeanne d'Arc (1412-1431) gibi kişilikler, nefret ettikleri İngilizlerle savaşırken hayatını feda eden Marquis de Montcalm (1712-1759) gibi daha yeni kahramanların yanı sıra, favori adlardı. Bilim insanı Simon Schama'nın ifadesiyle, bu tür kişilikleri yücelten tarih antolojisi Portraits des Grands Hommes Illustres de la France'ın neşri, "yeni ve yalnız Fransızlara mahsus bir kahramanlar panteonu" yarattı (Schama, 32). Yükselen yurtseverlik ve İngiliz aleyhtarı duygular sahnede de görülebiliyordu; oyun yazarı Pierre de Belloy'un 1765 tarihli oyunu Calais Kuşatması, işgalci İngilizlerin gazabına karşı hayatlarını feda eden Fransız şehitlerini tasvir ediyordu. İngilizleri kötü adam olarak gösteren bu oyun, ilk gösteriminde 19.000 seyirci çekerek büyük bir alaka uyandırdı.
Vergennes gibi Fransız nazırların ve halkın bu eyleme olan tutkusuna rağmen, müdahalenin kötü bir düşünce olduğunu düşünenler hâlâ vardı. Fransız Başkomiser Anne-Robert Jacques Turgot, Fransa'nın önceki savaşlarının getirdiği borç yükünün farkındaydı ve Fransa'nın başka bir savaşı mali açıdan kaldıramayacağını öngörmüştü. Turgot, 1776'da Vergennes'in Amerika'ya planlı müdahalesini kınadı ve böyle bir savaşın finansal reform ümidini kalıcı olarak yok edeceği uyarısında bulundu. "İlk silah sesinin devleti iflasa sürükleyeceğini" öngördü (Doyle, 66). Turgot'nun kehanetvari uyarıları duymazdan gelindi ve Mayıs 1776'da vazifeden alındı.
Amerikalılara Yardım Etmek
1776'da, 13 koloninin idare organı olan Kıta Kongresi, Connecticutlu avukat Silas Deane'i Fransız desteği için müzakere etmek üzere Paris'e gönderdi. Deane, Vergennes ile görüşerek Amerikalıların teoride İngilizleri yenebilecek kadar adama sahip olduğunu, lakin mühimmat, silah ve paraya ihtiyaçları olduğunu söyledi. Bunu İngilizlerle savaşmanın nispeten düşük maliyetli bir yolu olarak gören Vergennes, Yedi Yıl Savaşları'ndan kalan üniformaları, mühimmatı ve fazla Fransız silahlarını tütün, pamuk ve balina yağı gibi Amerikan mahsulleri karşılığında Amerikalılara gizlice aktarmak için özel bir ticaret şirketi kurdu.
George Washington kumandasındaki Amerikalılar Long Island Muharebesi'nde mağlubiyete uğrayınca, Kongre bu yardımın kifayetsiz olduğunu fark etti ve Deane'i daha şümullü bir Fransız ittifakı için müzakere etmek üzere Vergennes'e geri gönderdi. Britanya ile açık bir savaşa giremeyen Vergennes, Fransız subaylarını Amerikan birliklerini eğitmeleri için göndermeyi kabul etti; mukabilinde bu subaylara Kıta Ordusu'nda yüksek mevkiler verilecek ve Washington'ın yerine bir Fransız generalissimo vazfielendirilecekti. Vergennes'in böyle bir kumanda için aklındaki kişi, Kıta Ordusu'nda değerlendirilmek üzere Deane'e sunulacak subayların bir listesini hazırlaması emredilen 2. de Broglie Dükü Victor-François'ydı. De Broglie tarafından Deane'e tavsiye edilen subaylardan biri de genç ve haris bir aristokrat olan Gilbert du Motier, Marquis de Lafayette'ti (h. 1757-1834).
Vergennes'in Amerikalılara yardım etme hususundaki gizli planına, Turgot'nun uyarısını hatırlayan ve Britanya ile savaşı kışkırtmaktan hâlâ çekinen XVI. Louis ilk başta karşı çıktı. Vergennes, Fransa'nın her ne pahasına olursa olsun Britanya'yı yenmesinin vazifesi olduğunu müdafaa ile krala şunları hatırlattı:
İngiltere, Fransa'nın tabii düşmanıdır... Siyasetindeki değişmez ve en değerli gaye, Fransa'nın yıkılışı olmasa bile, en azından devrilmesini, aşağılanmasını ve mahvolmasını sağlamak olmuştur... İngiltere'nin gücünü ve büyüklüğünü zayıflatmak için her yol... adil, meşru ve hatta elzemdir. (Unger, 19)
Kral, nazırının sözlerinden ikna oldu ve planı tasdikleyerek yön değiştirdi, ancak Vergennes'in planı, İngiliz ajanlarınca keşfedildiğinde kısa zamanda suya düşecekti. Fransız subayların Amerika'ya gitmesine izin verilmesi halinde savaşla tehdit edilen XVI. Louis geri adım attı. Kralın daha sonra herhangi bir Fransız subayının hapis cezasıyla Amerika'ya yolculuk yapmasını yasaklayan kararnamesine rağmen, Lafayette Victoire adlı gemiyle Fransa'dan gizlice kaçtı. Kolonilere vardığında Lafayette, Kıta Ordusu'nda tümgeneral rütbesine layık görüldü ve harp sahasındaki muvaffakiyetleriyle ün kazanarak Washington'ın sağ kollarından biri oldu. Diğer Fransız subaylar da aynı yolu takip etti, ancak Vergennes'in Washington'ı de Broglie ile değiştirme planı, Washington'ın hızla tekrar popülerlik kazanmasıyla hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Lafayette'in kahramanlıkları, halkın harp arzusu ve Franklin ile Vergennes gibi adamların ikna çabaları, XVI. Louis'yi kısa sürede savaşa daha da yakınlaştırdı. Amerikalıların 1777'deki Saratoga Muharebesi'ndeki şaşırtıcı zaferinin haberi geldiğinde, Fransa'da Amerikan Devrimi'ne duyulan coşku yeniden canlandı ve Louis sonunda Vergennes'e Amerikalılarla askeri bir ittifak görüşmesi yapma izni verdi.
Bourbon Savaşı
Fransa'yı Amerikan Savaşı'na dahil etme hedefine nihayet ulaşan Vergennes harekete geçti. 6 Şubat 1778'de Fransa, Amerika Birleşik Devletleri'nin istiklalini tanıdı ve onunla bir İttifak Antlaşması imzaladı. İspanyol Bourbonları ve Hollanda Cumhuriyeti ile bir ittifak kuran Vergennes, Britanya'yı saldırgan olarak sundu ve bu yeni koalisyonun yalnızca Amerikalıların istiklalini korumak için müdahale ettiğini ilan etti. Mart ayına gelindiğinde Fransa ve Britanya resmen savaş halindeydi. Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın bir parçası olmasına rağmen, bu devirde Britanya ve Fransa arasında yaşanan çatışma, 1778 İngiliz-Fransız Savaşı veya alternatif olarak Bourbon Savaşı olarak da anılmaya başlandı.
Fransa'nın savaşa katılmasının ilk yılları başarısızlıkla neticelendi. Kont d'Estaing kumandasındaki bir filo, 1778 yazında İngiliz kontrolündeki New York açıklarına ulaştı ama limana girip şehre saldıramadı. D'Estaing daha sonra Amerikalılarla birleşip şehri ele geçirmeyi umarak Rhode Island, Newport'a doğru yola çıktı. Saldırı, kötü hava şartları ve Fransız ile Amerikan askerleri arasındaki iş birliği eksikliği yüzünden başarısız oldu. D'Estaing ertesi yıl geri döndü ve bu sefer İngiliz kontrolündeki Georgia, Savannah'a saldırdı. Başarısız bir deniz bombardımanının ardından, d'Estaing bir kara taarruzu başlattı ve bu taarruz da püskürtüldü. Aynı yıl, Lafayette kumandasındaki 30.000 kişilik bir ordunun Manş Denizi'ni İspanyol gemilerinden oluşan bir armada tarafından geçirilmesi planlanan Britanya anakarasını işgal planı, İspanyol mürettebat arasında çiçek hastalığı salgını, fırtınalı hava ve Manş Denizi'ni korumak için harekete geçen bir İngiliz filosu yüzünden engellendi.
1780 yılında, Kont de Rochambeau kumandasındaki 6.000 Fransız askerinin Rhode Island'a ayak basması, vaziyeti önemli ölçüde iyileştirdi. Soylu olması sebebiyle Amerikalılardan emir almayı reddeden d'Estaing'in aksine, Rochambeau aristokrat duygularını bir kenara bırakıp General Washington'ın kumandasına boyun eğdi. Lafayette kumandasındaki bir Amerikan ordusu, Yorktown liman kasabasında daha büyük bir İngiliz ordusunu tuzağa düşürdükten sonra, Washington ve Rochambeau avantajlarını korumak için birlikte çalıştı; Washington, Lafayette'i takviye etmek için karadan ilerlerken, bir Fransız donanması İngilizleri denizden kesti. Bu İngiliz ordusunun Ekim 1781'de teslim olması, Kuzey Amerika'daki savaşı fiilen sona erdiren belirleyici an oldu.
Mamafih, Fransa, İspanya ve Hollanda'nın katılmasıyla savaş global bir boyuta ulaştığında, Kuzey Amerika cephesi birçok cepheden biri oldu. 24 Haziran 1779'da, Fransa ve İspanya'nın birleşik Bourbon orduları, Cebelitarık'ta İngilizleri kuşattı. Kuşatma, Yorktown'da Kuzey Amerika cephesinin belirlenmesinden çok sonra da devam etti ve Cebelitarık'a yönelik son büyük çaplı saldırı Eylül 1782'ye kadar gerçekleşmedi. Kuşatma, Şubat 1783'e kadar kaldırılmadı.
Savaş, iki büyük gücün hâlâ kolonilerinin bulunduğu Karayipler ve Hindistan'a da sıçradı. Yorktown zaferinin ardından Fransız donanması, Batı Hint Adaları'nda Dominika, Grenada, Saint Vincent ve Tobago'yu ele geçirdi ve sonunda Nisan 1782'de Saintes Muharebesi'nde bir İngiliz filosunca durduruldu. Bu deniz muharebesi, Britanya'nın savaş sırasında Fransızlara karşı kazandığı en büyük zafer olarak kabul edildi. Hindistan'da, Britanya ve Fransa arasındaki çatışma, Britanyalıların Fransa'nın müttefiki Mysore Krallığı'nın peşine düşmesine ve 1778'de İkinci İngiliz-Mysore Savaşı'nın başlamasına neden oldu. Temmuz 1783'te başlayan Cuddalore Kuşatması, savaşın son eylemlerinden biriydi ve ancak ön barış görüşmelerinin duyurulmasıyla sona erdi.
Çatışma dünyanın birçok farklı yerinde sürerken, daha fazla fona ihtiyaç giderek daha da hayati hale geldi. Bu fonları sağlama vazifesi, 1776'da XVI. Louis'in Hazine Müdürü olarak tayin edilen Cenevreli bankacı Jacques Necker'a (öl. 1732-1804) düştü. Vergileri artırmamaya kararlı olan Necker, Fransa'nın savaşa müdahalesini kredilerle finanse etti. 1777 ile 1781'deki istifası arasında 520 milyon livre kredi alarak, zaten borcu bol olan bir devlete daha fazla borç yükledi. İstifasının ardından halefi Joly de Fleury, vergileri artırma mecburiyetinde hissetti ve 232 milyon livre daha topladı. Eylül 1783'te savaşın sona ermesiyle Fransa, İngilizlerle savaşmak için 1,6 milyar livreden fazla para harcamıştı.
Sonrası
1783 Paris Antlaşması'yla, 1763 barışında ele geçirilen toprakların hiçbiri Fransa'ya iade edilmedi. Bağımsızlık Savaşı'nda ele geçirilen bütün topraklar, Fransa'nın elinde tuttuğu Tobago ve Senegal Nehri bölgesinin bir kısmı hariç, asıl sahiplerine iade edildi. İspanya, Florida ve Minorka'yı geri aldı, ancak Cebelitarık İngiliz kontrolü altında kaldı. Amerika Birleşik Devletleri'nin istiklali elbette tanındı ve resmen bir millet haline geldi.
Her açıdan, Fransa'nın hedeflediği her şeyi başardığı görülüyordu. Hem Britanya'yı zor bir durumda hem de 13 kolonisinden mahrum bırakmış, aynı zamanda kuvvetli bir güç statüsünü tekrar kazanmıştı. Savaş esnasında Fransız donanmasının performansından etkilenen Kral XVI. Louis, teorik olarak Britanya'nın gelecekteki bir işgali için üs vazifesi görebilecek olan Cherbourg'daki askeri limanın finansmanına devam etti. Bu, çok az getirisi olacak pahalı bir teşebbüs olacaktı.
Fransa'nın Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na müdahalesinin mirası, büyük bir borç yüküydü. Necker'ın vergileri artırmama politikası onu kamuoyuna sevdirmiş olabilir, ancak devletin mali yükünü hafifletmeye hiçbir katkısı olmadı. Nitekim Necker, Şubat 1781'de Fransa'nın mali halinin Compte rendu au roi (krala rapor) olarak bilinen bir raporunu yayınlayacak kadar ileri gitmişti. Bu raporda, olağan gelirlerin giderleri 10 milyon livreden fazla aştığını bildirmişti. Mamafih Necker'ın raporu, savaşın hakiki maliyetini içeren olağandışı hesapları içermiyordu. Bu rakam eğer neşredilseydi, Fransa önemli bir açıkla karşı karşıya kalacaktı.
Amerikan Devrimi, Fransız halkının zihninde de yer etmeye devam etti. Fransa'da birçok kişi devrimi hâlâ Aydınlanma ideallerinin bir tezahürü olarak görüyordu. Fransa'da yurtseverlik, Amerikan Devrimi'nden önce de yükselişteydi, ancak böyle bir teşebbüsün zaferi, değişimin gerçekten mümkün olduğunun ispatıydı.
Fransa'nın desteği olmadan, Amerikalıların Britanya'ya karşı galip gelebileceği şüpheliydi. Ancak savaşın Fransa üzerindeki tesirleri neredeyse tamamen menfiydi; bir miktar prestij ve şan kazanmasına rağmen, Fransa Britanya'yı istediği kadar zayıflatmadı ve eskisinden 1 milyar livre daha fazla borca soktu. Savaş ve beraberindeki harcamalar, Fransız monarşisi için öldürücü olacaktı; Paris Antlaşması'nın imzalanmasından altı yıldan kısa bir zaman sonra, Fransız maliyesinin sürekli düşüş temayülü, Fransız Devrimi'nin başlamasına yol açacaktı.

