Altın harikulade bir şeydir! Ona sahip olan, tüm arzularını gerçekleştirir. Altın sayesinde ruhlara cennetin kapıları bile açılabilir.
Christopher Columbus
22 Haziran 2005'te, Irak Kürdistanı'ndaki Süleymaniye Müzesi bir çift altın küpe satın aldı ve aynı gün, bu takılara "SM 2892" envanter numarası verildi. Küpeler, 7.000,00 USD tutarındaki makul bir bedel karşılığında satın alınmıştır. Her iki küpenin toplam ağırlığı yaklaşık 48 gramdır ve 24 ayar saflıktadır.
Küpelerin dışbükey ve oyma yüzeyleri. Her bir küpe, yassılaştırılmış bir yarım küre oluşturan dokuz adet ay şeklindeki parçadan oluşur. Çivi yazısı işaretleri, sağ uçtan başlayarak yukarıdan aşağıya doğru dikey bir hat izlemektedir. III. Ur Dönemi, Şulgi Saltanatı, MÖ 2093-2046. Muhtemelen Güney Mezopotamya (günümüz Irak toprakları) kökenlidir. (Süleymaniye Müzesi, Irak).
Her bir küpe; alt ve üst yüzeyleri basık olan, balkabağı ya da mandalina gibi yarı küresel bir meyve formundadır ve ay biçimli dokuz parçadan oluşmaktadır. Bu parçaların iç kısmında dolgu bulunmadığından küpenin iç kısmı boştur. Maksimum ölçüler 5 cm (uzunluk), 2,5 cm (yükseklik) ve 2,5 cm (yarıçap) şeklindedir. Her bir küpenin dış yüzeyi, Akadca çivi yazısı işaretleriyle oyularak süslenmiştir. Metin, her bir ay biçimli parçanın yüzeyine dikey olarak yerleştirilmiş ve bir madalyonun iki yüzü gibi birbirini tamamlayacak şekilde, diğer küpenin karşılık gelen tarafına kopyalanmıştır.
Küpenin üst yüzeyi, merkez noktasında; her biri 0,5 cm çapında olan ve birbirine teğet birleşen üç dairenin oluşturduğu üç yapraklı (trifolyat) bir motif yer alır. Bu üçlü kombinasyon, dış bir çerçeveyle çevrelenmiştir. Kuyumcu, aradaki boşlukları minik altın küreciklerle doldurmuştur. Alt yüzeyin merkezi yaklaşık 0,5 cm çapında çift bir daireden oluşmaktadır, bu iki daire arasındaki boşluk da yine minik altın küreciklerle doldurulmuştur. Bu küreciklerin bir kısmı zamanla kaybolmuş ve yerlerine modern parçalar eklenmemiştir. Üstteki üç yapraklı grup ile alttaki dairesel merkezi birbirine bağlayan 2 mm kalınlığında bir kemer bulunur. Kemerin alt ucu serbesttir ve bu kısmın kullanıcının kulak memesine takılan nokta olduğu anlaşılmaktadır.
Süleymaniye Müzesi tarafından satın alınmasından birkaç yıl sonra, Profesör Farook Al-Rawi çivi yazılı metni translitere etmiştir. Elde edilen bulgular şöyledir: Küpeler, III. Ur Hanedanlığı’nın Neo-Sümer krallarından biri olan Şulgi (MÖ 2093-2046) tarafından tapınak hizmetkârlarının başlarından birine hediye edilmiştir; söz konusu şahsın ismi Khazi'dir.
Metin şöyledir:
Baş görevli -azi, onun hizmetkârı olarak, Ur Kralı Şulgi’nin esenliği için bu küpeleri hanımefendisi Tanrıça Mammetum’a adamıştır.
Mammetum (ya da Mamitu), kader ve yazgı ile ilişkili Akad tanrıçasıdır, meskeni yeraltı dünyasıdır (Akadca: Irkalla ya da Ir-Kalla).
Dolayısıyla bu küpeler 4000 yıllıktır. Kesin buluntu yerleri (provenans) ve kazı tarihleri bilinmemektedir. Güney Mezopotamya'da (günümüz Güney Irak toprakları) bir yerlerde gün yüzüne çıkarılmış gibi görünmektedirler. Herhangi bir müze envanter numarası taşımamaktadırlar. 2003 yılında ABD liderliğinde gerçekleşen Irak işgalinden önce mi sonra mı çıkarıldıkları belirsizdir. Süleymaniye Müzesi tarafından satın alındıklarında, küpeler neredeyse kusursuz bir durumdaydı. Neredeyse saf altından yapılmış, nispeten büyük bir antik Mezopotamya küpe çifti için bu oldukça tuhaf bir durumdur; ciddi bir deformasyona uğramamışlardı. Ayrıca, aynı döneme ait Mezopotomya küpeleriyle karşılaştırıldığında, küpelerin formu ve üzerindeki oymalar bir ölçüde alışılmadık niteliktedir. Nitekim küpelerin özgünlüğü başlangıçta sorgulanmıştır.
Niyan Sabir, Süleymaniye Müzesi laboratuvarında küpeler üzerinde rutin koruma çalışmaları yürütmektedir. III. Ur Dönemi, Şulgi Saltanatı (MÖ 2093-2046). Muhtemelen Güney Mezopotomya (günümüz Irak toprakları) kökenlidir. 18 Ekim 2017; özel fotoğraf.
Küpeler günümüzde Süleymaniye Müzesi’nin başlıca "ikonları" ve "temsil öğeleri" arasında yer almaktadır. Küpeleri ilk kez 2013 yılında fotoğrafladım. O zamandan bu yana onları birçok sosyal medya platformunda ve web sitesinde görsel materyal olarak yayımladım; ancak bu, internette bu altın parçaları özellikle ele alan ilk makaledir.
Tüm bu fotoğraflar daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış özel karelerdir. Çekimlerde Nikon D750 fotoğraf makinesi ve AF-S Nikkor 28-300mm 1:3.5-5.6 G ED VR lens kullandım. Keyifli seyirler!
Birinci Küpe
Bu, birinci küpenin üst yüzeyidir. Sağ alt daire kırılmıştır ve üç yapraklı (trifolyat) grubun tam merkezinde tek bir altın kürecik yer almaktadır; bu yapıyı, ikinci küpedeki karşılık gelen grupla kıyaslayınız. Çivi yazısı metni; her bir parça üzerinde üst yüzeyden aşağıya doğru dikey olarak okunur ve sağdan sola doğru devam eder.
Birinci küpenin alt yüzeyi. Altı altın kürecik kaybolmuştur ve bunlar yeniden tamamlanmamıştır.
Birinci küpenin içteki oyuk yüzeyi. Kazınmış çivi yazısı işaretlerinin bu tarafta nasıl göründüğüne ve kuyumcunun, küpenin "ay biçimli" parçaları nasıl birleştirdiğine dikkat ediniz.
İkinci Küpe
Bu, ikinci küpenin üst yüzeyidir. Çivi yazısı işaretlerinin nasıl kazındığına, dağılımına ve merkeze olan uzaklıklarına dikkat ediniz.
İkinci küpenin alt yüzeyi.
İkinci küpenin içteki oyuk yüzeyi.
Küpe Çifti
Bunlar; her iki küpenin, içbükey kısımları sağa bakacak şekilde üst yüzeyleridir. Karşılık gelen taraflardaki çivi yazısı işaretlerinin birbirinin aynısı olduğuna dikkat ediniz.
Bunlar, her iki küpenin alt yüzeyleridir. Altın kemerin serbest ucu net bir şekilde görülebilmektedir.
Her iki küpe, alt yüzeyleri birbirine bakacak şekilde ayna görüntüsü biçimde yerleştirilmiştir.
Her iki küpe, alt yüzeyleri birbirine bakacak şekilde ayna görüntüsü biçimde yerleştirilmiştir.
2014 ve 2015 yıllarında, Facebook ve Twitter’daki bazı grup ve sayfaların, daha önceki fotoğraflarımdan bazılarını izinsiz olarak paylaşmakla kalmayıp, (her ne sebeple olursa olsun) bu küpelerin Ur Kraliyet Mezarlığı’ndan Pu-Abi’ye ait olduğunu ve Sir Leonard Woolley tarafından bulunduğunu iddia eden bir açıklama metnini kasten uydurup tahrif ettiklerini belirtmek gerekir.
Teşekkürler
Nazik iş birliği ve yardımları için Süleymaniye Müzesi arkeoloğu ve küratörü Bayan Niyan Sabir’e en içten teşekkürlerimi sunarım. Süleymaniye Müzesi müdürü Sayın Haşim Hama Abdullah’a da sürekli ve sonsuz destekleri için özel olarak şükranlarımı sunarım.

