Neolitik Dönem terimi, Taş Devri’nin son evresini ifade eder. Bu terim, 19. yüzyılın sonlarında akademisyenler tarafından ortaya atılmış olup, üç farklı dönemi kapsar: Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik. Neolitik dönem, megalitik mimarisi, tarım uygulamalarının yayılması ve cilalı taş aletlerin kullanımı ile önemlidir.
Kronoloji
Neolitik veya Yeni Taş Devri terimi, en sık olarak tarımla ilişkilendirilir; çünkü bu dönem, tahıl ekimi ve hayvanların evcilleştirilmesinin başladığı zamandır. Tarım, dünyanın farklı bölgelerinde farklı zamanlarda geliştiği için Neolitik dönemin başlangıcı için tek bir tarih yoktur. Yakın Doğu’da tarım yaklaşık MÖ 9000 civarında gelişmiş, Güneydoğu Avrupa’da yaklaşık MÖ 7000, diğer bölgelerde ise daha sonra ortaya çıkmıştır. Hatta belirli bir bölge içinde bile tarım farklı zamanlarda gelişmiştir. Örneğin, Güneydoğu Avrupa’da tarım ilk olarak yaklaşık MÖ 7000, Orta Avrupa’da yaklaşık MÖ 5500, Kuzey Avrupa’da yaklaşık MÖ 4000 civarında başlamıştır. Doğu Asya’da Neolitik dönem MÖ 6000-2000 yılları arasındadır.
Seramik, Neolitik dönemin tarihlendirilmesini zorlaştıran bir diğer unsurdur. Bazı bölgelerde seramiğin ortaya çıkışı Neolitik dönemin bir simgesi olarak kabul edilir, ancak bu görüş Neolitik terimini daha da belirsiz hale getirir; çünkü seramik kullanımı her zaman tarımdan sonra başlamamıştır. Örneğin, Japonya’da seramik tarımdan önce, Yakın Doğu’da ise tarım, seramik üretiminden önce ortaya çıkmıştır.
Tüm bu etkenler, Neolitik dönemin başlangıç noktasını biraz belirsiz hâle getirir. Terimin kökeninin, 19. yüzyılın sonlarında ortaya atılmış bir sınıflandırma sistemine dayandığını (yukarıda detaylandırıldığı gibi) unutmamak ve sınırlamalarını göz önünde bulundurmak gerekir.
Bir Devrim mi?
Tarımın insan nüfusu üzerindeki derin etkisini vurgulamak amacıyla, Avustralyalı arkeolog Gordon Childe, 1940’larda “Neolitik Devrim” terimini popülerleştirmiştir. Ancak günümüzde, tarımsal yeniliğin etkisinin geçmişte abartıldığı düşünülmektedir: Neolitik kültürün gelişimi ani bir değişimden ziyade kademeli bir süreç olarak görünmektedir. Ayrıca, tarım kurulmadan önce, arkeolojik bulgular genellikle yarı-göçebe bir yaşam dönemi olduğunu göstermektedir; bu dönemde tarım öncesi toplumlar, kamp alanları ağına sahip olabilir ve kaynakların mevsimsel değişimine göre farklı yerlerde yaşayabilirlerdi. Bazen bu kamp alanlarından biri ana kamp olarak benimsenir; grup, yılın büyük bir bölümünü burada geçirerek yerel kaynakları, özellikle yabani bitkileri, değerlendirirdi. Bu durum tarıma bir adım daha yakındır. Tarım ve toplayıcılık tamamen uyumsuz yaşam biçimleri değildir. Bu, bir grubun yılın bir kısmında avcı-toplayıcı faaliyetler, diğer kısmında ise küçük ölçekli tarım yapabileceği anlamına gelir. Arkeolojik kayıtlar, tarımın benimsenmesinin bir devrimden ziyade, küçük ve kademeli değişimlerin sonucu olduğunu göstermektedir.
Tarım, birkaç farklı bölgede bağımsız olarak geliştirilmiştir. Kökeninden itibaren, bu ayrı bölgelerdeki baskın eğilim, tarımsal ekonomilerin yayılması ve avcılık-toplayıcılık faaliyetlerinin azalması olmuştur; öyle ki günümüzde avcılık ekonomileri, yalnızca tarımın mümkün olmadığı uç bölgelerde devam etmektedir; örneğin donmuş Arktik bölgeler, yoğun ormanlık alanlar veya kurak çöller.
Tarım, insan toplumlarının örgütlenme biçimini ve dünyayı kullanım şeklini etkileyen önemli değişiklikler getirmiştir. Buna ormanların tahribi, kök bitkileri ve uzun süre saklanabilen tahılların ekimi, ayrıca sabanlar, sulama sistemleri gibi tarım ve hayvancılık için yeni teknolojilerin geliştirilmesi dahildir. Daha yoğun tarım, daha fazla insan için daha fazla gıda, daha fazla köy ve daha karmaşık sosyal ve siyasi organizasyonlara doğru bir hareket anlamına gelir. Köylerin nüfus yoğunluğu arttıkça, bu yerleşimler yavaş yavaş kasabalara ve nihayetinde şehirlere dönüşür.
Neolitik Dönemdeki Gelişmeler
Yerleşik bir yaşam biçimini benimseyen Neolitik gruplar, toprak mülkiyeti ve bölgesellik konusunda farkındalıklarını artırmışlardır. MÖ 9600-6900 döneminde Yakın Doğu’da ok uçlarında yenilikler görülmesine rağmen, avlanan hayvanlarda önemli bir değişiklik tespit edilmemiştir. Bununla birlikte, bazı insan iskeletlerinde ok uçlarının gömülü olduğu bulunmuş ve Yeriko gibi bazı yerleşimler bu dönemde devasa duvarlar ve hendeklerle çevrilmiştir. Bu döneme ait bulgular, düzenli savaşlardan çok topluluklar arası çatışmaların bir kanıtı gibi görünmektedir. Ayrıca, taş alet üretiminde yapılan yenilikler, uzak bölgelerdeki birçok grup tarafından benimsenmiş ve yaygınlaşmıştır; bu durum, önemli değişim ve kültürel etkileşim ağlarının varlığına işaret etmektedir.
Kalıcı yerleşimlerde yaşamak, yeni sosyal örgütlenme biçimlerini beraberinde getirmiştir. Neolitik toplulukların geçim stratejileri daha verimli hâle geldikçe, farklı yerleşimlerin nüfusu artmıştır. Antropolojik çalışmalardan, grup büyüdükçe toplumun daha az eşitlikçi ve daha hiyerarşik hâle geldiği bilinmektedir. Topluluk içinde gıda kaynaklarının yönetimi ve dağıtımında görev alanların sosyal önemi artmıştır. Arkeolojik bulgular, erken Neolitik dönemde evlerde bireysel depolama alanları olmadığını göstermektedir; depolama ve depolama için yapılan hazırlık faaliyetleri köy düzeyinde yönetilmiştir. Kuzey Suriye’deki Jarf el Ahmar sitesinde, ortak bir depolama alanı olarak kullanılan büyük bir yer altı yapısı bulunmaktadır. Bu yapı, haneler arasında merkezi bir konumda yer almakta olup, içinde birkaç ritüelin gerçekleştirildiğine dair kanıtlar de mevcuttur.
Kuzey Suriye’deki Tell Abu Hureyra adlı başka bir sitede, toplayıcılıktan tarıma geçişe dair kanıtlar bulunmaktadır; bu geçiş kademeli bir süreç olup birkaç yüzyıl sürmüştür. Sitenin ilk sakinleri gazel, yabani eşek ve yabani sığır avlamaktaydı. Daha sonra değişimin izleri görülmektedir: gazel tüketimi azalmış, koyun tüketimi artmıştır (başlangıçta yabani, sonradan evcilleştirilmiş). Koyunculuk, ana et kaynağı hâline gelmiş ve gazel avcılığı ikincil bir etkinlik olmuştur. İnsan kalıntılarında, tüm yetişkinlerde artmış diş aşınması görülmektedir; bu, öğütülmüş tahılların diyetlerinde önemli bir yer tuttuğunu gösterir. İlginç bir şekilde, seramik kullanımı başladıktan sonra diş aşınma oranları azalmış, fakat diş çürüğü sıklığı artmıştır. Bu durum, taş ile öğütülmüş unla yapılan fırınlanmış gıdaların, çorba ve lapalar gibi tencerede kaynatılan yemeklerle büyük ölçüde yer değiştirdiğini göstermektedir.
Neolitik Dönemin Sonu
Neolitik dönemin sonlarına doğru bakır metalurjisi ortaya çıkmıştır; bu, Tunç Çağı’na geçiş dönemini işaret eder ve bazen Kalkolitik veya Eneolitik Dönem olarak adlandırılır. Tunç, bakır ve kalayın bir karışımıdır; bakıra göre daha sert, daha iyi döküm özelliklerine sahip ve daha düşük erime noktasına sahiptir. Tunç, silah yapımında kullanılabilir; oysa bakır, savaş koşullarına dayanacak kadar sert olmadığından bu amaçla uygun değildir. Zamanla, tunç aletler ve silahlar için birincil malzeme hâline gelmiş ve taş teknolojisinin büyük bir kısmı kullanımdan kalkmıştır. Bu durum, Neolitik dönemin ve dolayısıyla Taş Devri’nin sonunu işaret eder.

