Orta Çağ'da Hayaletler

Sunucu Maliyetleri Bağış Kampanyası 2024

Dünyaya ücretsiz tarih eğitimi sağlama misyonumuza yardımcı olun! Lütfen bağış yapın ve 2024 yılında sunucu maliyetlerimizin karşılanmasına katkıda bulunun. Desteğinizle her ay milyonlarca insan tarihi tamamen ücretsiz olarak öğreniyor.
$2012 / $18000

Makale

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Rumeysa Macit tarafından çevrildi
20 Haziran 2019 tarihinde yayınlandı
Diğer dillerde mevcut: İngilizce, Fransızca, Portekizce, İspanyolca
X

Orta Çağ boyunca (yaklaşık 476-1500 yılları arasında), Orta Çağ Kilisesi, halkın dini hayal gücünü şekillendirdi ve bu nedenle dünya -heterodoks Hristiyanlar tarafından bile- Kilise'nin merceğinden yorumlandı. Hortlaklar olarak görülen hayaletler de buna dahildi ve Kilise bu tür hayaletleri sonsuz huzura ulaşmak için insan müdahalesine ihtiyaç duyan Araf'taki ruhlar olarak tanımladı.

Erken Orta Çağ'da (yaklaşık 476-1000 yılları arasında), hayaletimsi görünümlerin anlamı konusunda bir fikir birliği yoktu, çünkü İncil'deki "tüm ruhları sınayın" kuralı takip edilerek, genellikle böyle bir hayaletin bir iblis olduğu düşünülürdü. Ancak Kilise Araf'ın gerçekliğini vurgulamaya başladıkça, Araf'taki ruh olan hayalet kavramı daha fazla kabul görmeye başladı.

Purgatory
Araf
Petrusbarbygere (Public Domain)

Yaşayanlara musallat olmak için geri dönme olasılığı en yüksek olan ruhlar, cenaze törenleri düzgün yapılmayan veya sona erdirilmesi gereken işleri olanların; intihar edenlerin, doğum sırasında ölen kadınların veya itiraf ve günah çıkarma için zaman bulamadan aniden ve trajik bir şekilde ölen insanların ruhlarıydı. Çoğu zaman bu durumlarla iç içe olan bir başka neden ise yaşayanların ölüye uygun bir şekilde veda etme ve gitmesine izin verme ihtiyacıydı. Yaşayanların ölünün kaybıyla başa çıkabilmesi, ölülere dair anılarını serbest bırakarak hayaleti son yolculuğuna uğurlaması ve hayatlarına devam edebilmeleri için detaylı ritüeller oluşturuldu.

Antik Çağ'da Hayaletler

Erken Orta Çağ'da Kilise, pagan Roma'nın "ölülerin bedensiz ruhları" olarak nitelendirdiği hayalet kavramından uzaklaşarak, onları şeytani varlıklar olarak yorumladı. Yuhanna 4: 1-3'ün İncil'deki mektubu, inananları her ruhun "Tanrı'dan" olmadığı ve ruhların şeytani köken açısından dikkatlice değerlendirilmesi gerektiği konusunda uyarır. Eğer bir hayalet, birinin ölmüş bir sevdiği şeklinde ortaya çıktıysa, büyük olasılıkla o, kişiyi Tanrı'nın planını sorgulaması için baştan çıkartıp lanetlemek amacıyla o şekli alan bir iblisti.

Kilise, insanlara Tanrı'nın bir kişinin hayatının her yönünü nihai olarak kontrol ettiğini öğretti. Aynı zamanda, ölen her ruh için öbür dünyada, yaşamın sosyal hiyerarşisinde olduğu gibi; cennette, cehennemde ve nihayetinde Araf'ın arasında bir yer olduğunu öğretiyordu. "Hayalet" kavramı bu anlayış için bir tehditti çünkü hem olması gereken yerde değildi hem de artık ait olmadığı yere geri dönmüştü. Eğer kontrol gerçekten Tanrı'nın elindeyse, "hayalet" yaşama geri dönmek için ait olduğu öbür dünyadan nasıl geri geldi? Sorunun 1. Yuhanna 4 pasajını yansıtan cevabı, bu varlığın bir "hayalet" değil, kılık değiştirmiş bir iblis olduğuydu.

KİLİSE, PAGANİZMİN DİĞER TÜM YÖNLERİYLE OLDUĞU GİBİ, PAGANLARIN HAYALET ANLAYIŞINDAN DA UZAK DURMAK ZORUNDAYDI.

Hristiyanlığın yükselişinden önce hayaletler, her ne kadar rahatsız edici ve istenmedik olsa da insan varlığının doğal bir parçası olarak görülürdü. Pagan inanç sistemleri, hayaletler konusunda Kilise'nin nihayetinde benimseyeceği aynı anlayışa sahipti; ölülerin ruhları, tamamlanmamış işleri tamamlamak için yaşayanlardan yardım istemek, eksik veya yetersiz cenaze törenleri nedeniyle yaşayanlara musallat olmak veya ölümleri bazı yönlerden onları huzursuz ettiği için geri dönebilirdi. Ancak bu kavrama ilk başta Orta Çağ Kilisesi karşı çıktı.

Eski Mısır'da insanlar ölülere, musallat olunma, talihsizlik yaşama nedenleri veya değerli bir eserin ya da belgenin nerede olduğunu sormak gibi sorunları ele alan mektuplar yazabilirlerdi. Yunanistan'da, ölülerin varlığının devam etmesi, anıtlarda ve ritüellerde ifade edildiği gibi yaşayanların hafızasına bağlıydı. Hafıza ne kadar güçlüyse, öbür dünyadaki ruh o kadar canlıydı. Aynı yaklaşım, bir kişinin ölümü üzerine uygun cenaze ve anma törenleri yaptığı için vatandaşların ödeme yaptığı toplumlar oluşturan Romalılar tarafından anlaşıldı ve gözlemlendi. Bu inanç sistemlerinin üçünde de hayalet, ölen kişinin ruhunun huzur içinde olmadığının ve yaşayanların bir şeyler yapması gerektiğinin bir işaretiydi.

Kilise, mesajını tamamen yenilikçi hale getirmek için paganizmin diğer tüm yönleriyle olduğu gibi bu anlayıştan da uzak durmak zorundaydı. Hayaletler, kadınlar, kediler, kişisel hijyene gösterilen özen ve paganların değer verdiği diğer her şey gibi şeytanlaştırıldı.

Araf

Kilisenin görüşü, Araf kavramının gelişmesiyle 11. ve 12. yüzyıllarda değişti. Araf görüşü ilk olarak Platon (M.Ö. 428/427-348/347) tarafından, günahlarının ağırlığını taşıyan ruhları tasvir ettiği Phaidon diyaloğunda (107c-108d) ifade edildi. Bu ruhlar, yeraltı dünyasının en alt seviyesi olan Tartaros'a mahkûm edilecek kadar kötü değillerdi, ancak Elysion Çayırları cennetine de layık değillerdi. Bu ruhlar, günahlarından arınana kadar onları sürükleyen akıntılara kapılmışlardı. Kilise tarafından "asil paganlardan" biri olarak kabul edilen Platon, Hristiyanlığa temel doktrinlerinin çoğunu sağladı, ancak Araf kavramı manevi bir gerçeklik olarak kabul edildiği Yüksek Orta Çağ'a (1000-1300) kadar tam olarak gelişmedi.

Araf, Orta Çağ folkloru, özellikle Vahşi Av olarak bilinen motif aracılığıyla, popüler hayal gücünde kök saldı; motif ölmüş ruhların, ona tanık olan herkese ölüm veya büyük bir talihsizlik getirdiğine inanılan ama aynı zamanda ölülerin cennetten veya cehennemden farklı görünebileceği bir alemin varlığını da oluşturan bir vizyondu. Vahşi Av İskandinavya'da ortaya çıktı ve Odin ve onun Valhalla savaşçılarıyla ilişkilendirildi. Tipik hikaye, yaşayanların tüm gürültü ve sesleriyle birlikte aniden ortaya çıkıp aynı hızla sessizce kaybolan Odin tarafından yönetilen veya ilişkilendirilen, hayalet av partisi veya silahlı bir grup gören, bazı işler gereği dışarıda olan masum bir seyirciyi içerir.

Wild Hunt
Vahşi Av
Nasjonalmuseet / Lathion, Jacques (CC BY-NC-SA)

Pagan İskandinav motifi, Hristiyan ideallerini ve özellikle Araf kavramını yansıtmak için Hristiyan Avrupa'da geliştirildi. Bu tür hikayelerin en ünlüsü, Anglo-Norman tarihçi Orderic Vitalis (l. 1075-1142) tarafından Kilise Tarihi adlı eserinde kaydedilen "Helething'in Avı" olarak da bilinen, Herlequin'in Avıdır. Günümüzde hala güvenilir bir şekilde alıntılanan saygın bir tarihçi olan Vitalis'in, vizyonu bir halk masalı veya söylenti olarak değil, 1 Ocak 1091'de gerçekleştiği kesin olan gerçek bir tarihsel olay olarak kaydettiğine dikkat etmek önemlidir.

Vitalis, Walchelin adındaki Norman papazının kasabanın dışındaki hasta bir cemaat üyesini ziyaret etmek için o gece dışarı çıktığından bahsediyor. Walchelin dolunay altında eve dönerken, büyük bir erkek topluluğunun ve atların sesini duydu ve bunun gece baskınına liderlik eden yağmacı baronlardan biri olduğunu düşünerek saklanmak için ağaçlara doğru koşmaya başladı. Ancak elinde gürz olan uzun bir şövalye onu durdurdu ve kımıldamamasını ve izlemesini emretti. Dolunayın ışığında, Walchelin garip bir alayın belirdiğini ve yanından geçtiğini gördü. Vitalis'in ifadesiyle:

Büyük bir yayan kalabalık belirdi, boyunlarında ve omuzlarında hayvanlar, giysiler ve baskıncıların genellikle yağma olarak ele geçirdiği her türlü mobilya ve ev eşyasını taşıyorlardı. Ancak hepsi acı bir şekilde ağıt yaktı ve birbirlerini acele etmeleri için zorladı. Rahip, aralarında yakın zamanda ölmüş birçok komşusunu tanıdı ve günahları yüzünden çektikleri azaplardan yakınmalarını duydu... Sıkıca bağlanmış bir zavallı, ateş saçan mahmuzları olan bir iblis tarafından dürtülüyordu. Ardından, yanan çivilerle döşenmiş yan eyere binen bir grup kadın geldi. Gerçekten de yeryüzünde sınırsızca içine gömüldükleri baştan çıkarmalar ve müstehcen zevkler için şimdi ateşi, pis kokuyu ve sayılamayacak kadar çok diğer ızdırapları çekiyorlar ve acılarını yüksek sesle feryatlarla dile getiriyorlardı. Rahip, bu gruptaki birçok soylu kadını tanıdı ve hala hayatta olan birçok kadına ait, boş kadın sedirlerine sahip atları ve katırları gördü. (Brooke, 147-148)

Uzun şövalye sonunda alayı katılmak için rahibi bırakır ve ardından Walchelin, gördüklerinin kanıtı olarak cemaatine götürmek için hayalet atlardan birini almaya çalışır. Daha sonra onu alayı katılmaya zorlayan bir grup şövalye tarafından durdurulur, ancak kendisini Barnon'un oğlu Glos William olarak tanımlayan ve Walchelin ’den ailesinin yanına gitmesini, şu anda onu azap içinde tutan yanlışı düzeltmesini isteyen başka biri tarafından kurtarılır. Walchelin bu isteği kabul etmekten kaçınır ve William'ın ruhu, itaat etmesi için onu boğazından yakalar, ancak başka bir şövalye tarafından durdurulur.

ARAF KAVRAMI, HAYALET ANLAYIŞINI ŞEYTANİ VARLIKLARDAN YARDIMA İHTİYAÇ DUYAN RUHLARA DÖNÜŞTÜRDÜ.

Bu yeni şövalye öfkeli ruhu uzaklaştırır ve kendisini Walchelin'in ölü kardeşi Robert'in hayaleti olarak tanımlar. Robert, iddia ettiği kişi olduğunu kanıtlayan çeşitli ayrıntılar verir ve Walchelin'i uyarır; atı ölülerden çalmaya çalıştığı için alayda öldürülmüş olacaktı, ancak o günün erken saatlerinde söylediği ekmek ve şarap ayini Tanrı'yı o kadar sevindirdi ki bağışlanmıştı. Robert, Walchelin'i ölmeden önce günahları için tövbe etmesi konusunda uyarır ve uzun ölüler kuyruğuna dönmeden önce onu alaydan kurtarmak için dualar etmesini ister, tam o anda tüm topluluk ortadan kaybolur.

Walchelin eve döndü ve tekrar konuşup, hareket edebilene kadar bir hafta boyunca hasta yattı. İyileştikten sonra bile, Glos William'ın ruhunun ateşli elinin kavradığı boğazında yara izini taşıyordu. Vitalis'e göre Walchelin'in kendisi hikayeyi her ayrıntısıyla ona anlattı.

Vahşi Avın bu versiyonu, Araf varoluşunun en kapsamlı vizyonudur ve daha sonra tamamen gelişecek olan tüm unsurları belirtir: günahın cezası ve günahkarın azabı, ruhun yaşayanların dualarından etkilenen Araftaki cezası ve kişinin günahlarının kefareti ödendikten sonra kurtuluş ve cennete yükselme umudu. Bu kavram, hayalet anlayışını şeytani varlıklardan yardıma ihtiyaç duyan ruhlara dönüştürdü. Tanrı'nın ölülerin dünyaya geri dönmesine nasıl izin verebileceği sorunu, Tanrı'nın yaşayanlara, yanlışları düzeltmekte ve telafi etmekte ölen ruhlara yardım ederek kurtuluşa katılma fırsatı verdiği şeklinde çözümlendi.

Hayalet Hikayeleri ve Türleri

Hayalet hikayeleri çoğunlukla anekdotlar ve halk masalları şeklinde sunuldu, ancak aynı zamanda Vitalis gibi saygın tarihçiler, bunları o dönemde herkesin yaşadığı gerçek olaylar olarak kaydetti. Tarihçi Newburgh'lu William (1136-1198) bu hikayelerin bir kısmını rapor etti ve eğer kendisini tamamen hayalet hikayelerini kaydetmeye adarsa, bu hikayeler çok yaygın olduğu için çalışmalarının asla bitmeyeceğini iddia etti. En bilindik hikayeleri, İngiltere'nin Kuzey Yorkshire kentindeki Byland Manastırı mahallesinde ortaya çıkan ruhlarla ilgilidir. Bunların hepsi, acı çeken bir ruhun bir kişiye görünüp, yardım istemesi ve yardım edildiğinde huzura kavuşması şeklindeki bilindik kalıbı takip eder.

Bu ruhlar bazen, havada süzülen belirsiz insan hatlarına sahip soluk bir çarşaf veya yelken gibi bilindik hayalet biçiminde tasvir edilir, ancak daha çok İskandinav anlayışına benzer şekilde yürüyen ölüler olarak kaydedilir. İskandinav inancında iki tür hayalet vardı: haugbi ve draugr. Haugbi, mezarı rahatsız edilmedikçe zararsızdı; ancak draugr, gece boyunca mülkleri yok ederek, insanları ve hayvanları öldürerek dolaşan kötü niyetli bir ruhtu.

Gudrun & Ghost, Laxdale Saga
Gudrun ve Hayalet, Laxdale Saga
Andreas Bloch (1860-1917) (Public Domain)

Newburgh'lu William hem her iki hayalet türünü hem de diğer türlerde ruhsal görüntüleri içeren birçok hikaye anlatır, ancak draugr türü en sık görülendir. Böyle bir hikaye, ölen ve Byland Manastırı mezarlığına gömülen Kilburn'lü Robert Botelby adında bir adamın hayaletiyle ilgilidir. Geceleri, hayalet, hırlayan ve havlayan köpekler eşliğinde kasaba içinde dolaşırdı, insanların uykusunu kaçırır ve diğer sorunlara yol açardı. Sonunda, onu kiliseye götüren bazı genç adamlar tarafından yakalandı ve burada rahip ruha konuşmasını ve günah çıkarmasını emretti. Günah çıkarma ve aftan sonra hayalet huzur içinde yatar ve kasaba halkı artık rahatsız olmaz.

Başka bir hikayede, dul bir kadına, yakın zamanda ölen kocasının yürüyen cesedi tekrar tekrar musallat olur. Üç gece üst üste hayalet, onun yatak odasında belirir ve onunla ilişkiye girmeye çalışır; kadın onu reddettiğinde ise dışarı çıkar, komşuların evlerine girer ve daha fazla soruna neden olur. Kimse onun hakkında hiçbir şey yapamaz ve zaman geçtikçe, günün her saatinde ortaya çıkmaya başlar, ta ki nihayetinde piskopos tarafından günahları bağışlanır ve musallat sona erer.

Bu hikayeler, Grettir Asmundson gibi bir kahramanın, baş belası draugr'u fiziksel olarak yenip yeniden öldürmesi gerektiği veya İskandinav kasaba halkının bir hayaleti yakalayıp kafasını kestiği ve cesedi yaktığı İskandinav Sagalarındaki hikayelerden önemli ölçüde farklıdır (ancak bu tür bazı hikayeler William'ın eserinde görülebilir). Hristiyan Orta Çağı'nın çoğu hayalet hikayesinde, hayaletlere karşı veya onlara yardım etmede en etkili silah kelimelerdir. Hristiyan rahipler artık, draugr'u yenen veya günahlarını bağışlayıp acı çeken ruhu rahatlatan ve onları Tanrı'nın merhametine teslim eden kahraman figürler haline geldi.

Hafıza ve Kurtuluş

Bu teslimiyetin bir kısmı, yaşayanların hafızasını ele almakla ilgiliydi. Ölülerin insanların anıları aracılığıyla yaşadığı anlayışı, Antik Çağ'da olduğu kadar Orta Çağ'da da güçlüydü ve günümüzde hala etkilidir. İnsanların, vefat etmiş sevdiklerini onurlandırabilecekleri, yas tutabilecekleri ve onları serbest bırakabilecekleri bazı yollara ihtiyaçları vardı.

Bu ihtiyaç, kişinin ölümünden sonra ruhunun anısına ayin okuyacak bir rahibi destekleyecek bir tür vakıf fonuna belirli bir miktar para ödediği Kilise içindeki chantry hareketi ile karşılandı. Bu ayinler, Araf'taki ruhun rahatlamasına yardımcı olur ve orada geçirilmesi gereken zamanı azaltırdı. Kilise ayrıca belirli bir ücret karşılığında Araf'ta daha az zaman vaat eden endüljans belgeleri satmaya başladı, böylece hayatta kalanlar sevdiklerinin ızdırabının kısa süreceğinden ve yakında cennete gireceğinden emin olabilirlerdi.

The Devil Selling Indulgences
Şeytan Endüljansları Satarken
Packare (Public Domain)

Merhumun adının kazındığı anıtlar, memoria olarak bilinen kitaplar ve ritüeller, kişinin onuruna yapılan kilise binaları ve kilise ayinleri, yas tutan ailelere geçmişle başa çıkmada yardımcı oldu, böylece aileler hayatlarına devam edebilir ve geçmişi geride bırakabilirlerdi. Akademisyen Jean-Claude Schmitt şu yorumda bulunuyor:

Memoria, anılmaya layık olan ölülerin isimlerinin libri anıtlarına, nekrolojilere ve manastır ve manastırların ölüm ilanlarına yazılmasıyla desteklenen, ayinsel bir anmaydı. Ayinsel Hatıra özellikle ölünün kurtuluşu için söylenen ayinler vesilesiyle okundu... Ancak bu "anma" kelimesi aslında yanıltıcıdır, çünkü memoria'nın amacı, yaşayanların ölülerden ayrılmasına yardımcı olmak, ölünün Arafta kaldığı süreyi kısaltmak ve son olarak yaşayanların ölüleri unutmasını sağlamaktı. (5)

Bir kişi, ölen sevdiğinin olası geri dönüşü veya ruhunun Araf'taki durumu konusundaki endişelerinden dolayı dikkati dağıldığı müddetçe onları unutamazdı. Kilise, kişinin sevdiğini onurlandırabileceği, kurtuluşundan emin olabileceği, Araf'taki cezasının azaltılabileceği ve suçluluk, keder veya korku duymadan hayatına devam edebileceği yollar sağladı.

Sonuç

Ne yazık ki, Kilise'nin başlangıçta bu hizmetleri sağlarken sahip olduğu iyi niyet, oldukça hızlı bir şekilde yolsuzluğa dönüştü ve bu daha sonra açgözlülükle daha da arttı. Kilise Orta Çağ boyunca giderek daha yozlaştıkça, endüljans gibi kötüye kullanımlar daha yaygın hale geldi. Orta Çağ Kilisesi tarafından tasarlandığı gibi, Araf kavramı, İncil'de hiçbir yerde görünmez, ancak günümüzde bile Hristiyanlar 1. Korintliler, 1. Petrus, Matta ve diğerlerinden belirli pasajları bunu destekleyecek şekilde yorumlarlar. Ancak günümüzde hiç kimse, Kilisenin büyük miktarda para kazandığı endüljansları satmanın manevi değerini savunmazdı. Aslında endüljanslar, Protestan Reformu'nun başlangıcında Martin Luther (1483-1546) ile Kilise arasındaki ana tartışma konusuydu.

Jean-Claude Schmitt, "ölülerin varlığı, sadece yaşayanların onlar için hayal ettikleriyle sınırlıdır" şeklinde gözlemde bulunur (1). Gelmiş geçmiş her kültür, öbür dünyayı ve ruhu kendi din anlayışı çerçevesinde yorumlamıştır ve bu durum Orta Çağ Avrupası'nda, Antik Roma'da veya günümüzde olduğundan farklı değildi. Orta Çağ Kilisesi, hayaletleri açıklamaya çalışırken, başlangıçta iyi niyetli olmasına rağmen, temel insan açgözlülüğüne ve sömürüsüne kapılan politikalar uyguladı.

Protestan Reformunu takiben birçoğunun Kiliseyle ilgili gerçekleri anlaması, hayaletlere ve Araf'ın varlığına ilişkin yorumlarına kadar uzandı. Rönesans dönemine gelindiğinde, hayaletler yeniden başlıca olarak ölmüş sevdiklerin kılığına girmiş sahtekârlar olarak görülüyordu (özellikle Shakespeare'in Hamlet adlı eserinde II. Perde, II. Sahne, 610-611. satırlarda belirtildiği gibi). Şeytan ve cehennemin yazarlardan, ilahiyatçılardan ve filozoflardan daha az ilgi gördüğü Aydınlanma Çağında, hayaletler oyunlarda ve eğitici masallarda sıradan karakterler haline geldi; hala izleyiciyi korkutabilme yeteneğine sahip olsalar da çoğunlukla bugün birçok insanın onları gördüğü gibi zararsız kurgular olarak kabul edildi.

Sorular & Cevaplar

Orta Çağ'da insanlar hayaletlere inanır mıydı?

Orta Çağ Avrupa'sında, hayaletler ilk önce şeytan olarak, daha sonra ise yardıma ihtiyaç duyan ölülerin ruhları olarak düşünüldü; ancak her iki durumda da insanlar hayaletlerin yaşamın bir gerçeği olduğuna inanıyorlardı.

Orta Çağ'da bir endüljans satın almanın bir hayalete nasıl faydası olabilir?

Kilise tarafından satılan Orta Çağ endüljansının, ruhun Araf'ta kalış süresini kısaltması gerekiyordu. Bir tane satın almanın huzursuz ruhu rahatlattığı ve musallat olmayı durdurduğu veya önlediği düşünülüyordu.

Orta Çağ'da hayaletler nasıl bir biçim aldı?

Orta Çağ'a ait belgelerde hayaletler, belirsiz insan hatlarına sahip soluk bir çarşaf veya yelken gibi veya tanınabilir bir birey olarak tasvir edilmektedir.

Orta Çağ'da insanlar musallat olunmayı nasıl durdurdu?

Orta Çağ'daki musallatlar, hayaleti kutsayan, hayaletin günah çıkarmasını sağlayan, hayalet için dua eden veya başka bir şekilde onun ihtiyaçlarını karşılayıp onu ait olduğu yere geri gönderen rahiplerin şefaati ile durduruldu.

Çevirmen Hakkında

Rumeysa Macit
Ben Rumeysa Macit. 19 yaşındayım ve Mütercim Tercümanlık 1.sınıf öğrencisiyim. Günlük hayatımda çeşitli çeviriler yapıyorum. Kitaplar, edebiyat, tarih ve sinema en büyük ilgi alanlarımdan birkaçıdır.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Serbest yazar ve yarı zamanlı olarak New York Marist College'da Felsefe bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Joshua J. Mark; Yunanistan ve Almanya'da yaşadı ve Mısır'ı seyahat etti. Tarih, edebiyat, yazı ve felsefe sahalarında lisans seviyesinde ders vermektedir.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2019, Haziran 20). Orta Çağ'da Hayaletler [Ghosts in the Middle Ages]. (R. Macit, Çevirmen). World History Encyclopedia. alınmıştır https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1404/orta-cagda-hayaletler/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Orta Çağ'da Hayaletler." tarafından çevrildi Rumeysa Macit. World History Encyclopedia. Son güncelleme Haziran 20, 2019. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1404/orta-cagda-hayaletler/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Orta Çağ'da Hayaletler." tarafından çevrildi Rumeysa Macit. World History Encyclopedia. World History Encyclopedia, 20 Haz 2019. İnternet. 12 Tem 2024.