Erwin Rommel (1891-1944), 1940'ta Fransa'nın Düşüşü'nde tank kumandanı olarak şöhret kazanmış ve ardından Kuzey Afrika'daki Afrika Kolordusu'nun kumandanı olarak sayısız zafer kazanmış bir Alman mareşaldi. Cüretkâr taktikleri sebebiyle "Çöl Tilkisi" olarak bilinen Rommel, Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler'i (1889-1945) öldürme planına karıştığı şüphesiyle intihar etmek zorunda kalmıştı.
Erken Hayat
Erwin Rommel, 15 Kasım 1891'de Güney Almanya'daki Heidenheim an der Brenz'de orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası matematik hocasıydı ve Erwin, bisiklet ile kayak dışında bu sahada kabiliyetliydi. Mühendislik tahsil etmek ve belki de Zeppelin hava gemisi şirketine katılmak isteyen Erwin, Temmuz 1910'da orduya, bilhassa da 6. Württemberg/124. Piyade Alayı'na katıldı. Alman sisteminde, istikbalin subayları ilk askeri tecrübelerini kazanmak için orduya iştirak etti. Rommel, çavuş rütbesi ve erlik hayatına dair bir içgörü kazandı ve bu, kariyeri boyunca kumandan olarak işine yaradı. Subay eğitimini 1912 başlarında Danzig Harp Akademisi'nde (bugünkü Gdańsk) tamamlayan Teğmen Rommel, 1910'da katıldığı piyade alayında vazife yaptı.
Birinci Dünya Savaşı (1914-18) patlak verdiğinde, Rommel bir takım kumandanıydı. Bir biyografi yazarı, genç subayı unutulmaz bir şekilde "mükemmel bir savaş canavarı, soğukkanlı, kurnaz, merhametsiz, yorulmak bilmez, hızlı karar veren, inanılmaz derecede cesur" olarak tanımlıyor (Boatner III, 462'den iktibas). Çatışma esnasında Rommel, Demir Haç'ın hem 2. hem de 1. sınıf versiyonlarını kazandı. Daha sonra, bölük kumandanı olarak vazife yaptığı hususi bir dağ birlikleri grubuna tayin edildi. Burada modern savaşta hareket kabiliyetinin kıymetini öğrendi. Ekim 1917'de İtalyan Alpleri'ndeki Caporreto yakınlarındaki Monte Matajur'un ele geçirilmesindeki rolü sayesinde Rommel, bu kez Pour le Mérite (Prusya'nın en yüksek nişanı) madalyasını kazandı. Bu madalya, hayatının geri kalanında gururla taşıyacağı iki madalyadan biriydi; diğeri ise Meşe Yaprakları, Kılıçlar ve Elmaslarla Dolu Demir Haç Şövalye Haçı'ydı (Almanların en yüksek nişanı). Artık bir yüzbaşı olan Rommel, savaşı kurmay subay olarak tamamladı.
Aile
Rommel, 1913'te Walburga Stemmer adlı bir meyve satıcısından Gertrud isminde bir kız çocuğu dünyaya getirdi, ancak çift evli değildi ve sosyal mevkilerindeki farklılıklar yüzünden de evlenmeyeceklerdi. Gelecekteki eşi Lucia 'Lucie' Maria Mollin ile 1911'de Danzig'de tanışmıştı; 1916'da evlendiler. Lucie, varlıklı bir toprak sahibinin kızıydı ve çift, iki dünya savaşı sebebiyle ayrı kaldıklarında bile yakın münasebetlerini sürdürdü. Rommel'in sık sık yazdığı ve her zaman "Sevgili Lu" ile başlayan mektuplar, kumandanın seferleriyle ilgili şahsi düşüncelerine dair eşsiz bir bakış açısı sunar. Lucie'nin Nazilerin eline geçmesini istemediği mektuplar, vefatından sonra Rommel Belgeleri adlı tek bir ciltte toplandı. Rommel ve Lucie'nin 1928 doğumlu Manfred adında bir oğulları vardı.
Savaşlar Arasında
Savaşlar arası yıllarda Rommel, askeri kariyerine devam etti; bilhassa bir dağ taburuna kumanda etti ve önce Dresden Piyade Mektebi'nde, ardından Potsdam Harp Akademisi'nde dinamik ve popüler dersler verdi. Genelkurmay mensubu olmasa da Rommel, taktik bilgisini Piyade Taarruzları (Infantrie greift an) adlı eserinde anlattı. Bilhassa İsviçreliler ondan etkilendi ve kitabını ordu kılavuzlarından biri olarak kullandı. Hitler de kitabı beğendi ve iki adam bir nevi arkadaş oldular. Rommel, 1938'den itibaren Hitler'in şahsi emniyet müfrezesine kumanda etti. 1939'da Rommel, tümgeneral rütbesine ulaşmıştı. Nazi parti politikalarına görünüşte ilgisiz kalan Rommel, yine de Hitler'le münasebetini boşa harcamaktan çekinmedi ve Şubat 1940'ta 7. Panzer Tümeni'nin seçkin kumandanlığını elde etti. Bu, II. Dünya Savaşı'nda aksiyonun ciddi anlamda başlaması için tam zamanındaydı.
Fransa Düşerken
Almanya, Mayıs 1940'ta Fransa'ya saldırdı ve Rommel, piyade desteği bekleme geleneğini hiçe sayarak, panzerlerini büyük bir ustalıkla ileriye doğru sevk ediyordu. Rommel, Meuse'de kayda değer bir zafer kazandı ve tümeni, diğerlerine kıyasla o kadar hızlı hareket etti ki, "Hayalet" tümeni olarak anılmaya başlandı. Cherbourg limanı 19 Haziran'da teslim oldu. Rommel, arkasındaki kaosun Fransız direnişinin çökmesine yol açmasıyla İspanya sınırına doğru hızla ilerledi. Ertesi yıl Rommel, bir sonraki vazifesi olan Afrika'daki Müttefik tehdidine mani olmak üzere Korgeneral rütbesine terfi etti.
Kuzey Afrika
Müttefiklerin İtalyan kuvvetlerine karşı Pusula Harekâtı'nda (Şubat 1941'de sona erdi) elde ettiği zaferlerin ardından Hitler, Kuzey Afrika'nın tamamen istila edilmemesini sağlamak için Alman birlikleri göndermeye karar verdi. Kuzey Afrika'yı kontrol edenler aynı zamanda hayati ehemmiyet taşıyan Akdeniz nakliye rotalarını ve Malta gibi stratejik adaları da kontrol ediyordu. Hitler'in Sonnenblume (Ayçiçeği) Harekâtı olarak bilinen planı tamamen müdafaa maksatlıydı ama bu yeni gücü idare etmek üzere seçtiği adamın başka fikirleri vardı. Şubat 1941'de kurulan ve iki zırhlı tümenden oluşan Deutsches Afrika Korps'un (Alman Afrika Birlikleri) başına Rommel geçecekti. Emrinde yaklaşık 30.000 asker ve 300'den fazla tank bulunan Rommel, en iyi müdafaanın düşmana saldırmak olduğuna inanıyordu. Ayrıca, Müttefikleri Mısır'a geri püskürtmeyi ve hatta hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı dahi ele geçirmeyi düşünüyordu.
Rommel, Ağustos 1941'de terfi edene kadar Afrika Kolordusu'na liderlik etti ve ardından Kuzey Afrika'daki daha geniş Mihver kuvvetlerinin kumandasını uhdesine aldı. Bu kuvvetler, Afrika Panzer Grubu (Eylül 1941), Afrika Panzer Ordusu (Ocak 1942) ve ardından Alman-İtalyan Panzer Ordusu (Şubat 1943) olarak çeşitli adlarla anıldı. Teknik olarak, Libya bir İtalyan kolonisi olduğundan, Rommel'in üstleri İtalyan yüksek kumanda kademesiydi. Ancak Rommel umumiyetle bu kademeyi atlayarak doğrudan Hitler ile irtibat kuruyor ve Nazi lideriyle olan münasebeti her yeni zaferden sonra daha da güçleniyordu.
Rommel'in Taktikleri
Rommel, büyük ölçüde sıkı talim ve kendi şahsiyeti sayesinde, birliklerini hızla güçlü savaş birliklerine dönüştürdü. Rommel'in kurmay subaylarından birinin belirttiği gibi: "Afrika Kolordusu, Rommel onları ne kadar zorlarsa zorlasın, nereye götürürse götürsün onu takip etti" (Dear, 7).
Rommel, birliklerine daha büyük tesir için silahları birleştirmenin, tankları, topçuları, tanksavar birliklerini ve piyadeleri birbirlerine yardım etmek ve düşmanı alt etmek için mevzilendirmenin önemini aşıladı. Rommel, tanksavar toplarının, ananevi zırh kullanım anlayışına göre düşman tanklarına karşı tankların bizzat kendisinden çok daha tesirli olduğunu defalarca ispatladı. Rommel, sürat ve cesareti tercih ederek, birleşik birlikler kullanıp düşman hatlarını belirli bir noktadan derinlemesine delerek, birliklerin rezerv ve ikmallerini keserek, düşmanı kuşatarak ve ardından materyalleri toplu halde imha ederek güçlerini birleştirdi. Bu arada, Rommel'in kanatları keşif kuvvetlerince korunuyor ve zırhlı birliklerin arkasındaki piyadeler yeni kazanılan zemini teminat altına alıyordu. Bu agresif yaklaşım, zaferlerin çoğu zaman ağır bir bedelle gelmesi anlamına gelse de, bunlar çok daha temkinli Müttefik kumandanlarını büyük ölçüde tedirgin eden taktiklerdi. Daha da rahatsız edici olanı, Rommel'in düşmanın bundan sonra ne yapacağını tahmin etme hususunda bir istidadının olmasıydı; bu taktiksel sezgi ilk olarak kendi adamları tarafından I. Dünya Savaşı'nda fark edilmişti.
Rommel'in Afrika'daki ilk zaferleri Mart 1941'de El Ağyala'da, ardından 1 Nisan'da Mersa Brega'da geldi ve 4 Nisan'da Bingazi'yi ele geçirdi. Müttefiklerin Mayıs-Haziran 1941'deki Brevity ve Battleaxe taarruzları püskürtüldü, ancak Tobruk kuşatması başarısızlıkla neticelendi (Nisan-Aralık 1941). Rommel, Bir Hakeim Muharebesi'nde mühim bir zafer kazandı ve en büyük zaferini Gazala Muharebesi'nde (Mayıs-Haziran 1942) elde etti. Bu muharebe, sonunda Tobruk'un zapt edilmesiyle sona erdi. Rommel ayrıca, ABD Ordusu'na çöl savaşının ilk kanlı tecrübesini yaşatan Tunus'taki Kasserin Geçidi Muharebesi'nde (Şubat 1943) de çarpıcı bir zafer kazandı.
Rommel, çoğu zaman elinde İngiliz haritaları ve gözlerini koruyabilmek için İngiliz yapımı gözlüklerle, yarı paletli bir arabayla (en sevdiği araba 'Greif' idi) harp sahasında dolaşıyor ve subaylarını daha fazla çaba göstermeye teşvik ediyordu. Rommel, Müttefiklerin iletişimlerinin dinlenmesi ve kumandanlarının planlarının açığa çıkmasıyla mükemmel askeri istihbarattan yararlanıyordu.
Rommel Miti
Rommel, düşmanlarınca gönülsüz bir hayranlıkla 'Çöl Tilkisi' olarak tanınıyordu. Nitekim Müttefik yüksek kumandanlığı, askerlerinin Rommel'e hayran kalmasından giderek daha fazla endişe duyuyordu. Rommel, birçok kişi tarafından çöl savaşının korkulu rüyası, olağanüstü yerlerde olağanüstü muvaffakiyetler elde edebilen bir general olarak görülüyordu. Müttefik kumandanlar bile Rommel'e saygı duyuyordu. Tümgeneral John Harding şöyle diyor: "Rommel parlak bir taktikçi, büyük bir fırsatçı ve harp sahasında çok iyi bir liderdi" (Holmes, 264). İngiliz başbakanı Winston Churchill (1874-1965), Rommel'i "büyük bir general" olarak tanımlamıştı (Strawson, 253).
En önemlisi, Rommel kendi askerlerince çok seviliyordu. İtalyan askerleri bile Alman kumandanı seviyordu. Yüzbaşı Behrendt şöyle anlatıyor:
Rommel, sıradan İtalyan askerlerince çok seviliyordu zira çöldeki herkesten daha çok onlara değer veriyordu ve askerler ona 'Santo Rommel' ['Aziz Rommel'] diyorlardı, bunu söylediklerini duydum. (Holmes, 161)
Rommel'in 'cepheden liderlik etme' yaklaşımı, bir Afrika Kolordusu askerinin burada hatırladığı gibi, onu askerlerinin gözünde sevimli kılıyordu:
Rommel bizden biriydi; çizmelerinde toz, tırnaklarında kir olan bir Alman askeri. Hepimizin olmak isteyeceği türden bir generaldi. İstediğimiz türden bir generaldi. O bizim generalimizdi.
(Clark, 201)
Nazi rejimi, Rommel'in popülaritesinden faydalanmak istiyordu ve bu yüzden 1942'de Berlin'de ihtişamlı bir merasimle mareşal ilan edildi. Rommel, 49 yaşında, o zamanlar Alman ordusunun en genç mareşaliydi. Rommel, efsanevi statüsüne fotoğrafçıları ağırlayarak ve memleketinde matbuata her zaman doğru pozu vererek katkıda bulundu.
Rommel'e yönelik bazı tenkitler vardı ki hala da var. Mesela, üstleri arasında sıradan askerler arasında olduğu kadar popüler değildi. Mareşal Kesselring (1885-1960), Rommel'in ordu seviyesinin ötesinde hiçbir kabiliyete sahip olmadığını düşünüyordu. Rommel, planlarını nadiren ilettiği ve ilettiğinde de ekseriyetle irticalen harekete verdiği önem yüzünden tamamen farklı bir şey yaptığı için üstlerini kızdırıyordu. Rommel'in yakın altları da, kumanda karargahından uzakta cephe hattında dolaşma alışkanlığını takdir etmiyordu; bu da onunla irtibat kurmayı zorlaştırıyordu. Ayrıca, general dengesiz bir mizaca sahipti, inatçıydı, saldırgan taktiklerine aykırı hiçbir görüşe tahammül etmiyordu ve birliklerindeki kötü performans gösterenlere veya itaatsizliğe karşı son derece merhametsizdi. Bazı modern tarihçiler de Rommel'in muvaffakiyetlerinin ekseriyetle düşmanlarının şu veya bu sebebple zayıfladığı bir zamanda geldiğini ve belki de onun devrin diğer kabiliyetli generallerinden daha meziyetli olmadığını belirtmeye özen gösterdiler.
Rüzgar Dönüyor
Rommel, kritik bir sahada, yani ikmal hususunda çoğu zaman dezavantajlıydı. Bütün ikmallerin İtalya'dan gönderilmesine bağlı olan bu kaynaklar, Müttefikler hava ve deniz hakimiyetlerini Mihver ikmal gemilerini batırmak için kullandıkça büyük dalgalanmalar yaşadı. Rommel'in hususi mektuplarında belirttiği gibi, "Her şey ikmale bağlı" idi (Strawson, 225). Rommel, bilhassa Hitler'in önceliği haline gelen Haziran 1941'den itibaren Almanya'nın Rusya'yı işgalinden (Barbarossa Harekâtı) sonra, harekâtı kendi usulüyle yürütmek için istediği kaynakları elde etmekte her zaman zorlandı. Çoğu zaman tek çözüm, düşmana saldırıp ikmal malzemelerini ele geçirmekti.
Müttefikler giderek artan bir insan gücü ve malzeme üstünlüğü elde ettikçe, vaziyet onların lehine dönmeye başladı. Rommel, Birinci El Alameyn Muharebesi'nde (Temmuz 1942) toprak kaybetti ve ardından, meşhur "Çöl Fareleri" de dahil olmak üzere Müttefik kuvvetlerinin son derece titiz General Bernard Montgomery (1887-1976) tarafından idare edildiği İkinci El Alameyn Muharebesi'nde ordusunun büyük bir kısmını kaybetti. Rommel, bu muharebenin kritik ilk günlerinde ciddi ve sürekli mide ve burun rahatsızlıkları yüzünden yoktu. O zamandan beri tenkitçiler, bu mağlubiyetleri Rommel'in tümen üstü bir kumanda için uygun olmadığının delili olarak gösterdiler.
Rommel'in Afrika macerasının son ölüm çanları, Müttefiklerin Kasım 1942'de Mihver ordularını Tunus çevresinde küçük bir parça olarak ezdiği Meşale Harekâtı'nın büyük amfibi çıkarmalarını gerçekleştirmesiyle çaldı. Bunalmış olan Mihver orduları Mayıs 1943'te teslim oldu. O zamana kadar Rommel, sağlık sorunları sebebiyle Almanya'ya dönmüştü. Rommel, Hitler'i Kuzey Afrika'nın acilen daha fazla kaynağa ihtiyaç duyduğuna ve bu sayede ordusunu sağlam bir şekilde geri çekebileceğine ikna etmeye çalışmıştı. Mareşal, iyi günde kötü günde liderlik ettiği adamlarına geri dönmek konusunda da istekliydi, ancak kendisinin de fark ettiği gibi, "Adamlarımı kurtarmak ve onları Kıta'ya geri getirmek için harcadığım bütün gayretler neticesiz kalmıştı" (Allen Butler, 439).
Normandiya Kumandanlığı
Kuzey Afrika'nın teslim olmasının ardından Rommel, Temmuz 1943'te Güneydoğu Başkumandanı olarak tayin edildi ve Selanik'e taşındı. Aynı ay İtalyan lider Benito Mussolini'nin (1883-1945) devrilmesiyle beraber Rommel, Alpler'in müdafaasına kumanda etmekle vazifelendirildi ve Ağustos ayında Kuzey İtalya'daki Mihver kuvvetlerinin kumandanlığına tayin edildi. Güney Avrupa'daki vaziyetin değişkenliği ve Müttefiklerin Kuzey Fransa'yı işgal etme tehdidinin yakın olması, Rommel'in madalyalarını ve asasını tekrar, bu sefer Normandiya için toplamasına sebep oldu.
Rommel'in yeni vazifesi, İspanya sınırından Danimarka'ya dek bütün Kuzey Avrupa kıyıları boyunca kıyı müdafaasının umumi müfettişliğiydi. Ancak Normandiya, Müttefik işgalinin en muhtemel bölgelerinden biri ve sözde Atlantik Duvarı'nı bir propaganda efsanesinden çıkarıp pratik bir müdafaa gerçeği haline getirmek için en çok geliştirilmesi gereken bölgelerden biri olarak görülüyordu. Rommel, tıpkı çölde yaptığı gibi, her zaman düşüncelerle doluydu ve adamlarını zorlayarak bu teşebbüsü canlandırdı.
Rommel, geniş Normandiya sahillerine yarım milyon çelik engel yerleştirmişti. 4 milyon mayın döşemişti. Herhangi bir işgalde paraşütçülerin de yer alacağını bildiğinden, sahillerin arkasındaki tarlalara on binlerce kazık diktirmişti. Birçoğu dikenli tel ve bubi tuzaklarıyla donatılmış olan bu kazıklar, "Rommel'in kuşkonmazı" olarak biliniyordu.
Asıl mesele, müdafaada birliklerin en iyi şekilde nasıl kullanılacağıydı. Batı'daki Alman ordusunun başkumandanı Mareşal Gerd von Rundstedt (1875-1953), kıyıda bir işgali durdurmanın imkansız olduğuna inanıyordu ve bu yüzden müdafaa kuvvetlerinin büyük kısmını düşman köprübaşlarına karşı taarruz için mobil bir yedek birliği halinde tutmanın daha iyi olacağını düşünüyordu. Ocak 1944'te B Ordu Grubu kumandanlığına tayin edilen (ve böylece Anvers'ten Loire'a kadar olan bölgenin mesuliyetini uhdesine alan) Rommel, Afrika'da görüldüğü gibi, Müttefiklerin ezici hava üstünlüğünün yedeklerin kolayca yok edilebileceği anlamına geldiğini söylediğinden aynı fikirde değildi. Bu sebeple Rommel, sahillere karşı herhangi bir işgali durdurmanın elzem olduğunu düşünüyordu. Hitler, meseleyi sadece karmaşık bir kumanda yapısıyla neticelenen bir mutabakat planıyla çözdü. Haziran ayındaki Normandiya Çıkarması, Müttefikler için büyük bir zaferdi. Rommel, Hitler'i bu yeni cephe için daha fazla tümen göndermeye zorladı, ancak fikirleri reddedildi. Hitler, Silahlanma Bakanı Albert Speer'e (1905-81) "Rommel cesaretini kaybetti; kötümser oldu. Bu zamanlarda sadece iyimserler bir şey başarabilir" diye içini döktü (Speer, 482). Führer ile mareşal arasındaki iyi münasebet açıkçası bitmişti.
Normandiya Harekâtı Müttefikleri Fransa'ya doğru sürüklerken, Rommel, Hitler'i öldürmek ve Almanya işgal edilmeden önce şerefli bir barış görüşmesi yapmak isteyen komplocular tarafından saldırıya uğradı. Rommel, nihai çözümü desteklese de, Hitler'in öldürülmesi gerektiği fikrine katılmıyordu. Tarihçi P. Caddick-Adams'ın da belirttiği gibi, "Rommel'in komploya ne kadar yakın olduğunu gösterecek müşahhas bir delil yoktur" (426). Hadiseler daha sonra hızla Rommel'in kontrolünden çıktı.
Zoraki İntihar
Rommel, 17 Temmuz 1944'te üç Supermarine Spitfire'ın personel aracına saldırması neticesinde ağır yaralandı. Bir hafta boyunca şuurunu kaybeden Rommel, Hitler'e karşı başarısız suikast teşebbüsünü (20 Temmuz) kaçırdı, ancak ardından komplocularla uzaktan yakından bağlantısı olan herkese karşı tepkilere maruz kaldı. Kilit komploculardan biri olan General Carl-Heinrich von Stülpnagel (1886-1944), tıbbi bir operasyondan sonra şuurunu yeniden kazanırken Rommel'in adını fısıldadı ve bu, mareşalin kaderini belirledi.
Herrlingen'deki aile evinde geçirdiği araba kazasından sonra iyileşen Rommel, 14 Ekim 1944'te iki general tarafından ziyaret edildi. Hitler'den gelen bir ültimatomla Rommel'e iki seçenek sunuldu: vatana ihanetten kamuya açık bir şekilde yargılanmak yahut da intihar etmek. İkinci durumda, Rommel'in ailesinin emniyeti için teminat verilecek ve kendisine Üçüncü Reich'ın bir kahramanına yakışır bütün saygınlıklarla, itibarı bozulmaksızın devlet cenazesi düzenlenecekti. Rommel'e sadece on dakika verildi, karısına danıştı ve oğluna veda etti. Evinden kısa bir mesafe uzaklıkta, tam üniformalı (Afrika Korps versiyonu) olarak mareşallik sopasını kavrayan Rommel, bir siyanür kapsülü içerek intihar etti. Halka, Rommel'in Temmuz ayında geçirdiği trafik kazasında aldığı yaralar sebebiyle hayatını kaybettiği söylendi. Cenazesi 18 Ekim'de Ulm'da düzenlendi, bir askeri geçit merasimi, 19 pare top atışı ve Hitler'in gönderdiği büyük bir çelenk vardı. Rommel'in naaşı yakıldı ve külleri Herrlingen'e gömüldü.
