Antik Japonya, Şinto dini ve mimarisi, haniwa heykelcikleri gibi orijinal sanat eserleri, dünyanın en eski çanak çömlekleri, inşa edildikleri devirdeki en büyük ahşap yapılar ve dünyanın ilk romanı da dahil olmak üzere birçok edebi klasik ile üzere dünya kültürüne benzersiz katkılarda bulunmuştur. Japonya, Çin ve Kore'den önemli ölçüde etkilenmiş olsa da, adalar hiçbir zaman yabancı siyasi kontrole tabi tutulmamış ve bu sebeple kendilerine hitap eden fikirleri seçmekte, diledikleri gibi uyarlamakta ve idare, din ve sanata orijinal bir yaklaşım yaratmak için mahalli kültürel pratiklerini sürdürmekte serbesttiler.
Mitolojide Japonya
Şinto mitolojisinde, Japon adaları, tanrılar İzanami ve İzanagi tarafından mücevherli bir mızrağın kadim denize batırılmasıyla yaratılmıştır. Ayrıca, aralarında güneş tanrıçası Amaterasu'nun da bulunduğu 800'den fazla kami veya ruh yaratmışlar ve böylece antik Japonya'nın mahalli dini olan Şintoizm'in ilahlarını yaratmışlardır. Amaterasu'nun torunu Ninigi ilk hükümdar olmuştu ve Japonya'nın ilk imparatoru, yarı efsanevi İmparator Jimmu'nun (MÖ 660-585) büyük büyükbabasıydı. Böylece, sonraki bütün imparatorlar ve tanrılar arasında ilahi bir rabıta kurulmuş oldu.
Jomon Dönemi
Japonya'nın ilk tarihi devri, MÖ yaklaşık 14.500 ile MÖ takribi 300 yıllarını kapsayan Jomon Devri'dir (bu devrin hem başlangıç hem de bitiş tarihleri münakaşalı olsa da). Devrin adı, o çağda üretilen ve dünyanın en eski kapları olan, basit ip benzeri süslemelere veya jomonlara sahip orijinal çanak çömleklerden gelmektedir. Bu çanak çömleğin ortaya çıkışı, insanların artık kayıp olan kara köprülerini aşarak anakara Asya'dan kuzey ve güney Japon adalarına ulaştığı Paleolitik Çağ'ın (30.000 yıl önce) sonunu işaret eder. Daha sonra onlar Hokkaido, Honshu, Şikoku ve Kyushu olmak üzere dört ana adaya ve nihayetinde Japonya'yı oluşturan birkaç yüz küçük adaya yayıldılar. Çanak çömlek üretimi, toplulukların yerleşik yerleşmelerde yaşadığı anlamına gelmez ve bu devrin büyük bir kısmında insanlar, ahşap ve taş aletler kullanarak avcı-toplayıcı bir hayat tarzını sürdürmüşlerdir.
Ziraatin ilk işaretleri MÖ 5000 civarında ortaya çıkmakta olup, Sannai-Maruyama'daki bilinen en eski yerleşim takriben MÖ 3500'e tarihlenmekte ve yaklaşık MÖ 2000'e kadar varlığını sürdürmektedir. Nüfusun kıyı bölgelerinde yoğunlaştığı ve adalarda 100.000 ila 150.000 arasında bir nüfusa sahip olduğu görülmektedir. Pirincin MÖ 1250 civarında var olduğuna dair deliller mevcuttur, ancak ekiminin MÖ 800 civarına kadar yapılması muhtemel değildir. Sulak alanlarda pirinç yetiştirildiğine dair ilk deliller MÖ 600 civarına tarihlenmektedir. Bu devre ait iskeletler, geniş ve kare yüzlü, kaslı yapılı ve kadınlarda ortalama 1,52 m (5 ft), erkeklerde ise 1,60 m (5 ft 3 inç) boyda insanlara işaret etmektedir. Genetik ve kafatası çalışmaları, Jomon halkının günümüz azınlık grubu Ainu'nun ataları olduğunu göstermektedir.
Devrin en yaygın gömü türü, bazen taş levhalarla kaplı, bir veya daha fazla ferdin bulunduğu çukurlardır. Diğer gömü türleri arasında, tekli fertlerin kavanozlara konduğu ve 100'e kadar iskeletin bulunduğu büyük çukurlar yer alır. Jomon Devri'ne ait keşfedilen eserler arasında kil ve taştan yapılmış insan biçimli figürinler, kil maskeler, taş çubuklar ve kil, taş ve yeşim takılar (boncuklar ve küpeler) bulunur. Arkeoloji ayrıca, Jomonların taş dairelerden, ok şekilleri oluşturan taş dizilerinden ve küçük taş kümeleriyle çevrili tek uzun dikili taşlardan oluşan ritüel yapıları da ortaya çıkarmıştır.
Yayoi Dönemi
Yayoi Devri, MÖ 300 ile MS 250 yılları arasını kapsar; ancak yukarıda da belirtildiği gibi, arkeolojide daha fazla keşif yapıldıkça başlangıç tarihi geriye çekilmektedir. Adı, ilk olarak Tokyo'nun Yayoi bölgesinde bulunan ve Jomon Devri çanak çömleklerinde bir gelişmeye işaret eden kırmızımsı çanak çömleklerden gelmektedir. MÖ 400 civarında (veya daha da erken bir tarihte), muhtemelen Çin'in yayılması ve rakip krallıklar arasındaki savaşların tesiriyle, kıta Asya'sından, bilhassa Kore Yarımadası'ndan göçmenler gelmeye başlamıştır.
Yeni gelenler, genetik delillerin de gösterdiği gibi, yerli halkları fethetmiş veya onlarla bütünleşmiş ve beraberlerinde daha verimli ziraat aletleri, daha iyi silah ve zırhlar üreten yeni çanak çömlek, bronz, demir ve gelişmiş metal işleme teknikleri getirmişlerdir.
Zirai idarenin iyileştirilmesiyle toplum, ihtisaslaşmış ticaret ve mesleklerle (ve bunun sonucunda ticaret pazarları ortaya çıktı), dotaku bronz çanları gibi ayırt edici unsurların kullanıldığı ritüel pratiklerle, değişen refah seviyelerine sahip sosyal sınıflarla ve sonunda küçük krallıklar oluşturan klan grupları ittifaklarını idare eden yerleşik idareci bir sınıfla gelişebildi. Çin kaynakları, Japonya'da rakip krallıklar arasında sık sık savaşlar yaşandığını belirtiyor ve arkeoloji, müstahkem köylerin kalıntılarını ortaya çıkardı. Devrin sonunda Japonya'nın nüfusu 4,5 milyona kadar çıkmış olabilir.
Bu devrin sonunda Japonya, milletlerarası münasebetlerde ilk teşebbüslere başlamıştı. Güney ve batı Japonya'daki küçük devletlerden oluşan konfederasyon olan Wa tarafından, Kuzey Kore'deki Çin kumandanlıklarına elçiler ve haraçlar gönderildi; bunların en önemlisi Yamato'ydu. Bu misyonlar 57 ve 107'de kayıt altına alınmıştır. Çin topraklarına elçilikler gönderdiği bilinen bir Japon hükümdarı (238, 243 ve yaklaşık 248) ve devrin en ünlü figürü Kraliçe Himiko'ydu (189-248). 100'den fazla krallığı (yahut da belki de en güçlü olanının hükümdarı) idare eden kraliçe hiç evlenmedi ve 1.000 kadının hizmet verdiği bir şatoda yaşadı. Himiko aynı zamanda bir şamandı ve o çağda yaygın olan hükümdar ve baş rahip rollerini temsil ediyordu. Bir kadının her iki rolü de uhdesine alabilmesi, Çin kültürünün 7. yüzyıldan itibaren daha etkili hale gelmesinden evvel, antik Japonya'da kadınlara karşı daha müspet bir tavrın işaretidir.
Kofun Dönemi
Kofun Devri, 250-538 yıllarını kapsar ve o devirde inşa edilen büyük mezar höyüklerinden adını alır. Bazen bu periyoda Yamato Dönemi (250-710) denir; çünkü o devirde hakim devlet veya bölge olan Yamato, rakip bölgeleri kendi topraklarına katmış veya baş rakibi Izumo örneğinde olduğu gibi savaş yoluyla fethetmiştir. Yamato'nun kesin lokasyonu kati olarak bilinmemekle birlikte, çoğu tarihçi Nara bölgesinde olduğu hususunda hemfikirdir.
4. yüzyıldan itibaren Kore yarımadasından, bilhassa Baekje (Paekche) krallığı ve Gaya (Kaya) Konfederasyonu'ndan mühim bir insan akını olmuştur. Bunlar, Japonya'nın Koreliler tarafından fethedildiğini ve bir vasal devletten başka bir şey olmadığını iddia eden münakaşalı "atlı savaşçılar" teorisinin atlı savaşçıları olabilir. Tam bir fethin hakikaten gerçekleşmesi pek muhtemel görünmüyor (ve bazı kaynaklar münakaşalı bir şekilde bunun tersini ve Japonya'nın Güney Kore'de bir koloni kurduğunu öne sürüyor), ancak Korelilerin yüksek devlet mevkilerinde bulundukları ve hatta imparatorluk kanıyla kaynaştıkları daha kesin. O çağda Kore ve Japonya arasındaki siyasi münasebet ne olursa olsun, Kore'den gelen mamul mallar, demir gibi hammaddeler ve Japonya'ya seyahat eden Koreli hocalar, bilginler ve sanatçılar aracılığıyla gelen kültürel fikirler kesinlikle akın ediyordu. Bunlar, yazı, klasik Konfüçyüs metinleri, Budizm, dokuma ve sulama gibi Çin kültürünün unsurlarını ve mimaride Kore fikirlerini de beraberlerinde getirdiler. Ayrıca 425, 478 ve ardından 502'ye kadar 11 elçi daha Çin'e gönderildi. Yamato Japonyası beynelmilel bir diplomatik varlık oluşturuyordu.
Kofun olarak bilinen büyük mezar höyükleri, Kore yarımadasının muhtelif eyaletlerindeki elitler için inşa edildikleri için Asya anakarasıyla bir başka bağlantıdır. Japonya sathında 20.000'den fazla höyük bulunur ve yukarıdan bakıldığında genelde anahtar deliği şeklindedirler; en büyük örneklerin çapı birkaç yüz metredir ve bir hendekle çevrilidir. Mezarların çoğunda, önceki mezarlarda görülmeyen ve Asya anakarasıyla teması güçlendiren at koşum takımları bulunur. Kofun'un bir diğer hususiyeti de, muhtemelen koruyucu olarak kullanılmak üzere etraflarına ve tepelerine insan, hayvan ve hatta haniwa adı verilen binaların büyük pişmiş toprak figürinlerinin yerleştirilmiş olmasıdır.
Zamanla daha büyük ölçüde inşa edilen Kofun, Yamato hükümdarlarının hem insan hem de maddi olarak muazzam kaynaklara hükmedebildiğinin bir işaretidir. Güçlü bir idare ve izdivaçlar yoluyla tahkim edilmiş mühim klanlar veya ujilerle ittifaklar kuran Yamato elitleri, merkezi bir devlet kurma yolunda iyi bir ilerleme kaydetmişti. Şimdi ihtiyaç duyulan şey, bürokratik mekanizması tam işleyen daha iyi bir idare modeliydi ve bu Çin'den gelecekti.
Asuka Dönemi
Asuka Devri, 538-710 yıllarını kapsar. Adını, o devirde kuzey Nara vilayetinde bulunan başkent Asuka'dan alır. 645'te başkent Naniwa'ya, 694-710 yılları arasında ise Fujiwarakyo'ya taşınmıştır. Şimdi ise, efsanevi veya mitolojik hükümdarların aksine, ilk köklü tarihi imparatoru, imparatorluk hanedanında 29. sırada bulunan İmparator Kimmei'yi (531-539-571) görüyoruz. En önemli hükümdar, 622'deki ölümüne kadar naiplik yapan Prens Şotoku'dur. Şotoku, diğer şeylerin yanı sıra, On Yedi Maddelik Anayasa'sını oluşturarak, yolsuzluğu ortadan kaldırarak ve Çin ile daha güçlü bağlar kurarak Çin modeline göre hükümeti yeniden yapılandırıp merkezileştirdiği için takdir edilmektedir.
Asuka devrinin bir sonraki büyük siyasi hadisesi, Fujiwara klanının kurucusu Fujiwara no Kamatari'nin, iktidarı o zamanda hakim olan Soga klanından devralan bir darbe tertiplediği 645 yılında gerçekleşti. Yeni hükümet, yine Çin çizgisinde, Taika Reformları olarak bilinen bir dizi kalıcı reformla yeniden şekillendirildi. Bu reformlar kapsamında topraklar millileştirildi, vergiler emek yerine ayni olarak ödenecekti, sosyal rütbeler yeniden sınıflandırıldı, kamu hizmetine giriş imtihanları getirildi, kanunlar yazıldı ve imparatorun mutlak otoritesi tesis edildi. Kamatari, imparatorun kıdemli bakanı yapıldı ve Fujiwara soyadı verildi. Bu, 12. yüzyıla kadar idareyi tekeline alacak olan Japonya'nın en güçlü klanlarından birinin başlangıcıydı.
İmparator Temmu (hükümdarlık zamanı 672-686), imparatorluk tahtında yalnızca doğrudan soyundan gelenlerin hak iddia edebileceği şekilde geniş kraliyet ailesini daralttı ve bu da daha fazla rakip klan grubu yaratacak bir hamleydi. Temmu, Çin tarzında bir sarayı ve düzenli bir şebeke nizamında tertiplenmiş sokakları olan Fujiwarakyo'yu ilk gerçek Japon başkenti olarak seçti.
Asuka Devri'nin belki de en mühim gelişmesi siyasi değil, diniydi. Budizm, 6. yüzyılda, ananevi olarak 552'de Japonya'ya tanıtıldı. İmparator Yomei tarafından resmen benimsendi ve Horyuji gibi birçok büyüleyici mabet inşa eden Prens Shotoku tarafından daha da teşvik edildi. Budizm, Japonya'nın güçlü komşuları Kore ve Çin'in gözünde gelişmiş bir millet olarak kültürel statüsünün yükselmesine yardımcı olduğu için Japonya'nın elitleri tarafından umumiyetle memnuniyetle karşılandı.
Shotoku, 607 civarından itibaren Çin'deki Sui sarayına resmi elçilikler gönderdi ve bu elçilikler 7. yüzyıl boyunca devam etti. Mamafih Japonya'nın komşularıyla münasebetleri her zaman dostane değildi. Silla Krallığı, 660 yılında devasa bir Çin Tang donanmasının yardımıyla komşusu Baekje'yi ele geçirdi. İsyancı Baekje kuvvetleri, Japonya'yı krallıklarının kontrolünü yeniden ele geçirme teşebbüslerine yardımcı olmak için 800 gemi göndermeye ikna etti, ancak birleşik kuvvet 663'teki Baekgang Muharebesi'nde yenilgiye uğradı. Birleşik Silla Krallığı'nın başarısı, çöken Baekje ve Goguryeo krallıklarından Japonya'ya yeni bir göçmen dalgasının girmesine yol açtı.
Bu arada sanatlar gelişti ve İmparatoriçe Suiko'ya (592-628) atfen Suiko Devri (552-645) olarak adlandırılan alternatif bir adın ortaya çıkmasına neden oldu. Çin numunelerini takip eden edebiyat ve müzik, sarayca faal olarak desteklendi ve sanatçılara vergi indirimi sağlandı.
Nara Dönemi
Nara Devri, 710-794 yıllarını kapsar ve bu adı almasının sebebi, başkentin o devirde Nara (Heijokyo) olması ve 784'te kısa bir süreliğine Nagaokakyo'ya taşınmasıdır. Başkent, Tang başkenti Chang-an'ın Çin modeline göre inşa edilmiş ve bu sebeple düzenli ve iyi tanımlanmış bir şebeke nizamına ve Çin mimarisine benzeyen kamu binalarına sahipti. Geniş bir kraliyet sarayı olan Heijo inşa edildi ve devlet bürokrasisi yaklaşık 7.000 memura genişletildi. Devrin sonunda Nara'nın toplam nüfusu 200.000'e kadar çıkmış olabilir.
Merkezi hükümetin eyaletler üzerindeki kontrolü, Japonya adaları sathında artan askeri varlıkla artırıldı ve İmparator Shomu'nun (724-749) her eyalette bir mabet inşa etme projesiyle Budizm daha da yayıldı; bu plan vergileri acımasız seviyelere çıkardı. Nara'da da büyük mabetler inşa edildi. Bunlardan biri, dünyanın en büyük ahşap binası olan ve dünyanın en büyük bronz Buda heykelini barındıran Büyük Buda Salonu'na sahip Todaiji (752) idi. Şintoizm, başkentin dışındaki ormanlarda bulunan Kasuga Taisha Mabedi (710 veya 768) ve Kyoto yakınlarındaki Fushimi Inari Taisha Mabedi (711) gibi mabetlerle temsil ediliyordu.
Japonya ayrıca yurtdışında daha hırslı hale geldi ve Kuzey Kore ve Mançurya'daki devlet olan Balhae (Parhae) ile güçlü bir münasebet kurdu. Japonya on yıllar boyunca 13 diplomatik elçilik, Balhae ise 35 elçilik gönderdi. Japonya'nın tekstil, Balhae kürkü, ipek ve kenevir kumaşı ihraç etmesiyle ticaret gelişti. İki devlet, artık Kore yarımadasını kontrol eden Birleşik Silla Krallığı'nı ortak bir orduyla işgal etmeyi planladı ve 733'de büyük bir Japon filosunun da katılmasıyla bir taarruz tertipledi, lakin bu planlar başarısızlıkla neticelendi. 762'de planlanan bir işgal ise generallerin harita tahtasından hiç düşmedi.
Nara Devri, münakaşasız Japon edebiyatının şimdiye kadar yazılmış en meşhur ve mühim iki eserini ortaya çıkardı: yaratılış mitleri, Şinto tanrıları ve kraliyet soyağacıyla alakalı Kojiki ve Nihon Shoki tarihleri. Ayrıca, Japonya'nın ilk şiir antolojisi olan ve taktiben 760 yılında derlenen Manyoshu şiir antolojisi de vardı.
Sanatların aksine, sıradan halk gelişmekten çok uzaktı. Ziraat hâlâ iptidai aletlere bağlıydı, ekinler için yeterli arazi hazırlanmamıştı ve sulama teknikleri sık sık yaşanan mahsul kayıpları ve kıtlık salgınlarına mani olmak için kifayetsizdi. Bu sebeple çoğu köylü, toprak sahibi asiller için çalışmanın sağladığı daha fazla güvenliği tercih ediyordu. Bu sıkıntılara ilaveten, 735 ve 737 yıllarında çiçek hastalığı salgınları yaşandı ve tarihçiler bunun ülke nüfusunu %25-35 nispetinde azalttığını hesapladı.
Saray, bu tabii afetlerle karşı karşıya kalmanın yanı sıra, çok sayıda toprak sahibi aristokrat ve mabete vergi muafiyeti verilmesi sebebiyle madden de sıkıntı çekiyordu. Nara da aristokratlar arasında imtiyaz ve mevki elde etmek için yaşanan iç çekişmelerle boğuşuyordu ve siyaset, şehrin dört bir yanına dağılmış Budist mabetlerinden fazlasıyla etkileniyordu. Netice olarak, İmparator Kammu (781-806) başkenti bir kere daha değiştirdi ve bu hamle, Japon tarihinin bir sonraki Altın Çağı'nın habercisi oldu.
Heian Dönemi
Heian Devri, 794-1185 yıllarını kapsar ve adını o devirdeki başkent Heiankyo'dan (bugün Kyoto olarak bilinir) alır. Yeni başkent, nizami bir ızgara planına göre inşa edilmiştir. Şehrin geniş bir merkezi caddesi vardı ve tıpkı kendisinden önceki Nara gibi, mimari en azından kamu binaları için Çin modellerini takip ediyordu. Şehirde asiller için saraylar vardı ve kraliyet sarayının (Daidairi) güneyine büyük bir eğlence parkı inşa edilmişti. Yanan ancak aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilen Shishin-den (Kabul Salonu) ve benzer bir akıbete uğrayarak Heian Mabedi'nde daha küçük ölçüde tekrar inşa edilen Daigoku-den (Devlet Sarayı) dışında, günümüze ulaşan hiçbir Heian binası yoktur. 11. yüzyıldan itibaren şehrin uzun süredir kullanılan ve basitçe "başkent" manasına gelen gayriresmî ismi resmen benimsenmiştir: Kyoto. Burası bin yıl boyunca Japonya'nın başkenti olarak kalacaktır.
Kyoto, imparator, yüksek rütbeli bakanları, bir devlet konseyi ve sekiz bakanlıktan oluşan bir hükümetin merkeziydi. Bu bakanlıklar, geniş bir bürokrasinin yardımıyla 68 eyalete yayılmış yaklaşık 7.000.000 kişiyi idare ediyordu. Japonya nüfusunun kahir ekseriyeti, toprakları ya kendileri yahut da başkalarının mülkleri için işliyordu. Eşkıyalık ve aşırı vergilendirmenin yükü altında ezilen isyanlar nadir değildi. 12. yüzyıla gelindiğinde, toprakların %50'si hususi mülklerde (shoen) tutuluyordu ve bunların çoğu, lütuflar veya dini sebeplerle hususi muafiyetler tanındığı için vergi ödemekten muaftı ve bu da devletin maliyesinde ciddi bir düşüşe sebep oluyordu.
Sarayda imparator, hâlâ mukaddes sayılsa da, hepsi aynı aileden gelen güçlü bürokratlarca dışlanıyordu: Fujiwara klanı. Kraliyet mevkiini daha da zayıflatan bir diğer faktör ise, birçok imparatorun çocukken tahta çıkması ve bu sebeple umumiyetle Fujiwara ailesinin temsilcisi olan bir naip (Sessho) tarafından idare edilmesiydi. İmparator yetişkinliğe ulaştığında bile, Fujiwara'nın sarayın siyasi iplerini elinde tutmasını sağlayan yeni bir makam olan Kampaku tarafından yönlendiriliyordu. İmparator Şirakawa (1073-1087), 1087'de tahttan çekilerek ve oğlu Horikawa'nın kendi nezaretinde hüküm sürmesine izin vererek Fujiwara'dan bağımsızlığını ilan etmeye çalıştı. 'Emekli' imparatorların fiilen hâlâ idarede olduğu bu strateji, imparator umumiyetle bir manastırda kapalı kapılar ardında kaldığı için 'kapalı hükümet' (insei) olarak bilinmeye başladı. Bu, zaten karmaşık olan hükümet mekanizmasına bir çark daha ekledi.
Budizm, Çin'den fikir ve metinler getiren ve sırasıyla Shingon ve Tendai Budist mezheplerini kuran Kukai (774-835) ve Saicho (767-822) gibi tanınmış bilgin keşişlerin yardımıyla hakimiyetini sürdürdü. Aynı zamanda, Konfüçyüsçü ve Taoist prensipler idarede müessir olmaya devam etti ve eski Şinto ve animist inançlar umum halk üzerinde hakimiyetini sürdürdü.
Dış münasebetlerde, 838'den sonra Japonya, hudutlarını müdafaa veya toprak fethi yapma mecburiyeti olmaksızın bir ölçüde izolasyonist bir tavır benimsedi. Ancak, Çin ile düzensiz ticaret ve kültürel alışverişler, daha önce olduğu gibi devam etti. Çin'den ithal edilen mallar arasında ilaçlar, işlenmiş ipek kumaşlar, kitaplar, seramikler, silahlar ve müzik aletleri bulunurken, Japonya bunlara karşılık olarak inciler, altın tozu, kehribar, ham ipek ve yaldızlı lake eşyalar gönderdi. Keşişler, akademisyenler, öğrenciler, müzisyenler ve sanatçılar, Çin'in daha da gelişmiş kültüründen neler öğrenebileceklerini görmek için gönderildiler.
Bu devir, ekseriyetle fonetik olarak Çince karakterler kullanılarak bir Japon yazısının (kana) yaratılması da dahil olmak üzere kültürel başarılarıyla dikkat çeker. Bu başarı, Murasaki Shikibu'nun (yaklaşık 1020) yazdığı dünyanın ilk romanı Genji'nin Hikayesi'nin ve Sei Shonagon'un (takribi 1002) Yastık Kitabı da dahil olmak üzere saray kadınlarınca yazılmış birkaç önemli günlüğün (nikki) üretilmesine imkan sağlamıştır. Bir diğer mühim eser ise 905 tarihli Kokinshu şiir antolojisiydi.
Görsel sanatlar, ekran resimleri, resim ve metinlerden oluşan el tomarları (e-maki) ve ince kaligrafi ile temsil ediliyordu. Ressamlar ve heykeltıraşlar Budizm'i ilham kaynağı olarak kullanmaya devam ettiler, ancak zamanla daha bütüncü bir Japon yaklaşımı, sanattaki konu yelpazesini sıradan insanlara ve mekanlara genişletti. Bilhassa resimde, onu Çin eserlerinden ayıran bir Japon stili olan Yamato-e gelişti. Daha köşeli çizgiler, daha parlak renklerin kullanılması ve daha fazla dekoratif detayla karakterize edilir.
Başkentteki bütün bu artistik üretimler oldukça iyiydi, lakin taşrada yeni güç simsarları ortaya çıkıyordu. Kendi hallerine bırakılan ve küçük asillerin kanıyla beslenen iki önemli grup zuhur etmişti: Minamoto ve Taira klanları. Kendi şahsi samuray ordularıyla, onlar Fujiwara klanının 1156'daki Hogen Kargaşası ve 1160'taki Heiji Kargaşası'nda patlak veren iç iktidar mücadelesinin rakip mensuplarının elinde önemli enstrümanlar haline geldi.
Taira, sonunda Fujiwara'yı ve bütün rakiplerini silip süpürdü, ancak Genpei Savaşı'nda (1180-1185) Minamoto zaferle geri döndü ve savaşın finali olan Dannoura Muharebesi'nde Taira lideri Tomamori ve genç imparator Antoku intihar etti. Minamoto klan lideri Yoritomo'ya kısa bir zaman sonra imparator tarafından şogun unvanı verildi ve onun idaresi, Japon hükümetinin ordunun kontrolüne girdiği Kamakura Şogunluğu olarak da bilinen Kamakura Dönemi (1185-1333) ile Japon tarihinin Orta Çağ devrini başlattı.
This content was made possible with generous support from the Great Britain Sasakawa Foundation.
