Antik Çin'de Hayaletler

Emily Mark
tarafından yazıldı, Ceren Erkılıç tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF

Hayalet hikayeleri, antik Çin'deki en eski edebiyat türlerinden biriydi. Shang Hanedanlığı döneminde (MÖ 1600-1046) yazı gelişmeden önce çok eski sözlü geleneğin bir parçasıydı. Hala günümüzde Çin'de çok popülerlerler. Antik Çin'de hayaletler çok ciddiye alınıyordu.

Günümüzde Çin'de, hayaletler sadece onlara inanlara zarar verecek güce sahiptirler ama antik Çin'de hem inanlara hem de inanmayıp dalga geçenlere de zarar verebilirlerdi. Biri öldüğünde, ahirete gitmek için ruhu köprüden geçerdi. Bu yolda kişinin layık olup olmadığına karar verilirdi. Eğer iyi bir hayat yaşamışlarsa, yola devam ederlerdi ama eğer kötü şeyler yaptıysalar köprüden cehenneme düşerlerdi.

Öteki tarafa ulaştıklarında, inançlarına göre ya reankarne olurlar ya da tanrılarla birlikte yaşarlardı. Örneğin Budistler, insanların daha çok reankarne olduklarına inanıyordu. Konfüçyüsçüler, ataların tanrılarla birlikte yaşadıklarına ve onlardan yardım ya da koruma istemek için kendilerine dua edilebileceğine inanırlardı. Biri öldüğünde ilk yapılan şey, ölüyü defnetme ve cenaze töreniydi. Eğer doğru yapılmazsa, ruh dümyaya can almak için geri dönerdi.

Hungry Ghosts
Aç Hayaletler Unknown Artist (Public Domain)

Doğru Defnedilmenin Önemi

Çin'de, toprağın altı tanrıların malı olarak düşünülüyordu. Mezarlıklar, kasaba ve şehirlerin dışında kırsal bölgelerde bulunuyordu ve her yerde olduğu gibi burada da Tudi Gong olarak bilinen toprak ruhları vardı. Tanrılara ve yerel ruhlara saygı göstermeden ve onlardan araziyi satın almadan öylece gidip bir mezar kazmak mümkün değildi.

Vefat eden kişinin akrabaları, bir yer seçerdi ve tanrılardan ve ruhlardan o yeri satın almak için yasal bir anlaşma imzalardı. Anlaşmada, "Vefat eden kişinin adı, ünvanı, ölüm tarihi, arsanın tam ölçüsü, ödenen para ve şahitlerin imzası" yer alırdı (Benn, 217). Anlaşmayı mezara koyarlardı ve belirli bir ücret ödeyerek onurlandırırlardı. Ahirette gerçek paranın bir yararı olmadığı için insanlar kağıt yaprakları satın alır, bunlardan belirli miktarda “banknot” keser, üzerlerine değerlerini yazar ve mezarın başında yakarlardı. Tüm bunlar tamamlandıktan ve kabul edildiğine dair işaretler alındıktan sonra, kişi defnedilebilirdi.

Ölen kişinin ruhunun köprüden geçerek tanrıların diyarına ulaşacağına inanıldığı için, mezara sevdiği eşyalar ve yiyeceklerden oluşan mezar eşyaları konurdu. Ölenler için uygun bir süre yas tutulması gerekiyordu. Ebeveynler ve anneanne-babaanne-dedeler için bu süre en az üç yıldı; bu süre boyunca özel yas kıyafetleri giymek zorundaydılar, partilere katılamaz, müzik dinleyemez veya çalamaz ve devlet memurları ise işlerine gidemezlerdi. Bir ebeveyn veya anneanne-babaanne-dede vefat ettiğinde devlet memurları üç yıl süreyle istifa etmek zorundaydı. Vefatın yetkililere bildirilmemesi sürgün veya ağır iş cezasıyla sonuçlanıyordu. Bu kurallar ve daha pek çok kural, kraliyet ailesi için olduğu kadar köylü sınıfı için de geçerliydi. Bu adımlardan herhangi biri düzgün bir şekilde yerine getirilmezse ya da göz ardı edilirse, ölen kişinin ruhu yeryüzüne geri dönerdi.

Ruhun Parçaları

Ruh, iki parçadan oluşuyordu. Biri po diğeri de hun. Po, ruhun yin olan tarafıydı. Karanlık, su ve toprak ile özdeşleştiriliyordu. Akademisyen Charles Benn söyle yazıyor:

Bu, insanın bedensel doğasının yönlendiricisiydi ve anne karnındaki fetüse şekil veriyordu. Po ise insanın hayvani doğası, içgüdüleri ve dürtüleriydi. Bunlar, bir bebeğin davranışlarının açıkça bencil ihtiyaçlarının karşılanmasına odaklandığı doğumdan sonra ilk kez ortaya çıkıyordu. (276-277)

Hun ise ruhun yang tarafıydı. Aydınlık, ateş ve cennet ile özdeşleştiriliyordu. Benn şöyle yazıyor, "İnsanın zekâsını yönetti. Doğumda zayıftı, ancak çocuğun akıl yeteneği geliştikçe, özellikle de eğitimin başladığı altı yaşından sonra, evrimleşti ve güçlendi. Yirmi yaşında tam olgunluğa ulaştı, ancak elli yaşına kadar tam anlamıyla mükemmelleşmedi" (278). Bu iki parça, insanın yaşaması için birlikte çalışırlardı. Hun (neden), po (içgüdü)'yu yönetiyordu ama hun, hayatta kalmak için pu'ya ihtiyaç duyuyordu. Ölümden sonra ruhun bu iki parçası, uygun cenaze törenleri yerine getirilmemesi ya da yarım kalan işler, verilen bir yemin, bir haksızlığı düzeltmek ya da sadece ziyaret etmek gibi başka nedenlerle yaşayanlara sorun çıkarmak için geri dönerlerdi.

Po & Hun'un Hayaletleri

Ölümden sonra ruhun bu iki parçası, uygun cenaze törenleri yerine getirilmemesi ya da yarım kalan işler, verilen bir yemin, bir haksızlığı düzeltmek ya da sadece ziyaret etmek gibi başka nedenlerle yaşayanlara sorun çıkarmak için geri dönerlerdi.

Hikayelerde hayaletler bir zamanlar yaşadıkları evi dolaşırlardı, akrabalarına musallat olurlardı ya da yardım istemek için yabancılara görünürlerdi. Bunların hepsi po'nun örnekleridir. Yin ruhu, onu serbest bırakmak için gerekli ritüellerin yerine getirilmemesi nedeniyle hâlâ yeryüzüne bağlıdır.

Bu hikayelerden en çok bilinenlerinde biri, genç bir kızın hayaletinin birkaç erkek kardeşin evini ziyaret etme hikayesidir. Ruh, o kadar rahatsız ediciydi ki, yakalayıp bir çantaya koydular ve kuyudan aşağı attılar. Ertesi gece çantayla birlikte tekrar geldi ve musallat oldu. Çantaya tekrar koydular, taş bağladılar ve nehre attılar. Sonraki gece yine de küçük kız geri geldi ve bu sefer kardeşler onu oyulmuş bir kütüğün içinde koydular ve nehirde akıntıya bıraktılar. Ruh, düzgün bir cenaze düzenledikleri için onlara teşekkür etti ve bir daha musallat olmadı.

Hun hayaletleri farklıydı, çünkü hun bedenine o kadar bağlı değildi. Ruhsal ele geçirilme, hayaletlerin hâlâ yaşıyormuş gibi görünmesi ya da yaşayanlardan intikam alan hayaletlerle ilgili hikâyeler, hun musallatlarının örnekleridir. Hun, bir kişinin akılcı yönü, yani kişiliği olarak görüldüğünden yaşamdayken hastalıklardan etkilenen kısmın da bu olduğu düşünülürdü. Ayrıca ölümden sonra başkalarına rüyalarda görünen “astral benlik”in de hun olduğuna inanılırdı.

Charles Benn, bu tür hikâyelerden örnekler verirken, Tan adında bir öğretmenin hastalanıp ölüm döşeğine yattığı bir olayı aktarıyor. Rüyasında, cüppeli bir figürün kendisine “Ruhunu sana geri veriyorum” dediğini ve ona turuncu cüppeler attığını gördü. Ertesi sabah hastalığından kurtuldu“ (278). Turuncu cüppeler, ruhun ”kıyafeti"ni yani ruhun kendine özgü yönü olan hun'u simgeliyordu.

Başka bir hikayede ise, iki arkadaş olan Gao ve Liu, kim önce ölürse ölsün, geri dönüp diğerine öbür dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlatacağına dair bir anlaşma yaparlar. Liu'nun ölümünden birkaç ay sonra, bir gece Gao kapısında bir vuruş duydu ve arkadaşının sesini işitti. Arkadaşı, karanlıkta konuşabilmeleri için lambaları söndürmesini ve onu içeri almasını istiyordu. Konuşurken Gao, çürüyen bir cesedin kokusundan rahatsız oldu ve Liu'nun ruhunun, yedi gündür ölü olan bir barbarın bedenine girmiş olduğunu fark etti.

Sözünü tutmanın önemini vurgulayan bir başka hikâye, genç bir kızla evlenmek isteyen ancak kızın annesi tarafından reddedilen Mareşal Li’yi anlatır. Li, onunla mutlaka evlenecekti ve eğer onunla evlenemezse asla evlenmeyeceğine yemin etti. Kendini o kadar sadık ve kararlı gösterdi ki, anne kızını onunla evlendirmeye razı oldu ve Li de sonsuza dek sadık kalacağına yemin etti. Birkaç yıl sonra kız öldü ve sadece bir yıl sonra Li başka biriyle evlenmek için hazırlıklara başladı.

Evlenmeden hemen önce, banyoda suda uzanırken, ilk karısının hayaleti ortaya çıktı ve ona bir daha asla başka biriyle evlenmeyeceğine dair verdiği sözü hatırlattı. Hayalet, banyo suyuna otlar serpti ve ortadan kayboldu. Li kendini gevşek ve güçsüz hissetmeye başladı. O kadar şişmişti ki hareket edemiyordu. Küvette öldü ve cesedi bulunduğunda kemikleri ve tendonları erimişti (Benn, 280). Bu hikaye, sözünü tutmanın öneminin yanı sıra, yas tutma süresine her zaman uyulması gerektiğini de vurgulamaktadır.

Hayalet Türleri

Po ve hun, yaşayanlara musallat olmak için geri döndüklerinde guei (aynı zamanda kuei, kui veya gui) olarak bilinirlerdi. Geri dönmelerinin başlıca nedeni doğru bir şekilde defnedilmemiş olmalarıydı ancak intikam almak ya da kendilerinin yaptığı ya da maruz kaldıkları bir haksızlığı düzeltmek için yardım istemek amacıyla da geri dönebilirlerdi. Bir hikayede, bir adamın annesi ölmüş ve cenazesinde tüm uygun ritüeller yerine getirilmiş olmasına rağmen, onu rahatsız etmek için geri dönmüştür. Bu durumda, mezar hırsızları mezarına girip cesedini kirletmişlerdi ve annesi, oğlunun onları yakalayıp cezalandırmasını istemişti. Oğlunun isteğini yerine getirmesinin ardından, anne bir daha görülmemiştir.

Özellikle tehlikeli bir hayalet olan shui gui (su hayaleti), boğularak ölen ve cesedi asla bulunamayan ya da uygun bir cenaze töreniyle uğurlanamayan bir kişinin ruhuydu. Shui gui, öldüğü sularda dolaşır ve insanları suya çekerek boğardı. Kurbanı öldükten sonra shui gui başka bir yere gidebilirdi, ancak kurbanının ruhu onun yerini alır ve bir sonraki gafil avlanacak kişiyi beklerdi. Suya yaklaşırken veya yüzerken shui gui'den korunmak için tılsım ve muska takılırdı.

Jiangshi, bir tür zombi hayaletti (adı “sertleşmiş beden” anlamına gelir) ve insanın nefesini çalardı. Benn’in yazdığına göre, “Çinliler nefesin, yani qi’nin, yaşamın bağlı olduğu hayati enerji olduğuna inanıyordu” ve bu varlıklar bu enerjiyi kendileri için çalmaya çalışırdı (265). Jiangshi, bir kişinin nefesini tamamen alana kadar onu takip etmeye devam ederdi ama bu ruh zaten ölüler diyarında olduğu için yeniden hayata dönemezdi. Aynı zamanda başkalarının yaşam enerjisini çalmayı sürdürdüğü için de öteki dünyaya geçemezdi. Jiangshi’ler, ruhsal bedenleri o kadar sert olduğu için yürümek yerine zıplıyormuş gibi göründüklerinden “zıplayan hayaletler” olarak da bilinir. Bunlar tehlikeli ruhlardı ve tılsımlar ile büyülerle uzak tutulmaları gerekirdi.

Özellikle bu tür hayaletlere ve genel olarak diğerlerine olan inanç, pek çok açıdan görülebileceği üzere Çin kültürü üzerinde önemli bir etki yaratmıştır. Çin'de evlerin giriş kapılarının hemen dışındaki yalancı cephe veya "gölge duvarı", asıl giriş kapısını bulamayan bu tür hayaletleri kandırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Hayaletlerin ve özellikle jiangshi'lerin yalnızca düz çizgiler halinde hareket edebildiğine inanılırdı. Çin'deki yolların her zaman virajlı olmasının sebebi de budur. Böylece hayaletler yollara musallat olamazlardı. Çin'deki trafik kazaları sıklıkla hayaletlere atfedilir. Sürücüler, arabalarının önüne bir hayaletin çıktığını ve ondan kaçmak için direksiyonu kırdıklarını iddia ederler.

Menshen olarak bilinen koruyucu tanrılara da dua edilirdi. Menshen, kötü ruhlara veya hayaletlere karşı koruma sağlamak amacıyla genellikle kapı girişlerinin iki yanına resmedilen, huzurlu uyku tanrılarıydı. Köpekler, her tür hayaletlere karşı, özellikle de jiangshi’ye karşı büyük bir koruma sağlıyordu. Eskiden köpekler öldürülür ve ruhları hayaletleri savuştursun diye evin önüne gömülürlerdi. Zamanla insanlar bunun için saman köpekler kullanmaya başladılar ve bu gelenek sonunda köpek heykellerinin kullanımına dönüştü. Günümüz Çin’inde bile evlerin giriş kapısının önünde hâlâ köpek heykellerine rastlamak mümkündür.

Chinese Door Gods
Çin Kapı Tanrıları Little Koshka (CC BY-NC-ND)

İnsanlar, ruhu olan ve dünyaya geri dönebilen ya da adalet isteyebilen tek varlıklar değildi. Köpekler, kediler ve diğer hayvanlar da bunu yapabilirdi. Ünlü bir hikâyeye göre, "Coffin Head Li" adında, kedi ve köpekleri öldüren zorba bir adam vardı. Bir gün yanına, kendilerini hayalet olarak tanıtan iki adam geldi ve ona, öbür dünyada öldürdüğü 460 kedi ve köpeğin ruhu tarafından aleyhine dava açıldığını söylediler. Coffin Head Li suçlu bulundu ve oradan götürüldü.

Bir diğer hayalet türü ise hayattayken istismara uğramış ve genellikle cinayete kurban gitmiş bir kadının ruhu olan nu gui idi. Adalet arayışı içinde, öldürüldüğü evi veya mekanı mesken tutardı. Nu gui, bir succubus gibi davranarak erkeklerin ruhlarından hun unsurunu çekip onları öldürebilirdi. Kadınları yalnızca korkuturlardı, ancak erkekleri her zaman öldürürlerdi.

Ayrıca yeryüzünün ruhları olan kuei-shen (doğa iblisleri) de vardı. Bunlar, Tudi Gong (toprak ruhları) ile illa aynı türden olmak zorunda değildi. Kuei-shen ruhları, daha önce hiç insan olmadıkları ve ölümsüz oldukları için Tudi Gong'lara benziyorlardı ancak genellikle yaramaz ya da kötü olarak görülüyorlardı. Yine de oni kadar kötü sayılmıyorlardı.

Oni’ler, bir insanın içine girebilen, kişiyi yoldan çıkarabilen, bir eve musallat olabilen ve insanların başına her türlü belayı açabilen kötü ruhlardı. Oni’ler bir zamanlar insan olmuş olabileceği gibi ebedi ruhlar da olabilirlerdi. Oni'lerin bir örneği de ba jiao gui olarak bilinen ruh türüdür. Bu, hayattayken kumar bağımlısı olan ve borçlarını ödemeden ölen (veya intihar eden) bir kişinin ruhudur. Bu kişi daha sonra, başkalarına musallat olan son derece çirkin bir ruh, yani bir ba jiao gui'ye dönüşür.

Çin’deki en ünlü hayalet türü, aç hayaletlerdir. Bu tür, Budizm’in Çin’e geldiği MS 1. yüzyılın bir süre sonrasında ortaya çıkmıştır ve kökeni Hindistan’daki bir Budist inancına dayanmaktadır. Aç hayaletler, hayattayken her zaman sahip olduğundan fazlasını isteyen, kendisine verilenler için asla minnet duymayan ve tıpkı yaşarken olduğu gibi ölümden sonraki yaşamda da huzur bulamayan insanların ruhlarıdır. Genellikle kocaman göbekleri, ancak hiçbir miktarda yemeğin asla doyuramayacağı küçücük ağızları ve boyunları olan figürler olarak tasvir edilirler. Aç hayaletler, yemek istemek için yaşayan insanlar gibi görünebilirler. Eğer birisi onlara yemek vermezse, o kişiyi lanetleyebilir, evine ve sevdiklerine felaket getirebilirler. "Aç hayaletler" terimi her zaman bu özel ruh türü için kullanılsa da, aslında tüm hayaletlerin öbür dünyada aç olduğu düşünülürdü. Bu yüzden onları doyurmak ve mutlu tutmak için çeşitli ritüeller geliştirilmiştir.

Hayaletlere Dair Görüşler ve Uygulamalar

Bu tür hayaletlerin varlığı, insanları onlardan korumak için çeşitli gelenek ve ritüellerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu tür hayaletlere karşı en iyi savunma, örnek bir hayat sürmekti ve bu yüzden hayalet hikâyeleri çocuklara sık sık anlatılırdı (günümüzde hâlâ anlatılıyor). Bu hikâyeler kültürel değerleri ifade eder ve insanları birbirlerine karşı nazik ve kibar olmaya teşvik eder. Eğer bir kişi günün birinde bir nu gui tarafından öldürülmek istemiyorsa, ileride bu ruhlara dönüşecek olan kadınlara istismarda bulunmamalı. Aynı şekilde bir kadın da kendisine istismar edilmesine izin vermemelidir.

Biri yüzmeye gittiğinde, güvenlik konusunda dikkatli olmalıdır ki boğulup, bir shui gui'ye dönüşmesin. Yaşarken büyüklere, üstlere ve atalara gereken saygı gösterilmelidir ki ölümden sonra haksızlığa uğramış hissetmesinler. Ayrıca kişi başkalarına verilen söz daima tutmalıdır. En önemlisi, ne kadar maliyetli veya zahmetli olursa olsun, uygun defin geleneklerine her zaman titizlikle uyulmalıdır.

Altar, Hungry Ghosts Festival
Sunak, Aç Hayaletler Festivali Paperghost (CC BY-NC-ND)

Çin'de bugün hâlâ sürdürülen bir ritüel, genellikle 4 Nisan civarına denk gelen Qingming Festivali sırasındaki mezar Temizleme Günü'dür. Bir kişi tüm yıl boyunca anne babasının, akrabalarının veya arkadaşlarının mezarlarını ihmal etmiş olsa bile, Mezar Temizleme Günü'nde bu mezarlara bakmaya ve saygılarını sunmaya gider. Hayalet Festivali de günümüzde hâlâ kutlanmaktadır. "Aç Hayalet Festivali" olarak da bilinen bu kutlama, yaşayanları rahatsız etmemeleri için ölülerin ruhlarını yatıştırır. Bu festival Çin'de, ölüler diyarı ile yaşayanlar diyarı arasındaki perdenin kenara çekildiğine ve ölülerin geri dönebildiğine inanılan Hayalet Ayı'nın on beşinci gününde (2016'da 17 Ağustos'a denk gelmişti) gerçekleşir.

Hayalet Ayı Kutlamaları ve Ritüelleri

Hayalet Ayı ve özellikle festival süresince akılda tutulması gereken çok sayıda ritüel ve batıl inançlar vardır. Tiyatrolarda ön sıralara oturulmamalıdır çünkü bu koltuklar hayaletlerin oturmak istediği yerlerdir ve oturulması onları kırabilir. Ayakkabılar veya sandaletler yatağa bakacak şekilde bırakılmamalıdır yoksa hayaletler bunu kendileriyle uyumak için bir davet olarak algılayabilir. Dışarıda çok geç saatlere kadar kalınmamalıdır, yoksa bir hayalet kişiyi eve kadar takip edebilir (bu uyarı en çok ebeveynler tarafından genç çocuklarına söylenir). Yüzmeye gidilmemelidir çünkü shui gui'ler (su hayaletleri) bu dönemde daha güçlü ve daha kalabalıktır. Her türlü ev tadilatı veya inşaattan kaçınılmalıdır çünkü gürültü hayaletleri rahatsız eder. Aynı şey topuklu ayakkabı giymek için de geçerlidir. Topuklu ayakkabı giyen kadınlar, öfkeli bir ruh tarafından ele geçirilme riskiyle karşı karşıyadır. Yeni yıkanmış çamaşırlar akşama doğru dışarı asılmamalıdır çünkü hayaletler onları denemeye çalışır ve o giysileri bir sonraki giyen kişiye kötü şans getirir.

Batıl inançlar uzayıp gider. Dışarıya idrar yapmamaktan (görünmeyen birinin "üzerine" yapma ihtimali nedeniyle), veranda da açık şemsiye bırakmamaya (bir hayaletin altında dinlenmeye karar verip sonra oraya yerleşebileceği düşüncesiyle) kadar akla gelebilecek hemen her durumu kapsar. Bu ritüeller çok uzun bir tarihe sahiptir ve Çin Komünist Partisi'nin dini ve dini uygulamaları yasakladığı MS 1949-1979 yılları civarında bile mümkün olduğunca sürdürülmüştür.

Hayalet Festivali kutlamaları, halka açık sunakları ve havaya yiyeceklerin fırlatıldığı geçit törenlerini içerir. Hayaletlerin aç olduğu düşünüldüğünden, hem evlerde hem de kamusal alanlarda onlar için yiyecek temmin edilir. Şehir caddelerine ve kasaba meydanlarına taze meyve ve tatlı keklerden oluşan sunaklar kurulur. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de, hem ataları anmak hem de yanlarından geçen ruhlara hoş bir koku sunmak için evlerin önünde tütsü yakılır.

Burning Incense, Hungry Ghosts Festival
Tütsü Yakma, Aç Hayaletler Festivali benoxi (CC BY-NC-SA)

Kasabalardaki ve hatta şehirlerdeki pek çok dükkan, yaşayan müşterilerin hayaletleri rahatsız etmemesi için festival boyunca kapalı kalır. Festival sona ererken, insanlar kağıttan teknelere yerleştirdikleri küçük lotus fenerlerini yakarak akarsuların, göllerin veya nehirlerin sularına bırakırlar. Bu fenerler hayaletlere, yaşayanları ziyaret etme sürelerinin dolduğunu ve yeraltı dünyasına dönmeleri gerektiğini haber verir. Hayaletlerin fenerlerin ışığına kapıldığına ve öbür dünyaya kadar onları takip ederek evlerine döneceklerine inanılır. Fener söndüğünde, bu durum onu takip eden hayaletin karşı tarafa ulaştığının ve huzura kavuştuğunun bir işareti kabul edilir.

Çevirmen Hakkında

Ceren Erkılıç
Marmara Üniversitesinde mütercim tercümanlık öğrencisi.

Yazar Hakkında

Emily Mark
Emily Mark, Çin'deki Tianjin Üniversitesi'nde tarih ve felsefe, New York'taki SUNY New Paltz'da İngilizce eğitimi aldı. Tarihsel denemeler ve şiirler yayımladı. Seyahat yazıları Timeless Travels Magazine'de yayımlandı. SUNY Delhi'den 2018 yılında mezun oldu.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, E. (2026, Nisan 20). Antik Çin'de Hayaletler. (C. Erkılıç, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-892/antik-cinde-hayaletler/

Chicago Formatı

Mark, Emily. "Antik Çin'de Hayaletler." tarafından çevrildi Ceren Erkılıç. World History Encyclopedia, Nisan 20, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-892/antik-cinde-hayaletler/.

MLA Formatı

Mark, Emily. "Antik Çin'de Hayaletler." tarafından çevrildi Ceren Erkılıç. World History Encyclopedia, 20 Nis 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-892/antik-cinde-hayaletler/.

Reklamları Kaldır