New York ve New Jersey Seferi (3 Temmuz 1776 - 3 Ocak 1777), Amerikan Bağımsızlık Savaşı (1775-1783) esnasında New York, Hudson Nehri ve kaynak zengini New Jersey eyaletinin kontrolü için yürütülen mühim bir harekâttı. İngilizler Manhattan'ı işgal etmiş olsalar da, New Jersey'i zaptetmeyi veya Amerikan Kıta Ordusu'nu yok etmeyi başaramadılar.
Savaşın patlak vermesinden bu yana, hem İngiliz nezareti hem de İkinci Kıta Kongresi New York'u muzafferiyet veya mağlubiyetin anahtarı olarak görüyordu; eğer İngilizler Manhattan'ı ele geçirirlerse, Hudson Nehri'nden yukarı ve Amerika'nın iç kısımlarına bir ordu gönderebilirlerdi. Nisan 1776'da General George Washington New York şehrinin müdafaası için hazırlıklara başladı ama dört ay sonra Long Island Muharebesi'nde (27 Ağustos) İngiliz General William Howe tarafından mağlup edildi. Kıta Ordusu Manhattan'a başarılı bir şekilde çekilerek çöküşten kurtuldu, ancak daha sonra İngilizlerin Kip's Bay'e çıkması (15 Eylül) onları New York şehrini de boşaltmaya mecbur etti. Amerikalılar Harlem Tepeleri Muharebesi'nde (16 Eylül) küçük bir zafer kazanmış olsalar da, kısa zaman sonra Manhattan'dan çıkmaya mecbur edildiler ve White Plains (28 Ekim) ile Washington Kalesi'nde (16 Kasım) mağlup oldular.
İngilizler artık Manhattan'ın kontrolünü tamamen ele geçirmişken, Washington New Jersey'e çekildi ve burada Lord Charles Cornwallis tarafından takip edildi. İngilizler, Kıta Ordusu'nu New Jersey üzerinden Pensilvanya'ya kadar kovaladı; ordu burada kritik durumdaydı; çiçek hastalığına yakalanan Kıta askerlerinin ayakkabıları veya paltoları yoktu ve kısa zaman içinde sürüler halinde firar etmeye başladılar. Yakında bir zafer kazanması gerektiğini fark eden Washington, Noel Günü Delaware Nehri'ni geçti ve Trenton Muharebesi'nde (26 Aralık) bir Hessen garnizonuna karşı sürpriz bir zafer kazandı. Bunu, İngilizleri New Jersey'den çıkmaya zorlayan Princeton'daki bir başka zafer (3 Ocak) takip etti. Böylece sefer, İngilizlerin Manhattan ve New York limanının kontrolünü ele geçirmesiyle ama Amerikalıların New Jersey'nin kontrolünü korumasıyla sona erdi. En önemlisi ise, Kıta Ordusu savaşı sürdürmek için hayatta kalmıştı.
Ön Hareketler
George Washington, Kongre'nin onu 1775 yazında yeni kurulan Kıta Ordusu'nun kumandanlığına tayin ettiği andan itibaren, New York şehrini ve kontrolündeki kıymetli su yollarını Amerikan zaferinin anahtarı olarak görmüştü. Tamamen Manhattan Adası'nın yukarı kısımlarıyla sınırlı olan New York, barış zamanında 20.000 kişilik nüfusuyla Philadelphia'nın ardından On Üç Koloni'nin ikinci büyük şehriydi. Limanı, onu hareketli bir ticaret ve gemi inşa merkezi haline getirirken, ağaçlı sokakları ve görklü tuğla evleri, diğer koloni şehirlerinde nadiren görülen bir zarafet katıyordu. Şehrin kendisi kadar önemli olan stratejik kıymeti, kontrol ettiği geniş su yolları sistemiyle artıyordu; Hudson Nehri ve kolu Mohawk Nehri aracılığıyla, New York Limanı'ndan Kanada'ya neredeyse kesintisiz uzanan seyrüsefer yapılabilir bir su yoluydu. Bu yüzden, İngilizler Manhattan'ı zaptederlerse, Hudson Nehri'nden yukarı doğru bir orduyla Amerika'nın iç kısımlarına doğru ilerleyebilirlerdi. Hudson Nehri'nin kaybının, kuzey ve güney kolonileri arasındaki irtibatı keseceği ve askeri işbirliğini aksatacağı endişesi vardı.
Şubat 1776'da Washington, ikinci kumandanı General Charles Lee'yi şehrin müdafaasını değerlendirmek üzere Manhattan'a gönderdi. 13 Nisan'da Washington'a vardığında Lee, New York'un deniz üstünlüğü olmadan tutulamayacağına ikna olmuştu; Amerikalılar henüz bir donanmaya sahip olmadığı için bu büyük bir meseleydi. John Adams, Washington'a "[Hudson Nehri'ni] teminat altına almak için hiçbir gayretin göz ardı edilmemesi gerektiğini" söylemişti ve şehri savaşmadan teslim etmemekte kararlıydı (Daughan, 5). Bu sebeple Lee, bilhassa Long Island'daki Brooklyn Heights'a fokuslanarak, tahkim edilmesi gereken önemli yerlerin bir listesini Washington'a verdi; Lee, İngilizlerin önce Long Island'ı ele geçirmeden Manhattan'ı, Brooklyn Heights'ı ele geçirmeden de Long Island'ı tutamayacağına inanıyordu.
Washington bunu kabul etti ve adamlarını Long Island'a gönderdi. Amerikalılar müteakip iki ayı, bir dizi siperle birbirine bağlanan dört sağlam kale inşa edip tepeleri tahkim ederek geçirdiler. İngilizlerin Doğu Nehri'ne erişmesine mani olmayı uman Amerikalılar, Manhattan'ın hemen açıklarındaki Governors Adası'na toplar yerleştirdi ve Brooklyn'den Doğu Nehri'ne uzanan küçük bir arazi parçası olan Red Hook'a bir kale inşa etti. Manhattan Adası'nın en kuzey ucunda, Amerikalılar Hudson Nehri'nin doğu girişini korumak için Fort Washington'ı inşa etti; ırmağın karşı yakasında, iki kalenin çapraz ateşinin İngilizlerin Hudson Nehri'ne yelken açmasını engelleyeceğini umarak New Jersey Palisades'in tepesine Fort Lee'yi inşa etti. Şehirde, Washington'ın adamları siperler ve barikatlar kurmak için sokakları harap ettiler. Kıta askerleri her gün bir İngiliz çıkartması için hazırlık yaptı; tüfekleri dolu olarak uyudu, kamplarından tahkimatlara koşma pratiği yaptı ve silahlarına alışmak için iki el ateş etti.
29 Haziran'da, İngiliz firkateyni HMS Greyhound'un New York Limanı'na girip Staten Adası açıklarında demirlemesiyle korkulan gün geldi. Kuzey Amerika'daki İngiliz kuvvetlerinin kumandanı General William Howe da gemiye bindi. Müteakip birkaç hafta boyunca Greyhound'a 400'den fazla İngiliz gemisi katıldı ve gemiler, İngiliz düzenli askerlerini ve Hessenliler olarak bilinen Alman yardımcı birliklerini Staten Adası'na boşaltmaya başladı. Ağustos ayı başlarında, General Howe'un ordusu 32.000 kişiye ulaşarak, Büyük Britanya'nın dünyanın herhangi bir yerine gönderdiği en büyük keşif kuvveti oldu. Washington ve Kıta Kongresi'nin korktuğu gibi, Howe'un planı Manhattan'ı ve kıymetli New York limanını ele geçirip ardından Hudson Nehri'ni güvence altına almak için kuzeye doğru ilerlemekti; İngiliz nezareti, Howe ile irtibat kurabilecek ve hâlâ Amerikan isyanının kalbi sayılan New England kolonilerini izole edebilecek ikinci bir orduyu Kanada'dan getirmeyi umuyordu.
Staten Island'ın ezici ekseriyeti Loyalist (Kralcı) olan halkı, İngiliz ve Hessen birliklerinin rahat etmesini sağlıyor, onlara yiyecek ve barınak sağlıyordu. Mamafih limanın karşısında, Manhattan'da Vatanseverler hâkimiyet kurmaya başlamıştı. 9 Temmuz'da, Washington, Amerikan İstiklal Beyannamesi'ni adamlarına yüksek sesle okuduktan sonra, Hürriyet'in Oğulları'ndan oluşan bir kalabalık, Bowling Green'deki Büyük Britanya Kralı III. George'un (hükümdarlık devri 1760-1820) yaldızlı kurşun heykelini yıkıp eriterek kurşun yağdırdı.
Long Island İçin Mücadele
Temmuz ortasında, Amerikalılarla müzakere etme selahiyeti verilen generalin ağabeyi Amiral Lord Richard Howe, İngilizlere katıldı. Kralın şartları dikte edebilmesi için tam bir zafer kazanmaya kararlı olan krallık bakanlığının aksine, Howe kardeşler mutabakatın en iyi politika olduğuna inanıyorlardı; Washington'a bir elçi göndererek, Kıta Avrupası silahlarını bırakıp Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsızlığından vazgeçmeleri halinde af teklif ettiler. Washington, elçiye "Hiçbir kusuru olmayanlar af istemez. Biz yalnızca üzerinde münakaşa edilemez haklarımızı savunuyoruz" (McCullough, 146) diyerek bu teklifi kesin bir dille reddetti. Barış teklifleri bir kenara bırakılan Howe kardeşler, 22 Ağustos'ta Long Island'daki Gravesend Körfezi'ne 15.000 İngiliz ve Hessen askeri çıkardı. Askerler hiçbir mukavemetle karşılaşmadan karaya çıkmakla kalmadı, aynı zamanda Brooklyn ve adanın diğer köylerinden gelen büyük kalabalıklarca coşkuyla karşılandılar.
Çıkarma, Washington'ı hazırlıksız yakaladı ve karşılık vermesi tam bir gün sürdü. Brooklyn Tepeleri'nden 4.000 kişiyi çıkararak, Brooklyn'in hemen önündeki yoğun ormanlık bir sırt olan Guan Tepeleri'nde ön bir müdafaa hattı oluşturmalarını sağladı. Guan Tepeleri'nin üç büyük geçidi vardı ve her biri bir grup Amerikan askerince müdafaa ediliyordu. Ancak, tepelerin en sol tarafındaki ormanlık sahadan uzanan, Jamaika Geçidi olarak bilinen, daha az bilinen dördüncü bir patika daha vardı. Amerikalılar, bu geçidi orada mevzilenmiş beş milis subayı dışında korumasız bırakmıştı. 26 Ağustos gecesi, üç Brooklyn Sadığı, Sir Henry Clinton kumandasındaki bir İngiliz birliğini Jamaika Geçidi'nden yukarı çıkardı ve orada şafak vaktine kadar beklediler. Ardından, Guan Tepeleri'ndeki Kıta birlikleri bir dizi İngiliz yanıltma maksatlı cephe hücumuyla sıkıştırılırken, Clinton tuzağı kurdu ve Amerikalıları kuşattı. Kendilerini kuşatılmış bulan Amerikalılar panikledi ve tepelerden sürüldüler.
Long Island Muharebesi, Amerikalılar için feci bir mağlubiyetti. Ölü veya yaralı olarak yaklaşık 1.000 asker kaybettiler, ayrıca 1.000 kişi esir alındı. Bu esirlerin çoğu, kısa süre sonra Brooklyn açıklarında demirleyecek olan kötü şöhretli İngiliz hapishane gemilerinde hastalık veya yetersiz beslenmeden ölecekti. İngilizler ve Hessenliler ise, aksine, sadece 64 ölü ve yaklaşık 300 yaralı kaybetmişti. General Howe, Brooklyn Tepeleri'ndeki kalan Amerikan tahkimatlarına saldırma fırsatı buldu, ancak tereddüt etti. Ardından, bütün gün hiçbir şey yapmadan bekledikten sonra, nihayet adamlarına, kuşatma hazırlığı olarak tepelerin eteklerinde siper kazmalarını emretti.
Tarihçiler, Howe'un neden tepelere saldırmadığı konusunda uzun zamandır spekülasyon yapıyor; Howe belki de gereksiz bir cephe taarruzuyla adamlarının hayatını riske atmak istemiyordu, belki de Kıta Ordusu'nu tamamen yok etmek istemiyordu. Her halükarda, gecikmesi Kıta Ordusu'nun elinden kaçmasına neden oldu; 29-30 Ağustos gecesi bir fırtına sırasında Kıta Ordusu Brooklyn Tepeleri'nden sıyrılıp Manhattan'a çekildi. Long Island artık İngiliz kontrolü altında olsa da, Kıta Ordusu hâlâ sağlamdı.
İngilizler Manhattan'ı İşgal Ediyor
Eylül ayının ilk günlerinde, Washington'ın hırpalanmış ordusu New York'ta yaralarını sararken Howe kardeşler bir kere daha sulh için yalvardı. 11 Eylül'de, Staten Island'da Benjamin Franklin, John Adams ve Edward Rutledge'in de aralarında bulunduğu bir Kongre heyetiyle bir araya geldiler; Amerikalılar bağımsızlıklarından vazgeçmeye yanaşmadı ve sulh müzakereleri hızla bozuldu. 15 Eylül'de, beş İngiliz savaş gemisi East River'dan yukarı doğru yelken açtı ve 500 Connecticut milisinin siperlerinde saklandığı Manhattan kıyısındaki Kip's Bay'e ateş açtı. Saatlerce süren bombardımanın ardından, 4.000 İngiliz ve Hessen askeri düz teknelerle kıyıya doğru kürek çekerken İngiliz topları sustu. Milisler panikledi ve kaçmaya başladı; genelde metanetli olan Washington'ın öfkelendiği nadir anlardan birinde, general şapkasını yere fırlattı ve kaçan askerleri kırbaçla dövmeye başladı. Öfkeden öylesine kör olmuştu ki, yaklaşan İngiliz birlikleri tarafından yakalanmamak için subayları tarafından götürülmek zorunda kalmıştı.
Aynı gün Washington, ordusunu Manhattan'ın aşağısındaki Harlem Heights'a (günümüzde Morningside Heights) çekerek New York'u boşalttı. 16 Eylül'de, Harlem Heights (Tepeleri) Muharebesi'nde bir İngiliz saldırısı püskürtüldü ve iki ordu da mevzilerine yerleşti; ikisi de bir ay boyunca yerinden kıpırdamadı. Washington, Howe'un kırmızı cübbeli askerlerinin New York'a sızmasını izlemek zorunda kaldı; şehri İngilizlerin eline geçmesini görmektense yerle bir etmeyi istemişti, ancak Kongre ona bunu yapmamasını emretmişti. Mamafih, İngilizlerin şehri işgal etmesinden bir haftadan kısa bir zaman sonra, 21 Eylül'de New York alevler içinde kaldı ve binalarının %10-25'i yıkıldı. İngilizler, Amerikalıları suçladı ve bazı İngiliz askerleri Vatansever kundakçılarını suçüstü yakaladıklarını iddia etti. Washington, yangını açıkça iyi bir haber olarak görse de, mesuliyeti reddetti. Daha sonra kuzenine şöyle yazmıştı: "Tanrı veya dürüst bir adam, bizim kendimiz için yapmaya hazır olduğumuzdan daha fazlasını bizim için yaptı" (McCullough, 223).
18 Ekim'de General Howe, Washington'ın mevzilerini kuşatmak gayesiyle Bronx'taki Pelham'a 4.000 asker çıkardı. İngilizler ordusunu kuşatmayı başarırsa yok olacağını anlayan Washington, Harlem Tepeleri'nden çekilip Manhattan'ı tamamen boşaltmaya karar verdi. Ancak bunu yapmadan önce, en güvendiği astı General Nathanael Greene tarafından, Manhattan'ın en kuzey noktasında, Hudson Nehri kıyısındaki Fort Washington'da bir garnizon bırakmaya ikna edildi; bu kale, Amerikalıların Manhattan'da tutunmalarını ve aksi takdirde New York veya New Jersey'i işgal etmek için kullanılacak İngiliz birliklerini durdurmalarını sağlayabilirdi. Washington bunu kabul etti ve Albay Robert Magaw komutasındaki kalede 3.000 adam bıraktıktan sonra ordusunun geri kalanını Manhattan'dan çıkarıp New York'un Westchester County bölgesine götürdü.
Howe, başlangıçta küçük çaplı White Plains Muharebesi'nde (28 Ekim) Washington'ı yenerek peşine düştü. Ancak, geri çekilen Kıta Ordusu'nu takip etmek yerine, Manhattan'ın İngilizler tarafından tam olarak kontrol altına alınmasının önündeki son engel olan Washington Kalesi'yle başa çıkmak için güneye döndü. 15 Kasım'da, mütareke bayrağı altında kaleye bir haberci gönderdi ve şu mesajı verdi: Teslim olun, yoksa bütün garnizon kılıçtan geçirilecek. Albay Magaw, haberciye "insanlığın bugüne kadar savaştığı en şanlı dava tarafından harekete geçirildiğim için, bu karakolu sonuna kadar müdafaada kararlıyım" (Middlekauff, 359) diyerek bu isteği reddetti. Ertesi gün Howe, Washington Kalesi'ne üç koldan bir saldırı başlattı ve müdafiileri muharebenin ilk saati içinde dış müdafaa hatlarından geri püskürttü. Çok geçmeden Magaw tavrını değiştirdi ve kale ile 2.800 kişilik garnizonunu teslim etti; bu esirlerden sadece 800'ü İngiliz hapishane gemilerinin berbat koşullarında hayatta kalabildi. Fort Washington Muharebesi, Kıta Ordusu'nun uğradığı en kötü mağlubiyetlerden biriydi ve İngilizlerin savaşın geri kalanında işgal edecekleri Manhattan'ın kontrolünü teminat altına aldı.
Ricat ve Karşı Atak
Bu arada General Washington ordusunu bölmüştü; 3.500 askeri Hudson Nehri'ni geçip New Jersey'e girdi ve General Charles Lee kumandasınaki 5.500 askeri, İngilizlerin Albany'ye doğru kuzeye ilerlemesine mani olmak üzere New York, North Castle'da bıraktı. 20 Kasım'da İngiliz General Lord Charles Cornwallis, Hudson Nehri'ni geçerek New Jersey'deki Fort Lee'yi zaptetti; Amerikalılar burayı yalnızca birkaç saat önce terk etmişti. Washington'ın ordusunu tıpkı "bir avcının tilkiyi avlaması" (McCullough, 253) gibi ele geçirmeyi uman Cornwallis, hızla dağılan Kıta Ordusu'nun peşinde 10.000 kişilik bir birliğe liderlik etti. Çiçek hastalığından perişan olmuş, yağmur ve çamurda ayakkabı veya palto olmadan yürümek zorunda kalan Amerikan askerleri, sürüler halinde firar ediyordu. Hiçbir şey yapılmazsa, ordunun yeni yıla kadar yok olması muhtemeldi.
Washington, 22 Kasım'da Newark'a vardı ve Cornwallis'in peşindeyken güneye, New Brunswick'e doğru ilerlemeden önce beş gün dinlendi. General Lee'ye kendisine katılması için yalvardı, ancak Washington'ın beceriksiz kumandasından rahatsız olan Lee, hareket etmekte yavaş davrandı. Aralık ayı başlarında Lee nihayet New Jersey'e girdi, ancak akılsızca bir şekilde geceyi bir tavernada geçirmeye karar verdi ve yakalandı. General John Sullivan ordusunun kumandasını aldı ve bu sırada Delaware Nehri'ni geçip Pensilvanya'ya giren Washington'a katılmak üzere yürüdü. Bu noktada Cornwallis takibi bıraktı ve İngilizler kışlık karargahlarına girdi. Amerikan isyanının çökme noktasında olduğu anlaşılıyordu; Washington'ın hastalıklarla dolu ordusu yıkılışa yakındı ve Kıta Kongresi başkenti Philadelphia'yı daha güvenli bir yer olan Baltimore, Maryland'e boşaltmıştı. Dahası, kaynak zengini New Jersey İngilizlerin eline geçmişti; Eyaletin yüzlerce sakini, krala bağlılıklarını ilan etmek için her gün İngiliz kamplarına akın ediyordu. Henüz yarım yılını bile doldurmamış olan Amerika Birleşik Devletleri yakında yok olacakmış gibi görünüyordu.
Washington şimdi harekete geçmesi gerektiğini biliyordu. Adamlarının çoğunun askerlik süresi yeni yılda sona ereceği için, yenilgi bile hiçbir şey yapmamaktan daha iyiydi. Tek ümidi, düşmanı kışlık karargahlarındayken yakalamaktı; ananevi Avrupa orduları, kesinlikle lüzumlu olmadıkça kışın savaşmazlardı ve bu da Washington'a sürpriz bir avantaj sağlıyordu. Washington, 25 Aralık gecesi, buzlu Delaware Nehri'ni geçerek 2.500 adamla New Jersey'e girdi; ertesi sabah, Trenton'daki Hessen garnizonuna saldırdı. Bir önceki geceki Noel kutlamalarının şokuyla sarsılan (sonradan iddia edildiği gibi hâlâ sarhoş olmasalar da) Hessenliler gafil avlandı ve mağlubiyete uğradı. Washington, tek bir Amerikalı hayatını kaybetmeden 900 Hessenliyi esir aldı.
Trenton Muharebesi, Amerikalıların moralini büyük ölçüde yükseltti ve Amerikan Devrimi'ne desteği canlandırdı; Washington'ın birçok askeri yeniden askere alınırken, diğer Amerikalılar da ilk defa askere yazılmaya teşvik edildi. Muharebe ayrıca Cornwallis'i kışlık karargahından çıkardı. 2 Ocak 1777'de, Assunpink Creek Muharebesi'nde Washington'ın mevzilerine saldırdı, ancak hücumları geri püskürtüldü. Gece boyunca Washington, Cornwallis'in ordusunun etrafından dolaşmak ve Princeton'daki İngiliz artçı birliklerine saldırmak için bir kere daha gizlice hareket etti. Princeton Muharebesi'nde (3 Ocak) Washington, İngiliz artçı birliklerini şaşırttı ve yenerek küçük ama mühim bir zafer daha kazandı.
Bu mağlubiyetler, General Howe'u İngiliz ordusunun çoğunu New Jersey'den çekmeye ikna etti ve Washington, Morristown'da kışlık karargahını kurdu. Amerikan ve İngiliz yiyecek arama grupları arasındaki küçük ama kanlı çatışmalar dışında, New York ve New Jersey Seferi'ndeki çatışmalar sona erdi; Daha birkaç hafta önce çöküşün eşiğine gelen Kıta Ordusu, New Jersey'i İngiliz kontrolüne girmekten kurtarmış ve en önemlisi bir gün daha savaşmayı başarmıştı.

