Erken 17. yüzyılda Hollanda ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketleri gözlerini, Hint ve Çin Denizleri boyunca kapsamlı ticaret ağları kurmaya yönelik büyük planlarının bir parçası olarak gördükleri Hindistan'a diktiler. İki mühim zorlukla karşılaştılar: 1) Kuzey Hindistan'ın büyük kısmını kontrol eden Babürlülerin lütfunu kazanmak ve 2) batı kıyısında kök salmış Portekizlileri oradan çıkarmak.
Babürlüler
1600'e gelindiğinde Büyük Akbar (h. 1556-1605) önderliğindeki Müslüman Babürlüler Hindistan'ın çoğuna hükmediyorlardı. Babürlüler kıtanın aşağılarına Portekizlilerle aşağı yukarı aynı vakitte varmışlardı. Akbar, geceleri nadiren üç saatten fazla uyuyan ve geniş ülkesinin yönetimini bizzat deneyetleyen bir "işkolikti". İmparatorluğunu, fethettiği hükümdarları evlilik ve diplomasi yoluyla uzlaştırarak inşa etti ve bu sayede, gayrimüslim tebaasının bile desteğini kazandı.
Akbar öldüğünde, Jahangir (Cihangir) 1605'ten 1627'ye değin hükümdar olarak dördüncü Babür imparatoru oldu. Büyük oranda etkisiz bir liderdi, afyon bağımlısıydı ve saray entrikalarına maruz kalıyordu. Saltanatı boyunca "üretken olmayan, çıkarcı memurların sayısı - tıpkı yolsuzluk gibi - mantar gibi türedi" (Heitzman, 23). Cihangir, Akbar'a nazaran çok daha az tarafsızdı ve İslam'a kitlesel ihtidaları destekledi. Fars bir prenses ile evlendi ve sarayı, Babür'e sığınan Farslı sanatçılar, akademisyenler ve yazarlarla doldu.
Cihangir'in yerine bir şeyler inşa etmeye ve Tac Mahal ile emsallenen büyük bir tutkusu olan Jahan (h. 1628-1658) geçti. Ayrıca güçlü bir şekilde edebiyatı, resimi ve kaligrafiyi destekledi ve muhtemelen dünyadaki en büyük mücevher koleksiyonuna sahipti. Bu şatafatlı yaşam tarzı, kaynakların giderek azaldığı bir dönemde Babür İmparatorluğu'nun ekonomisini ağır bir yük altına soktuğu için sonuçsuz kalmadı.
Büyük Babür liderlerinin sonuncusu, tüm kardeşlerini öldüren ve babası Şah Jahan'ı zindana tıkarak iktidarı ele geçiren Aurangzeb idi. Aurangzeb'in hükümdarlığı altında imparatorluk dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi. Ekonomisi dünyanın gayri safi yurt içi hasılasının neredeyse dörtte birini elinde bulundurmasına rağmen, aynı zamanda çökmekteydi. "Bürokrasi aşırı büyümüş ve şişmiş ve aşırı derecede yozlaşmıştı; devasa ve hantal ordu ise eskimiş silahlar ve taktiklerle donatılmıştı." (Heitzman, 24). Aurangzeb 1707'de öldüğünde Hindistan'ın büyük bir çoğunluğunu 180 yıldır yöneten büyük Babür imparatorluğu hızlıca çöktü ve İngilizler tarafından teker teker toplanan birçok küçük bağımsız devletçiğe dönüştü.
İngiltere'nin Hindistan'a Girmesi
İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin Hindistan'a (EEIC) ilk seferi, 24 Ağustos 1608'de Hector'ü Surat'a indiren William Hawyns tarafından düzenlenmişti. Hawkyns, bir ticaret anlaşması yapmayı umduğu Agra'daki İmparator Cihangir'in sarayına doğru yola çıktı. Bu biraz vakit aldı, zira imparator, Hawkyns'in arkadaşlığından keyif aldığı için bir fabrika inşa etmek için fermanı vermeden önce üç yıl onu alıkoydu. Saraydayken Hawkyns'e maaş ve bir eş de tedarik edilmişti.
1612'de Thomas Best dört gemiyle -Red Dragon, Hosiander, James ve Solomon- İngiltere'den Surat'a gönderildi. Varışlarından kısa bir süre sonra, dört Portekiz kalyonu ve 16 barktan oluşan bir filo karşılarına çıktı ve üç gün süren şiddetli bir muharebe başladı. Galeonlardan üçü karaya oturdu, biri ise battı ve bu durum Portekizlileri geri çekilmeye zorladı. Tüm bu olay kıyıdaki binlerce kişi tarafından seyredildi ve Gujarat serdarı (valisi) öyle etkilendi ki imparatoru bundan böyle Portekizlilere kıyasla İngilizleri kayırması gerektiğine ikna etti. Bu, İngiliz ticaretini Hindistan'da kalıcı bir zemine oturttu.
1615'te Thomas Roe I. James'in elçisi olarak Hindistan'a gönderildi ve imparator Cihangir'e sunduğu cömert hediyeler ve dalkavukluk sayesinde, tüm Babür İmparatorluğu genelinde ticaret yapma ve fabrikalar kurma izni veren bir ferman elde etmeyi başardı. Cihangir krala ayrıcalıklı ticaret hakları vermek istemiyordu, fakat İngilizlerin geleneksel tüccarlarla rekabet edebilmelerine izin verdi. Ayrıca EEIC, güneydeki Vijayanagara İmparatorluğu'nun Madras'ta bir fabrika açmasına izin vermeye ikna etti. Ardından İngilizler Hindistan kıyıları boyunca ticaret karakolları kurmaya başladılar ve Kalkuta, Madras (Chennnai) ve Bombay (Mumbai)'dan oluşan üç önde gelen ticaret büyük İngiliz toplulukları oluşturuldu.
Hollandalıların Hindistan'a Erken Yayılımı
Doğu Hindistan Şirketi tarafından Hindistan'a (Vereenigde Oostindische Compagnie; VOC) gönderilen ilk Hollandalı tüccar, 1606'da Surat'a gönderilen David Van Deynssen idi. Ne yazık ki görevi, Portekizliler Babürlü yetkilileri ona karşı kışkırtmayı başardıkları için başarısızlıkla sonuçlandı. İşkenceye uğradıktan ve defalarca tehdit edildikten sonra, tüm mallarını onların eline bırakarak intihar etti.
VOC, sonraki on yılı, Van Deynssen’in yaklaşık 20.000 guilder değerindeki eşyaları için tazminat almaya çalışarak geçirdi. Babürlüler 1615'te Hollandalılar'a, Portekizlilere karşı olan savaşlarında deniz üzerinden destek verirlerse el koyulan malların iadesini teklif ettiklerinde fırsat belirmişti. Malları teslim almak üzere Masulipatam'dan (Machilipatnam) Surat'a kara yoluyla Ravensteyn adında bir faktör gönderildi, ancak o oraya vardığında Babürlüler ile Portekizliler barış yapmıştı ve Ravensteyn eli boş döndü.
Sonra VOC genel müdürü, Pieter Van den Broecke'yi Ağustos 1616'da Surat'a gönderdi. O da başlangıçta hayal kırıklığına uğramıştı, ancak nihayet 1618 yılında, yerel Gujarat tüccarlarının desteğiyle, İmparator Cihangir Hollandalılara Surat'ta ticaret yapma izni veren cömert bir ferman yayımladı. Bu antlaşma 1618 ve 1729 yılları arasında 28 defa yenilendi.
Doğu Hindistan Şirketleri Surat'dan Yayılıyor
Surat EEIC’nin Hindistan'daki dikkatini büyük oranda başlarda çekmişti, fakat önemi, 1630'larda yaşanan uzun süreli bir kuraklığın Batı Hindistan'ın tamamını etkilemesi yüzünden dramatik bir şekilde düştü. Olaya şait olan biri şöyle yazmıştı:
Surat şehrine geldiğimizde, binlerce kişinin yaşadığı yerde hayatta olan birini zar zor görebiliyorduk: ölülerin kokusu öylesine ağırdı ki, kasabaya giren sağlıklı insanlar bile bu kokudan etkilenip hastalandılar...
(Barrow, 13)
Surat iyileşmeyi başardı, fakat EEIC gitgide odağını Bombay'a, Hindistan'ın batı kıyılarına, ardından Doğu Coromandel Kıyısı'nda Madras ve nihayet Bengal'deki Kalküta'ya kaydırdı.
Bombay, İngiliz kralı II. Charles'a (h. 1660-1685) Braganzalı Catherine ile evliliğindeki çeyiz düzenlemesinin bir parçası olarak, Portekizliler tarafından hediye edildi. EEIC karargahlarını 1687'de, Surat'taki yerel siyasi baskının çok yoğunlaşması yüzünden Bombay'a taşıdı. Yerel yetkililer, Avrupalı rakiplerinin gemilerini ele geçirmeye başlayan ve böylece Babür ticaretine hasar veren EEIC'den git gide daha fazla mutsuz olmaya başlamışlardı. İngilizler, Surat'ı iki kez yağmalamış olan diğer bölgesel güç Maratha Konfederasyonu'ndan da korkuyorlardı.
VOC, 17. yüzyılın başlarında Coromandel Kıyısı boyunca ticaret karakolları kurmaya başladı. 1600 yılında Palecatte (Pulicat) ve 1615 yılında Masulipatam'da fabrikalar kuruldu. Negapatam'daki (Nagapattinam) bir fabrika, 1658 yılında Portekizlilerden ele geçirildi.VOC, bu yerleşimleri elinde tutabilmek adına Portekizliler ve yerel makamlarla mücadele etti ve bunun sonucunda, ticaretinin büyük bir kısmı kaleler ve müstahkem mevkiler etrafında örgütlenmiş oldu. VOC, Pulicat'ta, Coromandel Kıyısı'ndaki karargâhı haline gelen ve 1690 yılına kadar Coromandel VOC valisinin konutu olarak hizmet veren Fort Geldria'yı inşa etti.
Coromandel Kıyısı'ndaki ilk EEIC yerleşimi Masulipatam'daydı, fakat yerleşimlerini 1639'da güneye, Madras'a taşıdılar ve Golconda'nın Kutb Şahi Hanedanı ile Babürlüler arasında süregelen savaştan kaçmak için.Fort St George'u inşa ettiler. Madras, doğal bir limanı bulunmadığından ve ticaret kara ile demirli gemiler arasında katamaranlarla yürütüldüğünden, elverişliliğinden ziyade konumu nedeniyle seçilmişti. 1658 yılında, Coromandel Kıyısı'ndaki diğer tüm İngiliz yerleşimleri Fort St George'a bağlandı ve 1670'lere gelindiğinde Madras, Surat'taki ticaret hacmini geride bıraktı.
Hem Hollandalılar hem de İngilizler Bengal'de ticaret yapmaya 1600'lerin başlarında başlamışlardı, ancak yerel Babür hükümdarı Avrupalı şirketlere tam manasıyla ticaret tavizleri vermesi 1630'ların başlarını bulmuştu. Bengal Valisi Şah Shuja, hükümetine yapılacak yıllık ödemeler karşılığında, İngilizlerin ve Hollandalıların herhangi bir gümrük vergisi ödemeksizin ticaret yapmalarına izin verdi. Hollandalılar tarafından Kalkuta'da bir ticaret karakolu kurulmuştu ve oradan VOC, Malabar Kıyısı'nın tamamını Portekizlilerden alarak 1663'te Hindistan'ın batı kıyılarından sonsuza dek sürmüşlerdi. Kıyı boyunca, merkez üslerinin Cochin'de olduğu kendi birtakım tahkimatlarını kurdular. EEIC ilk fabrikalarını 1633'te Balasore'da, 1658'de Kasim Bazar'da 1658 de yine Hughli'de, 1668'de Dhaka ve 1690'da Kalkuta'da kurdular.
Bengal VOC ve EEIC ticaretinin Hindistan'daki merkezi olacaktı. Babür İmparatorluğu'nun Bengal Subah bölgesi en zengin eyaletiydi ve dünyanın müslin ve ipek ticaretinin merkezi olmuştu. Dahası Hindistan'ın baya bir kısmı piriinç, ipek ve yün gibi Bengal ürünlerine bağlıydı. Bengal'den Avrupa'ya ayrıca güherçile sevk ediliyordu; Endonezya'da afyon satılıyordu; Japonya ve Avrupa'ya ham ipek; Avrupa, Endonezya ve Japonya'ya pamuklu ve ipekli dokumalar ihraç ediliyordu; Amerika kıtasına ve Hint Okyanusu'nun dört bir yanına ise pamuk gönderiliyordu. Bengal, Hollanda'nın Asya'dan ithalatının %40'ını oluşturuyordu ve bunun %50'den fazlasını tekstil ve %80 civarını ipek oluşturuyordu.
Fransız Rekabeti
1668 yılında, Fransa Kralı XIV. Louis'nin (h. 1643-1715) Maliye Bakanı Jean-Baptiste Colbert tarafından kurulan Compagnie Française des Indes Orientales'in himayesi altında, Hindistan'ın Surat kentinde ilk Fransız fabrikası kuruldu. 1674 yılında, Coromandel Kıyısı’nda, EEIC’nin Madras’taki ticaret merkezinin yaklaşık 85 mil (137 kilometre) güneyinde ve ona çok da uzak olmayan bir yerde bulunan Pondicherry, Fransız Hindistanı’nın merkezi haline geldi.
Başından beri Fransızlar kendilerini İngilizler ile sürekli bir çatışma içerisinde buldular. Kıskanç VOC onları 1693 yılında oradan çıkardı, fakat şirkekt 1699'da geri döndü ve Pondicherry daha sonraki 100 yıl için Surat, Chandernagor (Fransızca adı; eski adıyla Chandernagore, şimdi Chandannagar), Calicut, Dhaka, Patna, Kasim Bazar, Balasore ve Jodia'da fabrikalar kuran Fransızların Hindistan'daki başkenti haline geldi.
Fransız Hindistan'ının en meşhur valisi, Fransız hükümetinin Britanyalıları kışkırtmakla özel olarak ilgilenmemesine rağmen Hindistan'da Fransız bölgesel imparatorluğu kurmaya çalışan Joseph François Dupleix idi. Dupleix'nin ordusu Hyderabad ve Cape Comorin arasındaki bölgenin kontrolünü ele geçirdi, fakat sürekli siyasi entrikalara ve İngilizlerle yaşanan askeri çatışmalara maruz kaldı. Dupleix'nin Hindistan'da bir Fransız imparatorluğu yaratma hırsı, Britanyalı Tümgeneral Robert Clive'ın 1744'te Hindistan'a varmasıyla suya düştü; Bengal'i devraldı ve sonra Fransız güçlerini ezdi. Dupleix, 1754 yılında apar topar Fransa'ya geri çağrıldı ve görevden alındı.
VOC İvme Kaybediyor
VOC'un toplam karları 1670'de zirveye ulaştı ve ardından yavaş, kademeli bir gerileyiş başladı. 1663'te Formosa'yı terk etmeye zorlandı ve sonuç olarak, Asya mallarını temin etmek için geleneksel olarak kullandıkları Japon altını karşılığında Çin ipeği ticareti yapamaz hale geldiler. Hollandalılar Bengal'deki ipek pazarına odaklanmayı denediler, fakat karlar o kadar da yüksek değildi. 1675'ten 1683'e kadar VOC ve EEIC arasında iki şirketi de iflasın eşine getiren bir fiyat savaşı meydana geldi. VOC, 1685'te İngiliz rakiplerini Bantam ve Java'dan çıkarmayı başardığında biraz ivme kazandı, fakat u durum, o yıl Japonların altın ve gümüş ihracatını sınırlama kararıyla büyük ölçüde dengelendi ve Hollandalıları değerli metallere dair kilit kaynaklarından tamamen mahrum bıraktı. 10.000 yerel Çinlinin Batavia'da katledilmesinin ardından Java'da 1741'den 1743'e dek bir ayaklanmayla yüzleştiler. 17. yüzyılın sonlarında Fransızlardan ve ayrıca Danimarkalılardan gelen rekabet, onların Hindistan'daki topraklarını tehlikeye attı. Malabar Kıyısı ve Basra Körfezi'ndeki Hollanda tahkimatları 18. yüzyılda, İngilizlerin, 1780-1784 yılları arasındaki Dördüncü İngiliz-Hollanda Savaşı sırasında Doğu Asya donanmalarını büyük ölçüde yok etmelerinin ardından nihayet yitirildi.
EEIC Hindistan'ın Tüm Kontrolünü Eline Alıyor
1686'da EEIC, daha geniş ticaret imtiyazları elde etmek ve daha spesifik olarak Bengal'de bir hisar inşa etmek için izin almak adına çöküşte olan Babür İmparatorluğu ile doğrudan bir savaşa girişmek için zamanın uygun olduğunu hissetti. Şirketin oradaki giderek büyüyen ticaretini Hollandalılardan ve izinsiz girenlerden korumak için Bengal'de bir hisarın inşa edilmesi kritik bir adım olarak görüldü.
İlk Anglo-Babür Savaşı (1686-1690) Kalkuta'daki Hugli Nehri'nde başladı ve iki kıyıda da savaşıldı. Sıklıkla “Child’ın Savaşı” olarak adlandırılan bu savaş, şirketin önde gelen hissedarlarından Josiah Child tarafından kışkırtılmış ve İngiliz ulusu için büyük bir utanç kaynağı olmuştur. On iki Britanyalı savaş gemisi dahil olmuştu ve kıtada Bombay'ın kuşatmasını ve Balasore şehrinin yakılmasını da içeren birtakım muharebeler meydana geldi. Britanya donanması batı kıyısındaki Babür limanlarını ablukaya aldı ve ordusuna karada saldırdı. Bombay, Madras, Kalküta ve Chittagong da dahil olmak üzere, çatışmalar sırasında birçok büyük şehir ciddi hasar gördü.
Çatışmada kritik bir dönüm noktası, İngilizlerin Babürlülerle müttefik olmasına rağmen savaşın dışında kalmış bölgesel bir lider olan Yakut Han'a tahıl taşıyan bir gemi konvoyuna el koymasıyla yaşandı. Cevap olarak Sidi Yakur, Bombay'a bir kuvvet çıkardı ve neredeyse bir buçuk yıl sürecek bir kuşatmaya başladı. Savaş nihayetinde Babür imparatoru Aurangzeb'in ferman çıkarması ve İngilizlerin Kalkuta'da hisar inşa etmesine izin vermesiyle sona erdi, fakat bunun için onlardan devasa bir para cezası ödemelerini, el konulan malları iade etmelerini ve pek çok başka koşula uymalarını talep etti.
İngiltere'de savaşa yönelik tepki, şiddetli bir tiksintiydi. Barrow, savaşın İngiltere'nin iyi adını nasıl mahvettiğini betimleyen bir broşür yazarından alıntı yapıyor: "Böylece, İngiliz Ulusu o halkın gözünde tiksinti uyandırır hale getirildi; oysa daha önce, o Altın Kıyı'ya ayak bastığımız günden itibaren tüm Avrupalılar arasında en çok sevilen ve saygı görenler bizdik." (18)
Tüccarlardan Yöneticilere
18. yüzyıl ilerledikçe ve VOC Hindistan'ı terk etmeye zorlanmışken, EEIC'nin Hindistan işgalini nihai sonucuna ulaştırması ve tüccarlıktan yöneticiliğe geçiş yapması için doğru zaman gelmişti. Şirketin yöneticiliğe geçişi, Babürlülerin onlarca yıl süren hayırsever yönetiminin ardından, Siraj ud-Daulah nevvab (vali) oldu ve otoritesini kullanmaya karar verdiğinde 1756'da Bengal'de başladı. Doğu Hindistan Şirketi'nden fahiş miktarda nakit para talep etti ve Kalkuta'daki İngiliz tahkimatlarına bir saldırı başlattı. Bunları kalenin, "Kara Delik" adı verilen zindanında geceyi geçirmek zorunda bırakılan 146 esirle birlikte kolayca ele geçirdi. Birçok kişi sıcaktan ve nemden öldü ve bu durum İngiliz kolonyal topluluğunu öfkelendirdi.
Madras'tan, şehri geri almak üzere Robert Clive önderliğinde bir kuvvet gönderildi. Clive şehri hızla geri aldı ve Siraj ud-Daulah'ı idam ettirdi. Ardından, 1765 yılında Babür İmparatoru ile Allahabad Antlaşması imzalanana dek süren bir kargaşa ve saray entrikaları dönemi yaşandı. Bu antlaşma, şirketin yıllık bir ödeme karşılığında Bengal, Bihar ve Orrisa eyaletlerinde gelir toplamasına izin verdi ve özünde şirketi bağımsız bir devlet haline getirdi.
Daha sonraları yaşanan savaşlar nihayetinde Britanyalılara Hindistan'ın büyük çoğunluğunun kontrolünü verdi. 1740'larda başlayarak şirket 1850 civarlarına dek her on yılda en az bir tane büyük bir savaşa girişmişti. Anglo-Mysore Savaşları (1766-1799), güney Hindistan'da, Anglo-Maratha Savaşları (1772-1818) merkez Hindistan'da ve son olarak da kuzey Hindistan'ın Punjab'ı için yapılan Sikh Savaşları (1845-1849).
Hindistan'da EEIC Yönetiminin Sona Ermesi
EEIC Hindistan'ı, Hint Ayaklanması'nın Britanya hükümetinin ülkenin kontrolünü ele almasına yol açana dek 1858'e kadar yönetti. Afyon Savaşları'yla aşağı yukarı aynı vakitte şirket Hint bölgelerinde giderek artan sayıda ayaklanmaya şahit oldu. Şirketin 18 ve erken 19. yüzyıllarda altkıtayı fethetmesi birçok yaralar bıraktı. İsyancıların çoğu, %80'i Hintlilerden oluşan ve sayısı 200.000'i aşan EEIC'nin kendi ordusundaki Hintlilerdi. İsyancılar Britanyalıları gafil avladı ve birçok Britanyalı askeri, sivili ve şirkete bağlı Hintliyi öldürdüler. Karşılığında şirket, isyancı ve isyana sempati besleyen herkesi acımasızca katletti. 1400 kişinin öldürüldüğü Delhi'de bu sona erdi. William Darlymple şöyle diyor:
On dokuz yaşındaki İngiliz subayı Edward Vibart, “Herkesin vurulması emri verildi,” diye kaydetti. “Bu kelimenin tam anlamıyla cinayetti… Son zamanlarda birçok kanlı ve korkunç manzara gördüm ama dün tanık olduğum gibi bir manzarayı bir daha asla görmek istemiyorum. Kadınların hepsi bağışlandı ama kocalarının ve oğullarının katledildiğini görünce attıkları çığlıklar çok acı vericiydi… Tanrı bilir ki, acıma duygusu hissetmiyorum ama yaşlı, gri sakallı bir adam getirilip gözlerinizin önünde vuruluyorsa, kayıtsızlıkla bakabilen bir adamın kalbi ne kadar da acı verici olmalı diye düşünüyorum…” (7)
Bu kanlı ayaklanmanın ardından İngiliz hükümeti, 1858 yılında EEIC'yi fiilen lağvederek, tüm idari ve vergilendirme yetkilerini elinden aldı. Kraliyet şirketin tüm bölgelerini ve silahlı kuvvetlerini üzerine aldı. Böylece Hindistan 1947'de bağımsızlığı verilene dek devam edecek olan Britanya Raj'ı ve doğrudan kolonyal yönetimi başlamış oldu.

