Akad Kralı Sargon (MÖ 2334-2279), tarihte çok uluslu ilk imparatorluk olan ve bölgenin farklı krallıklarını merkezi bir otorite altında birleştiren bereketli topraklar Mezopotamya, Akad İmparatorluğu kralıydı. Günümüzde de tarihsel olarak adıyla bilinen ilk yazar ve büyük şair-rahibe Enheduanna’nın (MÖ 2285-2250) babası olma sıfatıyla da ünlüdür.
Kral Sargon, (aynı zamanda Büyük Sargon, Şar-Gani-Şarri ve “Büyük Kral”, veya “Meşru Kral” anlamına gelen Sarru-Kan olarak da bilinir), Akad Kralı Sargon Efsanesi adlı otobiyografisine göre, tanrıça İnanna/İştar’ın (din görevlileri erdişi/androgynous) tapınak rahibelerinden birine atıfta bulunabilecek, kökeni bilinmeyen bir kadının (changeling) gayri meşru çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve babasını hiç tanımamıştır. Annesi hamileliğini açıklayamadığı veya çocuğuna bakamadığı için Fırat Nehrine bir sepet içinde bırakmış ve daha sonra Sümer şehri Kish/Kiş Kralı Ur-Zababa’nın bahçıvanı Akki adında bir adam onu bulmuştur. Bu mütevazı başlangıç hikâyesinden sonra Sargon, adeta bütün Mezopotamya’yı fethetmek üzere büyütülmüştür.
Akad İmparatorluğu, bürokrasi ve yönetim faaliyetlerini geniş çapta ve etkili bir şekilde kullanan ilk siyasi oluşum olup gelecekteki hükümdar ve krallar için adeta icraat standartları belirlemiştir. Akad Kralı Sargon’un hikâyesi Mezopotamya’da uzun zamandan beri zaten biliniyordu ve zamanla, torunu Kral Naram-Sin (MÖ 2261-2224) ile birlikte Pers İmparatorluk topraklarından aşağıya doğru görkemli hikâyelerle anılan, gelmiş geçmiş en büyük krallardan biri olarak kabul edilmiştir.
Araştırmacı tarihçi yazar Paul Kriwaczek, Akad Kralı Sargon’un Mezopotamya’da sonraki nesiller üzerindeki etkisini şöyle özetlemektedir:
Akad İmparatorluğu kurucusu Sargon, ölümünden sonra en az 1.500 yıl boyunca yarı kutsal bir figür, Mezopotamya’da sonraki bütün imparatorlukların koruyucu azizi olarak kabul etdilmişti. (111)
Ancak, nereden geldiği, hatta gerçek isminin ne olduğu bile bilinmiyor.
Gençlik Dönemi ve İktidara Yükselişi
Sargon adı, doğumunda kendisine verilen bir isim değildir, kendisi için seçmiş olduğu krallık tahtına geçme ismidir; “Meşru Kral” anlamına gelen bir tanımlamadır. Sümerce değil, Sami dili kökenli bir tanımlama olduğu için genellikle Sami olduğu kabul edilir, ancak bunun doğru olup olmadığını bilmenin bir olanağı yoktur. Aslında, adı antik çağın en ünlü kişilere verilen bir isim olmasına rağmen, 19.yüzyılda kitabeleri ve otobiyografisi Ninova’da, Asurbanipal kütüphanesinde kalıntıları arasında yapılan kazılarda bulunan birçok metin arasından keşfedilene kadar modern dünyada pek bilinmiyordu. Akad Kralı Sargon Efsanesinin bir kısmı şöyeldir:
Annemin kökeni bilinmiyor, babamı ise hiç tanımadım
Babamım kardeşi, severdi tepeleri
Benim evim, otların yeşerdiği yaylalardı
Annem gizlice hamile kaldı ve bilinmeyen bir yerde beni doğurdu
Sazdan bir sepetin içine koydu
Katranla kaplayıp, kapağını kapattı
Beni nehrin akışına bıraktı, ama ben batmadım
Nehir beni Akki’ye götürdü, su çeken bahçıvan
Bakracını daldırırken, beni sudan aldı
Beni oğlu olarak kabul etti ve büyüttü
Beni bahçıvan olarak yetiştirdi (Bauer, 95)
Bahçıvan Akki çocuğu evlat edinmiş ve kendi öz çocuğu gibi büyütmüştür. Sargon, sarayda ilerleme kaydederek kralın saki görevine kadar yükselmişti. Akademisyen yazar Susan Wise Bauer’ göre, “Antik dönem sakileri sadece bir uşak değillerdi. Sümer kitabelerinde saki bir kişinin görevleri pek anlatılmazken, ancak Asur İmparatorluğunda, kısa bir süre sonra, saki bir kişi kraldan sonra ikinci sırada” (97) olmuştur.
Sargon, saki olarak kralın güvenini kazanmıştı; komşu kral Umma’lı Lugalzagesi’nin bölgede askeri bir fetih seferine çıkmasıyla bu güven sınanmıştı. Antik Mezopotamya (tıpkı Antik Yunan gibi) verimli toprak ve su için birbirleriyle savaşan birçok küçük şehir devletlerinden oluşuyordu.
Ummalı Kral Lugalzagesi (MÖ 2358-1234), ordusunu Sümer bölgesinden sevketmiş, bölgedeki şehir devletlerini teker teker fethetmiş ve tıpkı kendisinden önce Lagaş Kralı Eannatum’um yaptığı gibi hepsini kendi yetkisi altında birleştirmişti. Dah önce Kiş şehrini rahat bırakmayı kabul etmiş gibi görünüyordu, ancak Uruk şehrini fethettikten sonra Kiş şehrine doğru yola çıkmaya karar vermişti. Tarihçi yazar Susan Bauer, “Ur-Zababa, fetih ordusunun şehrine yaklaştığını öğrenince o kadar korkmuştu ki “bacaklarını ıslatmıştı” (97) diye yazar. Bu kısa satır Sargon ve Ur-Zababa adlı edebi eserden bir alıntıdır. Kral Ur-Zababa, Sargon’dan şüphelenmeye başlamış ve saki Sargon’un ona bir sebep verdiğine dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen, görünüşte bir barış teklifi yapmak üzere Sargonu rakip Kral Lugalzagesi’ye göndermeye karar vermişti.
Ur-Zababa’nın mesajında şartlar ve gelişme koşulları hakkında herhangi bir şey eklenip eklemediği bilinmiyor; bilinen şey, en azından Sargon ve Ur-Zababa eserine göre, Kral Lugalzagesi’nin mesajı alır almaz Sargon’u öldürmesi istenmiştir. Her nedense Lugalzagesi, bu isteği yerine getirmeyi reddetmiş ve Sargon’u huzuruna çağırmıştır. Birlikte Kiş şehri üzerine yürümüş ve şehri kolayca ele geçirmişlerdi. Ur-Zababa kaçıp saklanarak kurtulmuştur.
Akad Kralı Sargon’un hayatı ve saltanat dönemi hakkında yüzyıllar boyunca ortaya çıkan birçok efsane nedeniyle, sonrasında tam olarak ne olduğu hala belirsizdir. Bu nokta’da Kral Lugalzagesi’nin karısıyla bir ilişkisi olması veya bölgeyi fethetmesinin ilk adımı olarak gördüğü bir göreve gönderilmiş olması da mümkündür. Kendisi ve Kral Lugalzagesi arasında ne yaşanmış olursa olsun, müttefik oldukları kadar kısa sürede düşman olmuşlardır.
Akad Kralı Sargon, Uruk şehri üzerine yürümüş ve şehri ele geçirmişti. Kral Lugalzagesi, ordusunu Kiş şehrinden sevk ederek Sargon güçleriyle savaşa girmiş ve yenilmiştir. Kral Sargon, daha sonra onu zincire vurmuş, boynunan ip bağlamış, güvendiği tanrı Enlil’e adanmış Nippur şehrine götürmüş ve onu utanç içinde Enlil’in kapısından geçmesine zorlamıştı. Kral Sargon, ilahi koruyucusu olarak İştar’ı (İnanna) seçmiş, hem Kral Ur-Zababa’yı ve hem de Kral Lugalzagesi’yi saf dışı bırakarak Kiş şehri Kralı ilan edilmiş ve Sümer bölgesini hızla ele geçirmişti.
Askeri Harekâtları ve İmparatorluk İnşası
Akad Kralı Sargon, Kral Lugalzagesi’yi devirip iktidarı ele geçirdiğinde, bütün Mezopotamya’da ilk imparatorluğu kurmak üzere askeri harekâtlarda kullanabileceği zaten birleşik bir krallık elde etmişti. Bu konuda mütevazı geçmişini ortaya koyan kendi efsanesinin de katkısı olabilir. Daha sonraki çağlarda ve diğer kültürlerde olduğu gibi, günümüze kadar Sümer şehirlerindeki sınıf ayırımı, alt sınıfın üst sınıfa karşı giderek artan bir öfkesine yol açmıştı. En zenginler, sahip olabilecekleri kadar toprak alabiliyorlardı ve alt sınıflar ise kendilerini sürekli olarak haklarından mahrum hissediyorlardı.
Akad Kralı Sargon’un bir bahçıvan olarak başladığı mütevazı yaşam yolculuğu öyküsü, onu bir kurtarıcı ve reformcu olarak gören çok sayıda işçi sınıfından Sümerliye hitap etmiş olmalı. Ancak, iktidara yükselişinin hemen ardından, şehir devletleri ve yönetici seçkinleri Sargon’u pek de hoşgörü ve itaatla karşılamamışlardı; yeni yöneticilerine isyan etmiş ve onu askeri güçle kral olarak meşruiyetini kanıtlamaya zorlamışlardır.
Sümer coğrafyasını fethettikten sonra, Fırat Nehri kıyısında bulunan Akad (Sgade olarak da bilinir) şehrini inşa etmiş veya yenileme çalışmaları başlatmıştır. Bu konu, daha önce var olan bir şehrin kralının, hem ülkesinin ihtişamı hem de zamanla elde edebilecek kaynaklar için başka bir şehri fethettiği emsallerinden tamamen farklıydı. Kral Sargon, öte yandan, şehri fethetmek için değil, sadece kendi itibarı için almış ve bölgenin kontrolünü ele geçirdikten sonra, fethin nimetlerinden yararlanmak üzere kendi şehrini inşa etmişti. O ana kadar başardıklarıyla yetinmeyip tekrar sefere çıkmıştı. Tarihçi yazar Bauer şöyel bir açıklama yapar:
Mezopotamya düzlüklerini kontrolü altına alan Akad Kralı Sargon, Mezopotamya sınırları ötesine uzanan bir imparatorluk kurmak üzere yola çıkmıştı. Bu askeri seferlerin ardından yeni seferlere çıkmıştı: Kiş Kralı Sargon” diye yazılır tabletlerden birinde, “otuz dört savaşta zafer kazanmıştı”. Dicle Nehrini geçerek Elamlılardan toprak almıştı. Kuzeye doğru ilerleyerek Mari şehrini ele geçirmiş ve ardından da Akadlılardan daha vahşi ve göçebe başka bir Sami kabilesinin, Hazar Denizi’nin Batısında yer alan topraklarda yaşayan Amoritlerin topraklarına doğru ilerlemişti. Dicle’den yukarı seferler düzenleyerek kuzeydeki küçük Asur şehrine ulaşmış ve burayı fethetmişti. Bundan sonra daha kuzeye doğru ilerlemiş ve aynı derecede küçük bir şehir olan Ninova üzerinde hâkimiyetini ilan etmişti. Kral Sargon, Küçük Asya’yı bile işgal etmiş olabilir. (101)
Kıbrıs Adasını da almış olabilir, Akdeniz’e kadar ilerleyip ticaret yapmak üzere Hindistan’a gemi gönderdiğini iddia etmiştir. Mezopotamya’da ilerleyerek birbiri ardına şehir devletlerini fethetmiş, imparatorluğunu Lübnan ve bugünkü Türkiye’de Toros Dağlarına kadar genişletmiş ve hatta daha da ileriye gitmişti. Büyük İskender döneminde standart hale gelen, farklı savaş güçlerini daha gevşek birlikler halinde birleştirme (sahada daha fazla hareket kabiliyeti ve uyum yeteneği sağlamak) askeri uygulamaları başlatmıştı. Ordusuyla birlikte dünyanın ilk imparatorluğunu kurana kadar dünyayı dolaşmıştı. Tarihçi yazar Kriwaczek şöyle bir açıklama getirmektedir:
Elbette daha önce de Mezopotamya kahramanları vardı. Gılgamış ve babası Lugalbanda gibi erken dönem Uruk şehri ünlü kralları, Sümer edebiyatının temel direkleri haline gelen ve yüzyıllar, hatta bazen bin yıllar boyunca yazı okullarında ve saray yazıhanelerinde tekraren kopyalanan bir dizi fantastik anlatı ve tuhaf eylemlerin başkahramanları olmuşlardı. Ancak, bunlar kahramanlık efsanelerinden daha ziyade mitoloji çağına ait konulardır; tanrılarla yakın ilişkileri, korkunç canavarlarla savaşları, ölümsüzlük arayışı ve olağanüstü uhrevi maceraları anlatırlardı. Kral Sargon, oğulları ve torunlarının gelişiyle birlikte, anlatıla gelen hikâyeler daha inandırıcı hale gelmese bile, en azından dünyevi yaşamın içinde bulunan anına odaklanır hale gelmişlerdi (113).
Akad İmparatorluğu
İmparatorluk kurmak elbette önemli bir şeydir; ama onu ayakta tutabilmek ise daha başka bir şeydir. Yine de Akad Kralı Sargon, askeri fetihlerde olduğu kadar yönetim işlerinde de kendisini kanıtlamıştı. İmparatorluk toprakları genelinde varlığını sürdürebilmek için en iyi ve en güvendiği erkek ve kadınları stratejik olarak çeşitli şehirlerde yönetim makamlarına yerleştirmişti. Daha sonraki bir Babil metninde “Akad Vatandaşları” olarak adlandırılanlar, 65’ten fazla farklı şehrin valileri, din adamları ve yöneticileri olmuşlardı.
Kitabelerinden birinde şöyle bir açıklama yer almkatadır: “Yuklarıdaki denizden aşağıdaki denize kadar, Akad oğulları şehirlerin beyliklerini ellerinden tutuyorlardı” ve tarihçi yazar Susan Bauer “Bu krallıkta Sümerliler kendilerini hızla kendi şehirlerinden yabancı olarak yaşar bulmuşlardı. Kral Sargon, bir şehri ele geçirdiğinde, o şehri Akad kalesi haline getirir, Akadlı yetkilileri atar ve Akad birliklerinin bulunduğu garnizonları kurardı (99). Güvendiği yetkilileri görevlendirir, çeşitli bölgeleri daha sıkı bir şekilde kontrol altına alırdı”.
Akad Kralı Sargon, kızı Enheduanna’yı Ur şehrine, Başrahibe olarak görevlendirmiş ve kızı aracılığıyla dini, siyasi ve kültürel meseleleri uzaktan yönlendirmiş gibi görünüyor. Enheduanna, bügün dünyanın bilinen ilk şair ve yazarı kabul edilir, hayatı hakkında bilinenlere bakılırsa, edebi yeteneklerinin yanı sıra oldukça becerikli ve güçlü bir yönetici olduğu da anlaşılıyor. Bu atama ve idari tasarruf o kadar başarlı olmuştu ki, Kral Sargon’un torunu Kral Naram-Sin de kızını aynı şekilde görevlendirme ile atamıştı.
Bu idari tercihle imparatorluğun sağladığı istikrar, yolların inşasına, sulama faaliyetlerinin iyileştirilmesine, ticarette daha geniş bir etki alanına, sanat ve bilim alanlarında gelişmelere yol açmıştı. Akad İmparatorluğu, çiviyazısıyla yazılmış kil tabletlerin, alıcının adı ve adresi ile gönderenin mührünün yazılı olduğu dış kil zarflara sarıldığı ilk posta sistemini kurmuştu. Bu mektupları/gönderileri, gönderildiği alıcı kişi dışında kimse açamıyordu çünkü kil zarfı kırmanın dışında açmanın başka bir yolu yoktu ve bu yazışma yöntemiyle taraflar arasında iletişimde gizlilik de sağlanıyordu.
Akad Kralı Sargon döneminde ayrıca ticaret ve günlük alışverişlerde kullanılmak üzere ağırlık ve ölçü birimleri de standartlaştırılmış, bütün sosyal sınıflar için adil bir vergi sistemi uygulamaya konulmuş ve Babil şehrinin restorasyonu gibi (bazı kaynaklarda kurucu olduğu iddie edilmekte ancak bu iddia defalarca tartışma konusu olmuştur) çok sayıda inşaat prjelerini başlatmıştı. Ayrıca merkezi Akad şehrinde bulunan tam zamanlı bir ordu kurmuş, eğitimini yaptırmış ve donatmıştı. Bir kitabede şöyle bir ifade yer almaktadır; 5400 asker kral ile birlikte “her gün yemek yiyiyordu.” Bu durum, Asur Kralı III. Tilgath Pileserin daha sonra kurduğu profesyonel ordu türünden olmasa da (ne yıl boyunca görev yaptığı ve ne de neredeyse sürekli seferberlik halinde olduğu) isteksiz askerlerle dolu geçmişin ordularına göre büyük bir ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
Mezopotamya vatandaşlarının yaşam seyrinde sağlanan bu iyileşmelere rağmen, halk Akad yönetimine karşı isyan etmeye devam etmiştir. Kral Sargon, hayatı boyunca şehir devletlerini savunmuş, imparatorluğuna karşı ayaklanma oldukça sürekli bastırmıştı. Ancalk, yüzyıllar geçtikçe, halkın Kral Sargon yönetimiyle yaşadığı bütün zorluklar unutulmuş ve hatırlanan tek şey onun kahramanlıkları ve Akadlıların “altın çağı” olmuştu. Sonraki 3000 yıl boyunca Sümerler, Babilliler, Asurlular ve diğerleri, Akad Kralı Sargon ve görkemli zaferleri hakkında hikâyeleri anlatmış ve Akad Kralı Sargon’un iddia edilen otobiyografisinden kralın kendi sözlerini aktarma yoluna gitmişlerdir:
55 yaşındayken bütün ülkeler bana karşı aykalandılar ve Agade’de beni kuşattılar, ama yaşlı aslanın dişleri ve pençeleri hala sağlam duruyordu. Savaşa çıktım ve onları yendim: Onları devirdim ve büyük ordularını yok ettim. Ve şimdi, nereye gidersem gideyim, kendsini benimle eşit görmek isteyen herhangi bir kral devam etsin”
Sümer krallar listesine göre Akad Kralı Sargon 56 yıl hüküm sürmüş ve yaşlılık döneminde doğal nedenlerden dolayı ölmüştür. Salatanatı sırasında halkına olduğundan daha büyük görünse de, öldüğünde neredeyse tanrısal bir statüye bürünmüştü. Tarihçi ve yazar Paul Kriwaczke bu konuda şöyle yazar:
Şimdiye kadar Medeniyet, tanrıların insanlık anlayışı kendi iktidar amacı doğrultusunda yaratıkları inanca dayanıyordu. Medeniyet depoları olan şehirler, tahmin ettiğimiz gibi kutsal hac merkezleri olarak başlayan ilahi temellerdi. Her şehir, bilirli bir tanrının eseri ve eviydi. Sanki “gerçek hayat” tanrıların ilahi bir âlemde yaşadığı bir hayatmış gibi, yeryüzünde olup bitenler ise büyük ölçüde alakasız bir yan gösteriydi. Kral Sargon ve Kral Naram-Sin çağı bütün bu anlayışları değiştirmiş, odak noktasını insanın dünyasına çevirmiş ve evrenin anlamına dair yeni bir anlayış getirmiştir: Yani Mezopotamya hikâyesinin temel öznelerini tanrılar yerine insanlar yapan bir anlayış. Artık kontrol insanlığa geçmiştir. Erkekler ve kadınlar kendi kaderlerinin yöneticileri haline gelmişlerdi. Elbette insanlar hala dindar idiler; tapınaklara kurban adıyor, içki sunuyor, ayin düzenliyor, her fırsatta tanrıların adlarını anıyorlardı. Ancak dönemin dindarlığı artık başka bir mecrada ilerliyordu (119).
Efsanesi ve Mirası
Akad Kralı Sargon ve hanedanlığı etrafından gelişen efsaneler, Asur İmparatorluğunun son günlerinde (MÖ 612) hala yazılmakta, kopyalanmakta ve halka açık olarak sahnelenmekteydi. Kral Sargon’un ünlü bakırdan başı (1931 yılında Ninova’da bulunmuş ve Asurlular için önemini ortaya koymuştur), Mezopotamya sanatının en kolay tanınan eserlerinden biri olmuştur. Bir sepet içinde nehre bırakılan ve soylularca bulunup büyütüldüğünde halkının büyük bir lideri haline gelen bir bebeğin anlatısını, Kutsal Kitap Tevrat, Çıkış Kitabı ikinci bölümünde kahraman Musa öyküsünü yazmak üzere bu hikâyeyi ödünç alan İbranice yazarı büyük bir etkiyle kullanmıştır.
Akad Kralı Sargon’un hikâye anlatısı, halkını kurtarmak için belirsiz bir başlangıçtan yola çıkarak krallık makamına yükselen bir kahramanın anlatısıdır. Bastırmak zorunda kaldığı isyanların sayısı göz önünde alındığında, hükümdarlığı döneminde yaşayanlarca böyle bir kurtarıcı olarak görülüp görülmediği şüphelidir; ancak kendisinden sonra gelenler, Gutilerin işgali altında yaşayanlar dikkate alındığında (akademisyen yazar Samuel Noah Kramer yazılarında moral bozucu, yıkıcı ve “acımasız, barbar bir güruh” olarak tanımlanmıştır) Kral Sargon ve hanadanlığı görkemli kahramanlar - krallar çağını temsil eder.
Akad Kralı Sargon anlatıları Sümerleri MÖ 2047 yılı civarında baskıcı Guti egemenliğinden kurtulmak üzere ayaklanmaya teşvik ettiği düşünülmektedir. Sümer kralları Utu-Hegal ve Ur-Nammu döneminde Gutiler zor durumda kalmış ve Ur-Nammu’nun halefi Urlu Şulgi, Sümer ülkesinden kovulmuş ve bu durum Ur III Döneminde (MÖ 2047-1750) Sümer Rönesansı’nın gelişmesine olanak sağlamıştır. UR III Döneminde en büyük iki Sümer kralı Ur-Namu (MÖ 2047-230) ve Urlu Şulgi (MÖ 2029-1982) kamusal imajlarını Kral Sargon ve Kral Naram-Sin imajlarından esinlenerek oluşturmuşlardır.
Akad Kralı Sargon’un ölümünden sonra imparatorluk, babasının sahip olduğu toprakları korumaka ve meşruiyetini tehdit eden isyanları bastırmak zorunda kalan oğlu Rimush’a geçmiştir. Kral Rimush dokuz yıl hüküm sürmüş ve öldüğünde krallık, Kral Sargon’un diğer bir oğlu Maniştusu’ya geçmiş ve o da sonraki on beş yıl boyunca hüküm sürmüştür. Her iki oğlu da iyi bir yönetim faaliyetini sergilemiş olsalar da, Akad İmparatorluğunun zirvesi Kral Sargon’un torunu Kral Naram-Sin döneminde gerçekleşmiştir. Onun hükümdarlığı sırasında imparatorluk, Kral Sargon’un ulaştığı sınırların ötesine geçerek büyüme ve gelişme kaydetmiştir. Ölümünden sonra oğlu Şar-Kali-Şarri hükümdar olmuş ve bu dönemde şehir devletleri kendi bağımsız krallıklarını kurmak üzere ayrıldıklarında, Akad imparatorluğu da dağılmıştır.
Akad Hükümdarı Şar-Kali-Sarri, imparatorluğu bir arada tutmaya çalışırken, diğer yandan da Elamlılar, Amorlular ve işgalci Gutiler’e karşı neredeyse sürekli savaşa devam etmiş, ancak imparatorluk artık ayakta kalacak durumda değildi. Gutilerin istila dönemi, genellikle Akad İmparatorluğunun çöküşü ve ardından gelen Mezopotamya klaranlık çağının sorumlusu olarak kabul edilir ve bu görüş, Gutileri medeniyetin yıkıcıları olarak tasvir eden sonraki Antik Mezopotamya yazıcılarının görüşü olmaktadır.
Ancak yapılan son çalışmalarla; halkın yaşadığı kıtlığa ve belki de ticari faaliyetlerde aksaklığa neden olanın büyük bir olasılıkla iklim değişikliği olduğu ve imparatorluğun, geçmişte kolayca bastırdığı istila ve isyanları artık etkili bir şekilde yönetemeyeceği noktaya kadar zayıflamasına neden olduğunu ileri sürülmektedir. Kıtlık olayından Mezopotamya Naru edebiyatı daha sonraki bir eseri olan Agade Lanetin’de (MÖ 2047-1750) bahsedilir ve bu eser, Akad şehrinin tanrıların iradesiyle yıkılışını anlatır. İster kıtlık, ister istila, ister tanrıların gazabı ve ister üçü birden olsun, Akda şehri düşmüş, büyük krallar gitmiş ve imparatorluk, bir zamanlar yaşanan olayların hikâyesi Büyük Sargon’un Akad İmparatorluğundan geriye kalan tek şey olana kadar anlatılacak, yeniden anlatılacak, yazılacak ve kopyalanacak olan efsanelere geçmiştir.
