II. Ramses (MÖ 1279-1213), Mısırlılar tarafından "Ahenk ve Muvazenenin Koruyucuxu, Haklılıkta Güçlü, Ra'nın Seçilmişi" anlamına gelen Userma'atre'setepenre olarak biliniyordu. Ayrıca Ozymandias ve Büyük Ramses olarak da bilinir.
19. Hanedanlığın (MÖ 1292-1186) üçüncü firavunuydu ve Kadeş Muharebesi'nde Hititlere karşı kesin bir zafer kazandığını iddia etmiş ve bu hadiseyi büyük bir muharip olarak şöhretini pekiştirmek için kullanmıştı. Gerçekte, harp her iki taraf için de kesin bir zaferden ziyade berabere bitmişti, ancak MÖ 1258'de dünyanın bilinen ilk barış antlaşmasıyla neticelendi. Eski Ahit'teki Çıkış Kitabı'ndaki firavunla sık sık münasebetlendirilse de, buna dair hiçbir tarihi veya arkeolojik delil bulunmamaktadır.
Ramses doksan altısına kadar yaşadı, 200'den fazla karısı ve cariyesi, doksan altı oğlu ve altmış kızı oldu; bunların çoğu ondan daha uzun yaşadı. Hükümdarlığı o kadar uzun sürdü ki, öldüğünde bütün tebaası Ramses'i firavun olarak tanıyordu ve krallarının ölümüyle dünyanın sonunun geleceğine dair yaygın bir panik vardı. Adı ve zaferleri Mısır'ın bir ucundan diğer ucuna kazınmıştı ve Mısır'da Büyük Ramses'ten bahsetmeyen neredeyse hiçbir antik yerleşim yeri yoktu.
Erken Hayatı ve Seferler
Ramses, I. Seti ve Kraliçe Tuya'nın oğluydu ve 14 yaşında babasına Libya ve Filistin'deki askeri seferlerde eşlik etti. 22 yaşına geldiğinde Ramses, oğulları Khaemweset ve Amunhirwenemef ile birlikte Nubia'da kendi seferlerine liderlik ediyordu ve Seti ile birlikte eş hükümdar ilan edildi. Ramses, babasıyla birlikte şümüllu restorasyon projelerine girişti ve Avaris'te yeni bir saray inşa etti. Mısırlılar, bölgeye hakim olacak kadar güçlenen Hitit krallığıyla (günümüz Küçük Asya'sında) uzun süredir sıkıntılı bir münasebet içindeydi.
Hitit kralı I. Şuppiluliuma (MÖ 1344-1322) zamanına Mısır, Suriye ve Kenan'daki birçok önemli ticaret merkezini kaybetmişti. I. Seti, Suriye'deki en gözde merkez olan Kadeş'i geri aldı ama burası Hitit kralı II. Muvatalli (MÖ 1295-1272) tarafından geri alınmıştı. MÖ 1290'da I. Seti'nin vefatından sonra Ramses tahta çıktı ve Mısır sınırlarını yeniden tesis etmek, ticaret yollarını teminat altına almak ve Hititlerden kendisine ait olduğuna inandığı şeyleri geri almak için derhal askeri seferler başlattı.
Ramses, saltanatının ikinci yılında Nil Deltası açıklarında Deniz Kavimleri'ni yendi. Anlattığına göre, bunlar Hititlerin müttefiki olan Şerdanlar olarak bilinen bir halktı. Ramses, Şerdan muharebe gemilerini çekmek için Nil'in ağzına küçük bir donanma birliği yerleştirerek onlara tuzak kurdu. Şerdanlar kifayetsiz filoyla çarpıştıktan sonra, her iki taraftan da tam kapsamlı bir saldırı başlatarak gemilerini batırdı. Savaştan sağ kurtulan Şerdanların çoğu daha sonra ordusuna katıldı, hatta bazıları seçkin koruması olarak görev yaptı. Deniz Kavimleri'nin kökeni ve etnik kökeni bilinmemekle birlikte, birçok teori öne sürülmüştür. Ancak Ramses, anlatısında onları Hitit müttefikleri olarak tanımlamıştır ve bu, o devirde Mısırlılar ile Hititler arasındaki münasebeti vurgulaması açısından mühimdir.
MÖ 1275 yılından önce, eski Avaris şehrinin yakınındaki Doğu Delta bölgesinde büyük şehri Per-Ramesses'in ("Ramses'in Evi") inşasına başlamıştır. Per-Ramesses, payitahtı (ve Ramesyen Zaman boyunca önemli bir kent merkezi olarak kalmıştır), bir eğlence sarayı ve komşu bölgelere seferler tertiplediği bir askeri kompleks olmuştur.
Bu yapı sadece bir cephanelik, askeri ahır ve talim sahası olmakla kalmamış, aynı zamanda antik Teb şehrinin ihtişamıyla boy ölçüşecek kadar güzel inşa edilmiştir. Bazı bilim insanlarının öne sürdüğü gibi, Per-Ramesses'in aslında I. Seti tarafından kurulmuş ve inşasına başlanmış olması mümkündür zira II. Ramses MÖ 1275'te seferlerine başladığında şehir zaten işleyen bir askeri merkezdi.
Ramses, ordusunu Hitit Kralı I. Şuppiluliuma'nın hükümdarlığından beri Hitit vasal devleti olan Kenan'a sürdü. Bu sefer muzaffer oldu ve Ramses, ganimet ve Kenan (ve muhtemelen Hitit) kraliyet ailesinden esirlerle birlikte evine döndü. Tarihçi Susan Wise Bauer şöyle diyor:
Yirmi beş yaşındaki yeni firavun, en az on yıldır yetişkin bir hayat yaşıyordu. On beş yaşlarındayken ilk defa evlenmiş ve en az yedi çocuk babası olmuştu. Babasının Batı Sami topraklarına tertiplediği seferlerden en az ikisinde savaşmıştı. Hitit hasmına karşı mücadeleye girişmek için fazla beklemedi. 1275'te, tahta çıktıktan sadece üç yıl kadar sonra, Kadeş'i geri almak için bir sefer planlamaya başladı. Şehir bir savaş cephesinden çok daha fazlası haline gelmişti; imparatorluklar arasında gidip gelen sembolik bir futbol topuydu. Kadeş, Mısırlılar tarafından kolayca kontrol edilemeyecek kadar kuzeyde, Hititler tarafından kolayca idare edilemeyecek kadar güneydeydi. Hangi imparatorluk iddia ederse, üstün bir kuvvete sahip olduğunu iddia edebilirdi. (247)
MÖ 1275'in sonlarında Ramses, ordusunu Kadeş'e doğru yürüyüşe hazırladı ve sadece uğurlu alametleri ve Suriye'deki casuslarından düşmanın gücü ve yeri hakkında bilgi gelmesini bekledi. MÖ 1274'te, her şey onun lehine göründüğünde, Per-Ramesses'ten yaklaşık yirmi bin kişiyi savaşa sürdü. Ordu, tanrıların adlarını taşıyan dört bölüğe ayrıldı: Amun, Ra, Ptah ve Set. Ramses, Amun birliğine liderlik etti ve diğerleri de onu takip etti.
Kadeş Muharebesi
Ramses, iki ay yürüdükten sonra, ordusunu şehre saldırmak için harp nizamına sokabileceğinden emin olduğu bir yere ulaştı ve Amun tümeni ve oğullarıyla birlikte diğerlerinin yetişmesini bekledi. Bu esnada, işkence altında Hitit ordusunun yerini ele veren iki Hitit casusu yakalandı; casuslar ordunun şehrin yakınlarında bile olmadığını söylediler. Rahatlayan Ramses, ani bir taarruz planından vazgeçti ve tümenine kamp kurup ordunun geri kalanının gelmesini beklemesi emrini verdi. Lakin Hitit ordusu aslında bir milden daha az bir mesafedeydi ve iki casus kasten gönderilmişti. Ramses kamp kurarken, Hititler Kadeş surlarının arkasından kükreyerek hücum etti.
Muharebe, Ramses'in Pentaur Şiiri ve Bülten adlı eserlerinde anlatılmaktadır; Ramses, Amun tümeninin Hititlerce tamamen nasıl muhasara edilip hatların nasıl kırıldığını anlatır. Hitit süvarileri Mısır piyadelerini biçiyor ve hayatta kalanlar kamplarının emniyetine doğru koşuşturuyordu. Vaziyetin farkına varan Ramses, koruyucu tanrısı Amun'a seslendi ve karşı koydu. Tarihçi Margaret Bunson'a göre:
Ramesses, küçük birliklerine sükunet ve maksat getirdi ve güneydeki kuvvetlerine ulaşmak için düşmanın arasından yol açmaya başladı. Yalnızca maiyet askerleri, birkaç subay ve takipçisi ve yenilmiş birliklerin ayak takımıyla birlikte, harp arabasına bindi ve karşısındaki kuvvetlerin büyüklüğünü keşfetti. Ardından, toplanmış düşmanın doğu kanadına öyle bir şiddetle saldırdı ki, geri çekildiler ve Mısırlıların Muvatalli'nin onlar için kurduğu tuzaktan kurtulmalarına izin verdiler. (131)
Ramses, muharebenin gidişatını henüz yeni değiştirmişti ki Ptah tümeni geldi ve Ramses hızla onlara hücuma katılmalarını emretti. Hititleri Orontes Nehri'ne doğru sürdü ve birçoğunu öldürdü, diğerleri ise kaçmaya çalışırken boğuldu. Lakin aceleci hücumunun onu içine düşürebileceği vaziyeti hesaba katmamıştı ve şimdi Hititlerle nehir arasında sıkışmıştı. Bu noktada kazanmak için II. Muvatalli'nin yapması gereken tek şey yedek birliklerini harbe göndermekti ve Ramses ile ordusu yok edilecekti; lakin, nedense, Hitit kralı bunu yapmadı. Ramses kuvvetlerini toparladı ve Hititleri savaş sahasından sürdü.
Daha sonra Mısır için büyük bir zafer kazandığını, düşmanını savaşta yendiğini iddia etti, ancak Kadeş Savaşı neredeyse mağlubiyet ve vefatına yol açacaktı. Kendi anlatısına göre, Hititlere karşı gidişatı değiştirebilmesi yalnızca kendi şahsi cesareti ve harpte gösterdiği sükunet (ve tanrıların iyiliği) sayesindeydi.
Ramses, Kadeş'teki muvaffakiyetlerini Pentaur Şiiri ve Bülten'de ölümsüzleştirmeye çalışmış, muharebeyi Mısır için göz kamaştırıcı bir zafer olarak tanımlamıştır; ancak II. Muvatalli de şehri Mısırlılara kaptırmadığı için zafer kazandığını iddia etmiştir. Kadeş Savaşı, Mısır Kralı II. Ramses ile halefi Hitit İmparatorluğu'ndan III. Hattuşili (MÖ 1237) arasında dünyada imzalanan ilk barış antlaşmasına yol açmıştır.
Kadeş Savaşı'ndan sonra Ramses, Mısır'ın altyapısını iyileştirmeye, hudutlarını güçlendirmeye ve MÖ 1274'teki zaferini ve diğer muvaffakiyetlerini anmak için büyük inşaat projeleri başlatmaya kendini adamıştır.
Kraliçe Nefertari ve Sonraki Hayatı
Teb'deki Ramesseum olarak bilinen devasa mezar kompleksi, Abu Simbel'deki mabetler, Karnak'taki salon, Abydos'taki kompleks ve kelimenin tam anlamıyla yüzlerce diğer bina, abide ve mabet, Ramses tarafından inşa edilmiştir. Birçok tarihçi, onun saltanatını Mısır sanat ve kültürünün zirvesi olarak kabul eder ve duvar resimleriyle meşhur Nefertari Mezarı, bu iddianın doğruluğunun açık bir delili olarak gösterilir. Nefertari, Ramses'in ilk karısı ve en sevdiği kraliçesiydi. Evliliklerinin oldukça erken bir zamanında (belki de çocuk doğumu esnasında) ölmüş olmasına rağmen, Nefertari'nin tasvirleri, Ramses'in saltanatı boyunca mabet duvarları ile heykellerde yer almaktadır ve mezarı, yağmalanmış halde bulunmasına rağmen, yapım ve dekorasyon açısından bir sanat eseriydi.
Nefertari'den sonra Ramses, ikinci karısı Iietnefret'i kraliçe pozisyonuna yükseltti ve ölümünden sonra kızları onun eşleri oldu. Yine de, Nefertari'nin hatırası Ramses'in aklında her zaman canlı kalmış gibi görünüyor; zira Ramses, başka eşler aldıktan çok sonra bile onun suretini duvarlara ve heykellere kazıtmıştı. Bu eşlerinden olan çocuklarına da her zaman müsavi saygı ve hürmet gösterdi. Nefertari, oğulları Ramses ve Amunhirvenemef'in annesi, İsetnefret ise Haemvaset'in annesiydi ve yine de üçüne de aynı şekilde davrandı.
Çıkış Kitabı'ndaki Firavun olarak Ramses
Ramses, Eski Ahit'teki Çıkış Kitabı'ndaki firavunla yaygın olarak münasebetlendirilse de, bu iddiayı destekleyecek hiçbir delil yoktur. Eski Ahit'te adı geçmeyen Mısır firavunuyla 'Ramses' adının alakalandırılması, Cecil B. DeMille'in 1956 yapımı On Emir filminin başarısından sonra oldukça yaygınlaştı. O zamandan beri, popüler animasyon filmi Mısır Prensi (1998) ve daha yeni olan Çıkış: Tanrılar ve Krallar (2014) dahil olmak üzere Eski Ahit hikayesinin film versiyonları, DeMille'in filminin izinden gitti, ancak bu münasebeti destekleyecek hiçbir tarihi dayanak yoktur.
Çıkış 1:11 ve 12:37'nin yanı sıra Sayılar 33:3 ve 33:5'te, İsrailli kölelerin çalıştığı şehirlerden biri ve Mısır'dan ayrıldıkları şehir olarak Per-Ramesses'ten bahsedilmiştir. Şehirden -Mısır tarihinin başka bir şehrinden- kitle göçüne dair bir delil mevcut değildir ve Per-Ramesses'in köle emeğiyle inşa edildiği iddiasını destekleyecek hiçbir şey de yoktur.
Giza'da ve Mısır'ın diğer bölgelerinde yapılan kapsamlı arkeolojik kazılar, II. Ramses'in (ve Mısır'ın diğer bütün krallarının) hükümdarlığında tamamlanan inşaat projelerinde, ya zamanları için ücret alan yahut da vatandaşlık vazifelerinin bir parçası olarak gönüllü olan kabiliyetli ve kabiliyetsiz Mısırlı işçilerin kullanıldığına dair bol miktarda delil ortaya çıkarmıştır. Mısır vatandaşlarının kralın inşaat projelerinde çalışmak için zamanlarını gönüllü olarak ayırma geleneği iyi belgelenmiştir ve hatta ölümden sonraki dirimde ruhların, Ölülerin Efendisi Osiris'in istediği inşaat projelerinde çalışmaya çağrılacağına inanılıyordu. Ölülerin mezarlarına ve türbelerine şabti bebekleri yerleştirme pratiği tam olarak bu maksatla yapılıyordu: böylece bebekler, çalışma projelerinde ölenlerin yerini alacaktı.
Ayrıca, Ramses, muvaffakiyetlerinin tarihçesini kaydetmesi ve tarihi vakaların kendi istediği gibi korunmadığı hallerde vakaları süslemesiyle ünlüydü. Böyle bir kralın, Mısır'a düştüğü iddia edilen veba salgınlarını veya İbrani kölelerinin kaçışını (müsbet veya menfi bir bakış açısıyla) kaydetmeyi ihmal etmesi son derece düşük bir ihtimal gibi görünüyor. Ancak, yalnız Ramses'in kendisinin emrettiği kitabelere güvenmek gerekmez; Mısırlılar, MÖ 3200 civarında yazıyı öğrendiklerinden beri çok kapsamlı kayıtlar tutmuştu ve bunların hiçbiri Mısır'da devasa bir İbrani köle nüfusundan da, onların Mısır'dan çıkışından da bahsetmez.
Ayrıca, Orta Krallık'tan Geç Zaman'a kadar Mısırlıların edebi eserleri, daha sonra Eski Ahit anlatılarını yazan katiplerce kullanılan çok sayıda motif, tema ve gerçek vaka sunmaktadır. Ramses'in, Çıkış'taki zalim, inatçı firavunla münasebetlendirilmesi pek talihsiz bir vaziyettir, zira bu, büyük ve soylu bir hükümdar olan bir adamın karakterini gizlemektedir.
Mirası
II. Ramses'in hükümdarlığı, son yüzyılda bazı akademisyenlerin onu müessir bir kraldan ziyade bir şovmen ve propagandacı olarak telakki etmesi ve diğerlerinin tam tersini müdafaa etmesiyle biraz münakaşalı hale geldi. Bununla beraber, hükümdarlığına dair kayıtlar -hem yazılı hem de mabetler ile abidelerin fiziki delilleri- oldukça istikrarlı ve refah dolu bir hükümdarlığı göstermektedir. Firavunu gençleştirmek için her otuz yılda bir düzenlenen iki Heb Sed festivaline katılacak kadar uzun süre yaşayan ve hüküm süren az sayıdaki hükümdardan biriydi. Ülkenin sınırlarını teminat altına aldı, zenginliğini artırdı ve ticaret sahalarını genişletti ve eğer abide ve kitabelerinde başarılarıyla övündüyse, bunun sebebi gurur duymak için iyi bir sebebi olmasıydı.
Büyük Ramses'in mumyası, altı fitten uzun boylu, güçlü, çıkıntılı bir çeneye, ince bir buruna ve kalın dudaklara sahip olduğunu gösterir. Diş sorunları, şiddetli artrit ve damar sertliğinden muzdaripti ve büyük ihtimalle yaşlılıktan veya kalp yetmezliğinden öldü. Daha sonraki Mısırlılarca 'Büyük Ata' olarak bilinen Ramses'e birçok firavun, adını kendi adları olarak alarak saygılarını sundu. III. Ramses gibi bazıları ondan daha iyi idareciler olarak kabul edilir; ancak hiçbiri, eski Mısırlıların zihninde ve kalbinde Büyük Ramses'in şanlı başarılarını ve namını aşamadı.
