Andrea Palladio (1508-1580), özellikle Vicenza’da ve çevresinde tasarladığı villalar ile Venedik’teki iki büyük kiliseyle tanınan İtalyan Rönesans mimarıydı. Palladio, uyumlu yapılar yaratmak için klasik mimarinin unsurlarını, özellikle de mimari düzenleri bir araya getirdi ve o kadar başarılı oldu ki kuzey İtalya’nın en önde gelen mimarı hâline geldi. Ayrıca mimarlık üzerine son derece etkili bir eser olan Mimarlığın Dört Kitabı'nı yazdı. Onun fikirleri, hem taşta hem de kâğıtta, Tudor İngiltere’si ve hatta Amerika kıtası kadar uzak yerlerdeki mimarlar üzerinde etkili oldu.
Erken Yaşamı
Andrea Palladio, 30 Kasım 1508’de İtalya’nın Padova şehrinde doğdu. Asıl adı Andrea di Pietro della Gondola idi ve babası mütevazı bir değirmenciydi. Andrea, Padova’da taş ustası ve heykeltıraş olarak eğitim aldı, ardından 1524’de Vicenza’ya taşındı. Burada taş ustaları loncasına katıldı ve dekoratif heykeller ile anıtlar üreterek geçimini sağladı. 1530’lu yıllarda Andrea, hümanist bilgin ve şair Kont Trissino için duvar ustası olarak çalıştı. Andrea yalnızca Trissino’nun villasının yapımında çalışmakla kalmadı, Trissino aynı zamanda onu Rönesans hümanizminin idealleriyle tanıştırdı ve klasik mimarlık konusunda eğitilmesini üstlendi. Nitekim “Palladio” adı da buradan gelmektedir; çünkü Trissino bu adı şiirlerinden birindeki bir karakter için kullanmıştı ve bu ad, Yunan bilgelik tanrıçası Pallas Athena’ya gönderme yapıyordu.
1541 yılında Palladio ilk kez Roma’yı ziyaret etti. Burada Antik Roma’dan günümüze ulaşan yapıları ve Donato Bramante (1444-1514) tarafından tasarlanan, yaklaşık 1510 yılında tamamlanan San Pietro’daki Tempietto gibi Yüksek Rönesans mimarisi örneklerini birinci elden inceleme fırsatı buldu. Bu pratik incelemeyi, Romalı mimar Vitruvius’un (MÖ 90 - MÖ 20) yazılarına ve Sebastiano Serlio’nun (1475-1554) yeni yayımlanmış fakat şimdiden etkili olmuş mimarlık eserlerine duyduğu takdirle birleştirdi. Palladio, tüm bu fikirleri bir araya getirerek Roma mimarisinin ciddiyetini ve görkemini kendi özgün yapılarında taklit edip yeniden yorumlayacaktı.
Palladio’nun Vicenza’daki Yapıları
Palladio’nun bilinen ilk mimari projesi, 1546 yılında Vicenza belediye binasına (sonrasında Basilica Palladiana olarak bilinir) yeni bir cephe tasarlaması için aldığı siparişti. Tıpkı Leon Battista Alberti (1404-1472) gibi diğer Rönesans mimarlarının Floransa ve Rimini’deki kiliselerde yaptığı gibi, Palladio da yapının dış kabuğunun Orta Çağ biçimini göz ardı etti ve onu iki katı kaplayan, klasik esintili kemerler ve sütunlardan oluşan bir düzenlemeyle örttü. Bu kemerler, sonradan “Palladyen pencere” olarak bilinen yapıyı oluşturdu; yani kemeri taşıyan daha kısa çift sütunların her iki yanında tek birer daha uzun sütun bulunuyordu. Bu çalışma büyük bir başarı olarak görüldü ve Palladio kısa süre sonra hem Vicenza’da hem de çevresindeki Veneto bölgesinde saraylar ve villalar tasarlamaya başladı.
Palladio, özellikle Antik Roma yapılarında görülen simetriyi ve oranları yakalamakla ilgileniyordu. Eserlerine örnek olarak, Vicenza yakınlarında bulunan ve yaklaşık 1551 yılında inşa edilen diğer adıyla “La Rotonda” olan Villa Valmarana söylenebilir. “Rotonda” villası açıkça Roma’daki Pantheon’dan esinlenmiştir; ancak Palladio villanın her cephesi için birer tane olmak üzere üç dev sütunlu revak daha eklemiştir. Yapının merkezî kısmı basık bir kubbeyle örtülüdür. Palladio’nun kır villaları genel olarak sıvayla kaplanmış tuğladan inşa edilmiştir ve merkezde kubbeli bir salonun etrafına yerleştirilmiş çeşitli büyüklükte odalar içerir. Diğer yaygın özellikler arasında yükseltilmiş bir bodrum katı, etkileyici sütunlu sundurmalar ve dekoratif sıvanın yoğun kullanımı yer alır. Palladio ayrıca matematiksel uyuma büyük ilgi duyuyordu ve bu durum, villalarının odalarının hem kendi içlerindeki hem de birbirleriyle olan ilişkilerindeki hassas ölçülerine yansımıştır. Bu villalar çoğu zaman bitişiklerindeki çiftlik yapılarıyla düz ya da kavisli galeriler aracılığıyla bağlanırdı. Tekrarlanan bir başka özellik ise villanın önüne yerleştirilmiş, tüm yapının simetri ve oranını genişletecek şekilde tasarlanmış duvarlarla çevrili bir avludur.
Bu arada, taşra ortamında Palladio, Vicenza’daki Palazzo della Ragione’yi ve Villa Malcontenta, Villa Pisani ve Villa Cornaro gibi birçok başka villayı inşa etti. Yaklaşık 1550'de Palazzo Chiericati’si, alt katta Dor düzeninde, üst katta ise İyon düzeninde sütunlarla dolu iki katlı bir cepheye sahiptir. Tamamen farklı bir proje ise yaklaşık 1580'de, Vicenza Akademisi için yapılmış bir tiyatro olan Teatro Olimpico’ydu. Tiyatro klasik oyunlara ev sahipliği yapmak üzere tasarlandığından, Palladio’nun tasarımı uygun biçimde güney Fransa’daki Orange kentinde bulunan Antik Roma tiyatrosunun doğrudan bir yeniden inşası ile Vitruvius’un antik bir tiyatroya dair betimlemesine dayanıyordu. Açık hava antik tiyatrosunu taklit etmek amacıyla Palladio, tavanı bulutlu bir gökyüzünü andıracak şekilde boyatmıştı.
Mimarlığın Dört Kitabı ve Diğer Çalışmaları
1554 ile 1556 yılları arasında Roma’ya yaptığı uzun bir başka ziyarette Palladio, Roma kalıntılarını daha ayrıntılı bir şekilde inceledi ve ardından Roma’nın Antik Eserleri adlı kitabını yayımladı. Ziyaretçilerin görebileceği kalıntıları kataloglayan bu eser, 18. yüzyılın ortalarına kadar Roma için standart bir rehber kitap oldu.
1556 yılında Palladio, bu kez önemli bir başka kitapta daha yer aldı; bu eser, kahramanı olarak gördüğü Vitruvius’un Mimarlık Üzerine adlı çalışmasının yeni ve resimli bir baskısıydı. Palladio bu çalışmayı Venedikli bir yayıncı için, bilgin Daniele Barbaro ile iş birliği içinde hazırladı.
Palladio, mimarlık üzerine kendine ait birkaç resimli kitap yazdı. En önemli eseri Mimarlığın Dört Kitabı olup ilk kez 1570 yılında yayımlandı. Mimarlar arasında hemen büyük bir popülerlik kazanan bu eser, İngilizce de dahil olmak üzere birçok Avrupa diline çevrildi ve 1663 ile 1738 yılları arasında İngilizce dört farklı baskısı yapıldı. I. Kitap; malzemeleri, süslemeyi ve klasik düzenleri ele alır. II. Kitap; kırsal ve taşra konut tiplerini inceler. III. Kitap; bazilikalar, köprüler ve şehir planlaması gibi kamu yapıları üzerine yoğunlaşır. Son olarak IV. Kitap, o dönemde yalnızca harabe halinde ayakta kalan Roma tapınaklarının yeniden inşasını konu alır. Eser, Palladio’nun mimarlık fikirlerinin yayılmasına yardımcı oldu; çünkü klasik mimariye odaklansa da yazar, açıklamalarını çoğu zaman kendi tasarımlarıyla örneklendirdi.
Venedik Kiliseleri
1565 yılında Palladio, Venedik’teki San Giorgio Maggiore kilisesi üzerinde çalışmaya başladı. Bu yapı, Roma Forumu’ndaki 4. yüzyıla ait Maxentius Bazilikası’ndan esinlenmiştir. Kilise 1610 yılına kadar tamamlanmadı, ancak Palladio’nun orijinal tasarımına sadık kalındı. Cephesi, Korint başlıklarla taçlandırılmış ve devasa kaideler üzerine oturan sütunlardan oluşmuş ve birbirine kenetlenmiş iki tapınak cephesi şeklinde düzenlenmiştir. Bu tasarım, eğimli bir yapıyı klasik çizgilerle simetrik bir cepheyle örtmek için yenilikçi bir çözüm sunar. Nişlerde Aziz George ve Aziz Stephen heykelleri ile Venedik düklerinin büstleri yer alır. İç mekân, ters Latin haçı planına sahiptir; bir nef, iki yan nef ve büyük bir kubbe içerir. İçerideki sanat eserleri arasında Tintoretto’ya ait iki tablo da bulunmaktadır.
1576 yılında Palladio, günümüzde genellikle Il. Redentore (Kurtarıcı İsa) olarak bilinen kilisenin tasarımını yaptı; bu yapı da Venedik’te, özellikle Giudecca Adası’nda yer almaktadır. Kilise, Kara Ölüm vebasının bir başka yıkıcı dalgasının sona ermesi şükranına adanarak inşasına başlanıldı ancak 1580 yılına kadar tamamlanmadı. İstriya taşından yapılmış parlak beyaz cephe, yapının geri kalanındaki kırmızı tuğla işçiliğiyle keskin bir kontrast oluşturur. Il Redentore’un iç tasarımı, her yıl Temmuz ayının üçüncü pazar günü, Kurtarıcı’nın bayramında, dükün görkemli bir geçit töreniyle kiliseye gelişi için özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle nef alışılmadık derecede geniştir ve yan nefler bulunmaz. İç mekânda çok az süsleme vardır ve büyük ölçüde beyazdır; Palladio, kilisenin karakterini süslemelerle değil, Korint sütunları ve kemerleri üzerinde oynayan bol ışık etkisiyle oluşturmayı tercih etmiştir. İç mekândaki aydınlık, büyük yarım daire biçimli pencerelerin Murano adasındaki atölyelerin uzmanlığı olan ve cristallo olarak bilinen son derece berrak camlarla doldurulmuş olmasından büyük ölçüde kaynaklanır.
Bu iki Venedik kilisesi de, sütunlardan oluşan bölmelerle ayrılmış çok sayıda tonozlu alan gibi Roma hamamlarında görülen unsurları içerir. Kiliselerin yanı sıra Palladio, Venedik yöneticilerine şehrin tahkimatı konusunda da danışmanlık yapmış ve Dükler Sarayı’nın iç mekânı için süslemeler tasarlamıştır. Her zaman başarılı olamayan Palladio’nun Rialto Köprüsü için yaptığı tasarım ise, Antonio da Ponte (1512-1597) tarafından yapılan tasarım lehine reddedilmiştir.
Ölümü ve Mirası
Palladio, Ağustos 1580’de Vicenza’da öldü. Daha o hayattayken tasarımları, planları ve motifleri İtalya’nın diğer bölgelerindeki ve yurtdışındaki mimarların dikkatini çekmişti; mimarlık üzerine yazdığı kitapları, zaten büyük başarı elde etmiş olan Sebastiano Serlio’nun benzer eserlerinden bile daha popüler hâle geldi. Önemli bir taklitçisi, İtalya’yı ziyaret ettikten sonra Palladio’nun orijinal çizimlerini toplayarak onun üslubunu İngiltere’ye tanıtan İngiliz mimar Inigo Jones (1573-1652) oldu. Jones, 17. yüzyılın ikinci on yılında Greenwich’teki Queen’s House ve Londra’daki Whitehall Banqueting House gibi görkemli yapılar tasarladı. Palladio’nun tasarımları İrlanda’da ve Amerikan kolonilerinde de popülerdi; bu durum, araştırmacıların mimarlıkta Palladyanizm olarak da adlandırılan belirgin bir “Palladyan hareketi” tanımlamasına yol açtı. Belki de Palladio’nun dünya mimarlığına en görünür katkısı, klasik tapınak cephesini üstü örtülü bir giriş sundurması olarak kullanmasıdır; bu tasarım, mütevazı kır evlerinden büyük kamu kütüphanelerine kadar birçok yapıda o zamandan beri kopyalanmıştır.
