İlhanlılar (veya İlhanlı Devleti, 1260-1335), Moğol İmparatorluğu'nun (1206-1368) bugünkü İran toprakları ile Türkmenistan, Türkiye, Irak, Ermenistan, Afganistan ve Pakistan'ın bazı bölgelerini kapsayan bir parçasıydı. Moğol generali Hülagu (ö. 1265) tarafından kurulan İlhanlılar, adını ağabeyi ve o zamanki Moğol hükümdarı Möngke Han (1251-1259) tarafından Hülagu'ya verilen ve vali anlamına gelen Moğolca terim olan ilhandan almıştır. Tarih boyunca, hanlığın topraklarını komşu devletlere karşı müdafaa için düzenli savaşlar yapılmış ve Mısır Memlüklerine karşı bir ittifak oluşturmak için Batı ile başarısız diplomatik münasebetler kurulmuş kajşn İtalyan şehir devletleriyle ticaret anlaşmaları yapılmıştır. İslam, bazı hükümdarlarca benimsenmiştir; bu, diğer inançlar da tatbik edilse bile, bu dinin devlet halkı arasındaki hakimiyetinin bir yankısıdır. İlhanlılar, hanedan anlaşmazlıkları yüzünden kesin olarak 14. yüzyılın ortalarında dağıldı.
Hülagu Tarafından Kuruluş
İlhanlı Devleti adı, Moğol İmparatorluğu'nun o zamanki Büyük Han'ı veya 'cihanşümul hükümdarı' Möngke Han (1251-1259) tarafından Hülagu'ya (diğer adıyla Huleu) verilen unvan olan ve vali veya 'barışçılaştırılmış bir bölgenin hükümdarı' manasına gelen 'ilhan'dan türemiştir. Hülagu, kabiliyetli bir generaldi ve Cengiz Han'ın (1206-1227) torunu Tuluy'un oğlu ve Möngke'nin küçük kardeşiydi. Üçüncü kardeşi Kubilay (geleceğin Büyük Han'ı, 1260-1294) da Moğol kontrolündeki kuzey Çin'in ilhanı ilan edildi.
Hülagu'ya imparatorluktaki her on askerden ikisinden oluşan bir ordu verildi (daha önceki nüfus sayımı sayesinde mümkün olan bir plan) ve Batı Asya'daki Moğol kontrolünü sağlamlaştırması talimatı verildi; bu süreç 1220'lerde başlamıştı. 1253'ten itibaren Hülagu, İran ve Irak merkezli topraklarını seferber edip başarıyla genişletti ve 1256'da Haşhaşiler olarak da bilinen sıkıntılı Nizari İsmailileri'ni bozguna uğrattı. Daha fazla zafer kazandı ve sonunda Hulagu, Ocak 1258'de Irak'taki Abbasi Halifeliği'ni (750'de kuruldu) mağlup etti. Moğol ordusu, kısa bir muhasaranın ardından ertesi ay Bağdat'ı ele geçirdi. Geleneğe göre 800.000'e kadar insanın öldürüldüğü bir haftalık katliam ve halifenin idamı, Abbasi Halifeliği'nin çöküşüne yol açtı. Ancak imparatorluk Kahire'de yeniden merkezlenerek Memlük Sultanlığı (1261-1517) adını aldı.
Hülagü daha sonra ordusuyla Suriye'ye ulaşarak Aralık 1259'da Halep'i kuşattı. Şehrin ana merkezi bir hafta içinde düştü ve kısa zaman sonra da halkın olağan katliamı başladı. 1260'nın ortalarında, Möngke'nin ölüm haberi onlara ulaştı ve sefer durduruldu. Suriye'de kalan küçük bir Moğol ordusu, 3 Eylül 1260'ta Ayn Calut Muharebesi'nde Memlüklerce mağlubiyete uğratıldı. Mamafih arazi, uzun vadede Moğol süvarilerinin atlarını beslemek için uygun değildi.
Hülagu, İran'ı elinde tutmaya fokuslanmak için Orta Doğu'dan çekildi; ele geçirdiği topraklar, Moğol hakimiyeti altında Asya'nın bir başka parçası, İlhanlılar olarak bilinen devlet olacaktı. Bu sebeple, Hülagu'nun saltanatının başlangıcı umumiyetle 1260 olarak kabul edilir. Bu on yılın sonunda Moğol İmparatorluğu, her biri Cengiz Han'ın soyundan gelen farklı bir kol tarafından idare edilen dört ayrı ve genelde rekabet halindeki hanlığa dönüşmüştü: İlhanlılar, Çağatay Hanlığı, Altın Orda ve Yuan Hanedanlığı veya Büyük Han Hanlığı.
Hanlıklarla Rekabetler
İlhanlılar, müteakip asır boyunca üç büyük komşu devlete karşı birçok savaşa girdi: doğuda Çağatay Hanlığı, kuzeyde Altın Orda ve batıda Memlük Mısır. Ayrıca, asi Afganlar ve yükselen Osmanlılar gibi daha nadir görülen başka tehditler de vardı. İlhanlılar, bu inişli çıkışlı ama hiç bitmeyen bölgesel savaşta bazen kazandı, bazen kaybetti. Mesela, 1262'de Terek Muharebesi'nde İlhanlılar, Altın Orda ordusu tarafından yenilgiye uğratıldı.
Hülagu'nun kısa saltanatı, 1265'da ölümüyle sona erdi ve yerine en büyük oğlu (Yesuncin Hatun'dan) Abaka (hükümdarlığı 1265-1282) geçti. Abaka, 1270 yılında Çağatay Hanlığı hükümdarı (hükümdarlığı 1266-1271) Barak'ı Herat Muharebesi'nde mağlup etti. 1273 yılında Abaka, o zamanlar Çağatay Hanlığı'nın bir parçası olan Buhara şehrini yağmaladığında daha büyük bir muvaffakiyet elde etti. Hudutlar devamlı değişse de, en azından artık kesinleşmiş olarak İlhanlılar, nihayetinde doğu Türkiye'den batı Pakistan'a kadar uzanacak ve devletin büyük bir kısmı bugünkü İran topraklarını kapsayacaktı.
Müslüman-Hristiyan Münasebetleri
Abaka, bilhassa İran'da umumi halkın büyük ekseriyeti Müslüman olmasına rağmen, kendi ülkesinde Nasturi Hristiyanlığı benimsemiş olabilir. Elbette, İlhanın sikkelerinde hem bir haç hem de bir Hristiyan formülü vardı. İlhanlıların karma nüfusunda, aralarında Türkler, Araplar, Kürtler, Ermeniler ve Gürcülerin de bulunduğu önemli sayıda Monofizit ve Rum Ortodoks Hristiyan da vardı. Moğollar ananevi olarak, devlete veya başka birine tehdit oluşturmadığı sürece herhangi bir dinin gelişmesine izin veriyordu. Ancak, o zamana kadar hakim olan Müslümanlar ile devletteki diğer birçok inanç arasında belirli bir gerginlik vardı. Bu inançlar arasında, yukarıda adı geçen Hristiyanların yanı sıra önemli sayıda Yahudi, Zerdüşt ve Budist de vardı.
Müslüman elitler - tarikatlar ve ulema - din ve hukuk bilginleri - genelde kültüre yalnız sayısal ağırlıkları ve devletin resmî müesseselerinde daha iyi temsiliyetleriyle hâkim olmaya devam etti. İslam sanatları ve ilmi, Maragha'daki rasathanede birçok önemli astronomik keşifte bulunduğu ve trigonometrinin icadıyla tanınan Nasiruddin Tusi (1201-1274) gibi önemli şahsiyetler sayesinde de gelişti.
Devlet milletlerarası bir statü kazandıkça, Papa, Batı'nın Kutsal Toprakları fethetmek ve elinde tutmak için bitmek bilmeyen haçlı seferlerinde Müslüman Memlüklere karşı Moğolları müttefik olarak kazanmaya yönelik girişimlerde bulundu. Dini meselelerin yanı sıra, Avrupa ile ticari temaslar da vardı. İlhanlılar, 1271'de Venedik ile bir ticaret anlaşması imzaladı ve bu şehirden tüccarlar, Hazar Denizi'nin hemen batısında bulunan ve o dönemde İlhanlıların başkenti olan Tebriz'de bulunuyordu.
Memlükler, İlhanlılar için en büyük tehdidi oluşturuyordu, ancak 1277'de bir Memlük ordusu Küçük Ermenistan'da yenilgiye uğratıldı. Ardından, Ekim 1281'de Moğollar aynı düşmana karşı bir mağlubiyet aldı. 1284'te, yalnızca 1282'den beri ilhan olarak hüküm süren Ahmed Teguder suikasta kurban gitti. Teguder, İslam'a geçen ilk ilhandı, ancak Moğol liderleri, hangi dinin hakim olduğu fark etmeksizin bütün dünyayı yönetme mevzusunda ilahi bir hakka sahip olduklarına inanmaya devam ettikleri için bu durum Memlüklerle münasebetlerde herhangi bir değişikliğe yol açmadı. Her halükarda, Teguder'in halefi Argun (1284-1291), kendisi de Budizm'e geçmiş olsa da Hristiyanlığı destekledi. Kiliselere vergi muafiyeti sağladı, Papa'ya ve İngiltere'ye elçilik heyeti gönderdi, ülkeye Katolik misyonerler kabul etti ve hatta oğlu Olcaytu'yu vaftiz ettirdi. Batılı kuvvetlerl ortak bir haçlı seferi hususunda yine müşahhas bir anlaşmaya varılmamış olsa da, bu sefer Aralık 1288'de Cenova olmak üzere bir İtalyan şehir devletiyle bir ticaret anlaşması imzalandı.
Solan Bir Ekonomi
Argun'un ölümünün ardından 1291'de başlayan İlhanlılar Baydu ve Geyhatu arasında yaşanan hanedan kavgaları, devletin istikrarını tehlikeye attı. Bu çekişmeler, her birinin bir sonraki hamleyi yapıp devrilmesine sebep oldu. Bu devirde, kayırılan soylulara yapılan düşüncesizce bağışlar ve kimsenin tam olarak alışamadığı felaket getiren kâğıt paranın tedavüle girmesiyle devletin aşırı harcama yaptığı görüldü. Komşularla devam eden savaşlar da buna yardımcı olmadı ve Asya'yı boydan boya kat eden kazançlı deve kervanlarını büyük ölçüde aksattı. Ziraat bile zarar gördü; bu hal, Moğolların 1220'lerden itibaren bölgeyi ilk işgal ettiklerinde antik kanat sulama sistemini tahrip etmeleriyle ortaya çıktı. Bu yeraltı kanalları, çöl sahalarının ziraate elverişli hale gelmesini sağlamıştı, ancak tamirleri yoğun emek gerektiriyordu ve Moğollar, savaşların köylüleri kalıcı olarak yaşamak için daha güvenli sahalar aramaya ittiği bölgelerde bu emeği karşılamakta zorlandılar.
Müslüman Bir Devlet
Bir sonraki ilhan, Argun'un en büyük oğlu Gazan'dı (hükümdarlığı 1295-1304). Gazan, Baidu'ya yönelik bir hoşnutsuzluk dalgası sayesinde iktidara geldi. Yeni ilhan, yeni ve merkezi olarak kontrol edilen bir sikke basımıyla ekonomiyi düzeltti. Kağıt paranın başarısızlığı göz önüne alındığında, Gazan'ın sikkelerinde bazen "gerçek para" ibaresi bulunması dikkat çekiciydi. Gazan, 1295'te İslam'ı kabul etti, ancak bu bir kere daha Memlüklere saldırmasına mani olmadı. Kasım 1299'da Halep ve Şam'ı kısa bir zamanlığına ele geçirdi ve ardından 1303'te Suriye'ye tekrar saldırdı, ancak bu sefer Mercü's-Suffar'da bir mağlubiyetle neticelendi. Gazan'ın İslam'ı kabul etmesi, İlhanlıların ilk kez resmen bir Müslüman imparatorluğu haline gelmesini sağladı. Gazan'ın sikkelerinde artık başka bir ibare vardı: "İslam İmparatoru". Bu değişme, birçok Hristiyan kilisesinin, Budist mabedinin ve diğer gayrimüslim ibadethanelerinin yıkılmasına yol açtı; ancak bazıları, bilhassa Müslüman nüfusun ekseriyette olmadığı, devletin kuzeydoğu kısmı (bugünkü Gürcistan ve Ermenistan) gibi bölgelerde, bu yıkılışdan kurtuldu.
1304'ten itibaren Moğol İmparatorluğu sathında, umumiyetle Pax Mongolica olarak adlandırılan, nispi bir barış ve istikrar dönemi yaşandı. Bu devir, Gazan'ın kardeşi olan yeni hükümdar İlhan Olcaytu'nun (hükümdarlığı 1304-1316), selefi Tebriz'in hemen güneyinde bulunan Sultaniye'de yeni bir payitaht inşa etmesini sağladı. Payitaht, güzel kubbeli camiler ve sekizgen kuleli surlarla süslenmişti; ancak bugün, büyümesine nezaret eden kişinin yıkık mezarı dışında, çok az şey kalmıştır. Olcaytu, 1310'da Şii İslam'a geçti ve bu din, genel kültür, sanat ve mimari açısından müessir olmasının yanı sıra yaygın olarak benimsendi. Kültürel başarılar belki de en iyi, İlhanlılar'ın sadrazamı Reşidüddin Hemedani'de (1247-1318) görülebilir. Kendisi, modern bilim insanları için paha biçilmez bir Moğol tarihi kaynağı olan, bilinen dünyanın tarihini anlatan bir eser olan Kronikler Külliyatı'nı yazmıştır.
Çöküş
1322'de Memlükler ile nihayet bir barış antlaşması imzalandı ve devlet her zamankinden daha sağlıklı görünüyordu. Ancak, 1335'te Gazan'ın oğlu ve halefi Ebu Said'in (hükümdarlığı 1316-1335) ölümü, hanedanlar arasında bir dizi çekişmeyi beraberinde getirdi. Genç ilhanın, saltanatının ilk zamanlarında aşırı hırslı general Çoban'ın bir naibe ihtiyaç duyması da bu duruma pek yardımcı olmadı. Siyasi istikrarsızlık, muhtemelen 1335'te zehirlenme neticesi ölen Ebu Said'in varisinin olmamasıyla daha da kötüleşti. İktidar mücadelesi farklı Müslüman gruplar arasında yoğunlaştı ve birçok aktör, rakiplerine karşı genel bir hakimiyet kurmayı bırakın, tarih kitaplarına bile giremedi. Bu sefer birlik eksikliği, İlhanlılar için öldürücü oldu ve İlhanlılar, birbirleriyle rekabet eden mikro hanlıklara bölünerek, hâlâ güçlenmekte olan Altın Orda'ya karşı müdafaasız hale geldi. 1370'lerden itibaren, İlhanlılar'ın eski toprakları, Timur İmparatorluğu'nun (1370-1507) kurucusu ve bölgenin yeni hakim gücü olan Timur (nam-ı diğer Timurlenk) tarafından ele geçirildi.
