Sargonid Hanedanlığı, MÖ 722-612 yılları arasında hüküm süren Yeni Asur İmparatorluğu son hanedanlığıydı. Bu dönem, II. Sargon’un saltanat dönemiyle başlamış olup Yeni Asur İmparatorluğunun çöküşüyle sona ermiştir. Asur tarihinin en ünlü krallarından bazıları, imparatorluğun en parlak dönemi olarak kabul edilen bu hanedanlıktan çıkmıştır.
En son büyük kral, Ninova’da kurduğu kütüphanesiyle ünlü Kral Asurbanipal (MÖ 668-627) olmuştur. Ölümünün ardından oğulları imparatorluk topraklarını koruyamamış ve imparatorluk dağılmıştır. Asur egemenliği döneminde ezilen halklardan oluşan işgalci koalisyon güçleri, MÖ 612 yılında, ülkeyi yağmalayıp şehirleri yakmışlardı ve ardından da farklı kültürler eliyle bu bölge bölünerek yönetilmeye başlanmıştı.
Tiglath III ve Shalmaneser V: Sargonid Öncesi Krallar
Sargonid Hanedanlığı dönemi II. Sargon ile başlamış olsa da, başarılı saltanatına başlaması için gerekli olan kaynaklar, orduyu yeniden düzenleme ve hükümeti yeniden yapılandırma babası Tiglath Pilaser III (MÖ 745-727) döneminde olmuştur. Bilim insanı Simon Anglim şöyle bir açıklama getirmiştir:
Tiglath Pileder III, ordu bünyesinde kapsamlı reformlar yapmış, imparatorluk üzerinde yeniden merkezi kontrolü tesis etmişti. Akdeniz kıyılarını yeniden fethetmiş ve hatta Babil’i de boyunduruk altına almıştı. Askerlik hizmeti yerine, her eyalette yürürlüğe konulan insan gücüne dayalı vergi uygulamaya konulmuş ve ayrıca vasal devletlerden birlikler talep edilmişti (14).
Asur hükümdarlarına rahatsızlık veren Urartu Krallığını yenmiş ve Suriye bölgesini egemenliği altına almıştı. Bazı bilim insanlarına göre Yeni Asur İmparatorluğu aslında Tiglat Pileser III dönemi ile başlar. Örneğin, Asurolog akademisyen yazar Gwendolyn Leick bu konuda şöyle bir ifade kullanmıştır:
Asur İmparatorluğu, MÖ 745-705 yılları arası dönemde şekillenmişti. Bu şekillenme dönemi yalnızca yenilenen askeri genişleme sonucunda olmamış, aynı zamanda, çok daha sıkı siyasi ve mali kontrol sağlayan yeni idari yapıların kurulması sonucunda olmuştur (127).
Asur Kralı Tiglath Pileser III döneminde, Asur Ordusu, o zamana kadar tarihin en etkili askeri gücü haline gelmiş ve gelecekteki ordulara örgütlenme, taktik, eğitim ve verimlilik açısından örnek olmuştur. Dünya’da, yalnızca yaz aylarında değil (eski dönemde orduların geleneksel olarak askere alındığı ekim ve hasat zamanı arasındaki dönem), yıl boyunca savaşabilen ilk profesyonel ordu teşkil edilmiş ve demirden silahlara sahip olmanın yanı sıra, Asur imparatorluğuna rakip güçler karşında büyük bir avantaj sağlanmıştı.
Asur Kralı Tiglath Pileser III yerine, politikalarını sürdüren ancak askeri seferlerde aynı derecede etkili olamayan V. Shalmaneser (MÖ 727-722) geçmişti. Halkı aşırı vergilendirdiği ve imparatorluğun eski başkenti Asur şehrinin saygın vatandaşlarını bile mecburi çalıştırmaya zorladığı için iyi bir yönetim icra etmediği ve halkına iyi bir yargıç olmadığı anlaşılmıştı.
Samiriye kuşatması ve İsrail ile savaş uzamıştı. Askeri uzmanlığı, başarılı seferleri efsanevi hale gelen babası seferleriyle karşılaştırıldığında sönük kalmıştı. Beş yıl hüküm süren V. Shalmaneser daha sonra tarih kayıtlarından silinerek yerine Sargon II geçmişti. V. Shalmaneser’in ölümüne dair hiçbir kayıt olmaması ve Sargon II’nin tahta çıkması sırasında çıkan isyan ve huzursuzluklara dair bolca kanıt bulunması nedeniyle, küçük kardeşinin düzenlediği bir saray darbesinde kralın suikaste kurban gittiği ve ardından tahtı gasp edildiği anlaşılıyor.
Sargon II (MÖ 722-705)
Sargon II dönemi kitabelerinde, V. Shalmaneser’den kan bağıyla kardeşi olarak bahsedilir (onursal anlamda “kardeş” değil), ancak onun kötü biri olduğu ve tanrıların yolunu izlemediğini, bu yüzden tanrıların onu devirip II. Sargon’u yüceltiği iddia edilir. Tarihçiler, Sargon II’nin, babasının siyasi ve askeri becerilerini miras aldığını ve ağabeyinin beceriksiz yönetim işlerini izlemekten bıktığını düşünüyorlar. V. Shalmaneser, en yetkili olduğu için değil, sadece en büyük oğul olduğu için varis olarak seçilmişti ve bu yüzden de Sargon II yönetim işleri yoluna koyma işini kendi eline almıştı.
Asur Kralı Tiglath Pileser III’ün oğlu olduğu yalnızca kitabelerinden bilinmektedir. Mahkeme kayıtlarında veya yazışmalarda Kral Tiglath Pileser III’ün küçük oğlundan bahsedilmemekte ve Sargon II tahta çıkıp efsanevi Akad Kralı Büyük Sargon (MÖ 2334-2279) ile özdeşleşmek üzere “Sargon” adını almadan önce bilinmemektedir. “Sargon” adı/sıfatı “gerçek kral” veya “meşru kral” anlamına gelir ve Büyük Sargon, yönetimini meşrulaştırmak için bu adı seçen bir gaspçı olma durumundan dolayı, Sargon II’nin de bir gaspçı olabileceği düşünülmektedir.
Büyük Kral Tiglath Pileser III’ün oğlu olduğu kabul edilse bile, bu aslında doğru olmayabilir. Asur Sarayı ve imparatorluk topraklarında, onun tahta çıkması sırasında isyan çıkmıştı ve bazı akademisyenlere göre bu durum, onun soylu bir aileden gelmemiş olabileceğini düşündürüyor.
Sargon II, kim olursa olsun ve nereden gelirse gelsin, imparatorluğu kendisinden önceki bütün krallardan daha fazla genişleten parlak bir askeri lider ve yönetici olmuştur. Saltanat dönemi Asur İmparatorluğunun mutlak zirvesi olarak kabul edilir ve seferleri verimlilik, parlak askeri taktikler, cesaret ve acımasızlığın örnekleriydi. Sargon II yönetimine, tahtı yasadışı olarak ele geçirdiği iddia eden soylularca itiraz edilse de, imparatorluğun bütünlüğünü korumuş, sınırları genişletmiş, yasama ve idarede iyileştirme sağlamış ve fetih hareketleriyle kraliyet hazinesini doldurmuştu.
MÖ 714 yılında düzenlenen Urartu Seferi, Mushashir şehrindeki zengin Haldi tapınağının yağmalanmasıyla sonuçlanmış ve bu durum Asur İmparatorluğu zenginliğine büyük katkı sağlamıştı. İmparatorluğu yöneteceği bir başkent isteyerek inşa faaliyetlerini bizzat yönettiği Dur-Sharrrukin (Sargon Kalesi) adında yeni bir şehrin inşası emrini vermişti. Akademisyen Stephen Bertman bu şehir hakkında şöyle bir açıklama yapar:
Sargon II’nin başkenti bir mil kareden fazla bir alana yayılmıştı ve tasarımı onun en büyük uğraşı haline gelmişti. Örneğin, şehrin boyutları Sargon adının numeroljik değerine dayanıyordu. Sarayın inşa öyküsünü anlatan tabletler, temel taşına yerleştirilmiş ve aynı metinler bakır, kurşun, gümüş, altın, kireç taşı, magnezit ve lapis lazuliden yapılmış ayrı tabletlerden tekrarlanmıştı. Resimler ise ihtiyaç duyulan keresteyi sağlamak için Lübnan’dan sedir ağacının nasıl ithal edildiğini gösteriyor. Kanatlı ve insanbaşlı devasa taş boğa heykellerı girişleri koruyordu. Sarayın duvarları o kadar çok heykel ile süslenmişlerdi ki, paneller uç uca eklense bir mil boyunca uzanabilirdi (19).
Şehrin inşası MÖ 717-707 yılları arasında on yıl sürmüştü ve II. Sargon, görkemli yeni sarayına MÖ 706 yılında taşınmıştı. Ne yazık ki ertesi yıl, MÖ 705 yılında, Anadolu’da Tabal halkı ile girdiği bir savaş sırasında öldüğü için şehrin tadını uzun süre çıkaramamıştı.
Asur Kralı Sanherib (MÖ 705-681)
Asur Kralı Sargon II’den sonra, ordusuyla geniş çaplı ve acımasız seferler düzenleyerek İsrail, Yahuda ve Anadolu’daki Yunan vilayetlerini fetheden oğlu Kral Sanherib tahta geçmiştir. İngiliz Albay Taylor’ın 1830 yılında keşfettiği “Taylor Prizmasında” Kudüs Kuşatması ayrıntılı olarak anlatılır. Bu çiviyazısı blokta, Kral Sanherib’in 46 şehri ele geçirdiği ve Kudüs halkını başarılı bir şekilde alt edene kadar şehir içinde hapsettiği anlatılır.
Ancak, Kutsal Kitap; Krallar Kitabı 18-19 Bölümleri, Tarihler II, 32:21 ve İşaya 37’de yeralan olayların anlatısı, onun anlatımına itiraz niteliğindedir. Bu anlatılarda, Kudüs şehrinin İlahi bir müdahale ile kurtarıldığı ve Kral Sangherib ordusunun savaş alanından sürüldüğü iddia edilmekte. Kutsal Kitap anlatısında Asur güçlerinin bölgeyi fethettiği de yer almaktadır.
Asur Kralı Sanherib’in askeri zaferleri, imparatorluğun zenginliği, saltanatı Babil ve Elamlıların aralıksız askeri seferleriyle gölgelenmiş olsa da, başarıları Kral Sargon II’nin başardıklarının ötesine geçmiştir. Babasının ölümünden sonra başkentini, Kral Sargon II şehri olan Dur-Sharrukin’den Ninova’ya taşımış ve “Rakipsiz Saray” olarak bilinen bir yapıyı inşa etmiştir. Şehrin orijinal yapısını güzelleştirip geliştirmiş, meyve bahçeleri dikmiş ve bostan bahçeleri düzenleyip ekmiştir. Akademisyen yazar Christopher Scarre şöyle bir açıklama getirmiştir:
Kral Sanherib Sarayında, Asur büyük ikametgâhının bütün olağan donanımları vardı: devasa koruyucu figürler ve etkileyici bir şekilde oyulmuş taş kabartmalar (71 odada 2000’den fazla heykel levha). Bahçeleri de olağanüstüydü. İngiliz Asurolog Stephanie Dalley yaptığı son araştırmasında, bu bahçlerin Antik Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Asma Bahçeler olduğunu öne sürmüştür. Daha sonraki yazarlar, Asma Bahçeleri Babil şehrine yerleştirmiş, ancak yapılan kapsamlı araştırmalarda bu bahçelere dair hiçbir iz bulmaya olanak sağlanmamıştır. Diğer yandan da Asur Kralı Sanherib’in Ninova’da düzenlediği saray bahçeleri hakkında gururlu anlatımı, önemli birçok ayrıntısıyla Asma Bahçeleri anlatısıyla örtüşmekterdir (231).
Ancak Babil şehri, Kral Sanherib hükümdarlık dönemi boyunca sürekli bir sorun olmuş ve en sonunda onunla uğraşmaktan yorgun düşmüştü. Geçmiş dönemlerin derslerini görmezden gelen, şehrin büyük zenginliği ve lüksüyle yetinmeyen Kral Sanherib, ordusunu Babil üzerine sürmüş, şehri yağmalamış ve talan etmişti. Tarihin önceki dönemlerinden, I.Takulti-Ninurta (MÖ124-1208) durumunda olduğu gibi, Babil topraklarının yağmalanması ve şehrin yıkılması, bölge halkı ve tanrıların gazabını yatıştırmak üzere Kral Sanherib’i Ninova’daki sarayında öldüren oğullarınca en büyük küfür olarak görülmüştür.
Asur Kralı Sanherib, MÖ 683 yılında, en küçük oğlu Esarhaddon’u halefi olarak tayin etmiş ve bu seçim iradesi ağabeylerinin hoşuna gitmemişti. Babalarını öldürmelerinin sebebi iktidar hırsı (küçük kardeşlerinin tahta çıkma umutlarını yok olması) olabilir, ancak bu eylemleri için bir gerekçeye ihtiyaçları vardı, babalarının Babil şehrini yağmalaması istenilen gerekçeyi sağlamıştı.
Esarhaddon (MÖ 681-669)
Asur Kralı Sanherib’in oğlu Essarhaddon tahta geçmişti, kardeşlerinin örgütlediği grupları altı hafta süren bir iç savaş sırasında yenmiş, ardından da kerdeşlerini, ailelerini, ortakları ve kendisine karşı birleşen herkesi idamla cazalandırmıştı. Artık iktidarını güvence altına almışken, ilk projelerinden biri Babil şehrini yeniden inşa etmek şeklinde olmuştu. Şehrin kötülüğü ve İlahi olana saygısızlığı nedeniyle Babil tanrılarının iradesiyle yok edildiğini iddia eden resmi bir bildiri yayınlanmıştı. Bildiride hiç bir şekilde Kral Sanherib’den ve şehrin yıkılmasındaki rolünden bahsedilmiyor, ancak tanrıların Esarhaddon’u yeniden inşa için İlahi bir aracı olarak seçtiği açıkça belirtiliyordu:
Önceki bir hükümdarın salatanatı sırasında kötü bazı alemetler yaşanmıştı. Şehir tanrılarına hakaret edilmiş ve şehir tanrıların emriyle yıkılmıştı. Tanrılar, her şeyi olması gerektiğ yerine geri getirmek, öfkelerini yatıştırmak ve hiddetlerini dirdirmek üzere beni, yani Esherddon’u seçmişlerdir.
İmparatorluk Kral Esarhaddon döneminde gelişmişti. Asur Kralı Sanherib’in deneyip başaramadığı Mısır topraklarını başarıyla fethetmiş (Yunanlı tarihçi Herodot, Tarih Kitabı II.141 bölümüne göre tarla fareleri, savaştan önceki gece Sanherib okçu yayları tellerini, ok kılıflarını ve askerlerin kalkan kayışlarını yemişlerdir). Kral Esarhaddon, İmparatorluğun sınırlarını kuzeyde Zagros Dağlarına (günümüz İran) ve güneyde Nubia’ya (günümüzde Sudan) kadar, Levant bölgesini (günümüzde Lübnan’dan İsrail’e) ve Anadolu’yu da (Türkiye) kapsayan bir alana yaymıştı. Başarılı askeri seferleri ve hükümetin titizlikle yönetilmesi, tıp, okuma-yazma, matematik, astronomi, mimarlık ve sanat alanlarındaki ilerlemeler için istikrar sağlanmıştı. Tarihçi yazar Will Durant şöyle ifade etmektedir:
Asur, sanat alanında öğretmeni Babil’e denk düzeydeydi ve kabartma sanatında onu geride bile bırakmıştı. Asur, Kalakh ve Ninova’ya akan servetin teşvikiyle sanatçılar ve zanaatkârlar, soylular ve eşleri krallar ve saraylar, rahipler ve tapınaklar için her türden mücevher üretmeye başlamışlardı. Bu ürünler, Balawat’taki büyük kapılar üzerinde olduğu gibi ustalıkla tasarlanmış ve incelikle işlenmiş dökme metalden yapılmışlardı. Zengin oymalı ve pahalı ahşaplardan yapılmış ve metal aksamla güçlendirilmiş, altın, gümüş, bronz veya değerli taşlarla süslenerek üretilmiş lüks mobilyalardı (278).
Kral Esarhaddon, barışı güvence altına almak için Persler ve Medler ile vasal antlaşmaları imzalamış ve halefine önceden boyun eğmeleri şartını koşmuştu. Ayrıca, Esarhaddon’un annesi Zakutu (MÖ 728-668) MÖ 670 veya 668 yılında Nakia-Zakutu Sadakat Antlaşması imzalamıştı. Bu Antlaşmayla, Asur Sarayı ve bağlı topraklar, Asurbanipal’i kral olarak kabul etmeye ve saltanatını desteklemeye zorlanmıştı. Bu süreçte, Esarhaddon’un, MÖ 669 yılında, Mısır seferi sırasında ölmesi ve yönetimin son büyük Asur Kralı Asurbanipal eline geçmesiyle iktidar’ın kolayca el değiştirmesi sağlamıştı.
Asurbanipal (MÖ 668-627)
Asur Kralı Asurbanipal, Asur hükümdarları arasında en okur-yazar olanıydı ve günümüzde en çok Ninova Sarayında topladığı geniş kapsamlı kütüphanesiyle tanınıyor. Kral Asurbanipal, sanat ve kültür koruyucu kralı olurken, diğer yandan imparatorluğu güvence altına alma ve düşmanları sindirme konusunda düzenlediği başarılı seleflerinde acımasız da olabiliyordu. Akdamisyen tarihçi yazar Paul Kriwaczek şöyle bir açıklama getirmiştir:
Başka herhangi bir emperyalist, Kral Asurbanipal gibi, kendisi ve karısı bahçelerinde ziyafet çekerken gösterildiği süslemeli Saray mekânı için heykel siparişi verebilirdi? Elam Kralının kopmuş başı ve kopmuş eli, her iki taraftaki ağaçlardan korkunç Noel süsleri veya garip meyveler gibi sallanıyordu (208).
Elmalıları kesin bir yenilgiye uğratmış, babasının Mısır’ı fetih hareketini tamamlamış (Mısır daha sonra Asur egemenliğinden başarıyla kurtulsa da), imparatorluğu doğuya ve kuzeye doğru genişletmişti. Elam ülkesi, Asur imparatorluğu için uzun zamandan beri bir sorun teşkil ediyordu ve Kral Asurbanipal onları savaşta yenmişti. Elam Kralı MÖ 648/647 yılında ölmüş ve ülkesi taht kavgaları için farklı grupların savaşa girmesiyle iş savaşla bölünmüştü. Kral Asurbanipal, eski düşmanını nihayet olarak yenmek üzere bir fırsat yakalamış ve ordusunu Elam ülkesi üzerine seferber etmişti. Akademisyen tarihçi yazar Suasan Wise Bauer bu konuda şöyle bir ifade kullanmaktadır:
Elam şehirleri yakılarak yıkılmışlardı. Susa şehri tapınak ve sarayları yağmalanmıştı. Kral Asurbanipal, intikam almaktan başka bir amacı olmaksızın, hiçbir gerekçe göstermeden kraliyet mezarlarının açılmasını ve kemiklerinin esaret altına alma emrini vermişti 414).
Susa şehri MÖ 647 yılında yağmalanıp yakıldıktan sonra, Elamlılar kaşısında kazanılan zaferin kaydedildiği bir tablet bırakılmıştı:
Susa, büyük kutsal şehir, tanrıların, gizemlerin meskenini fethettim. Saraylarına girdim, gümüş ve altınlarını, malların ve servetin biriktirildiği hazinelerini açtım. Susa şehri zigguratını yıktım. Parıldayan bakır boynuzlarını kırdım. Elam tapınaklarını yok ettim; tanrılarını ve tanrıçalarını rüzgâra savurdum. Eski ve yeni krallarının mezarlarını yerle bir ettim, güneşe maruz bıraktım ve kemiklerini Asur diyarına gönderdim. Elam vilayetlerini yerle bir ettim ve topraklarına tuz ektim.
Taht üzerinde herhangi en ufak bir iddiası olan herkes yakalanıp köle olarak Ninova’ya gönderilmişti. Asur İmparatorluk politikasına uygun olarak bölge genelinde çok sayıda nüfusu başka yerlere iskân ettirilmiş, şehirleri boş, tarlaları ise çorak bırakılmıştı. Bu konuda tarihçi yazar Susan Wise Bauer şöyle yazıyor:
Kral Asurbanipal, Elam ülkesinin yıkılmasından sonra, şehirleri yeniden inşa etmedi. Vali atanmadı, harap olmuş şehirlerin hiçbirinde yeniden iskân uygulanmadı, bu yeni Asur vilayetini çorak bir araziden daha fazlası haline getirmek üzere hiçbir girişimde bulunulmadı. Elam ülkesi açıkta ve savunmasız kalmıştı (414).
Bu politikanın daha sonra bir hata olduğu anlaşılmıştı; Persler bir zamanlar Elam olan toprakları yavaş yavaş ele geçirmiş, şehirleri yeniden inşa edip güçlendirmeye başlamışlardı. Böylece geçen zamanla birlikte, Asur İmparatorluğunun yıkılmasına katkı sunarak yardımcı olmuşlardı.
Kral Asurbanipal’in Elam seferinden hemen önce, Babil’i yöneten kardeşi Shamash-shum-ukin isyan etmişti. Elamlılar ile gizlice ittifak kurmuş ve Asurbanipal hükümdarlığı sırasında Asur şehrini işgal etmelerini teşvik etmişti. Kral Asurbanipal, Babil üzerine yürümüş ve şehri dört yıl boyunca kuşatma altında tutmuştu.
O dönemden kalma kitabeler, Babil şehrini savunanların kapalı kaldıkları surların ardından neler çektiklerini şöyle anlatır: “Açlıktan dolayı, kaybettikleri oğulları ve kızlarının etini yediler”. Şehir düştüğünde, uzun süre hayatta kalabilenler Asur askerleri eliyle katledildiler ve Asurbanipal şöyle bir açıklama yazısı yazar: “Yaşayanların geri kalanlarını yok ettim, parçalanmış bedenlerini köpeklere, domuzlara, kurtlara, kartallara, gök kuşlarına, derinliklerdeki balıkara yedirdim”. Shamash-şum-ukin, yakalanmamak için sarayında kendisini ateşe verdi”. Kral Asurbanipal daha sonra Kandalu adlı bir Asur hükümet yetkilisini Babil tahtına geçirmişti.
Babil şehrinin kuşatma altına alınması ve Elam ülkesinin yıkılması ardından Kral Asurbanipal, en büyük ilgi alanlarından biri olan kitaplara yönelmişti. Geçmişi korumanın önemini fark ederek, egemenliği altındaki toprakaların her bir şehrine/kasabasına elçiler göndererek, o şehrin veya kasabanın kitaplarını almlarını veya kopyalamalarını, ardından da kraliyet kütüphanesi için Ninova’ya getirmeleri emrini vermişti.
Asur Kralı Asurbanipal, kitap toplayan ilk kral olmasa bile, böyle bir koleksiyonu öncelik haline getiren ilk kişi olmuştur. Asurbanipal’ın, hem Akad dili ve heme de Sümer dili çiviyazısını okuyabildiği iddia ediliyordu ve yazı koleksiyonu da çok geniş olmuştu. Tarihçi yazar Kriwaczek’e göre “Kral Asurbanipal, salt okuma yeteneğinin ötesine geçerek bütün yazı sanatlarında tam bir ustalık iddiasında bulunmuştur” (250). Kral Asurbanipal, kendi sözleriyle şunları iddia etmiştir:
Ben Asurbanipal, sarayda, Nabu’nun [öğrenme tanrısı], bilgeliğini kavradım. Yani her türden yazma sanatını. Kendimi hepsinin ustası yaptım. Sümer’in kurnaz tabletlerini ve doğru kullanılması zor olan karanlık Akad dilini okudum; tufandan önce yazılmış taşları okumaktan zevk aldım. Yazıcılık sanatının en iyilerini, benden önceki kralların hiçbirinin öğrenmediği eserleri, baştan ayağa kadar çareleri, kanonik olmayan seçimleri, zekice öğretileri [tanrılar] Ninurta ve Gala’nın tıbbi ustalığına dair her şeyi tabletlere yazdım, kontrol ettim, karşılaştırdım ve inceleyip okumak üzere sarayımda sakladım.
Tarihçi Kriwaczek ayrıca, Asur Kralı Asurbanipal’in çivi yazısıyla eser yazabildiğine dair somut gerçek kanıtlar bulunduğunu ve yazılarını “Asur Kralı Asurbanipal” olarak imzaladığı tabletlerden alıntı yaptığını belirterek, bu marfetin kralın boşuna övünmesi olmadığını belirtiyor. Ölümüne kadar kütüphanesinde, Gılgamış Destanı ve Babil Yaratılış Öyküsü Enuma Eliş de dâhil olmak üzere, Mazopotamya Edebiyatı en büyük şaheserlerinden bazılarının yazılı olduğu 30.000’den fazla kil tablet bulunuyordu.
Gerileme ve Düşüş
Kral Asurbanipal, imparatorluğu 42 yıl boyunca yönetmiş ve bu süre zarfında başarılı seferler düzenleyip etkili bir şekilde komuta etmiştir. Ancak imparatorluk sınırları çok büyümüş ve bölgeler aşırı vergilendirilmişti. Dahası, Asur İmparatorluk topraklarının genişliği, sınırlarının savunmasını zorlaştırıyordu. Ordu ne kadar kalabalık olsa da, her önemli kale veya karakolda garnizon bulundurmaya yetecek kadar asker yoktu.
Kral Asurbanipal’in MÖ 627 yılında ölümünün ardından imparatorluk dağılmaya başlamıştı. Hepsi de etkisiz hükümdar olan oğulları ve halefleri Ashur-etli-Ilani, Sin-Shar-Iskhun ve Ashur-uballit II tahta çıkmak üzere birbirleriye savaşa girmişlerdi. İmparatorluğu egemeliği altına almak için mücadele verirlerken, diğer yandan da imparatorluk yavaş yavaş elden çıkıyordu. Asur İmparatorluk yönetimi altında bulunan halklar bağımsızlık fırsatını yakaladıklarını görüp bağımsızlık elde etmişlerdi; bölgeler başarılı bir şekilde birer birer ayrılmaya başlamışlardı. Asur imparatorluk vatandaşı olmanın sağladığı bütün imkân ve lükslere rağmen, imparatorluk yönetimi tebaasınca aşırı sert olarak görülmüş ve eski vasal devletleri ayaklanmışlardı.
Babilliler, Persler, Medler ve İskitler’den oluşan bir koalisyon gücü (Ashur, Kalhu ve diğer Asur şehirlerin de dâhil olduğu) MÖ 612 yılında Ninova’yı yağmalamış ve yıkmıştı. Sarayın yıkılması, alevler içindeki duvarların Asurbanipal Kütüphanesi üzerine yıkılmasına neden olmuş, amaçlanan bu olmasa da, kil tablet kitapların sertleşip toprağa gömülmesiyle büyük kütüphane ve Asur Tarihi kayıtları korunmuş oldu. Tarihçi yazar Kriwaczek şöyle bir açıklama getirmiştir:
Böylece Asur’un düşmanları, Kral Asurbanipal’in ölümünden sadece 15 yıl sonra, MÖ 612 yılınd, Asur ve Ninova şehirlerini yerle bir etme amaçlarına ulaşamamışlardı: Asur Tarihini yok etmek (255).
Ancak büyük Asur şehirlerinin yıkımı o kadar kapsamlı olmuştur ki, imparatorluğun çöküşünden sonraki iki nesilden hiç kimse şehirlerin yerlerinin nerede olduğunu bilmiyordu.
Ninova harebeleri kumların altında kalmış, sonraki 2000 yıl boyunca da gömülü kalmıştır. Sargon Hanedanlığı, Asur imparatorluğunu siyasi ve askeri bir varlık olarak en yüksek başarı zirvesine taşımıştı, ancak daha sonra Roma’da olduğu gibi, imparatorluk toprakları, güvenlik sağlanamayacak kadar büyümüştü.
Tarihçiler, Kral Asurbanipal’ın Asur İmparatorluk yönetimine karşı ayaklanan Mısır’ı yeniden fethetmek üzere geri dönmemesi sebebinin bu geniş topraklar olabileceğini ileri sürmüşlerdir; imparatorluğun etkili bir şekilde yönetilemeyecek kadar büyük olduğunu anlamış olabilir. Asur imparatorluğunu bir arada tutabilen son kral Asurbanipal olmuştur, ancak oğulları daha iyi adamlar ve yöneticiler olsalar bile, imparatorluk çok daha uzun süre ayakta kalacak durumda değildi; çok büyümüş ve uçsuz bucaksız toprakların ağırlığı altında kalarak parçalanmıştı.
