Ur

Tanrıların Terk Ettiği, Kutsal Kitap Büyük Şehri
Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Nizamettin Karaben tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Ruins of Ur (by M.Lubinski, CC BY-SA)
Ur Şehri Harabeleri M.Lubinski (CC BY-SA)

Antik Ur Şehri, Güney Mezopotamya’da Sümer bölgesinde yer alan bir Şehir Devleti idi ve kalıntıları günümüz Irak’ta, Tel el-Mukayyer yöresindedir. Kutsal Kitap Tevrat anlatı geleneğine göre adını, ilk olarak orada yerleşim yeri kuran Ur adlı bir kişiden almıştır. Ancak, bu görüşe itiraz edenler de vardır. Antik Şehir, Kutsal Kitapta geçen bağlantıları ve eski bir ticaret merkezi olmasıyla da ünlüdür.

Antik Ur Şehrinin Kutsal Kitap Tevrat’ta geçen diğer bir bağlantı konusu ise, Şehrinden ayrılıp Kenan Diyarına yerleşen ata İbrahim ile ilgilidir. Bu iddiaya göre ata İbrahim evinin Mezopotamya’nın daha kuzeyine düşen, Harran şehri yakınlarında Ura adlı bir yerde olduğunu ve Kutsal Kitap, Tekvin Kitabında geçen anlatı yazarlarının iki mekânı karıştırdıklarını düşünen akademisyenlerce konu daha önce tartışmaya açılmıştır.

Antik Ur Şehri, Kutsal Kitapta geçen bağlantıları ne olursa olsun, dönemin Basra Körfezinde önemli bir liman kentiydi. Büyük bir olasılıkla Mezopotamya tarihinin Ubeyd Döneminde (MÖ 6500-4000) ilk olarak küçük bir köy şeklinde kurulmuş, MÖ 3800 yılında yerleşik bir şehir haline gelmiş ve MÖ 450 yılına kadar sürekli olarak yerleşim hareketi görmüştür. Antik Ur Şehri’nin Kutsal Kitapta geçen bağlantıları konusu şehri günümüzde de ünlü kılmıştır, bu anlatılar kaleme alınmadan çok önceden zaten önemli bir kent merkezi olup zamanında oldukça saygı görüyordu.

Erken Dönem ve Kazılar

İngiliz Arkeolog Sir Leonard Woolley, Antik Ur Şehri Sit alanı kalıntıları arasında, 1992 yılında, kazı yapıp “Büyük Ölüm Çukuru” (karmaşık mezar kompleksi) olarak adlandırılan Kraliyet Mezarları yerini keşfetmiş ve daha da önemlisi, Tekvin/Yaratılış Kitabında geçen anlatıya göre Büyük Tufan olayı kalıntılarını bulduğunu iddia etmesiyle Ur Şehri modern çağda yeni bir üne kavuşmuştur. Bu iddia daha sonra bir anlamda çürütülmüş olsa da destekçi bulmaya hala da devam ediyor.

Antik Ur Şehri, zamanında muazzam büyüklükte kapsam ve zenginlikte bir Şehir Devleti idi; büyük servetini Basra Körfezinde bulunan stratejik konumundan ve bu sayede İndus Vadisi Medeniyeti gibi uzak bölgelerle yapılan ticaretten elde ediyordu. Antik Ur Şehri Sit alanı kalıntıları bugünkü yeri, Dicle ve Fırat Nehirlerinin akışıyla alüvyon taşınması sonucunda meydana gelen toprak alan şehrin en parlak döneminde olduğu yere göre çok daha iç kesimlerde bulunuyor.

UR ŞEHRİ, DİCLE VE FIRAT NEHİRLERİNİN BASRA KÖRFEZİNE DÖKÜLDÜĞÜ KRİTİK BİR NOKTADA YER ALMASI NEDENİYLE BAŞINDAN BERİ ÖNEMLİ BİR TİCARET MERKEZİ OLMUŞTUR.

Antik Ur Şehri, Dicle ve Fırat nehirlerinin Basra Körfezine önemli bir noktada yer alması nedeniyle daha ilk başından itibaren önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Antik Ur şehrinin erken dönemde büyük bir zenginliğe sahip olduğunu ve ahalisinin Mezopotamya diğer şehirlerinde yaşanmayan bir refah seviyesini yaşadığını yapılan arkeolojik kazılarla da doğrulamıştır.

Bölgede bulunan diğer büyük kent komplekslerinde olduğu gibi, Antik Ur şehri de muhtemelen ilk önce bir rahibin veya bir rahip-kralın yönettiği küçük bir köy olarak varlığına başlamıştır. Birinci Hanedanlık Dönemi Kralı Mesannepadda, yalnızca Sümer Kral Listesi ve Ur Şehri mezarlarında bulunan eserlerden bilinmektedir.

İkinci Hanedanlık Döneminde şehrin dört kralı olduğu bilinir; ancak bu krallarla ilgili, onların icraatları, başarıları veya bu döneme ait tarihi gelişmeleri hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor. Erken dönem Mezopotamya yazarları, ölümlülerin yaptıkları işlerini kaydetmeyi değerli görmemiş, insan başarılarını tanrıların arzu ve iradesiyle ilişkilendirmeyi tercih etmişlerdir. Antik Sümer şehri Uruk kahraman Kralı Gılgamış gibi kahraman veya Kiş Hanedanlığı Kralı Etana ya da Adapa Efsanesinde konu edinen krallar ile ilgili anlatıda olduğu gibi inanılmaz işler başaran figürler kayda değer bulunmuş, ancak ölümlü kralların saltanat dönemleri ile ilgili ayrıntılı bilgi konusuna gelince aynı düzeyde bir özen gösterilmemiştir.

Akkad’ın Kahraman Kralları

Bu durum, Mezopotamya çeşitli bölgelerine hükmeden Akkad Kralı Sargon’un (MÖ 2334-2279) ve Akkad İmparatorluğunun (MÖ 2334-2154) yükselişe geçmesiyle birlikte değişmişti. Kral Büyük Sargon, rahibe bir anne ve bir “tanrı”dan doğduğunu, sazdan bir sepet içinde Dicle Nehri suları üzerinden sürüklenirken Antik Sümer şehri Lagaş kralı hizmetkârı onu bulup aldığını ve tanrıça İnnana iradesiyle bilinmez bir dünyadan yükselerek bütün Mezopotamya’ya hükmeden bir hükümdar olduğunu iddia etmiştir. Bıraktığı kitabeler, kendisini takip edenleri, şayet kendilerine kral demeyi arzu ediyorlarsa, yaptıklarını yapmaya cesaretlendirmiş ve hayat hikâyesi, onun ölümünden yüzyıllar sonra bile bölge kâtipleri çabalarına kayda değer bir nitelik kazandırmıştır.

Akkadian Ruler
Akad Hükümdarı Sumerophile (Public Domain)

Torunu Kral Naram-Sin (hükümdarlık dönemi 2254-2218), kişisel propagandanın önemini iyi kavramış ve ülkesini dedesi dönemimden daha da ileri bir düzeye taşıdığını iddia ederek, hükümdarlığı sırasında kendisini tanrılaştırmıştır. Bunu yaparken, aynı zamanda, kendisinden sonra gelen krallar için de bir model oluşturmuştu. Kral Büyük Sargon ve Kral Naram-Sin, Akkad İmparatorluğu en güçlü hükümdarları olmuşlardı, imparatorluk yıkılıp dağıldıktan sonra bile adları efsaneleşmiş, icraatları örnek alınmaya değer hale gelmişti.

Antik Ur Şehri Üçüncü Hanedanlığı hükümdarları Akkad kahramanlarını yakından izleyip örnek almışlardır. Sümer tarihinin bu dönemi, UR III dönemi (yaklaşık MÖ 2112 -2004) olarak bilinir ve Antik Ur Şehir Devletinin en parlak seviyesine ulaştığı dönemindir. Günümüzde hala ziyaret edilebilen Antik Ur şehri Büyük Zigguratı, şehir kalıntılarının çoğu ve bulunan çiviyazısı tabletleri de bu döneme aittir.

Üçüncü Hanedanlık Dönemi en büyük krallarından ikisi; Kral Ur-Nammu (yaklaşık 2112-2094) ve oğlu Kral Ur-Şulgi (yaklaşık MÖ 2094-2046) bu dönemde hüküm sürmüşlerdir. Bu iki kral, kültürel ilerleme ve mükemmelliğe adanmış bir şehir topluluğu meydana getirerek Sümer Rönesans’ı olarak bilinen dönemin doğmasına öncüllük etmişlerdir.

Ziggurat of Ur (Artist's Impression)
Ur Ziggurat'ı (Sanatçının Gözünden) Mohawk Games (Copyright)

Ur-Nammu ve Shulgi: Sümer Rönesans’ı

Kral Ur-Namu, Babil Kralı Hammurabi kanunlarını yazmasından yaklaşık olarak 300 yıl önce, ülkesinin ilk kodlanmış hukuk sistemi olan Ur-Nammu Kanunnamesi’ni kaleme almış ve krallığını, adeta bir baba rolünü üstlenerek çocuklarını refaha ve sağlığa kavuşturduğu ataerkil bir hiyerarşiye göre yönetmiştir. Ur-Nammu döneminde Antik Ur Büyük Ziggurat’ı inşa edilmiş ve ticari faaliyetler geliştirilmişti. Sümerlilerin en çok ünlü oldukları sanat ve teknoloji konuları bu dönemde Antik Ur Şehir Devletinde teşvik edilip icra edilmiştir.

Bilim insanı tarihçi yazar Paul Kriwaczek, böylesine ataerkil bir yönetim sisteminin başarılı olabilmesi için halkın, tıpkı çocukların babalarını gördükleri gibi, yöneticilerini kendilerinden daha büyük ve daha güçlü olduğuna inanması gerektiğini gözlemlemiştir. Kral Ur-Nammu, bu amaç doğrultusunda, halkı mükemmelliğe ulaşma yolunda kendisini tebaasının önüne sermiş gibi görünüyor. Gutiler (Gutiyan) ile yapılan savaşta öldürülen Kral Ur-Nammu, “Ur-Nammu’nun Ölümü” başlıklı şiirde ölümsüzleştirilmiştir; Kral Ur-Nammu bu şiirde ölüler âlemi Kraliçesi Ereshkigal’in yeraltı dünyasında olduğu tasvir edilir.

Oğlu Kral Şhulgi, babasının icraat başarılarını aşmak üzere daha da ileri gitmişti. Bu icraatlarından bir örnek; halkı etkilemek ve kendisini babasından ayırmak amacıyla, Antik Dünya’nın Dini Başkenti Antik Nippur Şehri dini merkezi ile Antik Ur Şehir Devleti başkenti arasında 321,8 km (200 mil) mesafeyi, her iki şehirde düzenlenen festivale katılmak amacıyla bir günde koşmak suretiyle kat etmesi olmuştu. Bu üstün başarısı, ülkesinde krallık süresi boyunca okunan Şhulgi’ye Övgü Şiir’nde kutlanmıştı. Kral Şhulgi, babasının politikalarını sürdürmüş ve uygun gördüğü yerlerde daha da ileriye taşıyacak şekilde gelişme kaydetmişti. Okuryazarlığı öncelik haline getirmesi de dâhil olmak üzere, hükümdarlığı döneminde medeniyetin ulaştığı zirve nedeniyle Antik Ur Şehir Devleti Üçüncü Hanedanlığının en büyük kralı olarak kabul edilir.

Map of the Third Dynasty of Ur
Ur Üçüncü Hanedanlığı Haritası, MÖ 2050-1950 Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Kral Şhulgi, yolları daha da geliştirmiş, akan suyu olan yollar üzerinde hanlar kurmuş ve krallık topraklarında birçok yapının yenilenmesi ve de bazılarını yeniden inşa edilmesi emrini vermişti. Birçok inşaat projeleri arasında, modern dönem okuyucularının Kutsal Kitapta geçen Amoriler olarak bilinen Martu (ve Tidnum) diye tanımlanan barbar kabilelerini dışarda tutmak amacıyla Sümer bölgesi sınırında 250 km (155 mil) boyunca uzanan bir duvar da vardı. Oğlu, büyük torunu ve küçük torunu, Kral Şhulgi’nin yaptırmış olduğu duvarı korumuşlardı, ancak bu duvarı geçen zamanla, sınır bölgelerindeki kabileleri durdurmaya engel olamamıştı.

Duvar çok uzundu ve istikrarlı bir şekilde savunması yapılamıyordu; ayrıca her iki ucundan da güçlendirme yapılmadığı için işgal güçleri, duvarda gedik açarak bu engeli kolayca aşabiliyorlardı. Komşu Elam Krallığı güçleri MÖ 1750 yılında duvarı aşmış, Antik Ur Şehrini yağmalamış ve şehrin son kralını da esir almışlardı. Duvarın etrafında dolaşmayı çoktan başarmış olan Amoriler, Sümer halkıyla kaynaşmaya başlamış ve böylece Antik Ur Şehir Devletinin düşüşüyle birlikte Sümer kültürü de sona ermiştir. Şehrin gerileme ve çöküş olayı şehir ağıtları türünün bilinen en büyük şiirlerinden biri olan Sümer ve Ur Ağıtı’nda (MÖ yaklaşık 2000) ölümsüzleştirilmişti; bu şiirde Antik Ur Şehir Devletinin düşüşü tanrıların iradesine bağlanmıştır.

Ur Şehir Devletinin Çöküşü ve Kazılar

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ARAZİNİN AŞIRI KULLANIMI NEDENİYLE İNSANLAR MEZOPOTAMYA KUZEY BÖLGESİN VEYA GÜNEYE, KENAN DİYARINA DOĞRU GÖÇ ETMİŞLERDİ.

Eski Babil döneminde (MÖ yaklaşık 1894-1595) Antik Ur Şehri önemli bir şehir olarak kalmış, önemli bir öğrenim ve kültür merkezi olarak kabul edilmişti. Asurolog tarihçi yazar Wendolyn Leick’e göre, “Ur Şehir Devleti ‘varisleri’ Isin ve Larsa şehir kralları, harap olmuş tapınaklarını onararak Antik Ur Şehri tanrılarına saygılarını göstermeye hevesli olmuşlardır” (180). Daha sonra bölgeyi fetheden Kassit Kralları da aynı politikayı izlemiş, onların yolundan giden Asur hükümdarları da aynı şeyleri yapmışlardır.

Antik Ur Şehri, Pers Ahameniş İmparatorluğu Dönemi başlarında da (MÖ yaklaşık 550-330) yerleşim yeri olarak yaşamaya devam etmiş, ancak meydana gelen iklim değişikliği ve arazinin aşırı kullanımından dolayı giderek daha fazla insan Mezopotamya Kuzey bölgelerine veya Güney’e doğru, Kenan diyarına göç etmiştir (bazıları, daha önce belirtildiği gibi, ata İbrahim’in de göç edenler aralarında olduğunu iddia ediyorlar). Dönemin Basra Körfezinin, geçen zamanla birlikte, şehirden giderek daha Güney’e çekilmesinden dolayı Antik Ur Şehrinin önemi yavaş yavaş azalmaya başlamış ve en sonunda MÖ 450 yılı dolayında harabe haline gelmiştir.

İtalyan bir gezgin olan Pietro della Valle, 1625 yılında, bölgeyi ziyaret etmesine kadar olan zamanda söz konusu alan kumların altında gömülü kalmıştır. Gezgin Valle, tuğlalar üzerinde garip şekilde bazı yazılar keşfetmiş (daha sonra çiviyazısı olarak tanımlanan) ve bulunan eserler üzerinde bazı resimler olduğunu tespit etmişti; bu resimler daha sonra mülkiyeti tanımlamak veya mektupları imzalamak üzere kullanılan silindir mühürler olarak belirlenmiştir. Araştırmacı Arkeolog John George Taylor, British Museum adına, 1853-1854 yıllarında, bölgede bir kazı yapmış, kazılarda çok sayıda mezar kompleksini tespit etmiş ve bölgenin aslında bir Babil Nekropolü olabileceği sonucuna varmıştı.

Britanya Müzesi ve Pensilvanya Üniversitesi adına çalışan Arkeolog Sir Leonard Wolley Antik Ur Şehir Devleti harabeleri kazı çalışmalarını 1922 -1934 yılları arası dönemde gerçekleştirmişti. Arkeolog ve Mısırbilimci Howard Carter yönetiminde, Mısır’da, Krallar Vadisinde yürütülen kazı çalışmaları sırasında ünlü Tutankhamon Mezarı 1922 yılı, Kasım ayında keşfedilmişti. Ve Arkeolog Wooley de aynı derece de etkileyici bir buluntu keşfetmeyi umuyordu. Antik Ur şehrinde, Kraliçe Puabi (Shub-ad olarak da bilinir) mezarı ve hazineleri da dâhil olmak üzere on altı kral ve kraliçe mezarları ortaya çıkarılmıştı. Büyük Ölüm Çukuru olarak tanımlanan Wooley’in keşfi bu Çukur, gün yüzüne çıkarılanların en büyüğü olmuştur.

Wooley, kazılar sırasında altı silahlı muhafız ve 68 hizmetçi kadın bulmuştu. Kadınların saçlarında altın ve gümüş kurdeleler vardı, ancak bir kadın, uyku iksiri onu acı duymadan efendisiyle birlikte öbür dünyaya götürmeden önce bağlayamadığı kıvrılmış gümüş kurdeleyi hala elinde tutuyordu (Bertman, 36).

Arkeolog Sir Wooley, ayrıca şehrin savaşta düşmanlarına karşı kazandığı zaferi ve halkın barış zamanında yaşadığı şenlikleri kutlayan Antik Ur Şehri Kraliyet Sancağını da ortaya çıkarmıştı. Mısırbilimci Carter’ın Mısırda, Tutankhamon Mezarını keşfetmesindeki zaferini geride bırakma çabasında Sir Wooley de, Kutsal Kitapta geçen Büyük Tufan kanıtlarını Antik Ur Şehrinde bulduğunu iddia etmiştir. Ancak asistanı Max Mallowan’ın aldığı notlarda, bölgede yaşanan sel kayıtlarının hiçbir şekilde dünya çapında büyük bir tufan olayının yaşandığını desteklenmediği, alınan kayıtların daha ziyade, gayet açık bir şekilde, Dicle ve Fırat nehirlerinin neden olduğu mevsimsel düzenli sel hareketlerine daha uygun oldukları anlaşılmıştır.

The Standard of Ur
Ur Standardı (Ur Sancağı) Trustees of the British Museum (Copyright)

Sonuç

Arkeolog Sir Leonard Wooley’in kazı yaptığı zamandan bu yana Antik Ur Şehrinde yapılan daha geniş çaplı kazılar, Mallowan’ın aldığı notları doğrulayan nitelikte olup aksine olan ısrarlı inanışlara rağmen, Kutsal Kitapta geçen Büyük Tufan anlatısını destekleyen hiçbir kanıt Antik Ur Şehri kalıntıları arasında veya Mezopotamya’nın başka herhangi bir yerinde bulunamamıştır. Akademisyen yazar Stephen Bertman yine de şöyle bir açıklama getirmiştir:

Arkeolog Sir Wooley’in keşfi Antik Ur Şehri Kutsal Kitap anlatısı şöhret iddialarından arındırılsa bile, hala da Sümer altın çağının göz kamaştırıcı bir örneği olmaya devam ediyor. Orijinal enstrümanı lir artık eskisi gibi çalınmasa da, iç kulağımızla melodisini hala duyabiliyor gibiyiz (36).

Günümüzde Antik Ur Şehir Devleti, şehir kalıntıları, bölgede yaşanan sıkıntılar olanak verdiği sürece değerli eserler ortaya çıkmaya devam eden önemli bir arkeolojik alandır. Antik Ur Şehri Büyük Zigguratı, bir zamanlar büyük bir şehir olan Ur kerpiç kalıntıları üzerindeki ovalardan yükselir ve yazar Bertman’ın da belirtiği üzere, kalıntıları arasında yürürken, Antik Ur Şehri tanrılarının korudukları ve verimli tarlaların ortasında gelişen bir ticaret merkezi olduğu geçmişi yeniden yaşar gibi olursunuz.

Sorular & Cevaplar

Ur Şehri ne zaman kurulmuştur?

Ur Şehri MÖ 3800 yılı dolayında kurulmuştur.

Ur Şehri neden önemlidir?

Ur Şehri, Kutsal Kitap Tevrat’ta Hz İbrahim’in Kenan ülkesine göç etmeden önceki dönemde evi olarak geçmesiyle bilinir. Şehir, Kutsal Kitap anlatı zamanından önce de büyük bir ticaret ve kültür merkezi olarak da biliniyordu. Ayrıca, 1992 yılında yapılan kazılarda Büyük bir Ölüm Çukuru ve mezarlarda bulunan eserlerin keşfiyle de modern dönemde ün kazanmıştır.

Ur Şehri günümüzde nerededir?

Ur Şehri kalıntıları, ünlü Büyük Ziggurat da dâhil olmak üzere, günümüzde Irak’ta, Tel el-Mukayyer yöresinde bulunuyor.

Ur Şehri ne zaman ve neden terkedilmiştir?

Ur Şehri, yaşanan iklim değişikliği, Dicle ve Fırat Nehirleri alanlarının alüvyonla dolması ve doğal kaynakların aşırı bir şekilde kullanımı sonucunda çorak hale gelip MÖ 450 yılında terkedilmiştir.

Çevirmen Hakkında

Nizamettin Karaben
Tarih; Dinler Tarihi/Teopolitik; Siyasi Tarih; Sosyal Antropoloji; Mitoloji; Dilbilimi; Ekonomi Politik; Edebiyat konuları ilgi alanlarım.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2026, Ocak 29). Ur: Tanrıların Terk Ettiği, Kutsal Kitap Büyük Şehri. (N. Karaben, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-128/ur/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Ur: Tanrıların Terk Ettiği, Kutsal Kitap Büyük Şehri." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, Ocak 29, 2026. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-128/ur/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Ur: Tanrıların Terk Ettiği, Kutsal Kitap Büyük Şehri." tarafından çevrildi Nizamettin Karaben. World History Encyclopedia, 29 Oca 2026, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-128/ur/.

Reklamları Kaldır