Mandala

Joshua J. Mark
tarafından yazıldı, Şüheda Bulut tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Tibetan Mandala, Sera Monastery (by Kosi Gramatikoff, Public Domain)
Tibet Mandalası, Sera Manastırı Kosi Gramatikoff (Public Domain)

Mandala (Sanskritçe’de “daire” anlamına gelir), bir kişinin dikkatini ruhsal, duygusal veya psikolojik çalışmalara odaklamak için kullanılan geometrik bir sembol olarak tasarlanmış, yüksek düşünce ve derin anlamın sanatsal bir temsilidir. Bu görüntü, ilk olarak MÖ 1500 - 500 yılları arasında Hindistan’da Rig Veda adlı Hindu metninde ortaya çıkar.

Bu görüntü, günümüze kadar birçok farklı dönemde dünya çapındaki kültürler tarafından kullanılmıştır. Belirli bir mandalanın anlamının ayrıntıları, mandalayı oluşturan veya gözlemleyen bireye bağlıdır; ancak her kültürde mandalalar, bir bireyi veya topluluğu belirli bir anlatı etrafında odaklayarak içsel düşünceyi teşvik etme ve nihayetinde kişinin dünyadaki konumu ve amacı hakkında farkındalık kazandırma amacına, daha az ya da çok, hizmet eder. Bu farkındalık ise zihinsel huzur sağlar.

Bir mandalanın anlamı veya biçimi için kesin bir tanım yoktur ve olamaz da; çünkü mandala, dünyanın çeşitli kültürlerinde sanatta ve mimaride - bir biçimde ya da başka bir biçimde - ortaya çıkar. Daha önce belirtildiği gibi, terim ve buna eşlik eden görüntü ilk olarak Hindistan’da, Rig Veda’da ortaya çıkar; burada aynı zamanda eseri oluşturan kitapların adıdır. Ancak bu, mandalanın yazılı biçimdeki ilk görünüşüdür; son görünüşü değildir ve Rig Veda onun kökeni olarak düşünülmez, yalnızca ilk ifade biçimidir.

Mandala, Jainizm, Budizm ve Şintoizm inanç sistemlerinde meditatif bir araç ve ruhsal bir egzersiz olarak kullanılmış ve hâlâ kullanılmaktadır; aynı zamanda Pers sanatında, Mezopotamya’dan İştar Yıldız Sembolü (ve diğerleri) olarak, Orta Amerika mimarisinde ve Kızılderili sanatında, ayrıca İber Yarımadası ve Kuzey Avrupa’daki Keltler tarafından da kullanılmıştır. Bunlar, geçmişte veya günümüzde mandalayı kullanan kültürlerden sadece birkaçıdır.

Bu görüntü genellikle, gözlemcinin (veya yaratıcının) zihnini dış kenardan içe doğru yönlendirerek yaşamın anlamı ve amacı, evrenin doğası, Tanrı’nın özü ve gerçekliği, benliğin gerçek doğası, gerçekliğin temel biçimi, kozmolojik doğrular ve aslında kişinin yaşamındaki diğer tüm ruhsal, psikolojik veya duygusal yönler üzerinde derin düşünmeye sevk eden görüntülerle süslenmiş bir daire olarak tanımlanır.

Mandalanın bİr bİrey İçİn başka neyİ temsİl edebİleceğİ bİr yana, temelde düzenİ yansıtır ve bu düzenİn neredeyse kendİlİğİnden yaratılmış bİr görüntüsü olarak anlaşılır.

Daire en yaygın biçim olmakla birlikte, bir mandala aynı zamanda bir daireyi içine alan kare veya bir dizi daire, yalnız bir kare, bir görüntüyü (örneğin yıldız veya çiçek) çevreleyen bir daire veya bir daireyi içine alan dikdörtgen şeklinde de olabilir. Ancak mandalalar birçok farklı şekilde tanımlanır ve yalnızca bu geometrik şekillerle sınırlı değildir. Bunun en iyi örneği, bazı araştırmacılar tarafından bir mandala olarak kabul edilen Kelt Haçıdır.

Günümüzde, mandalanın anlamı ve amacı üzerine en kapsamlı ve çığır açıcı çalışmalar, ünlü İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung (1875-1961) tarafından başlatılmıştır; Jung, bu konuya birçok eserinde önemli ölçüde yer vermiştir.

Jung’a göre mandala, öz-anlayış ve öz-kabulün anahtarıdır; mandalalar yaratarak kişi kendini daha derinlemesine tanıyabilir, sağlıksız düşünce ve davranışlarını fark edebilir ve kendi gerçek varlığının merkezine yaklaşabilir; bu süreçte, psikolojik ve ruhsal görüşünü bulanıklaştıran ve sınırlayan benlik illüzyonlarını geride bırakır.

Jung’un çalışmaları, mandalanın dinsel olmayan kullanım olanaklarını ortaya çıkarmıştır; ancak o, mandalanın ruhsal gücünü ve kullanımını sürekli vurgulamıştır ve bu görüntüyü Batı’da popüler hâle getirmiştir. Günümüzde mandalalar, hem dini hem de seküler bağlamlarda dünya çapında yaygın olarak görülmekte ve özellikle stresi yönetmek için mandalayı kullananlar arasında önemli bir takipçi kitlesi kazanmıştır.

Hinduizmde Mandala

Mandalanın bir birey için başka neyi temsil edebileceği bir yana, temelde düzeni yansıtır - ister evrenin, ister bir ulusun, topluluğun veya bireyin düzeni olsun - ve bu düzenin neredeyse kendiliğinden yaratılmış bir görüntüsü olarak anlaşılır. Mandalayı boya veya tebeşirle çizen ya da renkli kum, iplik veya başka bir malzemeyle oluşturan kişinin, bu görüntüyü daha yüksek bir kaynaktan ürettiği düşünülür. Bu kaynağın mutlaka doğaüstü bir varlık olması gerekmez (bireyin kendi yüce benliği de olabilir), ancak başlangıçta kesinlikle öyle olduğu kabul edilirdi.

Hinduizm, mensupları tarafından Sanatan Dharma (“Ebedî Düzen”) olarak bilinir ve bahsedilen düzen, insan aklının kavrayamayacağı kadar güçlü bir doğaüstü varlık tarafından kurulmuş, sürdürülen ve aynı zamanda Evreni oluşturan bir düzendir. Antik geçmişin bir döneminde, Brahman, varoluşun ebedî gerçeklerini “konuştu” ve bu gerçekler, Hindistan’daki bilgelere derin bir meditasyon hâlindeyken “işitildi”. Bu bilgi shruti (“işitilen”) olarak kabul edildi ve Vedik Dönem’de (MÖ yaklaşık 1500 - 500) Vedalar yazıya geçirilene kadar sözlü olarak aktarıldı; Rig Veda’nın ise önce yazıldığı düşünülmektedir.

The Vedas (Rig-veda)
Vedalar (Rig-veda) BernardM (CC BY-SA)

Rig Veda, mandala olarak bilinen on kitaptan oluşur ve dinsel anlayış ve uygulamalarla ilgili 1.028 ilahiden 10.600 mısraya sahiptir. Brahman, insan anlayışının ötesinde kabul edildiği için, bu varlığın insanlara avatarlardan - kendi biçim ve yönlerinden - görünerek, tüm yaşamın kaynağıyla bağlantı kurmalarını sağladığı düşünülürdü.

Zamanla bu ideoloji, her bireyin içinde Atman olarak bilinen bir yüce benlik kavramını geliştirdi; Atman, Brahman’ın kutsal bir kıvılcımı olup, kişiyi tüm canlılarla ve Evrenin kendisiyle bağlar. Hayatın amacı, kişinin görevine (dharma) uygun olarak doğru eylem (karma) gerçekleştirmesi aracılığıyla Atman ile birliği sağlamaktır; böylece kişi, yeniden doğuş ve ölüm döngüsünden (samsara) kurtularak özgürlüğe (moksha) ulaşır.

Rig Veda, mandalaları aracılığıyla bu özgürlüğe ulaşma yolunda rehberlik sunar; izleyiciyi, algılanan gerçekliği sorgulamaya, illüzyonları reddetmeye ve benlik ile dünya hakkında gerçek bilgi ve bilgelik arayışına teşvik eder. Aslında Rig Veda’nın her kitabı bir mandaladır; çünkü anlayışın dış kenarından anlamın merkezine doğru yönlendirir.

Metni eşlik eden görüntüler - ve bu görüntüler, dünyanın en eski mandalalarıdır - Brahman tarafından alınan vizyonun doğruluğunu gösteren ilüstrasyonlar olarak hizmet etmiştir. Bu çalışma, mandala görüntüsünün temel kullanımını ortaya koymuş ve günümüze kadar devam eden bir gelenek başlatmıştır: aklı sıradan olandan yüce olana yükselten, kendi kendini eğiten bir araç olarak kullanımı.

Nastika Okulları

Vedik Dönem’in sonlarına doğru, MÖ yaklaşık 600 civarında, Hindistan’da ruhsal ve kültürel bir değişim yaşandı; bu durum, çeşitli düşünürlerin Hindu vizyonunu sorgulamasını teşvik etti. Veda’lar, rahipler tarafından Sanskritçe yazıldı ve okundu - halkın anlayamadığı bir dil - ve bu nedenle halk için din adamları tarafından yorumlandı.

Bu uygulamaya yönelik itirazlar, tüm inanç sisteminin geçerliliği konusunda soruların ortaya çıkmasına yol açtı ve böylece bazı felsefi okullar, ya ortodoks Hindu görüşünü destekledi ya da reddetti. Hindu düşüncesini destekleyen okullar astika (“var vardır”), Hindu düşüncesini reddedenler ise nastika (“yok yoktur”) olarak adlandırıldı. En bilinen nastika okulları Charvaka, Jainizm ve Budizmdir; bu üç okul da kendi sistemlerinde mandalayı kullanmaya başlamıştır.

Charvaka: Charvaka mandalası, okulun temel inancını temsil eder; buna göre yalnızca hava, toprak, ateş ve su olmak üzere dört elementin algılanabilir gerçekliği vardır. Charvaka, reformcu Brhaspati (MÖ yaklaşık 600) tarafından kurulmuştur; Brhaspati, tüm doğaüstü kavramları tamamen reddetmiş ve gerçeği belirlemenin tek yolunun doğrudan, kişisel deneyim olduğunu savunmuştur.

Charvaka mandalası, bunu her biri daha geniş bir dairenin içinde yer alan dört elementi gösteren bir görüntü olarak yansıtır. Bu mandala, kişinin materyalizme ve insan durumunun maddi gerçeğine olan inancını güçlendirmeyi amaçlar; zihnin, daha yüksek güçler veya yaşamın başka anlamları üzerine spekülatif düşüncelere kaymasını engeller ve yalnızca kendi zevkini sürdürmeyi ve gözlemlenebilir dünyayı tek gerçeklik olarak kabul etmeyi teşvik eder.

The Four Elements
Dört Element Mana Lesman (Copyright, fair use)

Jainizm: Jainizm, bilge Vardhamana (daha çok Mahavira, MÖ yaklaşık 599-527) tarafından açıklanmıştır. Genellikle Jainizm’in kurucusu olarak anılsa da, mensupları onu 24. tirthankara (“geçit inşa edici”) olarak tanır; varoluşun yanılsamalı doğasını fark eden ve kendilerini (ve ardından başkalarını) samsara döngüsünü kıran sıkı bir ruhsal disipline uyarak özgürlüğe kavuşturan uzun bir aydınlanmış ruhlar zincirinin bir parçasıdır.

Jainler, aynı hedefe ulaşma umuduyla bu disipline uyarlar. Jain mandalaları, bu yolu ve disiplini, dairenin merkezinde yer alan Mahavira (veya önceki bir tirthankara) ve onu çevreleyen giderek genişleyen kareler içinde çeşitli tanrısal ruhlar (devalar) veya yaşam koşullarının tasvirleri aracılığıyla gösterir. Bir Jain mandalasının ayrıntıları değişiklik gösterse de, genellikle Mahavira merkezde yer alır ve gözlemci, görüntüyü dikkat dağıtan ve yanılsamaya neden olan dış kenardan, Mahavira tarafından ortaya konan merkezi gerçeğe doğru izlemesi için davet edilir. Gözlemci, derin bir tefekkür hâlinde, böylece Jain yolunun bir tür ruhsal haritasıyla donatılmış olur.

Vardhamana Mahavira
Vardhamana Mahavira Jules Jain (CC BY-NC-SA)

Budizm: Budizm, Siddhartha Gautama (Buda, MÖ yaklaşık 563 - 483) tarafından kurulmuştur. Buda, insanların sürekli değişen bir dünyada kalıcı varlık hallerine takılarak yaşamda acı çektiğini fark etmiştir. Aydınlanmasının ardından, kalıcılık arzusu ve kaybetme korkusundan uzaklaşmayı, ayrıca ruhu samsara’nın sonsuz acısına hapseden varoluşun gerçek doğası hakkındaki cehaletten kurtulmayı teşvik eden bir ruhsal disiplin öğretmiştir. Ona göre, Dört Yüce Gerçek ve Sekiz Katlı Yol, kişiyi nirvana özgürlüğüne ulaştıracaktır.

Onun samsara döngüsünü, yani Oluş Çarkı’nı anlatan çizimi, ruhun cehalet, arzu ve korku yoluyla nasıl acı çektiğini gösteren bir mandaladır; öğretileri ise kişiye bu çarkın döngüsünden nasıl kaçılacağını gösterir. Budist mandalaları, diğer düşünce okulları kadar çeşitlidir ancak kişiye Budist vizyonunun görsel bir temsilini sunar. Bu vizyon, Buda’nın merkezde yer alması, Budist kozmolojisinin tasviri, Sekiz Katlı Yol boyunca ilerlemenin gösterimi veya Buda’nın yanılsamadan aydınlanmaya yolculuğunun anlatısı gibi birçok biçim alabilir. Budistler bazen mandalayı renkli kumla oluşturur, eseri titizlikle yapar ve ardından her şeyin geçiciliğini kabul ederek silerler.

Tibetan Sand Mandala
Tibet Kum Mandalası Lisette Barlow (CC BY-NC-ND)

Bu üç okulun tamamı, mandalayı yaşamın doğası ve kişinin içindeki konumu hakkındaki vizyonlarını pekiştirmek için kullanmıştır; ancak zamanla - hatta belki de en başından itibaren - mandala, kendi yaşamını ve gücünü geliştirmiştir. Denildiğine göre, mandalayı yaratma eylemi, kişiyi anlattığı hikâyeye ve ortaya koyduğu gerçeğe doğru yönlendirmiştir. Başka bir deyişle, kişi bir resmi bilinçli olarak çiziyormuş gibi değil, mandalayı daha derin veya yüce bir kaynaktan “alıyor” gibidir.

Jung ve Mandala

Carl Jung, mandalanın bu yönünü Batı’da ilk keşfeden kişiydi ve kullanımını popüler hâle getirdi. Otobiyografisi Anılar, Rüyalar, Düşünceler’de, mandala ile 1918-1919 civarında yaşadığı erken deneyimini şöyle anlatır:

İlk Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yavaş yavaş karanlıktan çıkmaya başladım… Her sabah bir deftere, o sıradaki iç durumuma karşılık geldiği görünen küçük dairesel bir çizim, bir mandala çizdim. Bu çizimlerin yardımıyla, psikolojik dönüşümlerimi günden güne gözlemleyebiliyordum… Ancak mandalanın gerçekten ne olduğunu ancak zamanla keşfettim: “Oluş, Dönüşüm, Ebedî Zihnin ebedî yeniden yaratımı”. Ve bu, eğer her şey yolunda giderse uyumlu olan, ama kendi kendini aldatmalara tahammül edemeyen benlik, kişiliğin bütünlüğüdür. Mandalalarım, bana her gün yeniden sunulan, benliğin durumu hakkında kriptogramlardı… Mandalaları çizmeye başladığımda, her şeyin, izlediğim tüm yolların, attığım tüm adımların tek bir noktaya, yani merkeze geri döndüğünü gördüm. Mandalanın merkez olduğunu bana gittikçe daha açık hâle geldi. Mandala, tüm yolların temsilcisidir. Merkeze, bireyselleşmeye giden yoldur. (195-196)

Jung’un burada ifade ettiği kavramlar, özünde Rig Veda mandalaları ve daha sonraki nastika okullarının mandalalarında sunulanlarla aynıdır. Mandala, biçimi ne olursa olsun, bireyi benliği, başkalarını, çevresel koşulları ve daha geniş deneyim dünyasını ilişkilendirerek kendini keşfetmeye teşvik eder. Mandalanın merkezinde Hindu tanrısı Ganeşa (engel kaldırıcı), elementler, Mahavira, Buda veya bir lotus çiçeği yer alıyor olsun, kişi hayattaki yolunu, yaptığı seçimleri ve bunların sonuçlarını, ayrıca neyi farklı veya aynı yapabileceğini düşünmeye yönlendirilir.

Tibetan Star Mandala
Tibet Yıldız Mandalası Poke2001 (CC BY-SA)

Jung’un, Hindistan’ın eski inanç sistemleriyle aynı kavramları ifade etmesi şaşırtıcı değildir; birincisi, bu sistemler hakkında iyi bilgi sahibiydi, ikincisi ise kendi adlandırmasıyla Kolektif Bilinçdışına olan inancıydı. Kolektif Bilinçdışı, bir türün tüm üyeleri tarafından bilinçdışı düzeyde paylaşılan evrensel bilgi yığınıdır. Jung, örneğin, piramit biçiminin temas etmeyen eski birçok kültürde neden ortaya çıktığını, Bilge Adam, Hilekar, Yaşam Ağacı, Büyük Anne, Gölge gibi belirli arketiplerin eski kültürlerin sanatında, edebiyatında, kutsal metinlerinde ve mimarisinde birbirlerinden bağımsız olarak neden göründüğünü açıklamak için bu Kolektif Bilinçdışı’na atıfta bulunmuştur. Jung aynı şekilde, mandalanın da bir arketip olduğunu düşünüyordu; çünkü gözlemci, derin bir düzeyde, bu görüntüyü dönüşüm ve değişimin, kurulmuş düzenin ve kişinin içindeki yerinin güçlü bir sembolü olarak doğal şekilde tanıyordu.

Sonuç

Dünyanın farklı kültürleri ne kadar çeşitli görünürse görünsün, mandala - bir biçimde ya da başka bir biçimde - neredeyse hepsinde ortaya çıkar. Jung, mandalayı “düşünce aracı” olarak tanımlar (Archetypes, 356) ve tam bireyselleşmeye ulaşmak, kendini tanımak ve kendisi olmak için dıştan - dış dünyadan - merkeze - benliğe - doğru ilerlemenin evrensel ruhsal ve psikolojik önemini vurgular. Mandalanın dış kısmında tasvir edilen unsurlar, benliğin parçalarıdır; tıpkı gözlemciyi merkeze çeken diğer unsurlar gibi. Ancak dikkatin asıl çekildiği ve doğal olarak hareket ettiği nokta merkezdir. Jung şöyle yazar:

Merkez noktasının enerjisi, kişinin kendisi olma yönündeki neredeyse karşı konulamaz dürtü ve istek olarak kendini gösterir; tıpkı her organizmanın, koşullar ne olursa olsun, doğasına özgü biçimi alması için yönlendirilmesi gibi. Bu merkez, ego olarak değil, eğer öyle ifade edilebilir ise, benlik olarak hissedilir veya düşünülür. (Archetypes, 357)

Mandala, Tevrat ve Tanah’ın kapaklarında yer almış, Hristiyan azizlerinin başlarını çevreleyen ışık halkasıyla tasvirlerinde ve diğer Hristiyan ikonografilerinde sıkça görülmüş, Kuran’ın kapaklarını süslemiş ve camilerin tavanlarındaki renkli ve karmaşık desenlerle zihni yüceltmiştir. Kuzey ve Güney Amerika yerlileri de mandalayı kullanmış; bunu ya bir tanrının veya evrenin doğrudan temsili olarak, ya ruhsal bir yolculuğu veya zihinsel durumu simgelemek için, ya da rüya kapanı olarak bilinen dairesel halka tasarımıyla kötü ruhları uzaklaştırmak için yapmışlardır.

Japonya’daki Şinto dini mandalaları aynı paradigmayı takip eder ve mandalalar, kötü şansı ve lanetleri defetmek için kullanılan “nazar boncuğu” tasvirleriyle öne çıkan Yunan eser ve tasarımlarında da görülür. Antik Keltler, mandalaya karşılık gelen, çeşitli desenlerle süslenmiş daire içinde daireyi kullanmış, antik Mezopotamyalılar da tanrılarının sembollerinde benzer bir uygulama yapmıştır. Indus Vadisi Uygarlığı halkının sabun taşı mühürleri, Mezopotamya silindir mühürleri ile kullanım açısından karşılaştırılır ve bir tür mandala olarak da değerlendirilebilir; çünkü bu mühürler, dikkatin çekildiği merkezî bir görüntü ve çevresinde daire içine alınmış semboller içerir.

Mandala, binlerce yıldır insan deneyiminin bir parçası olmuştur; ancak 1960’larda Jung’un eserlerinin popülerleşmesi ve özellikle 1970-1980’lerde, Jung’dan etkilenen bilim insanı Joseph Campbell’ın çalışmalarının yaygınlaşmasıyla birlikte, mandala görüntüsünün önemi Batı’da çok daha geniş biçimde fark edilmiştir. Ruhsal merkezler, yoga dersleri, yas terapisi danışmanları ve daha pek çok kurum ile meslek grubu, mandalayı danışanlarına veya öğrencilerine yardımcı olmak için kullanmaktadır.

Yetişkinler için mandala boyama kitapları en çok satanlar arasındadır ve stresi azaltmadaki etkileri ile tanınır; aynı nedenle mandalalar, ofislerde poster veya tablo olarak da giderek daha sık görülmektedir. Örneğin bir diş hekimi ofisine girerken duvardaki mandalaya kişinin nasıl tepki vereceği tamamen bireye bağlıdır; ancak bu görüntü, kişinin sakin kalmasını, var olan düzeni fark etmesini ve iç huzuru bulmak için merkeze odaklanması gerektiğini hatırlatmak amacıyla oradadır.

Sorular & Cevaplar

Mandala nedir?

Mandala, bir kişinin dikkatini ruhsal, duygusal veya psikolojik dönüşüme odaklamak için tasarlanmış, yüksek düşünce ve derin anlamın sanatsal bir temsilidir.

Mandala ilk olarak nerede ortaya çıktı?

Mandala, ilk olarak MÖ 1500 - 500 yılları arasında Hindistan’ın Rig Veda metinlerinde ortaya çıkar.

Bir mandala her zaman daire midir?

Bir mandala genellikle bir daire şeklindedir, ancak bir daireyi içine alan kare, bir dizi daire, yalnız bir kare veya bir lotus çiçeği, yıldız ya da Buda tasviri gibi bir görüntüyü çevreleyen bir daire şeklinde de olabilir. Mandala herhangi bir biçimde ortaya çıkabilir ve onu çizmenin “doğru” bir yolu yoktur.

Mandala’yı modern çağda kim popüler hâle getirdi?

Modern çağda mandala, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung (1875-1961) tarafından popüler hâle getirilmiştir.

Çevirmen Hakkında

Şüheda Bulut
Şüheda Bulut, tarihe ve uluslararası konulara ilgi duyan bir tercümanlık öğrencisidir. Dünyayı anlamaya, insanları bir araya getirmeye ve merakını bilgiye dönüştürmeye heveslidir.

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Joshua J. Mark, *World History Encyclopedia*’nin kurucu ortaklarından ve İçerik Direktörüdür. Daha önce Marist College (NY)’de tarih, felsefe, edebiyat ve yazı dersleri vermiştir. Ayrıca kapsamlı seyahatler yapmış ve Yunanistan ile Almanya’da yaşamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2025, Ekim 01). Mandala. (Ş. Bulut, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-12127/mandala/

Chicago Formatı

Mark, Joshua J.. "Mandala." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, Ekim 01, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-12127/mandala/.

MLA Formatı

Mark, Joshua J.. "Mandala." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, 01 Eki 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-12127/mandala/.

Reklamları Kaldır