Şehit

Rebecca Denova
tarafından yazıldı, Şüheda Bulut tarafından çevrildi
tarihinde yayınlandı
Translations
Sesli Versiyon Yazdır PDF
Martyrdom of Saints Cosmas and Damian (by Antonio Balestra, Public Domain)
Aziz Cosmas ve Aziz Damian Şehitliği Antonio Balestra (Public Domain)

Şehit, dini veya dünyevi bir dava uğruna gönüllü olarak hayatını feda eden kişidir. Kelime, Yunancadaki “tanık” anlamından gelir ve mahkemede, karşılaşılacak risklere rağmen inançlarını veya gerçeği tanıklık eden kişi ile ilişkilidir. Bu nedenle, şehitlik, bir insanın yapabileceği en büyük fedakârlıklardan biri olarak kabul edilir.

Şehitlik unvanı ve statüsü, kişinin veya olayın toplum tarafından hikâyelerde ve anıtlarda anılmasıyla verilir. Şehitlik, çoğunlukla egemen bir sosyal veya dini dünya görüşü ya da baskıcı bir hükümet karşısında ortaya konur. Batı geleneğinde, şehitler ve şehitlik kavramı, soylu ölümlere dair Greko-Romen hikâyelerinden (kahraman kültleri), MÖ 167’deki Yahudi Makabe İsyanı’ndan ve Roma tarafından Hristiyanların zulmünden türetilmiştir.

Soylu Ölümün Antik Kavramı

Antİk Yunan, kahraman kültlerİ kavramını gelİştİrmİştİr; bu kültlerde, ölen bİreyler apoteoz yoluyla, yanİ ölümünden sonra tanrılaştırılarak anılırdı.

Gönüllü ölüm eylemi, yani intihar, antik çağda asla kınanmamıştı; ancak ölümün gerekçesi onurlu ve gerekli bir neden olarak tartışılmıştır. Sosyal hafıza, ölümden sonraki yaşamın temel kavramlarından biriydi; hafıza olmadan varlık da yoktur. Felsefi okullarda, soylu ölümün örneği, öğrencisi Platon tarafından aktarılan Sokrates’in (MÖ 469-399) hikâyesidir. Sokrates, Atina’da gençleri yozlaştırmak suçlamasıyla yargılanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Arkadaşlarının kaçma planlarına rağmen Sokrates, Atina’dan kaçmayı reddetmiş ve kaderini kabul etmiştir. İlektri içmesi, kendi kaderinin kontrolünün kendisinde olduğunu, Atina hükümetinde olmadığını göstermiştir.

Antik Yunan, kahraman kültleri kavramını geliştirmiştir; bu kültlerde, bireyler ölümlerinden sonra tanrılaştırılır (apoteoz). Hayatta büyük işler başarmış olanlar, ölümden sonra Elysion Alanları’nda tanrılar arasında yer alarak ödüllendirilirdi. Tanrı Herakles/Herkül, bu kültün bir örneğiydi. İnsanlar, kahramanların iddia edilen mezarlarının bulunduğu yerlere hacılar olarak gider ve onlardan çeşitli yararlar için dilek dileyebilirdi. Roma, bu fikri benimsemekte yavaş davranmış, ancak İkinci Pön Savaşı’nda (MÖ 218-201) Hannibal’i yenen Scipio Africanus gibi büyük generalleri onurlandırmanın popüler bir yolu hâline gelmiştir.

Makabe İsyanı

Büyük İskender’in (MÖ 336-323) ölümünden sonra, Suriye, hüküm süren Seleukos İmparatorluğu tarafından kurulmuştur. MÖ 167’de, IV. Antiochus Epiphanies (MÖ 175-164), Yahudilerin geleneklerini uygulamalarını yasaklayarak emsalsiz bir adım atmıştır. Hasmonean ailesi yönetiminde Yahudiler isyan etmiş ve Yunanları yenmiştir. Makabe İsyanı olarak bilinen bu hikâye, günümüz kutsal kitaplarında, iki antlaşma arasına yerleştirilen dört kitapta anlatılmaktadır. 2. Makabiler, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için temel hâline gelen birkaç yeniliğin şablonunu oluşturmuştur. Hikâyede, Yunan tanrılarına tapmayı reddettikleri için yedi oğlunun işkence görüp idam edilmesine tanık olmak zorunda kalan Hannah adlı bir anne anlatılmaktadır.

Martyrdom of the Seven Maccabee Brothers and Their Mother
Yedi Makabi Kardeş ve Annelerinin Şehitliği Dirck Vellert (Copyright)

“Şehit” terimi, ilk kez, ölümü tercih etme gerekçelerini “tanıklık” olarak açıklamak amacıyla ortaya atılmıştır. Her oğul ölmeden önce bir konuşma yapmış ve ülkenin günahları uğruna öldüğünü iddia etmiştir. Ülke günah işlemiş olmalıydı, yoksa Tanrı Yunanlıların onları ezmesine izin vermezdi; bu, bir tür ilahi disiplin olmalıydı. Ölümcülerin ölümleri, Tanrı’ya bir kurban, bir kefaret (bir ihlali örtme veya düzeltme) ve doğru olanların doğruluğunun tescili olarak anlaşılır. Kendileri inançları uğruna ölmeye memnun olduklarını belirtmişlerdir; çünkü Tanrı’nın onları dirilteceğini (Yunanca: anastasis, İngilizce: resurrection) biliyorlardı. İşte bu, şehitliğin ödülünün kaynağıdır; hem beden hem ruh anında Tanrı’nın huzuruna alınır.

İmparatorluk Kültü ve Hristiyanların Zulmü

MÖ 44’te Jül Sezar’ın suikastından sonra, varisi Augustus (MÖ 27-MS 14) Roma’da onun cenaze oyunlarını düzenlemiştir. Kısa bir süre sonra bir kuyruklu yıldız görülmüş ve halk, Sezar’ın artık tanrılar arasında olduğunu iddia etmiştir. Roma Senatosu, halkın talebine uyarak Sezar’ı resmi olarak tanrılaştırmış ve böylece tapınılabilir hâle getirmiştir. Tanrılaştırılan Sezar için tapınaklar ve rahiplikler oluşturulmuştur. Augustus, bu fikri Roma kültüne (Roma’nın kişileştirilmesi) genişletmiş; bu kült, imparatorluk ailesinin onurlandırılmasını da kapsıyordu (artık ilahi atalara sahip olduklarını iddia edebiliyorlardı). Augustus öldüğünde, Senato tarafından o da tanrılaştırılmıştır.

MS 1. yüzyılın sonunda, Vespasian (MS 69-79)’ın ikinci oğlu Domitian (MS 82-96), genellikle imparatorların ölümüne yol açan tüm eski politikaları yeniden uygulamıştır. Hızla hazineden geçerek gelir elde etmenin yollarını ararken, babasının MS 66’daki Büyük Yahudi İsyanı sonrası Yahudi vergisini tazminat olarak emrettiğini hatırlamıştır. Ancak görünüşe göre, bu Yahudi vergisinin Roma ve eyaletlerde toplanması ihmal edilmişti.

Hristiyanlar, Makabe şehİtlerİnİn hİkâyesİnİ benİmsemİştİr; İnançları uğruna ölen herkes, anında Tanrı’nın huzuruna alınarak ödüllendİrİlİrdİ.

Roma’daki gecekondulara baskın yapan Praetoryan Muhafızları, kendilerinin Yahudi olmadıkları (yani sünnetli olmadıkları) için vergi ödemek zorunda olmadıklarını iddia eden Hristiyanlarla karşılaşmıştır. Etnik Yahudilere, Jül Sezar tarafından Roma’nın devlet kültlerine uymamak gibi bir ayrıcalık tanınmıştı; ancak bu yeni grup kafa karıştırıcıydı. Bu Hristiyanlar, Yahudilerle aynı Tanrı’ya tapıyor, Yahudi kutsal metinlerine saygı gösteriyor, fakat etnik Yahudi değillerdi. Yahudiler gibi, Hristiyanların da Roma İmparatorluğu’nun geleneksel tanrılarına tapmaları yasaktı, bu durum imparatorluk kültünü de kapsıyordu. Bu muhtemelen, Hristiyanlara yönelik zulmün Roma İmparatorluğu’nda başlamasının en önemli nedenidir.

İmparatorluğun devlet kültlerine katılmayı reddetmek, “ateizm” yani tanrılara inanmamak olarak görülüyordu. Tanrılar, Roma İmparatorluğu’nun refahından sorumlu olduğundan, inançsızlık ve katılmamak antik çağda vatana ihanetin eşdeğeriydi. Vatana ihanet her zaman ve her yerde ölüm cezasıyla sonuçlanırdı. Bu yüzden Hristiyanlar arenalarda idam ediliyor ve “Hristiyanlar aslanlara!” ifadesi kullanılıyordu. Hristiyanlar, Makabe şehitlerinin hikâyesini benimsemişti; inançları uğruna ölen herkes anında Tanrı’nın huzuruna alınarak ödüllendirilirdi. Hristiyan geleneğinin erken dönemlerinde, inananların İsa Mesih’i taklit ederek hareket etmesi için bir şablon oluşturulmuştur.

Kim benim öğrencim olmak istiyorsa, kendi benliğini inkâr etmeli, kendi çarmığını almalı ve beni izlemelidir. Çünkü kim kendi yaşamını kurtarmak isterse, onu yitirecek; ama kim benim ve müjde uğruna yaşamını yitirirse, onu kurtaracaktır. (Markos 8:34-35)

A Christian Dirce
Hristiyan Dirce Franciszek Stolot (CC BY-SA)

312 yılında Konstantin’in Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra, Hristiyanlık yasal bir din haline geldi; bu da onların Senato’dan toplanma iznine sahip oldukları anlamına geliyordu. Şehitlik fırsatları sınırlıydı. Bunun yerine, manastır hayatına yönelen yeni erkek ve kadın toplulukları (MS 3-4. yüzyıllar) yaşayan şehitler haline geldiler. Manastırlar, kendilerini duaya ve çölde çileci bir yaşama adamak için toplumdan çekildiler. Normal bir hayatı (evlilik ve çocuk sahibi olmayı) Tanrı’ya feda etmişlerdi.

Antik Yunan’daki kahraman kültlerine benzer şekilde, Hristiyanlar artık erken dönem Hristiyan şehitlerinin mezarlarına hac yolculukları yapmaya başladılar. Şehitlerin artık cennette oldukları düşünüldüğünden, dünyevi faydalar için onlara bir aracı olarak dileklerde bulunulabiliyordu. Çektikleri eziyetlerin ve ölümlerinin ayrıntılarına dair efsanevi hikâyeler, inananların yararına şehitlik öyküleri (martyrology) olarak kurgulandı. Bu gelenek, Orta Çağ’da azizler kültüne dönüştü ve Orta Çağ Kilisesi’nin önemli bir yönü haline geldi.

Yahudilik

Erken dönem hahamlar, kişinin kendi hayatına son vermesi konusunda ölçütler geliştirdiler. Hayat korunmalıydı; çünkü emirler yaşamak için verilmişti, onlar uğruna ölmek için değil. Hem özel hem de kamusal davranışlar, kiddush ha Shem yani “Tanrı’nın adının kutsanması”nı yansıtmalıydı. Hayatı korumak için günlük Yahudi ritüellerini çiğnemek caizdi. Bunun üç istisnası vardır (genellikle bir zulüm döneminde):

  1. Birini öldürmeye zorlanmak,
  2. cinsel ahlaksızlık,
  3. putperestlik (Sanhedrin 74a risalesi)

İslam

Aynı şehitlik kavramı, Yahudilik ve Hristiyanlıktaki gibi, İslam’a da Hz. Muhammed (570-632) tarafından aktarılmıştır. Şehit (şahid) kelimesi “tanık” anlamına gelir, fakat aynı zamanda İslam’daki cihat (“mücadele”) kavramıyla da ilişkilidir. Kur’an, iki düzeyde cihat öğretir. En önemlisi, kişinin Tanrı’yla ilişkisine odaklanan, İslami kavram ve ritüellerin günlük pratiği olan içsel mücadeledir. İkinci cihat ise İslam inancını savunma mücadelesidir. Bu ikinci cihat, radikal İslamcı gruplar tarafından benimsenmiş ve inançlarını savunma iddiasıyla başkalarına karşı şiddeti meşrulaştırmak için kullanılmıştır.

Battle of Karbala by Al-Musavi
Al-Musavi’nin Kerbelâ Olayı Abbas Al-Musavi (CC BY)

İslam’da şehitler, öldükleri kıyafetlerle defnedilirler ve özel bir yere sahip olacakları Cennet’e doğrudan götürülürler. Ayrıca İslam, bu hayatta acı çekenlere de şehitlik mertebesi tanır; örneğin kanser hastaları gibi.

Modern Şehitlik

Modern şehitlik anlayışları arasında, seküler şehitler olarak bilinen, yani sosyal veya siyasi bir dava uğruna ölmeye razı olan kişiler de vardır. Modern şehitlere örnek olarak Abraham Lincoln, Dietrich Bonhoeffer, Gandhi ve Martin Luther King Jr. gösterilebilir. Asker cenazeleri de şehit cenazelerine uygun şekilde yapılır; çünkü onlar hayatlarını Tanrı ve vatan için vermişlerdir. Diğer dünya dinlerinde de benzer bir anlayış vardır; kültürel ya da devlet baskısının kurbanları da şehit olarak kabul edilir.

Bibliografya

World History Encyclopedia, Amazon Associate üyesidir ve uygun kitap satın alımlarından komisyon kazanır.

Çevirmen Hakkında

Şüheda Bulut
Şüheda Bulut, tarihe ve uluslararası konulara ilgi duyan bir tercümanlık öğrencisidir. Dünyayı anlamaya, insanları bir araya getirmeye ve merakını bilgiye dönüştürmeye heveslidir.

Yazar Hakkında

Rebecca Denova
Rebecca I. Denova, Ph.D. Pittsburgh Üniversitesi Dini Araştırmalar Bölümü'nde Erken Hıristiyanlık alanında fahri profesörüdür. Yakın zamanda "Hıristiyanlığın Kökenleri ve Yeni Ahit" (Wiley-Blackwell) isimli bir ders kitabını tamamlamıştır.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Denova, R. (2025, Eylül 29). Şehit. (Ş. Bulut, Çevirmen). World History Encyclopedia. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11533/sehit/

Chicago Formatı

Denova, Rebecca. "Şehit." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, Eylül 29, 2025. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11533/sehit/.

MLA Formatı

Denova, Rebecca. "Şehit." tarafından çevrildi Şüheda Bulut. World History Encyclopedia, 29 Eyl 2025, https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-11533/sehit/.

Reklamları Kaldır